‘Ehl-i Beyt’ olarak etiketlenmiş yazılar

DSC_0653  Fuad Yusufoğlu Ravda-i Mutahhara (Sallallahu aleyhi ve sellem)

Revda-i Mutahhara (Sallallahu aleyhi ve sellem)

Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)

 

 

Tâbiînin büyüklerinden, Medîne-i münevveredeki yedi büyük âlimden biri. İnsanları hakka da’vet eden onlara doğru yolu gösterip, hakiki se’âdete kavuşturan ve kendilerine “silsile-i âliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin üçüncüsüdür. Adı, Kâsım bin Muhammed bin Ebû Bekr-i Sıddîk et-Teymî’dir. Babası Muhammed, Hz. Ebû Bekir’in oğludur. Annesi Sevde, Yezdücerd’in kızı olduğundan, İmâm-ı Zeynel-âbidin ile teyze çocuklarıdır. Babası Mısır’da şehîd edilip küçük yaşta yetim kalınca, halası ve Peygamberimizin mübârek hanımı Hz. Âişe’nin, yanında büyüdü. Tâbiîn devrinde ve Hz. Osman’ın

 

hilâfeti zamanında 31 (m. 653) yılında doğdu ve 101 (m. 721) veya 106 (m. 725) yılında Mekke ile Medîne arasında Kudeyd denilen yerde hacca veya umreye giderken vefât etti.

 

Kâsım bin Muhammed, Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk’ın torunudur. Eshâb-ı kirâmdan birçoğuna yetişmiş ve onlardan birçok ilim öğrenip başta halası Hz. Âişe, Ebû Hüreyre, Abdullah İbni Abbâs ve Abdullah İbni Ömer, Hz. Muâviye gibi meşhûr sahâbîlerden hadîs-i şerîf rivâyetinde bulunmuştur. Kendisinden de, Tâbiînin büyüklerinden oğlu Abdurrahman, Sâlim bin Abdullah, İmâm-ı Şa”bî, akranlarından İbn-i Amr, Yahyâ bin Saîd ve Sa’d bin Saîd el-Ensârî, Abdullah bin Ömer, Sa’d bin İbrâhîm, Abdullah bin Avn ve daha birçoğu hadîs-i şerîf rivâyet etmişlerdir. Tasavvuf ilminde mütehassıs idi. Vera’ ve takvada (Allahü teâlânın harâm ettiklerinden sakınıp kaçınmada) eşi yoktu.

 

Dedesi Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a.) Peygamber efendimizden ve Peygamberlerden sonra insanların en üstünü oldu. Resûlullahdaki bütün üstünlükler, ilimler ve feyizler onda toplanmış ve her bakımdan üstün olmuştur. Kalbe, ruha ait ilimlerin kaynağı idi. Resûlullahın Peygamberlik vazifelerinden biri de, Kur’ân-ı kerîmin ma’nevî hükümlerini, ya’nî Allahü teâlânın zâtına ve sıfatlarına ait ma’rifetleri, yüksek bilgileri, ümmetinin kalblerine akıtmaktı. Resûlullah efendimiz, tasavvuf ilminin bu yükek ma’rifetlerinin hepsini, Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk’ın kalbine akıttı. O, ruh ilminde de bir mütehassıs oldu. Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk da Resûlullahdan aldığı bu feyzleri, Eshâb-ı kirâmdan Selmân-ı Fârisî’nin (r.a.) kalbine akıttı. Ruhu yükselten ve onu besleyen bu ma’rifetlere, Muhammed bin Kâsım da, Selmân-ı Fârisî’nin sohbetlerinde bulunarak yetişip bir ruh mütehassısı olmuştu. Silsile-i âliyye büyüklerinden dördüncüsü olan İmâm-ı Ca’fer-i Sâdık da, bunun sohbetinden feyz aldı (Bkz. Ca’fer-i Sâdık).

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin üçüncüsü olan Kâsım bin Muhammed (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC01640   Fuad Yusufoğlu Girnavas mevki-i (Nusaybin)

Girnavas mevki-i (Nusaybin)

Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)- 2

Kâsım bin Muhammed, hadîs ve fıkıh ilminde zamanının en yükseği idi. İlimde ve takvada eşine rastlanamıyacak bir yüksekliğe erişmişti. Büyük hadîs ve fıkıh âlimlerinden Yahyâ bin Saîd: “Medine’de Kâsım’dan üstün bir kimseye yetişmedik” derken, İbn-i Sa’d da, “Tabakât” adındaki eserinde: “Kâsım, hadîs ilminde sika (güvenilir) bir râvi, fıkıh ilminde yüksek bir âlim ve her bakımdan imâm, önder olan zâttı. Çok hadîs-i şerîf bildirdi. Takva ve verâ’ sahibi idi” diyerek kendisini medhetmekte, övmektedir. Ebû’z-Zenâd da: “Ben, Kâsım’dan daha çok hadîs ve fıkıh bilen bir kimse görmedim” demektedir. Yine büyük hadîs âlimlerinden Süfyân İbn-i Uyeyne de, Kâsım bin Muhammed’in devrinin en büyük âlimi olduğunu söylemiştir. Ömer bin Abdülazîz’in de: “Eğer birini yerime halife seçmem icâb etseydi, Kâsım’ı seçerdim” dediği rivâyet edilmiştir. Ömer bin Abdülazîz, halifeliği zamanında Kâsım bin Muhammed’i, halası Hz. Âişe’ye ait olan ne kadar hadîs-i şerîf ve başka rivâyetler biliyorsa, onların hepsini toplamakla görevlendirmiştir. Hattâ Ömer bin Abdülazîz bir keresinde, ilmin yok olup, âlimlerin son bulması endişesi üzerine Medine valisi Ebû Bekir bin Muhammed bin Hazne’ye mektûb yazarak şöyle demiştir: “Resûlullahın (s.a.v.) hadîs-i şerîflerini, sünnetlerini, Amre binti Abdurrahmân el-Ensârî’nin ve Kâsım bin Muhammed’in rivâyetlerini araştır ve yaz! Zira ben ilmin yok olup, âlimlerin de tükenmesinden korkuyorum.” Amre ve Kâsım bin Muhammed’in her ikisi de Hz. Âişe’nin talebesi olup, O’nun Resûlallahtan rivâyet ettiği hadîs-i şerîfleri en iyi bilenlerdi.

Kâsım bin Muhammed, hadîs-i şerîflerin hem ma’nâeına ve hem de lâfzlarına, harflerine dikkat ederek rivâyet ederdi. Halbuki Tâbiînden ba’zı hadîs âlimleri, hadîs-i şerîfleri ma’nâsı ile rivâyet etmekte bir beis görmüyorlardı. Fakat Tâbiînden muhaddislerin çoğu hadîs-i şerîflerin, Peygamberimizden işitil-diği şekilde rivâyet edilmesi üzerinde ittifak etmişlerdir. Kâsım bin Muhammed, hadîs-i şerîf rivâyet ederken en ince noktalarına kadar dikkatli hareket eder, bir harfin bile değiştirilmesini uygun görmezdi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin üçüncüsü olan Kâsım bin Muhammed (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC03374   Fuad Yusufoğlu Mardin İli'nin Gündüz (Uzaktan) görünüşü

Mardin İli’nin ayni yerden gündüz (Uzaktan) görünüşü

Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)- 3

, fıkıh ilminde de yüksek bir âlimdi. Medine’de yetişen ve kendilerine “fukahâ-i seb’a” adı verilen yedi büyük âlimden birisiydi. Allah ve Resûlü adına konuşmanın ve dînî mes’elelerde fetva vermenin mes’ûliyetini en iyi şekilde idrak edenlerdendi. Yahyâ bin Saîd’in bildirdiği şu sözleri, bunu açıkça göstermektedir: “İnsanın, Allahın hakkını bildikten sonra câhil olarak yaşaması, bilmediği şeyi söyleyerek fetva vermesinden hayırlıdır.” Halbuki, Abdurrahmân bin Ebû Zenâd, O’nun hakkında: “Peygamberimizin sünnetini Kâsım bin Muhammed’den daha iyi bilen birisini görmedim. Hattâ öyle idi ki, sünneti bilmeyeni âlim saymazdı” diyor. Kendisinden bir mes’ele sorulunca; “Anlamıyorum, bilmiyorum!” derdi. Ona sormayı çoğalttıkları zaman da: “Vallahi, sorduğunuz her şeyi bilmiyoruz. Şayet bilseydik, sizden saklamazdık. Çünkü bildiklerimizi saklamamız bize helâl olmaz” derdi. Dînî mes’eleler hakkında çok hassas davranır, ancak açık olanları hakkında fetva verirdi. Her sabah Mescid-i Nebî’ye gelir, iki rek’at namaz kılar, sonra Resûlullahın minberi ile kabri arasına oturur, kendisine sorulan mes’elelere fetva verirdi. Nitekim mezheb imamlarından Mâlik bin Enes (r.a.) de onun hakkında: “Kâsım, bu ümmetin, fakîhlerinden idi” buyurmuştu.

Kâsım bin Muhammed, çok mütevâzi, alçak gönüllü idi. Bir gün köylünün birisi O’na gelip; “Sen mi daha çok biliyorsun, Sâlim bin Abdullah mı?” diye sordu. Ona cevap olarak “Burası Sâlim’in evidir” deyip başka hiçbir şey konuşmadı. Muhammed bin İshâk bunun hakkında: “O benden daha iyi bilir deyip, yalan söylemeyi veyahut ben ondan daha iyi bilirim diyerek kendisini üstün göstermeyi istemedi” derdi. Halbuki Kâsım bin Muhammed, her ikisinden daha çok âlimdi. Ebû Eyyûb-i Sahtiyânî de: “Ondan daha fazîletli bir kimse görmedim” dedi. İmâm-ı Buhârî de, “Zamanının en fazîletlisiydi” demiştir.

Hz. Aişe: Peygamberimizin, yağmur yağdığını gördüğü zaman “Allahım! Onu bereketli, mübârek eyle!” diye duâ ettiğini bildirdi.

“Muhakkak ki Allahü teâlâ sizin her birinizi, yavrunuzu beslediğiniz gibi yiyecekle rvaklandırır. Hattâ onu Uhud dağı kadar yapar.”

Peygamberimiz bir kerresinde: “Sizden öncekilerden mahşerde gölgelenecek olanların kimler olduğunu biliyor musunuz?” deyince, Eshâb-ı kirâm, “Allah ve Resûlü daha iyi bilir!” dediler. “Onlar, kendilerine haklarından birşey verildiği zaman kabul ederler. Kendilerinden bir şey istendiğinde hemen verirler ve insanlar hakkında kendileri için olan hüküm gibi hüküm verirler” buyurdular.

“Bir kimse, bir kadının güzelliğine bakmak isteyip de, ondan gözünü çevirirse, Allahü teâlâ onun kalbine ibadet zevkini sokar ve böylece ibadetin tadını bulur.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin üçüncüsü olan Kâsım bin Muhammed (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC04912   Fuad Yusufoğlu Mardin şehrinin gece (Uzaktan) görünüşü

Mardin İli’nin ayni yerden gece (Uzaktan) görünüşü

Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)- 4

Kâsım bin Muhammed şöyle bildiriyor: Resûlullah efendimizin eshâbından birisinin gözleri görmeyip, a’mâ oldu. Sonra O’nu ziyârete gittiler. Bu zât şöyle dedi. “Ben, Peygamberimizi (s.a.v.) görmek için gözlerimin görmesini istiyordum. Fakat şimdi Resûlullah (s.a.v.) âhırete irtihâl etti. Allaha yemin ederim! Eğer Yemen’deki Tübâle beldesinin geyiklerinin bir geyiğindeki gözler bende olsa artık buna sevinmem”.

İmâm-ı Buhârî, Kâsım bin Muhammed’in “Bulûğa erdiğimiz günden beri hep üç rek’at vitir namazı kılındığını gördük” dediğini naklediyor.

Kâsım bin Muhammed, şöyle bildiriyor: “Bir gün halam Hz. Âişe’nin yanına vardım. O’na: “Ey Ana! Bana Peygamber efendimizin kabrini aç!” dedim. Bunun üzerine bana Hücre-i Se’âdeti açtı. Üç kabir gördüm. Pek yüksek değillerdi. Pek yerle beraber de değillerdi. Üzerlerine kızılca Batha taşcağızları dökülmüştü. Peygamber efendimizin şerefli kabri hepsinden ilerde idi. Hz. Sıddîk’ın başı, Fahr-i kâinat hazretlerirln mübârek sırtı hizasında, Hz. Ömer’in başı da Resûlullah (s.a.v.) efendimizin ayağı hizasında idi.”

Yine Kâsım bin Muhammed anlatıyor: “Âdetim üzere yine bir gün sabah namazını kıldıktan sonra, halam Hz. Âişe’yi ziyârete gittim. O kuşluk namazını kılıyor ve namazında, “Allah, lütuf edip bizi kavurucu azâbdan korudu.” âyet-i kerîmesini okuyor, ağlıyor ve durmadan tekrar ediyordu. Beklemekten usandım. O bitirmedi, ben de bırakarak çarşıya çıktım. Kendi kendime: “İşimi bitireyim, sonra ziyâretine giderim” dedim, işimi bitirip döndüğümde yine aynı hâlde âyet-i kerîmeyi tekrar ederek ağlamakta olduğunu gördüm.

Buyurdu ki: “Bizden önce yaşayan büyüklerimiz, başa gelen musîbetleri güzellikle karşılamayı, kendilerine verilen ni’metleri de tezellül (alçak gönüllülük) ederek karşılamayı severlerdi.”

 

 KAYNAKLAR

1) Vefeyât-ül-a’yân cild-4, sh-59

2) Tabakât-ı İbni Sa’d cild-5, sh-187

3) Hilyet-ül-evliyâ cild-2, sh-183

4) Tehzîb-üt-tehzîb cild-8, sh-333

5) Şezerât-üz-zeheb cild-1, sh-1356)El-A’lâmcild-5,sh-181

7) Tezkiret-ül-huffâz cild-1, sh-96

8) Reşâhat Ayn-ül-hayat sh-12 (arapça)

9) Câmi’u kerâmât-il-evliyâ cild-2, sh-236

10) Rehber Ansiklopedisi cild-9, sh-32411) Se’âdet-i Ebediyye sh-102

 

Cild 2 sh 275-277

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin üçüncüsü olan Kâsım bin Muhammed (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Çağ-Çağ barajı (Sonbahar mevsimi) Nusaybin

Ca’fer-i Sadık (Radiyallah-u anh)

İslâm âlimlerinin gözbebeklerinden olup, seyyid ve oniki imâmın altıncısı. Hazret-i Ali’nin torununun torunu olup, Eshâb-ı kirâmı görmekle şereflenen Tâbiîn devrinin yükseklerinden ve evliyânın büyüklerinden olup, silsile-i âliyyenin dördüncüsüdür. Künyesi, “Ebû Abdullah”dır. Tâhir, Fadıl gibi birçok lakabı vardır. En meşhûru “Sâdık”tır. Babası Muhammed Bâkır, onun babası İmâm-ı Zeynel’âbidîn, onun babası Hz. Hüseyin ve onun babası da Hz. Ali’dir. Annesi Ümmü Ferve’dir. Annesinin babası Kâsım, onun babası Muhammed ve onun babası da Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk’tır. Annesinin annesi, Abdurrahmân bin Ebû Bekr’in kızı Esmâ’dır. 83 (19 Nisan Çarşamba m. 702) senesinin Rebîul-evvel ayının onyedisinde Pazartesi günü Medîne-i münevverede doğdu. Altmışbeş senelik ömrünün otuzdört senesinde imamlık yaptı. 148 (6 Eylül Cuma m. 765) senesinin Recep ayının onbeşinde Pazartesi günü Mekke’de vefât etti. Kabri, Cennet-ül-Bâki’de olup, babası ve dedesi yanındadır.

Ca’fer-i Sâdık hazretleri, temiz ve yüksek bir nesebe (soya) sahip olduğu gibi, güzel yüzlü ve tatlı dilliydi. Bedeni sanki nûr saçıyordu. Yüzünün renginde beyaz ve kırmızı karışmış olup, tatlı bir çehresi vardı. Kuvvetli ve orta boylu idi. Kısa ve şişman değildi. Saçı kumrala yakındı. Hz. Ali’ye çok benzerdi. On evlâdı olup, yedisi erkek, üçü kız idi. Oğulları: Mûsâ Kâzım, İshâk, Muhammed, İsmâil, Abdullah, Abbâs ve Ali’dir. Evlâdlarının hepsi zamanının süsü, âlimi ve üstünlerinden olup, evliyânın rehberiydiler. Mûsâ Kâzım, oniki imâmın yedincisidir.

İmâm-ı Ca’fer ilmi, oniki imâmdan beşincisi olan babası Muhammed Bâkır’dan öğrendi. İlim ve fa-zîlette zamanının bir tanesi oldu. Bütün din bilgilerinde olduğu gibi, zamanının bütün fen ilimlerinde de söz sahibiydi. Yetiştirdiği talebeler, cebir ve kimya ilimlerinde çeşitli keşifler yapmışlar, bu ilimlerin temel sistematiğini kurmuşlardır. Fizik ve kimya ilimlerinin konusunu teşkil eden madde ve onlar üzerindeki bilgisi, o kadar çoktu ki, bu hususlarda zamanında yaşayan herkese akıl-ilim hocalığı yapardı. Kimyanın babası sayılan Câbir de, Ca’fer-i Sâdık’ın talebesidir. İmâm-ı Ca’fer’in en meşhûr talebesi, Hanefî Mez-hebi’nin kurucusu ve Ehl-i sünnetin reisi olan İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe Nu’man bin Sâbit’tir. İmâm-ı â’ zam, Ca’fer-i Sâdık’ın derslerine ve sohbetlerine devam ederek, o gizli ve aşikâr ma’rifet kaynağından ilim ve evliyâlık yolunda çok istifâde etti. İmâm-ı a’zam, O’nun huzurunda kavuştuğu yüksek mertebeleri anlatmak için, “O iki sene olmasaydı, Nu’man helâk olmuştu” buyurmuştur, İmâm-ı a’zam (r.a.), bu sözü ile hocası Ca’fer-i Sâdık hazretlerinin büyüklüğünü, kıymetini, kavuştuğu dereceleri anlatmak istemiştir.

Devam edecek…

<<<İmâm-i Ca’fer (r.a.) hakkında başka bir yazı>>>

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ca’fer-i Sadık (radiyallah-u anh) ın yüzü suyu  hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Çağ-çağ barajı (Sonbahar mevsimi) Nusaybin

Ca’fer-i Sadık (Radiyallah-u anh)- 2

Kalbi, bütün kötü huylardan temizleyip, Allahü teâlâya kavuşmak için lâzım gelen ma’rifetleri, ibâdet ve işleri öğreten tasavvuf yollarının çeşitli isimler alması, başka başka olduklarını göstermez. Aynı mürşidin talebeleri, birbirlerini tanımak ve hocaları (mürşidleri) ile öğünmek için bulundukları yola, müşridlerinin isimlerini vermişlerdir. Hz. Ebû Bekir vasıtası ile gelen yolda “zikr-i Hafî” ya’nî sessiz zikir yapılmış olup, Hz. Ali vasıtası ile gelen yolda da “zikr-i cehri” ya’nî yüksek sesle zikir yapılmıştır. Bütün tasavvuf yolları, İmâm-ı Ca’fer Sâdık hazretlerinde birleşmektedir, İmâm-ı Ca’fer-i Sâdık, iki yoldan Resûlullaha bağlıdır. Birisi babalarının yolu olup, Hz. Ali vasıtası ile Resûlullaha bağlıdır. Bu yola “vilâyet yolu” denir. İkincisi anasının, babalarının yolu olup Hz. Ebû Bekir vasıtası ile Resûlullaha bağlanmaktadır. Bu yola da “Nübüvvet yolu” denir, İmâm-ı Ca’fer-i Sâdık, hem ana tarafından Ebû Bekr-i Sıddîk soyundan, hem de, onun vasıtası ile Resûlullahtan feyiz almış olduğu için “Ebû Bekr-i Sıddîk, beni iki hayata kavuşturmuştur” buyurdu. Ca’fer-i Sâdık hazretleri, Resûlullahtan gelen Peygamberlik (Nübüvvet) üstünlüklerine Hz. Ebû Bekir, Selmân-ı Fârisî ve Kâsım bin Muhammed bin Ebû Bekir silsilesi ile kavuşmuştur. Evliyâlık (velayet) üstünlüklerine de, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hüseyin, Zeynel’âbidîn ve babası Muhammed Bâkır yolu ile kavuşmuştur, İmâm-ı Ca’fer-i Sâdık’ta bulunan bu iki feyiz ve ma’rifet yolu, birbirleri ile karışmış değildir. İmâm hazretlerinden, Ahrâriyye büyüklerine, Hz. Ebû Bekir yolu ile, öteki silsilelere ise, Hz. Ali yolu ile feyiz gelmektedir.

İmâm-ı Ca’fer-i Sâdık’ın ilimde, ma’rifette, zühd, takva, kanâat ve bütün güzel ahlâktaki üstünlüğünü, büyüklüğünü duymayan kalmamıştır. Büyükler gibi çocuklar arasında da meşhûr olmuştur. Hikmetli sözleri ve menkıbeleri (ibret dolu hayat olayları) her yere yayılmış, kitaplara yazılmıştır. Onun büyüklüğü ba’zı eserlerde şöyle anlatılmaktadır.

Devam edecek…

<<<Ca’fer-i sadık (radiyallah-u anh) hakkında başka bir yazı>>>

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ca’fer-i Sadık hazretleri (Radiayallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu

Fuad Yusufoğlu

Çağ-çağ Barajı (Sonbahar manzarası) Nusaybin

Cafer-i Sadık (Radiyallah-u anh)- 3

Ca’fer-i Sâdık; Muhammed aleyhisselâmın milletinin (dininin) sultanı, peygamberlik kemâlâtının (üstünlüklerinin) bürhanı (delili, senedi), hakîkatların âlimi, evliyânın gönüllerinin meyvası, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” vârisi, ariflerin, Hak âşıklarının serveri (önderi) idi. Zevk, aşk sahiplerinin rehberiydi. Tefsîr ilminde eşi yoktu. Namazda kendinden geçip düştüğü olurdu. Ca’fer-i Sâdık, Ehl-i beytten olup, Ehl-i sünnetin gözbebeğidir. Ehl-i sünnetin reisi olan İmâm-ı a’zamın ma’rifette, tasavvuf ilimlerinde hocasıdır. Ehl-i sünnet vel-cemâat ve Ehl-i beyt sevgisi ile doludur. Ya’nî Ehl-i beyti sevenler ve onların yolunda gidenler, aslında Ehl-i sünnet olanlardır. Ehl-i beyte olan hakîki ve samîmi sevgisinden dolayı, İmâm-ı Şâfiî’ye (ki, Ehl-i sünnetin imamıdır) “Râfızî” diyenler oldu. Halbuki O, kimseyi kötü-lemedi, hepsini sevdi. Nitekim bütün Ehl-i sünnet âlimleri, “Ehl-i beyti sevmek âhırete îmân ile gitmeye son nefeste selâmete, hidâyete kavuşmaya sebep olur” buyurdular. İmâm-ı Şâfiî (r.a.) buyurdu ki: (Sizi sevmeyi, Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde emrediyor. Namazlarında size duâ etmeyenlerin namazlarının kabul olmaması, kıymetinizi, yüksek derecenizi gösteriyor. Şerefiniz ne kadar büyüktür ki, Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde sizleri selâmlıyor).

Tasavvuf ilimlerinde yüksek ma’rifetlere kavuşmuş olan ve bu bilgileri arzu edenlere öğreterek onlara mürşidlik, rehberlik eden Ca’fer-i Sâdık, (r.a.) kelâm, tefsîr, hadîs ve diğer din ilimlerinde de yüksek derecelere ulaşmıştır. Bu ilimlerde kendisine izafe edilen eserler (risâleler) sonradan yazılmıştır. Din bilgisi üzerinde hiç kitap yazmadı. Kelâm ilminde, sapık i’tikâd (inanç) sahibi olan Ehl-i bid’ate ve felsefecilere karşı verdiği sağlam, vesikalı cevaplar, bu hususta yazılan Ehl-i sünnetin kelâm kitaplarında yer almıştır.

Devam edecek…

<<<Ca’fer-i sadık (Radiyallah-u anh) nın bir başka yazısı>>>

 

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ca’fer-i Sadık hazretleri (Radiayallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu

Fuad Yusufoğlu

Çağ-Çağ barajı (Sonbahar manzarası) Nusaybin

Ca’fer-i Sadık (Radiyallah-u anh)- 4

Ca’fer-i Sâdık hazretleri, Ehl-i sünnet i’tikâdında olmanın şartlarından birisi olan Peygamberimizin (s.a.v.) dört halifesinin üstünlük ve halifelik sırasını inkâr edenlere ve Eshâb-ı kirâma dil uzatanlara, onları sevmeyenlere karşı vesikaları ile cevap vermektedir. Birgün, bu konuda bozuk bir inanca sahip olan sapık birisi, gelip Ca’fer-i Sâdık’a dedi ki:

- Ey Ca’fer! Eshâb arasında, en üstün kimdir?

- Ebû Bekr-i Sıddîk, hepsinden üstündür.

- Böyle olduğunu nereden biliyorsun?

- Allahü teâlâ O’nun için, Resûlden sonra ikinci buyurdu. Bundan üstün şeref olmaz.

- Ali “radıyallahü anh”, Resûlün yatağında, kâfirlerden korkmadan yatmadı mı?

- Ebû Bekir (r.a.), bir şeyden korkmadan mağaraya önce girdi.

- Kâfirlerden korkmasaydı, girmezdi. Halbuki, Allahü teâlâ, Resûlüne haber verip, Ebû Bekir’e”Korkma” dedi. Demek ki, korktu.

- O, Resûlullaha bir zarar gelirse diye korktu. Ayağını bir deliğe koydu. Yılan onu kaç kere ısırdı.Acısına katlanıp, Resûlü rahatsız etmemek için, ayağını çekmedi. Resûlü uyandırmamak için, hiç ses deçıkarmadı. Kendinden korksaydı, zehirlenerek, canını Resûle fedâ etmezdi.

Devam edecek…

<<<Ca’fer-i sadık (radiyallahu- anh) hakkında başka bir yazı>>>


İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ca’fer-i Sadık hazretleri (Radiayallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu

Çağ-Çağ Barajı (Sonbahar manzarası) Nusyabin

Ca’fer-i Sadık (Radiyallah-u anh)- 5

- Mâide sûresi, ellisekizinci âyetinde “Rükû’da iken sadaka verirler” diye medh olunan (öğülen)Ali’dir.

- “Allahü teâlâ mürtedlerle cihad eden bir kavim getirir. Allahü teâlâ bunları sever” âyet-i kerîmesi, Ebû Bekir Sıddîk içindir ve daha çok yükseltmektedir.

- Bekara sûresi ikiyüzyetmişdördüncü âyetinde, “Mallarını, gece, gündüz, gizli, göz önünde verenler” medh olunan Ali değil midir?

- Ebû Bekr-i Sıddîk’ı medh eden (Velleyl) sûresi, şânını çok yükseltmektedir. Çünkü Ebû Bekir,kırkbin altın verdi. Kendisine hiç bırakmadı. Allahü teâlâ, Resûlüne, Cebrâil “aleyhisselâmı” gönderip”Ben Ebû Bekir’den razıyım. O benden râzı mıdır?” buyurdu. Ebû Bekir, (Ben, Allahü teâlâdan razıyım, razıyım, razıyım) diyerek cevap verdi.

- Tevbe sûresinin yirminci âyetinde “Hacılara su vermeği ve Mescid-i Haramı bina etmeği, i-mân etmekle ve Allah yolunda cihâd etmekle bir mi tutuyorsunuz? Hayır. Böyle değildir” Alİ

öğülmektedir.

- Hadîd sûresi, onuncu âyetinde, “Mekke’nin fethinden önce, sadaka verip, cihâd eden ile,fetihden sonra veren ve cihad eden bir değildir. Önce olanın derecesi daha yüksekdir.” Ebû Bekirmedh olunuyor. Ebû Cehl (Amr bin Hişâm bin Mugîre) Resûlullaha vurmak istedi. Ebû Bekir yetişip, önledi.

-Ali, hiç kâfir olmadı.

- Evet öyledir. Fakat, Allahü teâlâ, Tevbe sûresi, yüzbirinci âyetinde “Muhâcir ve Ensârın öncegelenlerinden Allahü teâlâ razıdır. Onlara Cennette sonsuz ni’metler vardır” ve Zümer sûresi,otuzüçüncü âyetinde, “Doğru haberle gelen ve O’na inanan için, Cennette, istedikleri her şey vardır.” Ebû Bekir’in îmânını medh etmektedir. Başkasının îmânı, böyle öğülmedi. Mekke’de, Resûlullahher ne söylese, kâfirler, yalan söylüyorsun derdi. Ebû Bekir hemen yetişip, doğru söylüyorsun yâResûlallah derdi.

- İmrân sûresi, yüzellibeşinci âyetinde, Allahü teâlâ, “Uhud gazanda, şeytana uyup, dağılanlar”

diye şikâyet etmiyor mu?

- Âyet-i kerîmenin sonunu da oku. Bak ne buyuruyor. “Onların bu kusurlarını affettim.” buyuruyor.

- Ali’yi sevmek farzdır. Şûra sûresi yirmiüçüncü âyetinde “Size İslâmiyeti bildirdiğim ve Cennetimüjdelediğim için, bir karşılık beklemiyorum. Yalnız yakınım olanları seviniz” buyuruldu ki, bunlarAli, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin’dir.

- Ebû Bekir’e duâ etmek ve O’nu sevmek farzdır. Allahü teâlâ, Haşr sûresi onuncu âyetinde, “Muhâcirlerden ve Ensârdan sonra, kıyâmete kadar gelen mü’minler, yâ Rabbi! Bizi affet ve bizdenönce gelen din kardeşlerimizi (Ya’nî Eshâb-ı kirâmı) affet derler,” buyuruyor. Hüseynî tefsîrinde diyorki; (Âlimler buyurdu ki; Eshâb-ı kirâmdan birini sevmiyen kimse, bu âyette bildirilen mü’minlerden olmaz.Bu duâdan mahrum olur).

- Resûl aleyhisselâm, “Hasan ve Hüseyin, Cennet gençlerinin üstünüdür. Babaları ise, dahaüstündür” buyurdu.

Devam edecek…

<<< Ca’fer-i sadık (Radiyallah-u anh) hakkında başka bir yazı>>>

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ca’fer-i Sadık hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu

Fuad Yusufoğlu

Çağ-Çağ Barajı (Sonbahar mevsimi) Nusaybin

Ca’fer-i Sadık (Radiyallah-u anh)- 6

- Ebû Bekr-i Sıddîk için bundan daha iyisini buyurdu. Babam Muhammed Bâkır’dan işittim. Ceddimİmâm-ı Ali buyurdu ki, Resûlullahın (s.a.v.) huzurunda idim. Başka kimse yoktu. Ebû Bekir’le Ömer geldi.Resûlullah buyurdu ki: “Yâ Ali! Bu ikisi, Cennet erkeklerinin en üstünüdür.”

- Yâ Ca’fer, Âişe mi üstündür. Fâtıma mı?

- Âişe (r.anhâ), Resûlullahın zevcesi idi. Cennette onun yanında olur. Fâtıma (r.anha), Ali’nin zevcesi idi. Onun yanında olur.

- Âişe, Ali ile harb etti. Cennete girer mi?

- Ahzâb sûresi, elliüçüncü âyetinde “Resûlullahı incitmeyiniz. Ondan sonra, zevcelerini nikâhile hiç almayınız. Bunların ikisi de büyük günâhtır” buyuruldu. Beydâvî ve Hüseynî tefsîrlerinde diyorki, “Bu âyet gösteriyor ki, Resûlullah vefât ettikten sonra da, O’na saygı göstermek için zevcelerine saygılâzımdır.”

- Ebû Bekir’in halife olacağını, Kur’ân-ı kerîmde gösterebilir misin?

- Hem Kur’ân-ı kerîmde, hem Tevrat’ta ve hem de İncil’de gösterebilirim. En’âm sûresi,yüzaltmışbeşinci âyetinde, “Allahü teâlâ, sizi yer yüzünün halifesi yaptı, birbirinizin yerini tutarsınız.” Nur sûresi ellibeşinci âyetinde “İmân eden ve emirlerimi yapanlarınızı, yeryüzüne hâkim kılacağımı söz veriyorum. İsrâiloğullarını halife yaptığım gibi, sizi de, birbiriniz ardı sıra halife yapacağım” buyurdu. Beydâvî ve Hüseynî diyor ki: “Bu âyet-i kerîme gaybten haber verip, Kur’ân-ı kerîmin,Allah kelâmı olduğunu ve dört halifesinin meşru, haklı olduğunu göstermektedir.” Tevrat’ta ve İncil’de,Feth sûresi son âyetinde “Resûlullah ve O’nunla birlikte olanlar, birbirlerini her zaman ve çok severler ve her zaman kâfirlere düşman olurlar.” Bütün Eshâb bildirilmekte ve Ebû Bekr’in şerefine işaret edilmektedir. Bu âyetin sonunda “Eshâbının misâlleri Tevrat’ta ve İncil’de bildirildi.” buyuruyor.Ceddim Ali’nin haber verdiği hadîs-i şerîfte: “Allahü teâlâ, hiçbir Peygamberine vermediği kerâmetleri bana verir. Kıyâmette mezardan, önce kalkarım. Allahü teâlâ, dört halifeni çağır buyurur.Onlar kimdir yâ Rabbi? derim. Ebû Bekir’dir buyurur. Yer yarılıp Ebû Bekir, herkesden öncemezardan çıkar. Sonra Ömer, sonra Osman, sonra Ali kalkar…” buyuruldu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ca’fer-i Sadık hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu