‘Dünya sevgisi’ olarak etiketlenmiş yazılar
Ebû Musa’l Eş’ari (Radiyallah-u Anh)- 6
03 Temmuz 2009Mescid-i Kuba (Medine-i Münevvere)
Ebû Musa’l Eş’ari (Radiyallah-u Anh)- 6
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki;
-“Ümmetim, rahmet olunmuş, bir Ümmettir. ahrette onlar için azab yoktur. Allah-u Tâlâ onların cezalarını, zelzele ve kargaşalıklar gibi şeylerle, acele olarak dünyada verir. Kıyamet günü olduğu vakit ümmetimden her birinin yerine Yahudilerden biri getirilir ve Cehenneme atılır.”
Birgün Peygamberimiz (s.a.v.) Ebû Musa el-Eşâri (r.a.) ye;
-“Cennet hazinelerinden (ve diğer rivayette) arşın altındaki hazinelerden bir hazineye seni irşad edeyim mi?”
Ebû Musa el-Eşâri (r.a.);
-“Evet Ya Resulallah irşad buyur.” Demesi üzerine
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem);
-“La havle vela kuvvete illa billah de” diye buyurdu.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki;
-“Allah-u Teâlâ gece günah işleyene sabaha kadar gündüz günah işleyene de, tevbe etmesi için akşama kadar, mühlet verir. Güneş batıdan doğuncaya kadar böyle devam eder.”
Yine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki;
-“Dünyayı seven ahretine zarar verir, ahretini seven dünyasını zararlandırır. Bu böyle olunca, siz bâkiyi fâni üzerine tercih ediniz.”
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki;
-“Her kim Allahın rızasına kazanmak için bir mescid binâ ederse, Allah-u Teâlâ da ona Cennet’te onun gibi bir ev bina eder.”
-“Mü’minler birbirini bağlayıp destekleyen bir binanın taşları gibidir.”
-“Sizden birisi bir cenazeye rastlarsa, ayağa kalksın. Bu kalkması cenaze için olmayıp, cenaze ile beraber bulunan melekler içindir.”
-“KIRK GÜN HELÂL YİYENİN kalbini Allah-u Teâlâ nurlandırır ve hikmet sözlerini kalbinden lisanına akıtır.”
-“Kişi sevdiği ile beraberdr.”
-”Kıyamete yakın ilim kalkar, cehalet hertarafı kaplar ve öldürme olayları artar.”
-“Yaşlılara saygı göstermek, Allah-u Teâlâ’yı tazimdendir.”
-“Kötü arkadaş, demircilerin körükleri gibidir. Şayet üflediği ateş kıvılcımları seni yakmazsa, kokusu sana bulaşır.”
-“Dirinin ağlamasıyla muhakkak ölü azab olunur.”
Peygamber Efendimiz ipeği sağına altını soluna koydu ve;
-“Bu ikisi Ümmetiminkadınlarına hlal, erkeklerine haramdır.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Musa’l Eş’ari (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Fakr ve zühd
14 Temmuz 2008Girnavas Mevki-i (Nusaybin)
Din yolunun esasi, müslümanlık unvanında söylediğimiz gibi dört asıl üzeredir:
Nefs,
Allah-u Teala (c.c.):
Dünya:
Ahiret:
Bu dört şeyin ikisinden kaçılarak diğer ikisi aranır. Nefisten yüz çevirerek Allah-u Tela (c.c.), dünyadan yüz çevirerek de ahiret aranır.
Sabır, korku ve tövbe hepsi bunun makamlarıdır.
Dünya sevgisi helake götürücüdür. Bundan kurtulmanın ilacinı anlatmıştık.
Dünyayı sevmemek, dünyadan kesilmek ise münciyet kısmındadır.
Şimdi bunu anlatacağız.
Bu da fakr ve zühd den ibarettir. O halde önce faziletini ve hakikatini anlatalım.
Fakrın ve zühdün hakikati:
Fakir;
Kendisine lazım olan şey, yanında ve elinde olmayana denir. İnsanın en önce kendi varlığına ihtiyacı vardır. Sonra devamlılığına, sonra gıdasına, malına ve daha bir çok şeylere ihtiyacı vardır.
Halbuki bunlardan hiç biri onun elinde değildir. O bütün bunlara muhtaçtır.
Gani (Zengin):
Başkasına ihtiyacı olmayandır. Bu da Allah-u Teala (c.c.) dan başkası değildir. O’n dan başka insan, cin. Melek, şeytan ve yaratılanların hepsinin varlığı ve varlıkta durması kendilerinden değildir. O halde aslında hepsi fakirdir.
Bunun için Allah-u Teâla(c.c.):
-“İhtiyaçsız olan Allah’tır, siz hepiniz fakirsınız.” Buyurdu. Muhammed Sure’si Ayet 38.
İsa (Aleyhis selam) fakiri böyle tarıf eyledi ve:
-“Ben amellerimin rehiniyim. Amellerimin, işlerimin anahtarı başkasının elindedir. Bende daha fakir olan kim vardır.” Buyurdu.
Biz mal para bakımından fakiri anlatacağız. İnsanın muhtaç olduğu binlerce şeyden dolayı fakir adedildiklerinden biri olan malı beyan edeceğiz.
O halde, insanın elinde mal bulunmamasına, ya istiyerek ondan el çekmesi, yahut elde edilmemesi sebebiyledir. Elini çekmişse, Zühd denir. Elde edemiyorsa, fakir denir.
Fakirin üç halı vardır:
Birincisi;
Malı olmaması fakat elinden geldiği kadar istemesidir. Buna Haris fakir denir.
İkincisi:
Ne ister, ne de verilince red eder. Verilirse alır, vermezlerse kanaat eder. Buna kanaat sahibi fakir denir.
Üçüncüsü:
İstemez ve verirlerse de almaz. Almayı kötü görür. Buna zahid derler.
Biz önce fakirin, sonra zühdün faziletini bildireceğiz. Çünkü insan mala haris olsa da, malın bulunmaması da bir fazilettir.
Fakirliğin Fazileti:
Devam edecek……
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri dünyaya Haris olmayan kullarından eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Havf ve Reca- 4
13 Temmuz 2008Girnavas -Cin tepesi- (Nusaybin)
Allah (c.c.) yolunda ilerleyen için havf ve reca iki kanattır. Yüksek ve beğenilen makamlara bu kuvvetlerle kavuşur.
Çünkü:
Allah-u Teâla (c.c.) ya kavuşmaya engel olan geçitler çok yüksektir. Gerçek bir ümid ve Allah-u Teala (c.c.) yı görmekten lezzet alan göz olmadıkça bu geçitler aşılmaz.
Cehennem yoluna sürükleyen şehvet ve arzular galibtir, hilecidir ve çekip götürmektir. Bunun tuzağı, düşeni yakalar ve çok çetindir. Kalbinde korku hakim olmayınca, ondan sakınamaz. Bunun için havf ve recanın fazileti büyüktür.
Reca (ümid) kulu çeken yular gibidir. Havf (korku) ise kendisini kamçılayan kamçı gibidir. Biz önce reca’yı, sonra Havf’ı anlatacağız.
Havf:
Allah-u Tealadan korkmak,
Reca,
Allah-u Teâla (c.c.) dan istemek , beklemek, ümid etmek demektir.
Bil ki:
Kerem ve fazilet ümidiyle Allah-u Teâla (c.c.) ya ibadet etmek, cezasından korkarak yapılan ibadetten daha iyidir.
Zira:
Ümid’den muhabbet doğar. Muhabbet makamında ise, yüksek makam yoktur. Korkudan, ürkeklik ve çekingenlik doğar.
Bunun için Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem):
-“Herkes ölürken, Allah-u Teâla (c.c.) ya hüsn-i zan ederek ölür. Buyurdu.
Allah-u Teâla (c.c.) Yakub (aleyhisselam) a vahiy gönderdi:
-“Yusuf (aleyhisselam) u niçin senden ayırdığımı biliyormusun? Sen dedin ki, korkarım onu kurt yer. Kurttan korktun ve bana güvenmedin, ümid etmedin. Kardeşlerinin dalgınlığından korktun, benim korumamı aklına getirmedin.”Yusuf Suresi Ayet: 13
Hazreti Ali (r.a.) günahlarının çokluğu sebebiyle ümidsiz olan birini gördü:
-“Ümidsiz olma, O (c.c.) nun rahmeti, senin günahından büyüktür.” buyurdu.
Resulüllah (a.s.v.) bir gün buyurdu:
-“Benim bildiğimi siz bilseniz, az güler, çok ağlardınız. Sahraya çıkar, elinizle göğsünüze vurur, inlerdiniz.”
Bunun üzerine Cebrail (a.s.) geldi ve Allah-u Teâla (c.c.) buyuruyor ki;
-“Kullarımı, rahmetimden niçin ümidsiz ediyorsun.” Dedi.
Tekrar dışarı çıktı ve Allah-u Teâla (c.c.) nın rahmet Ve fazlınden uzun uzun bahs etti. İnsanlara ümid verdi.
Yahya bin Eksem (r.a.) i ru’yada gördüler.
-“Allah-u Teâla hazrtleri (c.c.) sana ne yaptı?”dediler.
Yahya bin Eksemi (r.a.) dedi ki;
-“Beni suale çekti. ’Ey şeyh, sen böyle böyle yaptın, buyurdu. Çok korktum ve:
-“Ya Rabbi Bana seni böyle tanıtmadılar.” Dedim.
Allah-u Teâla (c.c.):
-“Nasıl tanıttılar.”buyurdu.
Dedim ki:
Devam edecek…
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teâla hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri her zaman Havf ve reca yı gözeterek ibadet eden kullarından eylesin. AMİN……..
Fuad Yusufoğlu
Dünyanın zemmi ve ondan sakınmak- 4
13 Temmuz 2008Girnavas Mevki-i (Nusaybin)
Adam:
-“Bilmiyorum.” Dedi.
Sonra yürüdüler bir dereye vardılar, İsa (Aleyhisselam) adamın elinden tuttu, suyun üzerinden yürüyerek geçtiler. Suyu geçtikten sonra;
İsa (Aleyhisselam) adama:
-“Sana bu mu’cizeyi gösterenin Hakkı için soruyorum. Ekmeği kim aldı?” dedi.
Adam:
-“Bilmiyorum.” diye cevab verdi.
Yola devam ettiler. Bir ovaya varıp oturdular. İsa (aleyhisselam) kumları toplayıp bir tepe yaptı.
Sonra ona:
-“Allah (c.c.) ın izniyle ALTIN OL.” Dedi.
Kum tepesi ALTIN OLDU. İsa (Aleyhis selam) altını üçe taksim etti.
Ve:
-“Biri benim, biri senin, üçüncüsü ekmeği alanın .”dedi.
Adam:
-“Ekmeği alan benim .”dedi.
İsa (Aleyhisselam):
-“Altının hepsi senin olsun.” Dedi. Ve adamdan ayrılıp gitti.
O adam altınların yanında iken, ovaya iki adam geldi. Onu öldürüp elindeki altınları ondan almak istediler.
O gelen adamlara:
-“Altınlar üçümüzündür aramızda taksim edelim. Ancak sizden birini gönderip şehirden yiyecek getirsin yiyelim.”dedi.
İçlerinden birini şehre yiyecek almağa gönderdiler. Şehre giden adam kendi kendine:
-“Ben neye bu altınları üçe böleyim. Ben şehirden alacak olduğum yiyeceğe zehir koyup onları öldüreyim ve altını alayım.” Dedi. Ve öyle yaptı.
O şehre gidince de diğer ikisi:
-“Biz ona altınların üçte birini neye verelim. O şehirden döndüğü zaman onu öldürelim ve altınları aramızda bölüşelim.”dediler.
Şehre gideni, döndüğünde öldürdüler. Getirdiği yiyeceği yediler ve onlar da öldüler. Böylece altın ovada kaldı. Adamlar da orada ölü olarak bulundu.
Bu halde iken İsa (Aleyhisselam) havarilerine:
-“İşte bu dünyadır. Ondan sakınınız.”dedi.
Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri dünya sevgisinin şerrinden muhafeza eylesin. AMİN……..
Fuad Yusufoğlu
Dünya sevgisi- 2
11 Temmuz 2008Girnavas tepesinden bir görünüş (Nusaybin)
Lokman (a.s.) oğluna şöyle der:
-“Ey oğlum, sen dünyaya geldiğin günden beri ona sırt çevirdin. Ahirette yöneldin. Sen içinde bulunduğun dünya hayatından uzakta bulunduğun ahiret hayatına daha yakınsın.”
Said bin Mes’ud (r.a.) der ki;
-“Dünya yaşayışına hırsı gittikçe artan, buna mukabil ahiret hayatı için çalışması azalan, ve bu durıma razı olan birini görürsen bil ki; o kimse aldanmıştır. O öyle bir kimsedir ki, farkına varmadan yüzü ile oynar.”
Hasan el Basri (r.a.) şöyle der:
-“NE MİSKİNDİR Adem oğlu ki, Helal Kazancından dolayı hesaba çekileceği, Haram kazancından dolayı da azap göreceği şu dünyaya razı olur. Dünya malını toplamaya çalışır, fakat ahiret için iyi haraketlerde bulunmaya çalışmaz. Dinine bir zarar geldiği zaman aldırmaz, bilakis sevinir, fakat dünya menfaatına bir zarar geldiğinde ise ağlayıp sızlamağa başlar.”
Hasan el Basri (r.a.) Ömer bin Abdulaziz (r.a.) şöyle yazar:
-“Allah (c.c.) ın selamı üzerine olsun. Sanki sen, son mektup yazılansın. Ölüm, adım adım sana yaklaşıyor.”
Ömer Bin Abdülaziz (r.a.) de şu cevabı verir:
-“Allah (c.c.) ın selamı üzerine olsun. Sen sanki dünyadasın, halbuki değilsin ve sen güya ahirettesin, halbuki sen duruyorsun.”
Fuadeyl Bin İyad (r.a.) der ki;
-“Dünya hayatına girmek kolaydır. Fakat ondan çıkmaz zordur”
Bir gün Hz.Muaviye (r.a.) ye Necrandan iki yüz yaşında bir adam gelir.
Hz Muaviye (r.a.) ona dünya hayatının nasıl gördüğünü sorunca,
Adam şöyle der:
-“Belalı yıllar,
-“Bolluk seneleri.
-“Günde gün,
-“Geceden sonra gece.
-“Doğan doğar,
-“Ölen ölür.
-“Doğan olmasaydı mahlukat tükenirdi.
-“Ölen olmasaydı,
-“Yer yüzü kendisinde bulunanlara dar gelirdi.”
Bunun üzerine Hz Muaviye (r.a.) ona:
-“İste benden ne istersen.”dedi
Adam:
-“Geçen ömrümü geri getir, ecelim yaklaştı, onu def et .”dedi.
Hz.Muaviye (r.a.) şöyle cevab verir:
-“Ben ona malik değilim.”
Adam:
-“Öyleise ben senden bir şey istemiyorum.”dedi.
Hasan el Basrı (r.a.) şöyle der:
-“İnsanoğlu üç şeye hayıflanmadan ruhu bedeninden çıkmaz:
1-Topladığı servetten doymamasına,
2-Uzun emeline erişmemesine,
3-Ahiret için hazırlıkta bulunmamasına.”
Bazıları şöyle dua eder:
-“Ey, gökleri tutan Allah (c.c.), o yere ancak senin iznin ile iner. Beni dünyaya dalmaktan koru.”
Kalblerin keşfi (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala (c.c.) Hazretleri sizlere ve bizlere
Kalb gözü ile görmeyi ihsan eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Dünya sevgisi
10 Temmuz 2008Girnavas Mevki-i şelalesi (Kuru hali) Nusaybin
Rivayet olunur ki:
Süleyman bin Davud (a.s.) bir gün binitine binmiş, kuşlar onu gölgelendirildiği, sağ ve sol tarafında da insan ve cinnilerden askerleri olduğu halde giderken,İsrail oğullarından bir abide tesadüf eder.
Abid kendisine şöyle der:
-“Allah (c.c.) a yemin ederim ki, Ey Davud (a.s.) un oğlu, Allah (c.c.) sana Büyük bir mülk vermiştir.”
Süleyman (aleyhis selam) bu sözü işitince şöyle cevab verdi:
-“Mü’minin defterinde bir kere Allah (c.c.) ı Tesbih etmenin bulunması Davud (a.s.) un oğluna verilenin hepsinden hayırlıdır. Zira Davud (a.s.) oğluna verilen geçici ve fanidir. Allah (c.c.) ı tesbih etmek ise daimi ve bakidir.”
Lokman (a.s.) oğluna şöyle der:
-“Ey oğlum, dünya çok derin bir denizdir. Onda çok kimseler boğulmuştur. Bu dünya denizinde gemin, Takva olsun. Ümit edilir ki kurtulursun. Yoksa başka kurtuluş yolu göremiyorum senin için.”
Adamın biri Ebu Hâzim (r.a.) a der ki;
-“Dünya sevgisinden sana şikayet ediyorum. O benim evim olmadığı halde ben onu çok seviyorum.”
Ebu Hazim (r.a.) şöyle vevab verir:
-“Dünyadan, Allah (c.c.) ın sana verdiği ile iktifa et. Kazancını Helalindan kazan. Onu ancak yerinde sarfet. Böyle olursan Dünya sevgisi sana zarar vermez.”
Ebu Hazim (r.a.) bu cevabı verdi. Çünkü kendisini bu işten sorumlu tutsaydı, Onun sözünü yerine getirmeye çalışır, dünyadan soğur ve ölmesini isterdi.
Yahya bin muaz (r.a.) der ki:
-“Dünya, şeytanın dükkanıdır. Onun dükkanından bir şey çalma ki, sonra onu istemek için sana gelir de seni alır.”
Lokman (a.s.) oğluna şöyle öğüt verir:
-“Ey oğlum, dünyanı ahiretinle sat ki, hem dünyada hemde ahirette kârlı olasın. Ahiretini dünyanla satma ki, her ikisini de kaybedersin.”
Mükaşefe-tül Kulub (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Dünya sevgisinin şerinden muhafaze eylesin. AMİN…..
Fuad Yusufoğlu
Allah (c.c.) için olan dostluk ve kardeşlik
30 Haziran 2008Hasankeyf’den bir görünüş (Batman)
Biliniz ki;
Dünya:
Allah-u Teala (c.c.) ya giden yolda bir konaktır. Bu konak ta bulunanların hepsi yolcudurlar. Hepsi bir yolcu kafilesi gibidir. Yolculuklarından maksat aynı ise, hepsi bir sayılır. O halde aralarında sevgi, beraberlik ve yardımlaşmak olmalı, birbirlerin hakkını gözetmelidirler. Biz insanlarla görüşmeyi üç bab’da anlatacağız.
Birinci Bab:
Allah (c.c.) için olan dostluk ve kardeşlık.
Allah(c.c.) için bir kimseyi sevmek ve onunla kardeşlık yapmak dinde üstün ibadetlerden ve yüksek mertebelerdendir.
Peygamber Efendimiz (a.s.v.) buyurdu:
-“Allah (c.c.) birinin hayrını isterse ona iyi bir arkadaş ihsan eder. Şayet Allah (c.c.) ı unutursa o, ona hatırlatır ve hatırladıkça Allah (c.c.) ona yardım eder.”
Yine Buyurdu (a.s.v.):
-“İki mü’min bir araya gelirse, muhakkak dini bakımdan birbirinden istifade ederler.”
Yine Buyurdu (a.s.v.):
-“Allah (c.c.) yolunda bir kimseyi kardeş edinene, cennete hiçbir amele verilmeyen yüksek bir derece verilir.”
Ebu İdris el-Havelani, Muaz bin cebel (Radiyallah-u anhuma):
-“Seni Allah (c.c.) için seviyorum.” Dedi.
Cevabında dedi ki;
-“Sana müjdeler olsun. Zira Resulullah (a.s.v.) tan duydum:
Buyurdu ki (a.s.v.):
-“Kıyamet günü Arş-ı A’zam’ın etrafında kürsüler kurulur. Üzerlerin de bazı insanlar oturur. Hepsinin de yüzleri on dördüncü gecedeki ay gibi parlar. Bütün insanlar endişede iken, onlar emindir, herkes korku içinde iken, onlar sakindir. Onlar Allah-u Teala(c.c.) nın evliyası, yanı sevgili kullarıdır. Onlar için ne korku, ne de hüzün vardır.”
Dediler ki:
-“Ya Resulullah (a.s.v.) bunlar kimlerdir?”
Buyurdu ki;
-“Allah (c.c.) için sevişenlerdir.”
Yine buyurdu (a.s.v.):
-“Allah (c.c.) için sevişen iki kimseden, Allah-u Teala (c.c.) nın indinde, diğerini daha çok sevenden sevgili kul yoktur.”
Yine buyurdu (a.s.v.):
-“Allah-u Teala (c.c.) buyuruyor ki; Benim için bir birini ziyaret edenleri, benim için sevişenleri, benim için birbirlerine kolaylık gösterenleri ve benim için yardımlaşmaları elbette ben de severim.”
Yine buyurdu (a.s.v.):
-“Allah-u Teala (c.c.) kıyamet günü, benim için sevişenler nerede dirler, insanların sığınacağı hiçbir gölge olmayan bugün onları Arş’ımın altında gölgelendiririm.”
Buyurdu (a.s.v.):
-“Kıyamet günü yedi sınıf kimse arşın gölgesinde bulunur. O gün kimsenin sığınacağı bir gölge yoktur:
1-Adaletle Hüküm eden Devlet reisleri
2-Henüz gençliğinde ibadete başlayanlar.
3-Namaz kılıp camiden çıkınca bir sonraki namaza kadar kalbi camiye bağlı olanlar,
4-Allah (c.c.) için sevişenler. Allah (c.c.) için toplananlar. Allah (c.c.) için ayrılanlar.
5-Tenhada Allah-u Teala (c.c.) yı zikredip, gözünden yaş akanlar.
6-Zengin ve güzel bir kadın kendisini çağırdığı zaman “Ben Allah (c.c.) tan korkarım, gelmem “ diyenler
7-Sağ eliyle verdiği sadaklayı sol eli bilmeyenler.
Allah-u Teala (c.c.) Peygamberlerinden birine vahiy gönderdi ve buyurdu ki;
-“Zahitliği seçmekle kendi rahatını düşündün. Zira bununla dünya ve dünya sıkıntılarından kurtuldun. Bana ibadetle meşgül olman da kendi izzetini elde ettin. Fakat dikkat et, sevgdiklerimi benim için sevdin mi, duşmanlarıma benim için düşmanlık ettin mi?”
Allah-u Teala (c.c.) İsa (Aleyhisselam) a vahiy gönderdi:
-“Eğer göklerin ve yerlerin ibadetlerini yapsan, sevdiğini benim için sevmedikçe, duşmanını benim için duşman tutmadıkça, hiç birinin faydası yoktur.”
İsa (aleyhisselam) buyurdu ki;
-“Allah (c.c.) a isyan edenlere düşman olmakla kendinizi, Allah-u Teala(c.c.) ya sevdiriniz. Asilerden uzak durmakla Allah-u Teala(c.c.) ya yaklaşınız. Onlara sert davranmakla Allah-u Teala(c.c.) nın rızasını kazanınız.”
-“Ya Ruhullah, kiminle oturalım” dediklerinde;
-“Gördüğünüz zaman, size Allah-u Teala (c.c.) yı hatırlatan, sözleri ilminizi artıran, amelleri ve işleri size ahiret için çok çalışma şevk ve zevkini veren kimselerle oturunuz “buyurdu
Allah-u Teala (c.c.) Davud (Aleyhisselam) a vahiy gönderdi;
-“Ya Davud, niçin insanlarda kaçıyor, yalnız oturuyorsun?”
-“Ya Rabbi, senin sevgin, insanları hatırlamayı kalbimden sildi. Hepsinden kaçar oldum.” Dedi.
Allah-u Teala (c.c.):
-“Ey Davud uyanık ol, kendine dostlar, kardeşler ara. Din uğrunda sana yardımcı olmayanlardan da uzak ol, çünkü kalbini karartır ve şükürden uzak tutarlar.” Buyurdu.
İbn Semmak (r.a.) ölüm halında iken,
-“Ya Rabbi günah işlediğim zaman da, sana itaat edenleri sevdiğimi biliyorsun. Bu günahımı o sevgime bağışla.”dedi.
İmam-i Mucahid (r.a.) buyuruyor ki:
-“Allah (c.c.) için sevişenler, birbirlerinin yüzüne gülünce ikisinin de günahları ağaçtan YAPRAK DÖKÜLÜR GİBİ DÖKÜLÜR.”
Allah (c.c.) için olan sevgi Nasıl olur?
Devam edecek….
Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala (c.c.) hazretleri bizleri ve sizleri Kendi rızası için arkadaş edinen ve onun rızasını gözeterek, seven sevişen Kullarından eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Dünyayı tanımak- 2
29 Haziran 2008
Çağ-çağ barajı (Nusaybin)
Dünyada bedenin ihtiyacı üçtür:
Beslenmek için yemek, giyinmek, sıcak ve soğuktan korumak için bir evi olmak. Böylece helak olma sebeplerinden kurtulur. O halde, insanın dünyadan zaruri olarak alacağı bunlardan fazla değildir. Hatta dünyanın esasi da bunlardır.
Kalbin gıdası, beslenmesi ise MARİFETTİR. Ne kadar çok olursa, o kadar iyidir. Bedenin gıdası, YEMEKTİR. Haddınden fazla olursa helaka sebep olur.
Allahu Teala (c.c.) nın, şehveti insana vermesi, yemekte, meskende ve giyinmekte bedenin iktizasının meydana gelmesi içindir. Kendisinin binek hayvanı ancak bu şekilde helak olmaz. Bu şehvet öyle yaratılmıştır ki, kendine verilene RAZI OLMAZ, daha fazla ister.
Aklın yaratılması, onun hududunu aşmamasını te’min etmek içindir. Peygamberlerin diliyle (aleyhümesselam) göndrilen şeriatlar, onun (şehvetin –arzunun) hududunu ta’yin içindir. Fakat bu şehvet, yaratıldığı zaman kendisine verildi; çocukta da, onun (istek ve arzunun )bulunması lazımdır. Akıl ise sonradan yaratılmıştır.
Demek ki, şehvet (arzu ve istek) önceden yerini tutmuş, hakim olmuş, emre itaat etmek istemez olmuştur.
Akıl ve şeriat ondan sonra geldiler. Bütün varlığını kuvvet, elbise ve mesken kurmaya vermemesi ve bu sebeple kendini unutmaması, bu kuvvet ve elbisenin neye yaradığını, ne için olduğunu bilmesi ve hatta kendinin bu dünyada ne için bulunduğunu anlaması, ahiret için azık olan KALBİN GIDASINI unutturmaması için geldiler.
Bu ifadeden dünyanın hakıkatını, afetini ve maksadını öğrendin. Şimdi dünyanın dallarını ve kısımlarını bildirelim.
Dünyanın tefsiline dikkat edersen, üç şeyden ibaret olduğunu görürsün:
Biri bitki, maden ve hayvan gibi yeryüzünde görülen şeylerdir. Toprağın aslı, mesken kurmak ve ziraatla ondan faydalanmak içindir. Bakır, pirinç ve demir madenleri alet için, hayvanlar ise üzerlerine binmek ve yemek içindir.
Diğer ikisi de, insanın kalbini ve bedenini bunlarla meşgül eylemesidir. Ya kalbi, onu sevmek ve onu istemekle meşgül eder, veya bedenini onu düzeltmek, onun işlerini yapmakla meşgül eder.
Kalbi dünya sevgisi ile meşgül eylemek sebebiyle , kalbde helaka sebep olan hırs, bahillik, haset, düşmanlık ve bunun gibi sıfatlar meydana gelir. Bedeni dünya ile meşgül eylemekten, kalbe bir meşgüliyet doğar. Böylece aslını unutur ve tamamen dünyaya dalar.
Dünyanın aslı:
Yemek, elbise ve mesken olduğu gibi, insan için zaruri olan san’at üçtür: Ziraatçılık, dokumacılık ve marangozluk. Fakat bunların da kolları vardır. Bazıları ona hazırlık içindir. Pamuk döven ve iplik büken, dokumacının işini yapıyor. Bazısı da bunu tamamlar, terzi gibi ki, dokumacının işini tamamlıyor. Bunların hepsi için aletlere ihtiyac vardır.
Bunlar da odun, demir, deri ve bunun gibi şeylerdir. Böylece demircilik, marangozluk ve dericilik san’atları meydana geldi. Bunların hepsi meydana gelince birbirlerine yardım etmeğe muhtaç olurlar. Çünkü herkes, kendinin bütün işlerini yapamaz. Böylece terzi, dokumacının ve demircinin işini, demirci de, diğer ikisinin işini yapmak için bir araya geldiler.
Bu şekilde her biri ayrı iş yaptılar. Bu yüzden aralarında bazı şeyler meydana geldi. Birbirlerine duşman olmaya başladılar. Çünkü her biri kendi hakkına razı olamadı. Ve diğerinin hakkına geçmek istedi. Böylece san’atlardan üç çeşide daha ihtiyaç oldu.
Biri saltanat ve siyaset (idare), diğeri kadılık ve hakimlik, diğeri de inanlar arasında onunla kanun teşrii yapılan fıkıh sanatlarıdır. Her ne kadar bunların çoğunun el ile alakası yoksa da, her biri birer san’attır.
İşte bu sebeple, dünyanın meşgalesi çoğaldı ve karıştı. İnsanlar onun arasında kendilerini kayıbettiler ve başlangıcta bunların esasının üç şey olduğunu anlayamadılar. Bütün bunlar yemek, giymek ve masken içindir.
Bu üç şey de beden için lazımdır. Beden de kalb için lazımdır. Onu taşımaktır. Kalb de Allah-u Teala (c.c.) için ( O’nu bilmek için) lazımdır. O halde kendini ve Allah-u Teala(c.c.) yı unutanlar; kendini Kabe’yi ve seferi unutup bütün zamanını deveye bakmaya veren hac yolcusuna benzerler.
Demek ki, dünya ve hakıkatı bu anlattıklarımızdır. Her kim onda sefere hazırlanmaz, işini bitirmez, gözünü ahrete çevirmez ve dünya meşgalasini ihtiyacından fazla tutarsa, dünyayı tanımamış olur. Bunun sebebi cahilliktir. Bahusus Peygamber efendimiz (a.s.v.) buyurdu:
-“Dünya Harut ve Marut’ten daha büyük büyücüdür. Ondan kaçınız.” Dünya böyle bir büyücü olunca, onun hilye ve aldatmalarını ve onun işlerini neye benzediğini insanlara açıklamak farz olur. Şimdi dünyanın neye benzediğini dinle.
Kimya-yı Saadet (İmami Ğazali)
Allah (c.c.) bizleri ve sizleri Dünyayı tam manasiyle bilen ve onun hilelerinden sakınan kullarından eylesin. AMİN…
Bu yazının devamını okumak istersen; 12-02-2007 tarihli Dünya Sevgisi Yazımdan okuyabilirsiniz.
Fuad Yusufoğlu
