‘Kaza ve kader’e iman’ olarak etiketlenmiş yazılar

Nusaybin’de Güneşin doğuşu

Beşinci ESAS: İRADE

NOT:

iRADE VE KADER ÇOK TEHLİKELİ VE ZOR BİR KONU OLDUĞU İÇİN KISIM KISIM OLARAK AÇIKLAMAYA KARAR VERDİM

Fuad yusufoğlu

Kainat, Allah’ın iradesi ile var olmuştur. Hadisatın müddebiri O’dur. Mülk ve melekütte (Madde ve Mana alemimde) az, çok, küçük, büyük, hayır, veya şer, menfaat, veya zarar, İman veya küfür, İrfan veya inkar, kartuluş veya hüsran, fazlalık veya noksan, taat veya isyan, ancak O’nun hükmü ve dilemesi, takdir ve kazasiyle cereyan eder.

Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. Bakanın yüz çevirmesi, ansızın hatıra gelen Allah’ın iradesi dışına çıkamaz. Yaratan ve iade eden (öldükten sonra tekrar dirilten) O’dur.

O istediğini yapar. Hükmünü red edecek, O’nun yaptığını durduracak bir kuvvet yoktur.

Kulun O’na isyandan uzak kalması ancak O’nun rahmeti ve tevfiki iledir. Kulun Allah’a itaat etmesindeki kuvveti ancak Allah’ın yardımı ve iradesiyledir.

İnsanlar, cinler, melekler ve şeytanlar toplanıp âlemdeki bir zerreyi haraket ettirmek veya durdurmak isteseler bunu yapamazlar. O’nun iradesi, sıfatları cümlesinden olup zati ile kaimdir.

Allah (c.c.) sıfatları ile daima böylece mevsuftur. O eşyanın, takdir buyurduğu vakitlerinde vucuda gelmesini ezelde irade buyurmuştur.

Eşya, Allah’ın ezelde irade buyurduğu gibi vucuda gelmiş bu geliş ne bir an önce ve ne de bir an sonra vaki olmuştur. Bilakis, hiçbir değişiklik olmadan Allah’ın ilmi ve iradesine uygun olarak vaki olmuştur.

Allah (c.c.) aman bekleyişine ve düşünceler silsilesine muhtaç olmadan hadisatı idare eder. Bunun içindir ki, bir şey, başka bir şey’i işlemekten O’nu meşgül etmez.

Şübhesiz, bu makam, yani: İrade ve kader bahsi ayakların kaydığı bir konudur. O’nda bir çokların ayakları kayarak, sapıtmışlardır. Zira bu..

Devam edecek…

Dinde kırk Esas (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri bozuk ittikad sahibi olan insanların kaydığı bu Denizden sağ saliman Sağlam bir itikatla geçmeyi halas eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Çağ-ÇAĞ DERESİ (NUSAYBİN) -Bor-

Beşinci ESAS: İRADE- 2

Şübhesiz, bu makam, yani: İrade ve kader bahsi ayakların kaydığı bir konudur. O’nda bir çokların ayakları kayarak, sapıtmışlardır. Zira bu konunun tahkikinin tamamı, tevhid denizinin arkasındeki büyük bir denizinin dalgasına uzanır.

Onlar, münakaşa ve çekişme ile o dalgayı taleb ettiler.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) ise, buyurdu ki;

-“Bir kavim hidayete erdikten sonra, ancak (Kader ve İrade hakkında) münaklaşaya tutuşurlarsa sapıtırlar.”

Onlar (Kader ve İrade konusunda münakaşa edenler) Te’vil ehlinden olmadıkları halde Kur’an ayetlerini te’vil ederek deliller getirdiler.

Eğer herkes te’vil makamına nail olsaydı, Resulullah(Sallallahu aleyhi ve selem) İbni Abbas (r.a.) a dua ederek:

-‘Ey Allahım, onu dinde Fakih yap ve o’na te’vili öğret.’ Buyurmazdı.

Hazreti Yakub (a.s.), Hazreti Yusuf (a.s.) için:

-“Rabbin seni öğlece (ruyada gördüğün gibi) beğenip seçecek, sana hadiselerin te’vilini öğretir.” Yusuf suresi ayet 6 Buyurmazdı

Bu ayetin tefsirinde Kellaf (r.a.) der ki;

-“Hadiselerin te’vilinden Allah(c.c.) ın kitablarının manaları ve Peygamber(a.s.v.) ın sünnetleri ve insanların ayetlerdeki anlıyamadıkları incelik ve derinliği murad edilmesi caizdir. O (Yusuf) insanlara ayetleri ve peygamberlerin sünnetlerini tefsir ve şerh eder. İhtiva ettikleri hükümleri öğrenmekte insanlara rehber olur. Ancak bu konuda bir çoklarının ayakları kaydı ve sapıttılar.”

-“Çünkü onlar, sırf fitne aramak ve te’viline yeltenmek için O’nun müteşabih olanlarına tabi olanlara uyarlar. Halbuki, onun te’vilini ancak Allah (c.c.) bilir ve bir de ilimde RUSUH bulunanlar bilir. Başkaları bilemez. Kader ve irade konusunda münakaşada bulunanlar ilimde rusuh bulmuş yani yüksek derecelere ulaşmış değillerdir. Bilakiz onlar aciz ve ilimde noksandırlar.”

-“İlimde noksan oldukları için bu işin künhünü düşünmeye takatları yetmedi. Ve diğer ilimde noksan ve kusurlu olanlarla ağızları gemlendi ve takatlarının yetmediği konulara dalmaktan men’edilerek onlara : “

Denildi ki;

-“Susun, siza bunun için yaratılmadınız -‘Allah (c.c.) işlediği şeyden sorulmaz, inanlar ise sorulurlar.’

Devam edecek…

Dinde kırk esas (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri bilgi sahibi olmadan boş konuşmayan diline sahib olan Salih kullarının yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Çağ-Çağ deresi Gündük köyü

Beşinci ESAS: İRADE-3

Ebu Hüreyre (r.a.) den rivayet edilmiştir. Demiştir ki;

-“Biz kader hakkında münakaşa ederken Resülullah (Sallallahu aleyhi ve selem) üzerimize çıkageldi. Resülullah (Sallallahu alyehi ve selem) kızdı, hatta mübarek yüzü kızardı;

Buyurdu ki;

-“Siz bununla mı emrolundunuz? Yahud ben size bununla mı gönderildim? Sizden önce geçenler ancak bu mevzuda münakakaşa ettikleri zaman helak oldular. Size bu hususta yeminle söylerim ki, Kader ve irade hakkında münakaşa ve müneza’a etmeyiniz.”

Ebu Cafer (r.a.) den rivayet edilmiştir. Demiştir ki;

Ben Yunus bin Ubeyda (r.a.) ya şöyle dedim.

-“Ben bir kavme uğradım ki onlar kader hakkında münakaşa ve münaza’a ediyorlardı.”

Bunun üzerine Yunus bin Ubeyd (r.a.) dedi ki;

-“Onlar eğer günahlarının kaygısına düşmüş olsalardı Kader hakkınde münakaşa ve münaza’ada bulunmazlardı. Bir kısım insanların kalbi Allah (c.c.) ın nurunda iktibas edilen bir nur ile doludur. Kandillerin yağları çok parlaktır, hatta ona ateş dokunmadan ziye verir.Işık üzerine ışık olarak parlar. Rablarinin nuru ile önlerine Mâna aleminin bütün semtleri aydınlanır. Hadisatı oldukları gibi idrak ederler.”

Onlara denir ki;

-“Suküt edin, Allah’ın adabiyle edeblenin. kaderden bahs edildiği vakit diliniz tutun, konuşmayın.”

Bunun içindir ki Hazreti Ömer (r.a.) Kaderden sorulduğu vakit, cevab vermedi,

ve sorana dedi ki;

-“Kader çok derin bir denizdir. Sakın ona dalma.”

Soruyu soran tekrarlayınca,

Hazreti ömer Radiyallah-u anh şöyle cevab verdi.

-“O, karanlık bir yoldur. O yola sulük etme.”

Vatka ki, adam soruyu üçüncü defa tekrarladı

Hazreti Ömer radiyallah-u anh O’na dedi ki;

-“Kader Allah(c.c.) bir sırrıdır. Onu araştırma.

Gayıp aleminin sırlarını öğrenmek isteğen kimse, muhabbet, ihlas, sıdk, düşmanlarından kaçınmak ve emirlerine boyun eğmekle, onları razı edecek şeylerde gayret ederek kapılarında dursun, izlerinden gitsin.

Devam edecek…

Dinde kırk Esas (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Kadarle ilgi konulara dalmadan, münakaşa ve münaz’a etmeden kader hakkında sağlam bir itikada sahib olan kullarından eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)

Beşinci ESAS İrade- 4

Rububiyetin sırlarını bilmek arzu eden kimsede, muhabbet, sevgi, ihlas, sıkd, ta’ zim hayâ, emirlerine imtisal, günahlardan uzaklaşmak, (nefsi ile) mücahede etmek, himmetin künhüne yönelmek, Allah’ın nefehatına koşmakla Allah Azze ve Celle’nin kapısına yapışsın.

Resûllullah, (S.A.V.) buyurdu ki:

-”Zamanlarınızın günlerinde Rabbinizin nefehatı vardır. Uyanın, O, nefehata koşun.”

Melekütün sırlarına vakıf olmak isteyen, Allah (c.c.) ın razı olduğu hususlarda çalışsın.

Buna kudreti olmayan ise bu konuda İmam-i A’zam (Allah ona rahmet eyledsin) ve ashabının dedikleri şey üzere itihad etmesi gerekir.

Onların bu hususta temel fikirleri şudur:

Kulda kudreti ihdas etmek Allah(c.c.) ın fiiflidir. Allah (c.c.) ın kulda yarattığı kudreti kullanma ise hakîki olarak (mecazı değil) kulun fiilidir.

Kadriyyeciler, Allah (c.c.) ınkaza ve takdirini inkar ettiler. Hayrı ve şerri kendi nefislerinden olduğu görüşündedirler.

Bununla Allah (c.c.) ı zulümden ve kötü ile çirkini yaratmaktan tenzih etmeği dilediler. Fakat onlar sapıttılar. Zira, bu sözlerinin zımnında Allah (c.c.) a ACZ isnad ettiler, bunu anlıyamazlar.

Cebriyeciler ise, kaza ve kadari kabul ederler. Hayrın ve şerrin Allah (c.c.) tan olduğu görüşündedirler. Fakat, işlenen fiilde cansız varlıklarda olduğu gibi, kendilerinin hiçbir rolü olmadığını itikad ederler.

Cebriye taifesi bu sözleri ile Allah (c.c.) ı acz’den tenzih etmeği kasdettiler, fakat kandileri sapıttılar. Zira onlar, bu sözlerin zımnında Allah (c.c.) a zulüm isnad ettiler. Kendi sefihlerini de dalalete soktular, çünkü onlar Allah (c.c.) a isyan ediyor ve isyanlarını Allah (c.c.) a isnad ederek kendilerini şeytanın yaptığı gibi suçlu olmaktan ve sorumluluktan temize çıkarıyorlar.

Şeytan (Aleyhil’lanet) Allah (c.c.) a karşı dedi ki;

-“Öyle ise dedi (Madem ki) sen beni azgınlığa mahkum ettin, ben de bu sebeple and olsun ki, onarlı (sapıtmak) için senin doğru yolunda (pusu kurup) oturacağım.” A’raf suresi Ayet- 16

Hulasa;

Devam edecek…

Dinde kırk esas (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Kadarle ilgi konulara dalmadan, münakaşa ve münaz’a etmeden kader hakkında sağlam bir itikada sahib olan kullarından eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Kasyane (Navale sipi)

Beşinci ESAS İrade- 5

Hulasa;

Kaderiye taifesi, kulların fiillerinin hepsinde kul için külli bir muhtariyeti isbat ederek, efal-i ihtiyariye de Allah (c.c.) ın kaza ve takdirini tamamen inkar ederler.

Cebriye taifesi ise, Kaza ve kadere dayanarak kulların fiillerinden muhtariyeti tamamen nefy ederler, her şeyi Allah (c.c.) ın kaza ve kaderine bağlarlar.

Kader ve irade mevzu’unda Cebriye zümresiyle münakaşa ve münaza’a eden kimsenin, onları tokatlaması, elbiselerini ve sarıklarını yırtması, yüzlerini tırmalaması, saçlarını, bıyıklarını ve sakalarını yolması gerekir.

Ve sonra da o sefihlerin kendilerinden sadır olan diğer çirkin fiillerinden özür diledikleri gibi, özür dilerim kader böyle imiş benim hiç suçum yoktur demesi lazımdır.

Mu’tezile, kendilerine ancak şerri isnad ederler. Allah (c.c.) a zulmü ve çirkin olanı isnad etmekten kaçınarak kendilerine ihtiyar-i külliyi isbat ve iddia ederler. Fakat, bilmezler ki, bunun zımnında Allah (c.c.) a acz isnad edereler. Yüce olan Allah (c.c.) onların isnad ettşiklri acz’dan beridir.

Ehl-i sünnet vel Cemaat mezhebine gelince, onlar, bu batıl mezheblerin arasında orta bir yol seçtiler.

Ehl-i sünnet vel cemaat, ne kendilerinden tamamen ihtiyarı nefy ettiler, ne de Allah (c.c.) tan kaza ve kaderi tamamen nefy ettiler.

Ehli sünnet bu hususta der ki;

Kulların fiilleri, bir cihetten Allah(c.c.) tan, bir cihetten de kuldandır. Kul için fiillerini meydana getirmekten muhatriyet vardır.

AÇIKLAMA:

El- İsfehani (r.a.) şerh Ettavali fi şehr-i Mezheb-i ehl-i essünneti de der ki;

-“Fiiller Allah’ın kudreti ve kulların kazanmasıyla meydana gelir. Yanı; Allah (c.c.) ın nizamı şöyle kurulmuştur ki; Kul taata azm ettiği vakit Allah (c.c.) onda taati yaratır, kul ma’siyete azm ettiğinde Allah (c.c.) onda masiyet fiilini halk eder.”
-”Bunun üzrine kul kendi fiilini yaratmiyorsa da yaratiyor gibi görünür. Hakikatte kula irade ve Kudreti Allah verir. Cenab-i Allah, İrade ve kudreti başlı başına fiilleri vucuda getirecekleri bir şekilde değil bilakis, kulun fiilinde ancak bir tesiri bulunmak üzere Kul’a verir.”

-”Bu şekilde Allah (c.c.) ve İradeyi yarattıktan sonra fiil onlarla vaki olur. Çünkü bütün varlıkların bir kısmı vasıtalı, bir kısmı de vasıtasız olarak Allah’ın yaratmasiyle meydana gelir. Vasıtaların da ve sebeplerin başlı başına mahlukatı meydana getirmeleri iktiza etmez.”

-”Bilakis, Allah (c.c.), ile İradeyi kulda yaratır. Onların ancak fiillerin meydana gelmesinde rolleri vardır. Buna göre ihtiyarı fiiller kula isnad edilir bu fiiller, Allah (c.c.) ın yaratması ve kulda fiillerin meydana gelmesinde rolu olabilecek bir kudretin yaratması ve takdir etmesi ile meydana gelir.”

Devam edecek…

Dinde kırk esas (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri sağlam ittikkad üzere kılsın. Amin..
Fuad yusufoğlu

Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)

Beşinci ESAS İrade- 6

Allah (c.c.) ın hükmü ve kazası dört nevi üzeredir.

1-Taatlarda ve ibadetlerdeki KAZA,
2-Masiyetlerdeki KAZA,
3-Nimetlerdeki KAZA,
4-Belâlardeki KAZA,

Allah (c.c.) kul için taat ve ibadet hükmettiği zaman kulun, onu, çalışmak ve ihlasla karşılaması gerekir.

Ta ki, Allah (c.c.) ona hidayet ve tevfikle ikramda bulunsun.

Çünkü;

Yüce olan Allah (c.c.) buyuruyor ki;

-“Bizim uğrumuzda mücadele edenler (e gelince) Biz onlara elbette yollarımızı gösteririz. Şübhesiz ki, Allah her halde ihsan erbabiyle beraberdir.” Ankebût Suresi Ayet- 69
Yani bize (Allah’a) taat ve ibadet uğrunda, dinimiz yolunda mücadele eden kimseleri, bu husustaki çalışmalarında onları muvaffak kılarız.

Allah (c.c.) ma’siyeti hükmettiği vakit, kulun onu içtenlikle ve kalben istiğfar, tevbe ederek pişmanlıkla karşılaması lazımdır.

Zira Cenab-i Hak;

-“Her halde Allah hem çok tevbe edenleri sever, hem çok temizlenenleri sever.” Buyuruyor. El Bakara suresi Ayet- 222

Allah (c.c.) ni’met ile hükmettiğinde kul onu şükretmek ve cömertçe harcamakla karşılamalıdır. Ta ki, Allah (c.c.) ona fazla nimet ihsan ve ikram buyursun.

Yüce olan Allah (c.c.) Kur’an-i Kerim’inde;

-“And olsun, şükrederseniz elbete sizi (ni’metinizi) artırırım.” Buyurdu. İbrahim suresi Ayet 7

Allah (c.c.) kulu hakkında bela ve müsibeti hükmettiği vakit kulun onu sabr ve rıza ile karşılaması lazımdır ki, Allah (c.c.) ahret aleminde ona izzet ve şeref ihsan buyursun.

Çünkü;

Cenab-i Hak;

-“Şübhesiz Allah sabredenleri sever.” Al-i İmran suresi Ayet- 146

Ve;

-“Ancak –müsibetlere- sabredenlere ecirleri hesabsız verilecektir.” Zümer suresi Ayet- 10

Devam edecek…

Dinde kırk Esas (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri kaza ve Kader hakkında sağlam itikat üzere olan kulların yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Hafka çino (şelale) Nusaybin

Beşinci Esas: İrade- 7

Mesabih (r.a.) şehrinde, Mevlana, imam Alâeddin, kaza ile kader arasındeki farkı beyan ederek der ki;

-“Kaza bütün mevcudatın, tafsilatsız, icmali olarak Levh-i mahfuz da var olmasıdır. Kader ise Allah’ın levh-i mahfuzda geçmişte icmalen var eylediği şeylerin âlemde yaratmasıyla meydana çıkmasıdır.

Bir kısım bilginler de kaza, özel tertip üzere mevcudatın nizamını iktiza eden inayeti ilahiye ve irade-i ezaliyedir.

Kader ise, ezeli iradenin eşyeya, kendilerine mahsus vakıtlarinda taalluk etmesidir. Dediler

Müslümanlar kader hakkında ihtilafa düşmüşlerdir. Onlardan bir kısmının görüşü şöyledir;

Hayır, şer filer ve sözler gibi âlemde cereyan eden her şey Allah’ın kaza ve kaderi iledir. Kulların bunda hiçbir muhtariyeti yoktur. Bu mezhebe olanlara CEBRİYE denir. Cebr, galebe çalmak ve zorlamaktır.
Bunun içindir ki, onlar Allah, kullarını fiilleri ve sözleri üzerine zorlar, kulların kendi fiilleri ve sözlerinde muhtariyeti yoktur derler.

Fiilerin ve sözlerin kullara isnat edilmesi (Değirmen döndü ve oluk aktı) sözümüzde (dönme) işini değirmene (akma) işini de oluğa isnadımızda olduğu gibi, cansız varlıklara olan isnadın aynıdır diye yanlış inanca saptılar. Bu mezheb batıldır.

Çünkü;

Onlar bu sözü, eğer kendilerini, üzerlerine Allah (c.c.) ın hitabı gelmeyen (Yani mükellef olmayan) delilere ve sabilere benzeterek üzerlerinden Allah’ın tekliflerini düşürmek isterlerse küfr etmişlerdir.

Zira;

Onların mezhebleri, kitabların ve peygamberlerin batıllığına iktiza eder. Hayır eğer o sözü, Allah’ı Ta’zim ve kendilerini tahkir temek ve Allah’ın kazasını defetmekten aciz olduklarından söylemiş iseler Ehl-i Sünnet vel’ Cemaatın itikadına muhalefet ettiklerinden bidatçıdırlar.

Müslümanların bir kısmı da şu görüşe gitmişlerdir:

Devam edecek…

Dinde kırk Esas (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri kaza ve Kader hakkında sağlam itikat üzere olan kulların yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Navale sipi (Nusaybin)

Beşinci Esas: İrade- 8

Müslümanların bir kısmı da şu görüşe gitmişlerdir:

Kulların, kasd ve iradesi akibinde kendilerinden sadır olan her şey onların kudreti ve ihtiyari ile vakidir. Kullardan sadır olana hiçbir hususta Allah (c.c.) ın kudret ve iradesi taallûk etmez.

Bunlara, kudreti nefyettiklri için kaderiyye denir. Bu mazhebler de batıldır. Çünkü, onlar eğer bu sözü, Allah (c.c.) ın takdirden aciz olmasının caiz olduğuna inançlarından söyledilerse küfre girmişlerdir. Allah (c.c.) onların söylediklerinden münezzehtir.

Yok eğer onlar içtihadlarındeki hatadan ve Cenab-i Hakk-ı, kendi çirkin fiillerine takdir ve yaratmaktan tenzih etmelerinden söyledilerse Ehl-i Sünnet vel Cemaatın inançlarına muhalefet ettiklerinden bidatçıdırlar. Bu zümreden bir kısmı da hayır, Allah (c.c.) ın takdiri iledir. Fakat (şer) Allah (c.c.) ın takdiri ile değildir. Derler.

Hak olan mezheb şudur ki;

Kulun fiilinde her iki kudreti yani: Allah’ın kudreti ve kulun kudreti müessirdir. Fiillerin hepsi kullardan, Allah(c.c.) ın kudreti ve iradesiyle sadır olur. Lâkin, fiillerin meydana gelmesinde kulların da ihtiyarı vardır. Takdir Allah (c.c.) tandır. Kesb yani kazanmak ve işlemek kuldandır. Bu mezheb, kaderiyye ile Cebriyye arasında orta bir mezheptir. Ehl-i Sünnet Vel Cemaatın mezhebi de budur.
Mevlana Alâeddin sözü bitti.

Devam edecek…

Dinde kırk Esas (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri sağlam bir itikad üzere kılsın. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Kasyan şelalesi (Nusaybin)

Beşinci Esas: İrade- 9

El Maksud-Ül-Esna kitabında yazmıştık ki;

Bütün varlıkların Rabbisi, sebeplerin yaratıcısı ve sebeplerin, müsebbiblere yönelmesi için onların asıl Vadi’ı olan Allah’ın tedbiri, O’nun hükmüdür. Değişmez.

Devamlı, sabit ve istikrarlı olan külli sebeplerin, vücuda getirilmesi de O’nun kazasıdır. Yer, yedi kat gökler, yıldızlar, âlemler ve onların, devamlı, ölçülü değişmeyen ve ecellerine ulaşıncaya kadar devam edecek olan haraketleri gibi.

Nitekim, Cenab-i Hak buyuryor ki;

-“Bu suretle onları yedi gök olmak üzere iki günde vücûda getirdi. Her gökte ona ait emri vahy etti. (Ve melekleri, yıldızları ve saireyi yaratmak suretiyle semavi tedbirleri yaptı.) Dünya göğünü de kandillerle donattık, (onu âfetlerden) korudurk. İşte (bütün) bu(nlar), O, mutlak kadir, O her şeyi hakkıyle bilen (Allah) ın takdiridir.” Fussilet suresi Ayet 12

Allah (c.c.) bu sebepleri, hesaplı, çlçülü, mukadder ve hudutlu olan haraketleri ile, kendilerinden ana ve an meydana gelen müsebbeblerine yöneltmesi O’nun kaderidir

Hüküm, ilk külli twedbir ve bir an gibi olan ezeli bir emirdir.

Kaza, devamlı ve külli olan sebepler için vad’i küllidir.

Kader ise, Allah (c.c.) ın külli sebebleri, hesablı ve takdirli haraketleriyle fazla ve noksan olmayan, bilinen mikdarla sayılı ve hudutlu müsebbebata tevcih etmesidir. Bunun içindir ki, Allah (c.c.) ın kaza ve kadarei haricinde hiçbir şey vâki olmaz.

Bunu sen ancak bir misal ile anlarsın.

Belki, namaz vakitlerini bildiren bir çeşit saati görmüşsündür. Şayet görmedinse dinle:

Devam edecek…

Dinde kırk Esas (İmami Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri itikadı Sünnet ve-l Cemaat üzere olan kullarından eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)

Beşinci Esas: İrade- 10

Bunu sen ancak bir misal ile anlarsın.

Belki, namaz vakitlerini bildiren bir çeşit saati görmüşsündür. Şayet görmedinse dinle:

Bu satın meydana gelmesi için mutlaka şunların bulunması lazımdır;

İçinde mikdarı bilinen suyun bulunduğu, silindir şeklinde bir alet, içi boş olan ve silindirin içindeki suyun üstüne konan başka bir alet bir tarafı bu boş kaba bağlı, diğer tarafı da boş kabın üzerine konan küçük bir zarfın altına bağlanmış bir ip, Zarfın içinde bir küre ve altında da düştüğü zaman içine düşecek şekilde bir tas vardır.

Küre tasın içine düştüğünde tınlama sesleri işitilir. Bunlar tamamlandıktan sonra silindir şeklindeki aletin dibinde ölçülü, mikdarı bilinen bir delik açılır. O delikten azar azar su akar. Silindir şeklindeki âletin içinde su alçaldıkça, suyun üzerine konulmuş olan boş kab da alçalır. O’na bağlı olan ip uzanır.

Kürenin bulunduğu tarafı kürenin yuvarlanıp düşünceye kadar hareket ettirir ve nihayet küre tasın içine düşer. Tınlama sesini çıkarır. Bu her bir saat başında vaki olur.

Her iki düşüşün arası suyun aktığı deliğin genişliğinin takdirine göre suyun akması ve alçalmasının takdir edilmesiyle ölçülür. Bu da hesap yolu ile bilinir. Suyun bilnen bir mikdarda akması, deliğin genişliğinin bilinir bir mikdarda yapılması sebebiyle olur. Suyun yüzeyinin alçalması da o mikdar ile olur ve onunla takdir olunur.

Suyun üzerindeki boş kabın alçalması, onunla kendine bağlı olan ipin uzanması ve içinde küre bulunan zarfta hareketin meydana gelmesi bunların her biri noksan ve ziyade olmayan sebebinin takdiri ile takdir olunur.

Kürenin tasa düşmesi başka bir hareketin meydana gelmesine sebep olabilir. O başka hareketin de üçüncü bir harekete sebep olması mümkündür.

Devam edecek…

Dinde kırk Esas (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazreteleri (c.c.) bizleri ve sizleri Kaza ve kader hakkında sağlam itikad sahibi olan kullarından eylesin. Amin

Fuad Yusufğlu