‘İbadet’ olarak etiketlenmiş yazılar
Helal kazanç
15 Mart 2008
Seyid Bahaaddin bahçesi- Kasyane- (Nusaybin)
Dünya;
Ahiret yolunun konağı olunca ve insan bu yolda yemeğe, içmeye ve giyinmeye muhtaç olunca, bu da insanın çalışıp kazanması olmadan mümkün olmayınca çalışmanın edeplerini elbette bilmesi, soruşturması lazım gelir.
Kendini ve çoluk çoluğunu kimseye muhtaç etmemek onların ihtiyacını helalden kazanmak dinimizde cihat sayılır. Çünkü helal kazanç ibadet etmekten daha üstündür.
H.z. isa (Aleyhis Selam.) bir adama
-”Ne iş yapiyorsun?” dedi.
Adam :
-“İbadet ediyorum “dedi
İsa (Aleyhis Selam):
-”Yemeğin nereden geliyor” buyurdu
Adam:
-“Benim bır kardeşim var o getiriyor “dedi
İsa (Aleyhis Selam) :
-“Kardeşin senden çok ibadet ediyor. “buyurdu.
Lokman (a.s.) oğluna vasiyet etti.
-”Ey oğlum helal kazanmaktan el çekme;”
-”Fakir ve insanlara muhtaç olan kimsenin dini az, aklı zayıf ve mürüvveti yok olur. İnsanlar ona hakaret gözü ile bakarlar.”
-”Helal lokma yemenın sevabı çoktur. Çalıştığın helal ise senın çocukların o paradan nemalanarak gelişirler. O zaman uzuvları Allah yolunda hareket ederler.”
Haram lokma yiyenlerın 7 azası, istese de istemese de günah işler
Helal lokma yiyenlerın bütün bedeni ibadet eder. Hayır işlemesi kolay ve tatlı olur.
Abdullah bın Tusteri (r.a.) buyuruyor:
-“İmanın hakikatına varmak için 4 şey lazımdır:
Bütün farzları edeple yapmak,
Helal yemek,
Görünen ve görünmeyen haramlardan sakınmak,
Sonuncusu da ölünceye kadar bunlara sabretmek.
Büyük alimlerden birisi:
-“Nereden geldiğini anlamadan bir şey yemezdi. Bir gün annesi ona bir bardak süt verdi. Sütü nereden aldığını, parasını nereden verdiğini ve kimden aldığını sordu. hepsini anlayınca bu koyun nerede otlamış dedi. Müslümanların hakkı olan bir yerde otlamıştı sütü içmedi.
Annesi: Ona
-”Oğlum Allah (c.c.) sana merhamet eder, iç.” dedi.
Büyük Alim annesine;
-”Günah işlemekle Allah (c.c.) ın Rahmetine kavuşmak istemem” dedi” ve içmedi
Kimya-yı Saadet İmam-i Ğazali
Allah’u Teala hazretleri (c.c) bizleri ve sizleri helal rızık peşinde koşan, helal rızık yiyen ve çocuklarını helal rızıkla besleyen kullarından eylesin...AMİN…
Leyl
28 Mart 2008Kasyane navala sipi (Nusaybin)
Seleften bazılarından rivayet edilir ki:
-“Allah (c.c) çok sadık olan kullarından birine şöyle ilham eder:”
-”Benim kullarımın içinde öyle kullarım vardır ki, onlar beni severler, ben de onları severim.”
-“Onlar bana müştaktırlar, ben de onlara müştakım.”
-“Beni zikrederler, bende onları zikrederim. (zikirlerini kabul ederim)
-“Onlar bana bakarlar, bende onlara bakarım.”
-“Eğer sen de onların yolundan gidersen seni severim.”
-“Eğer onların yolundan ayrılırsan, sana öfkelenirim.”
O salih kul Allah’a şöyle niyazda bulunur:
-”Ey Rabbım, onların alametleri nelerdir?
Allah (c.c.) buyurdu:
-”Müşfik bir çobanın koyunlarını koruduğu gibi, onlar kendilerini gündüzün şerrinden korurlar.”
-“Güneş battığında kuşun yuvasına kavuşmağa iştiyak ettiği gibi, onlar da güneşin batmasına müştak olurlar.”
-“Onları gece bürüyüp örttüğü, karanlıklara karıştığı, yatakların serildiği ve her seven sevdiği ile baş başa kaldığı zaman, benim için divane dururlar. Yüzlerini bana çevirirler benim kelamımla bana münacat ederler.”
-“Benim ni’metlerime şükrederek bana boyun eğerler. Kimi feryat eder, kimi ağlar, kimi Ah-u zar eder, kimi şikayetçi olur.”
-“Kimisi ayakta, kimi oturmuş, kimi rükuda, kimi secde de benim için meşakkatlara katlanmaları nazarımdan kaçmaz.”
-“Beni sevdiklerinden, bana ettikleri şikayetlerden haberdarım onlara ilk önce verdiklerim üç tür:”
1-Onların kalbine kendi nurumdan veririm. Benim onlardan haberdar olduğum gibi onlar da benden haberdar olurlar.”
2-Gökler ve yerin içinde ne varsa hepsi onların sevap defterlerinde bulunsa, bunları onlar için az görürüm.”
3-Onlara teveccüh ederim. Ben kime teveccüh edersem, ona ne vereceğimi hiç bir kimse bilemez.”
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah’u teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri geceleri yatmayıp zikirle geçiren sevgili kullarının yüzü suyu hürmetine affeylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Zikir
28 Nisan 2008Girnavas tepesinden Nusaybin’in görünüşü: (Nusaybin)
Rivayet edilir ki;
Davud (a.s.) mescidinde oturup Zebur okurken yerde kızıl bir kurt gördü. İçinden şöyle söyledi:
-”Aceba Allah’u teala bu kurdu yaratmakla ne murad buyurmuştur?”
Bunun üzerine Allah kurda izin verdi. Allah’ın kudretiyle, kurt konuşmaya başladı
Ve dedi ki:
-“Ey Allah’ın Nebisi, güdüzüm (ü öğrenmek istiyorsan) Rabbim bana hergün bin kere “Subhanallahi vel hamdulillahi ve lailaha illallahu vallahu ekber” dememi ilham etti. Gecemi (sorarsan ) Rabbim bana her gece bin defa “Allahümma salli ala Muhammed En-Nebiyil ümmiyi ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.” dememi bana ilham etti. Sen ne diyorsun ki, ben senden istifade edeyim?
Bunun üzerine Davd (A.S.) kurdu hakir görmesinden pişman oldu ve Allah’tan korkarak bağışlanmasını istedi. Allah’a tevekkül etti.
Zehr-ür Riyazda Peygamberimiz (a.s.) den şöyle bir hadis nakleder.
-”Cennet ehli, cennete girdiği zaman melekler onları her türlü nimetlerle karşılarlar. Onlara oturaklar ve yataklar hazırlanır. Her türlü yemekler ve meyveler takdim edilir. Bu çeşit nimetlerle beraber onlarda bir hayret görülür.”
Bunun üzerine Allah (c.c.) Buyurur:
-”Ey kullarım bu hayret nedir ? Burası durgunluk ve hayret yeri deyildir “
Cennettekiler derler ki;
-”Bize verilen bir vaad vardı. Onun vakti geldi.”
Bunun üzerine Allah’u Teala Meleklere şöyle emreder.
-”Yüzlerden perdeleri kaldırın “
Melekler derler ki:
-”Ey Rabbımız, onlar dünyada sana isyan etmişlerdi Seni nasıl görürler?
Bunun üzerine Allah’u teala (c.c.) buyurur:
-”Perdeleri kaldırın. Çünkü onlar dünyada bana kavuşma isteğiyle secde ederlerdi. Zikr ederlerdi. Ağlarlardi.”
Bunun üzerine perdeler kaldırılır CennettekilerCEMAL-İ İLAHİ’YE BAKAR, Allah Azze ve celleye secde ederek yere kapanırlar.
Allah’u teala (c.c.) kullarına buyurur:
-”Kullarım başınızı kaldırın. Zira burası ibadet yeri deyil, belki ikram yeridir.”
Sonra Allah keyfiyetsiz olarak onlara teccelli eder ve şad olmaları için
-”Ey kullarım, selamet üzerinize olsun. Ben sizden raziyim. Siz benden razımısınız?” buyurur.
Cennet ehli de.
-”Ey Rabbımız biz senden niye razı olmayalım? Bizim gözün görmediği, kulağın işitmediği ve hiç bir kimsenin kalbinden geçmeyen nimetleri verdin.” derler…
Şu ayeti Celile bu hususu beyan ediyor:
-”Allah onlardan razi oldu. Onlar da Allah’tan razı oldular”
-”Çok esirgeyici Rab (lerin) den bir de SELAM(var) dır.”
İmami Ğazali (Envaril Aşıkin)
Allah-u teala hazretleri bizleri ve sizleri Kıyamet günü Rüsvay olmayan kullarınden eylesin. Kendi cennetinde cemalını bizlere göstermeyi nasip eylesin. Amin….
Azazil (Şeytan aleyhil’lanet)
05 Haziran 2008
Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)
Allah-u Teala hazretleri kuranı kerimde şöyle buyuruyor:
-”(Ey Adem oğulları şeytan a tapmayınız. O size apaçık bir düşmandır. Ve bana kulluk edın, doğru yol budur, diye size and vermedim mi.) buyuracak Yasın 60-61…
-”(Böyle iken o sizden bir çok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman düşünmüyor muydunuz?) Yasin 62
-”İşte bu size vad edilen cehennemdir.) Yasın 63
İşte sevgili yeğenlerim ve sevgili kardeşlerim…
Madem ki:
Bizim bir düşmanımız var. Onu gelin hep birlikte iyice tanıyalım…
Şeytan (aleyhıllanet) hakkında uzun bir yazı hazırladım. Sizleri fazla sıkmamak için kısa bölümler halınde arz edeceğim. Allah (c.c.) bizleri şeytanı bilen ve de onun oyunlarına kanmıyan kullarından eylesin. Amin…
Hak teâla (c.c.) Meleklere;
-”(Ben topraktan insan halk edeceğim)” buyurdu.
Ve yine meleklere;
-“(Ben yer yüzünde Halife halk edeceğim)” buyurdu.
Buradaki meleklerden murad, bütün meleklerdir.
Dehhak (Rahmetüllahı aleyh) İbni Abbas (r.a.) den rivayetle, burada hususi taifeler kastedildiği söylemiştir.
Açıklaması şöyledir ki,
Allahü Teala (c.c ) Adem aleyhısselamden evvel yeryüzünde cinlerin babası olan Can’ı ve evladını yarattı.
Sonra evlad-ı can isyan ettiler. Hak subhanehu ve teâla bir kısım melekleri, bunları helak etmeleri için yeryüzüne gönderdiler.
Azrail (a.s.) başkanları idi.
Yeryüzüne gelip BUNLARI ÖLDÜRDÜLER VE YERYÜZÜNDEN ÇIKARDILAR.
Senin Rabbın meleklere dedi ki:
-“(Biz arz de bir halife yaratacağız) Mealındeki ayeti kerimede buyurulan meleklerden murad bunlardır.
Allahu teala (c.c.) kur’anı kerimde Hicr suresi 27. nci ayeti kerimesinde (Adem’den önce cinlerin pederi olan Can’ı ateşten yarattık.) buyurdu.
Bu ateş bir büyük ateştir ki, hem nuru hem dumanı vardır Nurdan melekleri, zülmetten cinleri halk etti.
Cinlerin babasına (Dumas) yahut (Tarnus) derlerdi…
Melekler nurdan yaratıldıkları için ibadete başladılar. Cinler zulmetten halk olunduklarından küfr, isyan ve tuğyan ettiler.
Zamanla çoğaldılar. Hak Teala bunlar bir şeriat gönderdi. Taata ve ibadete çağırdı. Tarnus ve evladı itaat edip Hak teala’ya ibadette koyuldular.. Nice müddet bu halde devam ettiler. Altı bin otuz yıl, yahut beşbin yirmi yıl, Muhyiddin-i Arabi (k.s.) ya göre dört bin yirmi yıl geçti.
Bu müddetlerın sonlarına doğru, inat ve isyana başladılar. Zira ateşin zülmet kısmınden yaratılmışlardı. Kibr edip ibadeti bıraktılar. Hak teala büyüklerinı çeşitli cezalerle helak eyledi. Zaifleri şeriatten ayrılmamışlerdi. İbadete devam ediyorlardı. Onun için sağ ve salim kaldılar.
Hak teala kendi cinslerınden (Hülyanıs) namında birini bunlara vali tayın edip yeni bir şeriat emretti. İlkin itaat ettilerse de, uzun bir devir geçtikten sonra, bunlar da asi oldular. Hak teala bunların da kibr edenlerini helak edip, doğru yolda olanları sağ kaldı.
Bunların başına (Halet) adında bir cini hakim etti. Üçüncü bir devir geçti. Yine doğru yoldan ayrıldılar. Hak teala’nın gazabına uğradılar. Salihlerden az kimse kaldı.
Zamanla çoğaldılar içlerinde (Hamüs) adlı birisi en iyileri idi. Onu kendilerine Vali yaptı. Bütün ömrü boyunca Emri bil Ma’ruf Mehy-ı anıl münker ve şeriatın hükümlerini uyguladı. Ömrü tamam olunca Hak tealanın rahmetıne kavuştu.
Bunun vefatınden sonra Can’ın kötü evlatleri küfran-i ni’met edip fesat yolunu tuttular. Hak teala onlara nasihatçıler gönderdi. Asla fayda etmedi. Dördüncü devir de nihayet buldu.. Hak Tealâ (c.c.) hikmeti gereğince melekler gönderip onların çoğunu katlettiler arda kalanlar, adalarda harabelerde saklandılar, dağıldılar.
Bülüğa erişmiyenleri melekler esir ettiler. Onlardan biri AZAZİL idi… Melekler göye çıkıp aralarınde büyüyüp, günden güne ilerledi. Öyle oldu ki: Meleklerin muallimi oldu. Bazıları derler, onun babası Hablis adında arslan suretinde idi. Annesının adi teblis idi. Kurt süretinde idi…
Devamı edecek…
Mearicün Nübüvve Altıparmak (Peygamberler tarihi)
Allah-u Teâla bizleri ve sizleri Şeytan Aleyhilla’net in şerrinden korusun..AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Azazil- 2 (Şeytan aleyhil’lanet)
07 Haziran 2008Dara kalesi(Nusaybin)
Onlardan biri AZAZİL idi… Melekler göğe çıkıp aralarınde büyüyüp, günden güne ilerledi. Öyle oldu ki: Meleklerin muallimi oldu.
Bazıları derler ki,
“Onun babası Hablis adında arslan suretinde idi. Annesının adı Teblis idi. Kurt süretinde idi. Baştan babasına isyan etti. Sonunda onun için bu belaya düştü.”
Bir rivayete göre göğe çıkmasına sebep Can evladı helak olunca fesatlerınden ötürü, AZAZİL onlardan ayrılıp, bir köşede ibadetle meşgül oldu..
Şöyle ki:
Onun edebinden ve ibadeti çokluğundan melekler dua edip
-”Böyle kimsenin meleklerle beraber olması uygundur” dediler. Hak teala meleklerin bu dileğini kabul buyurup. onu dünya göğüne çıkardı.
Burada da o kadar ibadet etti ki İkinci gök melekleri bunu kendi yanlarına istediler. Hak Teala buyurdu. Böylece yedinci göğe kadar yükseldi.
Cennet meleklerın reisi olan Rıdvan:
-”Ya Rabbi bütün gök tabakalarındaki melekler onun ibadetiyle haz duydular birkaç gün de cennettekiler ondan istifade etsinler” dedi. Hak teala kabul buyurup AZAZİL’i cennete aldı. İbadetine devam etti. Arşı Alada yakuttan bir minber üzerinde oturur melekler başı ucunda nurdan bayrak tutarlardı.
Bu vaziyette meleklere vaaz verirdi. Etrafına o kadar melek toplanırdı ki; Adedini Allah-u Teala bilir idi.
Azazil böylece ibadette nice yıllar devam etti.
Bir zaman geldi ki yeryüzünde vaktiyle helak olan kavminden sağ kalıp, öteye beriye dağılanlar ve dağlarda yaşayanlar zamanla çoğaldılar. Öyle ki; yeryüzünü doldurdular. Lakin hak tealaya nasıl ibadet edileceğini bilmezlerdi. Azazil bunları hak yoluna çağırmak için hak Teala’dan izin istedi. Kabul olup bir kısım melekler ile beraber yeryüzüne indiler. O kavmı doğru yola davet ettiler. Az kimse itaat etti.
Bunun üzerine Azazil Cehlut Bin Belanet isminde salih bir kimseyi o kavmin büyüklerine gönderdi. Elçi emre uyarak o kavme geldi. Doğru yola davet etti. Lakin dinlemeyip şehid ettiler. Azazilin haberi olmadı. Elçi geç kalınca bir başkasını daha gönderdi. Onu da şehid ettiler o da gelmeyince Azazil birbiri ardınca bir çoklarını gönderdi. Hepsini şehid ettiler.
En son gönderilen (Yusuf bin Yasif ) adında biri, bir hiyle ile ellerinden kurtulup Azazile geldi. Vaziyeti anlattı. Azazil Hak tealaden izin isteyip meleklerle beraber o kavmın üzerine yürüdü. Çoğunu öldürdü. Kalanı etrafa dağıldıler. Azazil yeryüzünü bunlarden temizleğince Hak Teala yeryüzünün idaresini de ona verdi.
Azazil kah göklerde Hak tealaya ibadet eder, kah cennette taatla meşgül olurdu. Ne zaman kı yerin ve göklerin idaresini kendisine verildi, benlik sıfatı zahir oldu. Kendine GURUR geldi.
Kendi kendine dedi ki:
-”Eğer Hak Teala benim işimi başka bir kimseye verirse O’na İbadetten geri dururum. Zira İlim ve Amel bakımından benden üstün kimse yoktur. Benden başka bu hilafet işine layık kimse olamaz.”
Bu halde iken meleklerden bazıları Levh-i Mahfuza baktılar, gördüler ki: Allah-u Teala’ya yakın olanlardan birisi pek yakında gadab-ı İlahiye uğrayıp mel’un olur ve tard edilir…..
Bu halde iken meleklerden bazıları Levh-i mahfuza baktılar, gördüler ki, Allah-u Teâlaya yakın olanlardan birisi pek yakında gadab-i ilahıye uğrayıp mel’un olur ve tard edilir.
Derhal Azazil’in huzuruna geldiler.Azazil onları üzüntülü görüp sebebini sual edince , melekler gördüklerini haber verdiler ve bu bela’nın kendilerinden birine gelmemesi için DUA istediler..
Azazil:
-Bu bela bize ve size değildir. Ben o yazıyı senelerdir görüyorum kimseye söylemedim, dedi.
Onlar DUA etmesi için ısrar ettiler.
Azazil, el kaldırıp:
“-Ya Rabbi, bunları bu beladen emin eyle,” dedi….
Gururundan kendisini söylemedi ve kalbine azıcık bile korku gelmedi.Bunun için ebediyyen mahrum ve hüsrana mübtele oldu. O BELA kendisine geldi. Azazil’ın bir adı, İblis idi.
Devam edecek…..
Mearicün Nübüvve Altıparmak (Peygamberler tarihi)
Allah-u Teâla bizleri ve sizleri Şeytan Aleyhilla’net in şerrinden korusun..AMİN…
Fuad yusufoğlu
Taata devam etmek. Haramı terk etmek
10 Temmuz 2008Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)
Taat’ın manası:
Allah-u Teala (c.c.) nın farzlarını yerine getirmek, haramlardan kaçınmak ve Allah (c.c.) ın hudutlarında durmak demektir.
Mucahid (r.a.):
-“Dünyadan nasibini de unutma.”El –Kassas suresi ayet- 28/77 mealındeki ayeti celileyi açıklarken şöyle der:
-“Buradaki ”Nasip” ten maksat, kulun Allah (c.c.) a itaat etmesidir.”
Bil ki Ey Okuyucu:
Taatın aslı,
Allah (c.c.) ı bilmek,
Allah (c.c.) tan korkmak,
Allah (c.c.) ın Rahmetinden ümit var olmak
Ve bütün haraketlerini Allah (c.c.) için Murakabe etmektir.
Kul bu dört hasletten yoksun kaldığı zaman, İmanın hakıkatını idrak edemez.
Çünkü:
Tâat ancak Allah (c.c.) ı ve onun varlığını bildikten sonra sahih olur. Her şeyin yaratıcısı olduğuna, her şeyin bildiğine, her şeye kadir olduğuna, mahlukatın ilminin O’nu ihate edemiyeceğine, Katiyetle inanmak lazımdır. O’nu tasavvur bile edemiyeceğini, O’nun benzeri olmadığını bilmekle olur.
Bir A’rabi, MUHAMMED BİN Ali bin Hüseyn (r.a.) e şöyle der:
-“Sen Allah (c.c.) a ibadet ederken O’nu gördün mü?”
Muhammed Bin Ali (r.a.):
-“GÖRMEDİĞİME İbadet edici DEĞİLİM.” Dedi.
A’rabi:
-“Onu nasıl gördün,”dedi
Muhammed bin Ali (r.a.):
-“Onu bizim maddeleri gördüğümüz gibi gözler görmez.
Fakat:
O’nu, İmanın hakikatiyle Kalpler görür.
O duyularla idrak edilmez.
O insanlara benzemez.
O alemetlerle bulunmuştur.
KENDİ ZATINA MAHSUS ALEMETLERİ VARDIR.
Takdir ve hükümlerinde asla zülm etmez.
İŞTE O Allah (c.c.) tır.
İbadete layık tek İlah Ancak O’dur.
Yeryüzü ve göklerin RABBI O’dur.
Bunun üzerine A’rabi şöyle der:
-“Allah (c.c.) ahkamini nereye koyacağını daha iyi bilir.”
Ariflerin bazısına İlm-i batından soruldu:
Şöyle cevab verdi:
-“O Allah (c.c.) ın sırlarından öyle bir sırdır ki, Onu sevdiklerinin kalbine koyar. Ona ne melek ve ne de beşer Muttali olabilir.”
Kalblerin keşfi (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri hakkiyle kendisine taat ve ibadet eden kullarından eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Kibir ve tevazu
13 Temmuz 2008Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)
Muhammed İbn Vasi (r.a.) bir kere oğlunu böbürlenerek yürürken gördü:
Seslenip:
-“Sen kim olduğunu biliyormusun ? Annen yirmi altına satın aldığım bir cariyedir. Baban ise, müslümanlar arasında öyledir ki, onun gibi ne kadar az bulunursa, o kadar iyi olur.” Buyurdu.
Mitrab ibn Muhammed (r.a.) Muhalleb’ i böbürlenerek yürürken gördü:
-“Ey Allah (c.c.) kulu, Allah-u Teala (c.c.) böyle yürümeyi sevmez.”dedi.
Muhalleb’i:
-“Ya beni tanıyormusun? Dedi.
Mitrat ibn Muhammed (r.a.):
-“Tanıyorum. Başlangıcın pis kokulu bir su, sonun ise işe yaramayan bir leş. İkisi arası, yükü murdar bir hammallık.”dedi.
Resulüllah (Aleyhis selatu ve sellam) buyurdu:
-“Kişinin çoluk çocuğunun ihtiyacını kendisi temin edip taşımasını ve bu suretle gurur ve kibrini ezmesini severim.”
Resulüllah (Sallallahu aleyhive sellem) Ashabi kiram (Aleyhimürrıdvan) a buyurdu:
-“Nedendir ki, İbadetin tatlılığını sizde göremiyorum?”
Eshabi Kiram (Aleyhimmürrıdvan):
-“İbadetin tatlılığı nedir? Ya Resulullah (a.s.v.)” dediler.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu:
-“Tevazudur.”Buyurdu.
Aişe (r.a.) Anamız buyuruyor:
-“Siz ibadetlerin en faziletlisini biliyormusunuz. O tevazudur.”
Fudeyl İbn İyyad (r.a.) buyurdu:
-“Tevazu, kimden olursa olsun Hakkı (doğruyu) kabul etmektir. İsterse çocuk ve cahil kimseler olsun.”
İbni Semmak (r.a.) Halife Harun Reşide:
-“Ey Emirilmü’minin, Allah-u Teala (c.c.)
-“Kime mal,
-“Cemal
-“Ve haşmet verirse;
-“Malda: insanlara yardım,
-“Haşmet’te: Tevazu etsin.
-“Ve cemal da: ZAHİD olsun.
-“Allah-u Teala (c.c.) böyle olanların ismi HALİSLER DEFTERİNE yazılır buyuruyor.” Dedi.
Halife Harun Reşid kağıd kalem isteyip bu sözleri yazdı.
Süleyman (Alayhis selam) kendi ülkesinde zenginleri sabahlayın sorar, sonra fakirlerle oturur ve:
-“Miskinler miskinler le oturur.”Buyururdu.
Büyüklerden tevazu hakkında söz söyleyenler çoktur.
Hasan-i Basri (r.a.) buyurdu:
-“Tevazu evden çıkınca, gördüğün herkesi kendinden üstün bilmektir.”
Malik ibn Dinar (r.a.) buyurdu:
-“Eğer bir kimse mescidin kapısında seslense ve içinizde en kötünüz dışarı çıksın dese, zorla olmadan hiç kimse, benden önce dışarı çıkamaz.”
Abdullah Bin Mubarek (r.a.) bunu duydu ve buyurdu ki;
-“Malik Bin Dinar (r.a.) ın büyüklüğü bu sebeptendir.”
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Kibrin şerrinden muhafeza eylesin. AMİN…….
Fuad Yusufoğlu
Tâvûs Bin Keysan (Radiyallah-u anh)
27 Ekim 2008Girnavas’tan Nusaybin’in bir başka görünüşü
Tabiinin meşhur hadis âlimlerindendir. Aslen İranlıdır. Kendisine Tâvûs-i Himyeri de denir. Kendisi Eshabi kiramdan yetmiş kişiyi gördüğünü söylerdi.
Hazreti Tâvûs bin Keysan, büyük bir hadis alimi olup, aynı zamanda da fıkıh ve tefsir ilminden pek ileri dereceye sahipti. Sika (güvenilir, sağlam) olduğunda, hadis-i şerif âlimleri söz birliği etmişlerdir.
Hadis-i şerif ilmini; Hazreti Aişe anamız (radiyallahu anha), Hazreti Abdullah ibn-i Ömer, hazreti Ebu Hüreyre, Hazreti Abdullah bin Amr, Hazreti Zeyd bin Erkam gibi güzide Sahabe-i kiram “Aleyhimürrıdvan” den öğrendi.
Kıraat ilmini Hazreti İbni Abbas (r.a.) den tâlim etti. Bu hususta eşine çok az rastlanan bir bilgiye sahibti.
Hazreti Tâvûs (r.a.) dan oğlu Hazreti Abdullah, Hazreti Zühri, Hazreti İbrahim bin Meysere, Hazreti Amr, Hazreti Mücahid (r.a.) gibi büyük zatlar hadis-i şerif rivayet ettiler.
Hazreti Tâvûs (r.a.), Allah-u Teâlâ’ya yalvarmaktan zevk alan bir zat idi. İbadet, bedenleri için gıda, kalbleri için hayat idi. Uzun zaman ayakta ibadet etmekten yorulmazlardı. Çok namaz kıldığı için, alnında secde yeri izi olmuştu.
Bir kimse bir şey sorarsa bütün tefarruatiyla anlatır, başka kimseye sormaya lüzum bırakmazdı.
Hazreti Tâvûs bin Kesyan (r.a.), yatağına yattığı zaman, sağa sola döner rahat edemez, bunun üzerine kalkar sabaha kadar namaz kılar ve:
-“Âbidlerin uykusu, cehennemi hatırlamaktır..” derdi. Böyle kırk sene yatsı namazın abdesiyle sabah namazını kılmıştır. Kırk defa hacca gitti.
Duası kabul olan zâtlardandı. O derece cesur ve kuvvetli kalbe sahibti ki, öldürüleceğini bilse bile gayri meşru bir işi asla yapmaz ve dalkavukluğa kaçacak bir sözü hiç kullanmazdı.
Hazreti Tâvûs (r.a.) ateşten çok korkar, gördüğü yerde aklını kayıbedecek gibi olurdu. Çünkü ateşi görünce cehennemi hatırlardı. Bir defa, ocaktan çıkan alevi görünce bayıldı.
Hazreti Tâvûs bin Keysan (r.a.), hacca gitmelerinden birini şöyle anlatır:
-“Hacca gitmiştim. Yanımda bir de çocuk vardı. Binecek bir hayvanı ve yiyecek bir şeyi yoktu.”
-“Ey çocuk, senin yiyeceğin var mı?” dedim.
Çocuk:
-“En iyi yiyecek takvadır. Kerimlerin evine giderken yiyecek götürmek uygun değildir.” Dedi.
İhram kuşandığımızda hepimiz “LEBBEYK” dediğimiz halde, çocuk söylemiyordu.”
-“Niçin söylemiyorsun?” dedim.
Çocuk:
Devam edecek…
Allah-u teâlâ Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri bu veli kullar hürmetine amellerimizi kendi rızası istikametinde kabul buyursun. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Utbet-ül Ğulam (Radiyallah-u anh)-3
28 Ekim 2008Geliye Şame (Navale ) Nusaybin
Utbet-ül Ğulam (Radiyallah-u anh)- 3
O şöyle cevab verdi:
-“Senin evinde yazılı bir dua var. Onun yüzünden iyi muamele gördüm.”
Sabah oldu. Evde dua’yı arayıp buldum.
Dua şöyle idi:
-“Ey sapmışları doğru yola ileten, ey günahkarlara merhamet edip aciyan! Ey düşenlere yardım eden Allahım! Günahkar olan bu kuluna ve bütüm müslüman kardeşlerime merhamet eyle. Bizi öldükten sonra, Peygamberler, sıddıklar, şehidler ve Salih kullarınla haşreyle.”
Utbet-ül Ğulam (r.a.) hazretleri, unu hamur yapar, onu güneşte kurutur, sonra yiyip,
-“Ahretin çeşitli ve lezzetli ni’metleri hazırlanıncaya kadar, bu dünyada kuru ekmek parçası ile bir miktar tuz yeter.” Der, sıcakta ısınmış olan testisinden de biraz su içerdi.
Yakınlarından birisi;
-“Ekmeğini biz pişirip, sana soğuk su getirsek ne iyi olur, niçin böyle kendin yiyip, sıcak su içiyorsun?” dediklerinde:
Utbet-ül Ğulam (r.a.):
-“Bu kadar bana kâfi. İşte bu kadarcık bir şeyle açlığın ve susuzluğun şiddetini kırmış oluyorum.” Dedi.
Utbet-ül Ğulam (r.a.) anlatır:
-“Canım et istediği halde yedi sene almadım. Fakat sonunda bir miktar alıp pişirdim. Sonra bir çocuğa rastladım. Onun babası ölmüş, yetim kalmıştı. Elimdeki eti ona verdim.”
Bu manzarayı görenler, Utbet-ül Ğulam (r.a.) ın
-“Yoksulları, öksüzleri, esirleri severek yedirirler.” Mealındeki ayeti kerimeyi okuyup, ondan sonra et yediğini görmedik. Dediler.
Müslim Abadanı (r.a.) ı anlatır:
Salih el Mürri (r.a.), Utbet-ül Ğulam (r.a.), Abdulvahid bin Zeyd (r.a.) ve Müslim el-Esvari (r.a.) bize gelip, deniz kenarına indiler.Kendilerini bir akşam yemeğe davet ettim. Herkes sofraya oturmuştu. Bu sırada görünmiyen birisi:
-“Ebedi ve ni’metler yurdu olan cennetten dünyanın geçici zevkleri, nefsin arzu ve istekleri seni alıkor.” Diye konuşmuştu
Utbet-ül Ğulam (r.a.) bunu duyunca düşüp bayıldı. Yemekte bulunanlar bir şey yemeden kalktılar.
Utbet-ül Ğulam (r.a.) ın, bir gece sabaha kadar:
-“Ya Rabbi! Bana azab da etsen, merhamet de etsen seni seviyorum.” Dediği söylenir.
Anlatılır ki;
Utbet-ül Ğulam (r.a.) bir kumruyu görünce :
-“Eğer Allah-u Teâlâ’ya benden daha çok itaat ediyorsan, gel elime kon” dediği zaman kumru gelip eline konardı.
Utbet-ül Ğulam(r.a.) ın mahzun ve garip bir hali vardı. Bu yönüyle Hasan-i Basri (r.a.) ye çok benzerdi. Onun da mahzun bir durumu vardı. O, yatsı namazını kılar bir miktar uyur, sonra kalkıp sabaha kadar yatmazdı.
Utbet-ül Ğulam (r.a.) hazretleri evinin kapısını daima kapalı tutar, ancak geceleri açık bulundururdu. Şehid olmasından sonra evine girdiler orada şu manzarayı gördüler. Kazılmış bir kabir, boyuna geçirilebilen bir zincir.
Rebah el Kaysi (r.a.) denen zat anlatır:
Utbet-ül Ğulam ile beraberdik. Kendisine bir miktar hurma almıştı. Akşam vakti sıralarında, rüzgar esmeye başladı. Bunun üzerine Utbet-ül Ğulam (r.a.):
-“Ya Rabbi! Canım istediği halde bir seneden beri hurma almamıştım. Fakat hurma yeme isteği bana gâlip geldi. Yemek için aldım.” Dedikten sonra, aldığı hurmaları yemeyip, tekrar fakirlere dağıttı.
Anbese-i Havâs (r.a.) anlatır:
Utbeyt-ül Ğulam (r.a.) beni ziyaret ederdi. Bir gece yanımda kaldı. Seher vakti şiddetli bir şekilde ağladi.
Sabah olunca, ona;
-“Bu gece beni çok korkuttun. Niçin öyle ağladın?” dedim.
Utbet-ül Ğulam (r.a.) Şöyle cevab verdi;
-“Ey Anbese! Günahlarım çok. Yarın kiyamet günü Huzur-u ilahiye nasıl varırım.” Dedi.
Ve bu sırada neredeyse yıkılacaktı. Onu hemen kucakladım:
-“Utbe! Utbe!” diye bağırdım.
Bana hafif bir sesle cevab verdi.
-“Kiyamet günü halimin ne olacağı hatırıma geldikçe kendimi kayıbediyorum.” Dedi. Sonra ağlamağa başladı. Onun bu ağlayışı beni de ağlattı.
O mahzun bir sesle, göz yaşları dökerek, Allah-ü Teâlâ’dan, lütuf ve ihsanını dilerdi. O kur’an-i kerim okuduğu zaman ağlar, başkalarını da ağlatırdı. Allah-ü Teâlâ’nın korkusundan göz yaşları dinmezdi.
İslam alimleri ansiklopedisi.
Allahu Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Utbet-ül Ğulam ın yaptığı dua hürmetine afv eylesin.Amin…
Fuad Yusufoğlu
Allah-u Teâlâ’yı zikir;( Hatırlamak, Anmak)
15 Kasım 2008Çağ-çağ deresi (Haci Latif bahçesi) -Bor-e Veysike-
Allah-u Teâlâ’yı zikir;( Hatırlamak, Anmak)
Bütün ibadetlerin özü ve aslı Allah-u Teâlâ’yı hatırlamaktır. İslamın direği Namaz’dır ve namaz’dan da maksat Allah-u Teâlâ’yı zikir ve anmaktır.
Allah-u Teâlâ buyuruyor;
-“Namaz’ı dosdoğru kıl (ve kıldır). Allah’ı zikretmek elbette en büyük (İbadet) tır. Ankebut suresi ayet 45.
Kur’an-i kerim okumanın ibadetlerin en faziletlisi olmanın sebebi, Allah-u Teâlâ’nın kelâmı, sözü olması, Allah-u Teâlâ’yı hatırlatıcı olması ve içerisindekilerin hepsinin Allah-u Teâlâ’yı anmayı, hatırlamayı tazelemesi, yenilemesidir.
Oruç’tan maksat, şehvet ve arzuları kırmaktır. Böylece şehvet ve istek sıkıntılarından kurtulan kalb, temizlenir ve “zikir” edilecek yer olur.
Kalb arzularla dolu olunca, zikir etmesi mümkün olmaz ve zikir ona te’sir etmez. Beytullah’ı (Kâbe’yi) ziyeret olan hacdan maksat, hâne (ev) sahibini hatırlamak ve O’nu görmeyi, O’nunla konuşmayı candan istemektir.
Kimyay-i saadet (İmam-i ğazali)
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Dilleri ve kalbleri her zaman zikir’le iştigal eden Salih kullardan eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu


