‘Allahın veli kulları’ olarak etiketlenmiş yazılar

DSC_0684 Fuad Yusufoğlu Ravda-i Mutahhara (Medine)

Ravda-i Mutahhara (Medine)

Ali Rıza (Radiyallah-u anhu);

On iki İmâm’ın “sekizincisi”. Muhammed Cevâd Taki’nin babasıdır. Nesebi; Ali Rıza bin Mûsâ Kâzım bin Ca’fer-i Sadık bin Muhammed Bâkır bin Ali Zeynel Ağabeydin bin Hüseyin bin Ali Ebi Tâlib (r.anhüm) dir.

153 (M. 770) senesi Rabi-ül-âhir ayının onbirinci Perşembe günü, Medine-i münevvere’de doğdu. 203 (M. 818) senesi Ramazan-i şerif’in yirmibirinci Perşembe günü elli yaşında iken Tûs (Meşned) de vefat etti.

Namazını halife Me’mûn kıldırdı. Me’mûn, İmâm-i Ali Rıza hazretleri (r.a.) ni çok sever ve sayardı. Kerimesini (kızını) nikah edip, İmâmi kendine damat yaptı. Yerine halife olmasını emir ve ilan edip, paralara ismini yazdırdı. Fakat, İmâm önce vefat etti.

Bâyezid-i Bistâmi ve Ma’ruf-i Kerhi hazretleri (r.anhüm) İmâmın sohbeti ile şereflenip kemâle geldiler.

Künyesi, babasının künyesi gibi Ebü’l Hasan’dır.

Mûsâ Kâzım hazretleri;

-“Ona kendi künyemi bağışladım.” Buyurmuşlardır. Lâkabı Rızâ’dır.

Babasına dediler ki;

-“Hâlife Me’mûn ondan razı olduğu için mi oğlun Ali’yi “Rıza” diye çağırıyorsun?”

Cevabında;

-“Hayır, Allah-u Teâlâ ve Resûlü (s.a.v.) razı oldukları içindir.” Buyurdu.

O’na uyanlar ve muhalifleri de ondan razıydı.

İmâm-i Mûsa Kâzım (r.a.) ın üstün talebelerinden bir şöyle anlattı;

-“Bir gün İmâm-i Mûsâ Kâzım (r.a.) “Mağrib (Fas) tüccarlarından gelen oldu mu?” diye sordu.”

Bizler;

-“Bilmiyoruz.” Dedik.

O da;

-“Gelmiştir.” Buyurdu.

Atlara binip gittik.

-”Orada cariye satan bir Mağrib’li vardı. Bize yedi tane cariye gösterdi. İmâm hazretleri hiçbirini kabul etmedi. Bir tane daha olduğunu, hasta olduğu için göstermediklerini öğrendik.”

Hazret-i İmâm bana;

-“Yarın gel. Ne kadar ücret isterse kabul edip o cariye’yi al.” Buyurdu.

Ertesi gün Mağribli’nin yanına vardım;

-“Dün isteyip da hasta olduğu için göstermediğimiz cariyeyi istiyorum.” Dedim.

Mağrib’li yüksek bir fiat söyleyip;

-“Daha aşağı olmaz.” Dedi.

Ben de;

-“O fiyata kabûl ettim.” Dedim.

Mağribli tüccar bana;

-“Bunu kimin için alıyorsun?” diye sorunca

Ben;

-“Dünkü beraber geldiğimiz zat için.” Dedim.

Tüccar;

-O kimlerdendir?. Dedi.

Ben;

-“Beni Hâşim’dendir.” Deyince

Mağribli tüccar, bu cariye hakkında şöyle anlattı;

-“Ben bu cariyeyi Mağrib’ın uzak beldesinden aldım.”

Bir kadın bana;

-“Bu cariyeyi kimin için aldın?” dedi.

Ben de;

-“Kendim için aldım.” Diye söyleyince,

O kadın;

-“Hayır! Bu senin olacak bir cariye değildir! Bu cariye, yeryüzünün en kıymetli zatınındır! Bunların bir çocuğu olur. O büyüyüp yetişince, yeryüzünün en âlimi olacaktır.” Dedi.

Daha sonra cariyeyi Mûsâ Kâzım (r.a.) a getirdim. Bu cariye’den İmâm-i Ali Rızâ (r.a.) dünyaya geldi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Ali Rıza hazretleri (Radiyallah-u anhu) nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC_0692  Fuad Yusufoğlu Ravda-i Mutahhara

Ravda-i Mutahhara şerif (Mmediane)

Mûsâ Kâzım (Radiyallah-u anhu);

Eshab-i Kiram’ın sohbetinde bulunmakla şereflenen Tabiin devrinin yüksek âlimlerinden ve evliyanın büyüklerinden. On iki İmâm’ın yedincisidir. Ca’fer-i Sadık (r.a.) ın oğlu, İmâm-i Ali Rıza (r.a.) nın babasıdır.

Resulullah efendimiz (s.a.v.) ın torunu olup, Hazret-i Ali (r.a.) ile Hazret-i Fâtima (r.anha) ın evlatlarındandır. Hazret-i Hüseyin (r.a.) in çocuklarından olduğu için “Seyyid” dir.

Asıl adı, Musa bin Ca’fer-i Sadık bin Muhammed Bâkır bin Ali Zeynel Abidin bin Hüseyin bin Ali bin ebi Tâlib’dir.

Künyesi, “Ebül-Hasan” ve “Ebû İbrahim’dir. Kâzım, Sabır, Sâlih, Emin… gibi birçok lakabları vardır. En meşhuru “Kâzım”dır. Hilminin (yumuşaklığının) çocukluğundan, kendisine kötülük yapanlara dahi kızmayıp bağışladığından, gazabına hâkim olduğundan “Kâzım” lakabı verilmiştir.

İmâmlığı yirmibeş sene üç ay sürmüştür. Erkek çocukları, Ali Rıza, Zeyd, İbrahim, Ukeyl, Hârun, Hasan, Hüseyin, Abdullah Ekber, Abdullah Asgar, Muhammed, Ahmed, Ca’fer, Yahya, İshak, Abbas, Ebül Kâsım, Hamza, Abdurrahman Kâsım, Ca’fer-i Ekber, Ca’fer-i asgar (r.anhüm) dır.

Kızları ise onsekizdir. Her biri zamanın en çok ibadet edenleri ve kerimeleri idiler.

Annesi cariye idi. Adı; “Humeyde-i Berberiyye” dir. Mekke ve Medine arasında bulunan “ Ebvâ” denilen yerde 128 (M. 745) senesinde Safer ayının yirmiüçüncü Pazar günü doğmuştur. 186 (M. 802) senesinde, Bağdad’da hapishânede iken vefat etti. Bağdad’ın on kilometre kuzeybatısında “Kazimiyye” mahallesinde defin olunmuştur.

Bu mahalle Dicle nehrinden beş kilometre içerdedir. Büyük ve çok süslü bir türbesi ve hemen yanında büyük bir cami vardır. Müslümanların en çok ziyaret ettiği türbelerden biridir. İmâm-i A’zam hazretleri (r.a.) nin türbesi de Dicle kenarındadır.

Mûsa Kâzım hazretleri yüksek bir âlim ve büyük bir evliyadır. Din bilgilerinde ictihad derecesine yükselmişti. Her ilimde imâm, üstâd, büyük bir rehberdi. Çok ibadet ederdi. Geceyi hep namazla geçirirdi. Bu hallerinden dolayı, kendisine “Salih kul” adını verilmişlerdi.

Tasavvuf ilminde, ehl-i sünnet’in gözbebeğidir. Bu ilme ait ma’rifetleri, isyteyen müslümanların kalblerine akıtan bir kaynaktır.

Resulullah efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in üç vazifelerinden biri de, Tasavvuf ma’rifetlerini bilgilerini öğretmek ve kalblere yerleştirmekti.

Bu vazifeyi;

Kendisinden sonra dört halifesi tam olarak yerine getirdiler. Dört halifeden sonra İslamiyet her yere yayılmış ve Müslümanların sayısı çoğalmıştı. İslâm âlimleri, Resulullah (s.a.v.) ın vazifelerini yerine getirmekte aralarında vazife taksimi yaptılar.

Kelâm (akaid, imân) bilgilerini “mütekellimin” adı verilen âlimler yaydılar, öğrettiler. Fıkıf ya’ni amel, ibadetleri ve işleri öğreten âlimlere “Fukaha” denildi. Tasavvuf bilgilerini de on iki imâm ve diğer tasavvuf âlimleri öğretip kalblere akıttılar.

On iki İmâm’ın her biri, ehl-i sünnet i’tikadındaki Müslümanların gözbebeği olmuştur. Onları ve bu aileye mensub olanların hepsini sevmeyi, dünya ve ahret saâdetlerinin sermayesi bilmişlerdir.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Mûsâ Kâzım hazretleri (Radiyallah-u anhu) nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC01648  Faud Yusufoğlu Girnavas mevki-i (Nusaybin)

Girnavas mevki-i (Nusaybin)

Musa bin Mâhin el Mardin’i ez-Zuli;

Evliyanın büyüklerinden. Hicri altıncı asırda yaşamış olup, Abdulkâdir Geylâni hazretleri (r.a.) nin talebelerindendir.

Hocası, onun yetişip, büyük bir evliya olacağını daha önceden müjdelemiş,

-“Ey Bağdad halkı, yakında öyle biri gelecek, öyle bir güneş doğacak ki, öyle birisi daha size gelmedi.” Demiştir

-“O zat kimdir?” denilince,

Mûsâ bin Mâhin olduğunu işaret etmiştir. Hocalarının huzuruna geleceği zaman, Abdülkâdir Geylâni hazretleri (r.a.) nin karşılamak için gönderdikleri tarafından, çok uzaklarda karşılanmıştır.

Abdülkâdir Geylâni hazretleri (r.a.) nin huzuruna girince, kalkıp onu kucaklamıştır. Allah-u Teâlâ ona çok ihsanda bulunmuş, gayblar âleminin sırlarına kavuşturmuştur. Çok kerametleri görülmüştür. Herkes heybetine ve faziletine hayran olmuş, onu sevmiştir.

Âlimler ve evliya zatlar onun sohbetlerine devam etmiştir. Irak’ta pek çok kimse ondan icazet almışlardır. O, duâ’sı kabul edilen büyük bir evliya idi.

Gözleri kör olan bir kimseye duâ etse, Allah-u Teâlâ’nın izniyle körün gözleri açılırdı. Fakira duâ etse, zengin olur, bir kimseye bereket için duâ etse, bereket’e kavuşurdu. Hastaya duâ etse, sıhhate kavuşurdu.

Oğlu Amed Mardini (r.a.), babasından naklen onun hakkında şöyle anlatmıştır.

-“O Peygamber efendimiz (s.a.v.) i çok görür, hallerinde hep Resulullah (s.a.v.) a uyardı. Bir kadın, dört aylık çocuğunu O’na getirdi. Çocuğa duâ edince, çocuk yürümeye başladı. İhlas suresini çocuğa okuyup ona da oku deyince, çocuk gayet açık bir şekilde İhlas suresini okudu. Bu telkinden dolayı, gayet güzel bir fesahate (ifade güzelliğine) kavuşmuştur. Bu hali uzun müddet devam etti.

Musa bin Mâhin hazretleri (r.a.) vefat ettiğinde, o çocuk otuz yaşına girmiş olduğu halde, aynı fesahatle konuşuyordu.

Mûsa bin Mâhin hazretleri (r.a.) Mardin’de yerleşmiş ve orada vefat etmiştir. Kabri Mardin’de olup, ziyaret edilmektedir.

Cenazesi kabre konulduğunda, kabirde kalkıp, namaz kılmıştır. Kabri birden genişlemiştir. Defn etmek için kabre inenler, bu hali görünce bayılmışlardır.

İslam âlimleri ansiklopedisi

Açıklama;

(Ömer (r.a.) nın soyundan olan ve Ömer’i de denilen Mûsa bin Mahin (r.a.) yöre halkı arasında “Sultan Şeyh mus” olarak da meşhur olmuş Mardin-Diyarbakır yolu güzergahı üzeri, Mardin’den takriben 10-15 kilometre uzaklıkta bulunan “Şeyhan” köyünde metfundur.)

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri duâ’sı çok çok müstecab olan Mûsa bin Mahin (Sultan şeyhmus) radiyallah-u anhu’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Bor-e Veysike (Nusaybin)

İbn-i Semmâk (Radiyallah-u anh)- 2

Yine İbn-i Semmak (r.a.);

-“Amelsiz ilim peşinde koşanın misalı şeytandır. KENDİSİNİ MAKAM, MEVKİ ARZUSUNDA KAPTIRANIN MİSALİ FİRAVUN’DUR. Yani; Makam korkusundan iman etmemiştir.”

Sözleriyle âmelsiz ilim sahiblerini ve makam, mevki peşinde koşanların halini haber vermiştir.

İbn-i Semmak (r.a.) Buyurdu ki;

-“Allah-u Teâlâ’nın emirlerine itaat etmenin faydaları, sadece yüzleri nurlandırıp güzelleştirmek, kalblere sevgisini yerleştirmek, vücud a’zalarını kuvvetlendirmek, nefse emniyet bahşetmek ve insanlara karşı şehadetinnin kabulüne vesile olmak gibi faydalardan ibaret bile olsa; Günahlardan elçekip Allah-u Teâlâ’ya yönelmek için yine kafi gelirdi. Günahlar ise yüzü çirkinleştirmek, La’netle anılmaya sebep olmak, nefsin kendine güvenini artırmak ve sehadetin (şahitliğin) düşmesi.. gibi zararlardan başka zararı olmasa bile kişiye yeter de artar bile. Allah-u teâlâ; her itaat eden kuluna itaatin sevincini, her isyan edene de isyanın hüzünü tatmaları için çabucak alametler verir.”

Muhammed ibn-il Hasan, Rukbe’ye vali tayın edildiğinde ona nasihat olarak yazdığı mektubta buyurdu ki;

-“Her halinde takva üzere ol, Allah-u Teâlâ’nın ni’metlerine şükret ve O’ndan kork. Nİ’METE ŞÜKRETMEK; GÜNAH İŞLEMEMEKLE OLUR. Muhakkak her ni’mete bir delil (hüccet) ve mes’ûliyet vardır. Hüccet, delil o ni’metin Allah-u Teâlâ tarafından verilmiş olmasıdır. MES’ÛLİYETİNE GELİNCE; O Nİ’MET OLDUĞU HALDE GÜNAH İŞLEMEMEKTİR. Allah-u teâlâ sana afiyet versin. İşlediğin günahları ve yaptığın kusurları affetsin.”

İbn-i semmak (r.a.), Harun reşid’in bulunduğu bir meclise geldi ve Eshab-i Kiramı (aleyhimürrıdvan) ve hazreti Ebû Bekir (r.a.), Hazreti ömer (r.a.) ve Hazreti Osman (r.a.) yı şu sözlerle medh etti.

-“Allah-u Teâlâ’ya hamd olsun, Resulullah (s.a.v.) salat ve selam olsun. Sonradan gelenlerden (Yani Eshab-i Kiram -r.a.- dan olmayanlar) bin tanesi, Eshab-i Kiramdan en aşağıda olanın derecesine yaklaşamaz. Onlar (Ya’ni Eshab-i Kiram) Allah-u Teâlâ’nın azabından emin oldular. Babalarımız ve dedelerimiz de iman edip, kılıç korkusundan emin oldular.”

-”Ya Ebâ Bekir (r.a.); Sen Allah-u Teâlâ’ya kulluk ve itaatte öyle bir dereceye ulşatın ki, Allah-u Teâlâ Kur’an-i Kerimde seni MEDH-Ü SENA EDİYOR. Ya Ömer (r.a.), Sen bir halife, emir değil, Müslümanların babasısın. Ya Osman (r.a.), sen mazlum olarak, günahsız olarak şehid edildin ve defnedildin. Sen olgunluk yaşında idin. Ama küçük bir çocuk gibi (günahsız) vefat ettin.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri İbn-i Semmak hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Bor-e Beşire Mecido (Girnavas civarı)

İbni Semmâk (radiyallah-u anh);

Va’z etmekte eşsiz bir hadis âlimi. Zamanının imâm-i, insanların makbulü, güzel hikmetli söz ve beyan sahibidir.

İsmi Muhammed bin Semmak el-Kufi, künyesi Ebül-Abbas’dır. İbni Semmak diye meşhur olmuştur. Çok ibadet eden ve zahid (dünyaya kıymet vermeyen) bir insandı.

Sözleri ve va’zlarının çoğu toplanmıştır. Ayrıca Hişam bin Urve (r.a.), A’maş (r.a.) ve bir kısım hadis âlimlerden hadis dinlemiştir.

Ahmed Bin Hanbel (r.a.) ve zamanındaki bir çok hadis âlimi kendisnden rivayette bulundu.

Harun Reşid zamanında Bağdad’da geldi. Orada bir müddet kaldı. Sonra Küfe’ye döndü. Küfe’de 183 (M. 799) yılında vefat etti.

Vefat etmeden önce;

-“Allah-u teâlâ’ya itaat etmediğin zaman (azabından) kork. O’na isyan etmedikçe de (rahmetini) bekle.” Buyurdu.

Muhammed bin Semmak (r.a.) yaşayışı ve hikmetli sözleriyle, binlerce insanın Allah-u Teâlâ’nın razı olduğu yola kavuşmasına sebep olmuştur.

Hiristiyan bir genç iken, İbn-i semmak (r.a.) dan işittiği sözlerden kalbinde iman nuru parlayan Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) yi İmâm-i Ali Rıza (r.a.) ya götüren ve orada iman etmesine sebep olan İbn-i Semmak (r.a.) dır.

Çok tevazu sahibi olup, kendisini herkesten aşağı görürdü.

-“Tevazuun en üstünü, kendini hiç kimseden üstün görmemektir.” Buyururdu.

İbn-i Semmak (r.a.), bildiklerini, öğrendiklerini yerine getiren Allah’ın sevgili bir kuluydu.

Bir defasında va’zında;

-“İçinizde nice Allah-u Teâlâ’yı hatırlatan kimseler vardır ki, kendileri Allah-u Teâlâ’yı unutmuşlardır. Yine öğleleri vardır ki, Allah-u Teâlâ’nın yasak, haram kıldığı şeylere karşı cüretkar oldukları halde (Yanı haram işledikleri hale) başkalarını Allah-u teâlâ’ya yaklaştırmaya çalışırlar. Yine sizden öyleleri vardır ki, kendileri Allah-u Teâlâ’dan kaçtıkları halde, insanları Allah-u Teâlâ’ya çağırırlar.” Diyerek,

İlmiyle âmil olmayan, bildikleriyle âmel etmeyen ve böylece gaflet içinde kalan kimselerin halini dile getirmiştir.

Yine İbn-i Semmak (r.a.);

-“Amelsiz ilim peşinde koşanın misalı şeytandır….

Devam edecek…

<<<İbn-i Semmak (r.a.) nın bir başka yazısı>>>

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri İbn-i Semmak hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Çağ-çağ Barajı (Nusaybin)

Hasan-i Basri (Radiyallah-u anh);

Tabiinin en büyüklerinden. Adı el-Hasan ibni Ebil-Hasan Yesar el Basri’dir. 21 (M.641) senesinde Medine’de doğdu. Bu sırada Hazreti Ömer (r.a.) halife idi. 110 (M.728) 88 yaşında iken bir Cuma’ günü Basra’da vefat etti.

Babası; Eshab-i Kiramdan Zeyd bin Sabit (r.a.) kölesi Ca’ferdir. Annesi, Peygamberimiz (Sallallahu alyehi ve selem) in hanımlarından Hazreti Ümmü Seleme anamız (r. Anha) ın cariyesi idi.

Oğulları Hasan-i basri (r.a.) doğunca azâd edildikleri rivayet edilmektedir. Ümmü Seleme anamız (r.a.) ın evine gidip hizmetinde bulunan annesi, bu hizmetleri sırasında çocuğunu (Hasan-i Basri) da yanında götürüyordu.

Bir iş için dışarı çıkınca yalnız kalan küçük Hasan’ı Hazreti Ümmü Seleme anamız (r.anha) kucağına alarak bağrına basıp ona dua ediyor, hatta oyalamak için emzirdiği de oluyordu. Hazreti Ümmü Seleme anamız (r.anha) nin ihtiyar olduğu halde sütünün gelmesi ile, Hasan-i Basri (r.a.) o’nun sütünü emmiştir.

Böylece büyük bir berekete ve bu bereket sebebiyle de Ni’metlere kavuşmuştur.

Medine’de bulunduğu sırada ilimde önemli bir unsur olan Arapçayı iyice öğrendi. Oniki On üç yaşlarında iken Kur’an-i Kerimi ezberledi. Birçok önemli hadiselere şâhid oldu.

Eshab-i Kiram (r.a.) ın büyüklerinden, Hazreti Osman bin Affan (r.a.) Hazreti Ali Eb-i Talib (r.a.),Hazreti Abdullah bin Abbas (r.a.) ve daha bir çok Eshab-i kiram (radiayallah-u anhüm) ile görüştü.

Görüştüğü Eshab’ın sayısı 120 veya 130 kişi civarındadır. Medine mescidinde Hazreti Osman (r.a.) ın hutbelerini dinledi.

Hasan-i Basri (r.a.) onbeş yaşından sonra medine’den Basra’ya gitti. Orada Eshab-i Kiram’dan İbn-i Abbas (r.a.), Enes Bin Mâlik (r.a.), Abdurrahman ibn-i Semura (r.a.), Semura ibn-i Cundeb (r.a.), iyad ibn-i Hımâr (r.a.), Ma’kıl ibn-i Yesar (r.a.) ve EL-Esvad İbn-i Seri (r.a.) gibi büyüklerin derslerine ve sohbetlerine devam etti.

Bundan sonra Abdurrahman ibn-i Semura (r.a.) komutasındaki orduyla Sicistan’a giden Hasan-i Basri (r.a.) ilmi çalışmalarının yanında fetih ordularına da katıldı.

Yine İbn-i Ziyad Horasana vali olunca onunla birlikte Horasan’a gitti. On sene kadar, süren faaliyetleri sırasında da bir çok sahaba-i Kiram (r.a.) la görüştü. onlardan ilim öğrendi. Ve rivayetlerde bulundu.

Daha sonra Basra’ya dönüp, orada bulunan Sahab-i’lerden ve tabiinin büyükleri (r.anhüm) den ders almaya devam etti. Böylece Eshab-i Kiram (r.a.) in Peygamberimiz Efendimiz (sallallahu alayehi ve selem) den naklen bildirdiği itikad, İman, Zahır ve Batın ilimlerini iyice öğrendi. Ve yetişti.

İlimde, Rivayetlerine çok başvurulan âlimlerden oldu. İlim aldığı kaynağın sağlamlığı ve Asr-i Saadete yakınlığı sebebiyle ilimde çok yüksek seviyeye ulaştıktan sonra fetva vermeye ve talebe yetiştirmeye başladı.

İlimdeki şöhreti, ahlakı, ders vermedeki üstünlüğü her tarafa yayıldı. Derslerine ve va’zlarına pek çok insan toplanırdı. Hatta sohbetlerinden istifade etmek için gelenlerle evi dolup taşardı.

O zamanın devlet adamları da ilminden istifade etmek için ona başvururlardı. Bir müddet Basra Kadılığı yaptı.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Hasan-i Basri hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Geliye Şam’e -Navale- (Nusaybin)

Annesi:

-“Seni Allah-u Teâlâ’ya emanet ettim. Kendini O’na ver.” Dedi.

Bundan sonra Bayezid (r.a.), kendini Allah-u Teâlâ’ya verdi. Emirlerinin hiç birisini yapmakta gevşeklik göstermedi. Ama annesinin hizmetini de ihmal etmedi. Annesinin küçük bir arzusunu, büyük bir emir kabul edip, her durumda yerine getirmeye çalışırdı. Çünkü Allah-u teâlâ’nın emri de böyle idi.

Sağok ve dondurucu bir kış gecesi idi. Annesi yattığı yerden oğluna seslenip su istedi. Bayezid-i Bıstamı (r.a.) hemen fırlayıp su testisini almaya gitti. Fakat testide su kalmamış olduğundan çeşmeye gidip, testiği doldurdu. Buzlarla kaplı testi ile annesinin başına geldiğinde, annesinin tekrar uykuya dalmış olduğunu gördü. Uyandırmaya kıyamadı. O halde bekledi.

Nihayet annesi uyandı ve:

-“Su, su” diye mırıldandı.

Bayezid (r.a.), elinde testi bekliyordu. Şiddetli soğok te’siri ile eli donmuş parmakları testiye yapışmış idi.

Bu hali gören Annesi:

-“Yavrum, testiği niçin yere koymuyorsun da elinde bekletiyorsun?” dedi.

Bayezid-i Bıstamı (r.a.):

-“Anneciğim uyandığınız zaman, suyu hemen verebilmek için testi elimde bekliyorum.” Dedi.

Bunun üzerine Annesi:

-“Ya Rabbi! Ben oğlumdan razıyım. Sen de razı ol!” diye can-ü gönülden dua etti.

Belki de annesinin bu duası sebebiyle, Allah-u Teâlâ ona evliyalığın çok yüksek mertebelerine kavuşmağa ihsan etti.

İstanbul’a geldiği, papazların bir toplantısında bulunduğu ve aralarında yüzlercesinin imanla şereflenmesine vesile olduğu rivayet edilmektedir.

Menkibeleri, kerametleri ve hikmetli sözleri meşhurdur.

Nakledildiğine göre;

Bayezid-i Bıstamı (r.a.) hocalarından birinin huzurunda bulunuyordu.

Hocası:

-“Şu rafdaki kitabı getir.” Dedi.

Bayezid (r.a.):

-“Hangi rafdaki kitabı istiyorsunuz efendim?” dedi.

Hocası:

-“Bunca zamandır buraya…

Devam edecek

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Sultan-ül arifina olan bu mubarek Bayezid-i Bistmaı yüzü suyu hürmetine Günahlarımızı afv eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu