‘kerametler’ olarak etiketlenmiş yazılar
Allah’a itaat etmek ve onun Resulü (a.s.v.) nü sevmek
16 Temmuz 2008
Navala BÜNÜSRE Küçük bir şelale (Nusaybin)
Bilginlerden bir kısmı der ki;
-“Birisinin, havada uçtuğunu, veya denizde yürüdüğünü, veyahut ateşi yediğini, veyahut da bunlara benzer başka bir şey yaptığını görürsen, fakat bu adam Allah-ü Teâlâ (c.c.) nın farzlarınden birini veya kasden Resûlüllah (Sallallahu aleyhi ve selem) ın sünnetlerinden birini terk ederse, bil ki o adam da’vasında yalancıdır. Onun yaptığı kerâmet değil, belki sihirbazlıktır.”
Böyle kimselerden Allah (c.c.) a sığınırız.
Cüneyd-i Bağdadi (r.a.) der ki;
-“Allah (c.c.) in inayeti olmadan, kimse Allah (c.c.) a ulaşamaz. Allah (c.c.) a erişmenin yolu ise Muhammed Mustafa (Sallallahu aleyhi vesellem) tabi olmaktır.
Ahmed el- Havâri (r.a.) de şöyle der:
-“Resûlüllah (Sallallahu aleyhi ve selem) ın sünnetine uymaksızın yapılan her amel batıldır.”
Nitekim Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve selem) buyurmuştur:
-“Kim benim sünnetimi terk ederse ona şefaatım haramdır.”
Sehl (r.a.) şöyle der:
-“Allah (c.c) ı sevmenin alameti, Kur’an-ı kerim’i sevmektir. Allah (c.c.) ı ve Kur’an-ı Kerim-i sevmenin alameti de Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve selem) ı sevmektir. Onun sünnetini sevmenin alâmeti de âhireti sevmek, ahireti sevmenin alameti, dünyayı sevmemektir. Dünyayı sevmemenin alâmeti, ondan yeteri kadar istifade etmek, ahiret hazırlığında bulunmaktır.
Rivayet edilir ki, Amr ibni Ubeyde (r.a.) evinden ancak üç şey için çıkardı.
1- Cemaatle namaz kılmak için
2- Hasyayı ziyaret etmek için.
3- Cenazede hazır bulunmak için.
Ve şöyle derdi
-“İnsanlari, hırsız, yankesici ve soyguncu olaark gördüm. Ömür, kıymeti biçilmez; nefis bir cevherdir. Ona layık olan, ahiret için ebedi ve kıymetli olan hususları dolduran bir hazine olmasıdır.”
Müslüman, daime temiz ve abdestli olmalıdır.
Mü’min;
Eza ve cefâya tahammül göstermeli. Kötülüğe, kötülükle mukable etmemeli, kötülük yapanların ıslahı ve bağışlanması için, Allah (c.c.) a yalvarmalı. Nefsi ve ameli ile kendini beğenmeye düşmemeli.
Çünkü;
Ucüp şeytanın sıfatındandır. Kendini daima hakir görmeli. Salih kimseleri ise hürmet ve ihtiramla karşılamalı. Salih olan kimselere hürmet etmeyi bilmeyen kimseye, Allah (c.c.) onların sohbetini haram kılar. Kim ibâdet ve teâtın büyüklüğü ve merhametliğini bilmezse, Allah (c.c.)onun kalbinden ibadet ve taat zevkini alır,
Fudeyl bin İyad (r.a.) a sorulur ve denir ki;
-“Ey Ebu Ali, kişi ne zaman Salih olur?”
Fudeyl bin İyad (r.a.) şu cevabı verir;
-“Niyetinde nasîhat,
-“Kalbinde korku,
-“Dilinde doğruluk,
-“Azalarında amel-i Salih bulunduğu zaman.”
Mükaşefetil Kulub (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teâla hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri İbretle nasıhatleri dinleyen, dilinde doğruluk ve kalbinde korku bulunan kullarınden eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Muhabbet: Bayezid-i Bistami (Radiyallah-u anh)
29 Ekim 2008Girnavas Şelalesi (Nusaybin)
Yahya bin Mu’az (r.a.) buyuruyor ki;
-“Bir gece Bayezîd-i Bıstamı (r.a.) gördüm. Akşam ve yatsı namazlarını kıldıktan sonra sabaha kadar iki ayağının üzerine oturdu. Tabanı yerden kesilmiş, ayaklarının ucuna basıyor, gözü dalgın ve hayran bir halde kaldı.”
-“Sonunda, uzun bir secde etti, başını kaldırdı ve “ Ya Rabbi, bir çok kimseler seni aradı; onlara su üstünde yürümek ve havada uçmak kerâmetlerini verdin. Ben bunlardan sana sığınıyorum. Bazısına yeryüzündeki hazineleri verdin. Bazısına bir gecede uzak mesafelere gitmeyi ve buna sevinmeyi verdin. Ben bunlardan sana sığınıyorum.” Dedi.
Sonra geri dönüp beni gördü.
-“Ya Yahya, burada mısın? Dedi.
Ben:
-“Evet.” Dedim.
Bayezîd-i Bıstamı ( r.a.):
-“Ne zamandan beri.”dedi
Ben:
-“Çok oluyor.” Dedim.
Bunun üzerine;
-“Bu hallerden bana bir şeyler anlat.” Dedim.
Bayezîd-ı Bıstami (r.a.);
-“Sana uygun olanları söyliyeyim.” Dedi.
Devamla Bayezîd-i Bıstamı (r.a.):
-“Beni en yüksek ve en alçak melekûtta dolaştırdılar. Arş, Kürsi, gökler ve bütün cennetleri gezdirdiler ve,
-“Bunlardan hangisini istersen iste verelim .”dediler.
–“Bunlardan hiç birini istemem. dedim.
Bunun üzerine Allah-u Teala (c.c.):
-“Sen benim hakiki kulumsun.” Buyurdu.
Ebu Türâb-i Nahşebi (r.a.) nin hallere gömülmüş bir mürîdi vardı. Bir gün Ebu Turab (r.a.) kendisine
-“Bayezîdi Bıstamı (r.a.) yı görsen iyi olur.” Dedi.
Mürîdi:
-“Ben Bayezîd’den çok meşgülüm.”Dedi.
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala Hazterleri (c.c.) bizleri ve sizleri hakiki kulları olan Bayezîd-i Bistam-i Hazretleri (r.a.) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Muhabbet:3 Bayezid-i Bistami (Radiyallah-u anh)
29 Ekim 2008Çağ-Çağ deresi (Nusaybin)
Bayezîd (r.a.) in kendinden bahseden bir arkadaşı vardı. Bayezîd (r.a.) e
Dedi ki;
-“Otuz senedir geceleri namaz kılar, gündüzleri oruç tutarım. Fakat sizin bu söylediklerinizden bende bir şey hasil olmuyor.”
Bayezîd (r.a.):
Üç yüz sene böyle yapsan yine bir şey hasil olmaz.” Buyurdu.
Adam:
-“Niçin?” deyince
Bayezîd (r.a.):
-“Sen kendini seviyorsun.” Buyurdu.
Adam:
-“Bundan kurtuluş çaresi nedir?” dedi.
Bayezîd (r.a.):
-“Yapamazsın.” Buyurdu.
Adam:
-“Buyurun yapacağım.” Deyince,
Bayezîd (r.a.);
-“Yapamazsın .”buyurdu.
Adam:
-“Söyleyin yaparım.” Deyince:
Bayezîd (r.a.):
-“Git sakalını kestir, elbiselerini çıkar, üstüne bir örtü al, bir ceviz tablesini boynuna as ve pazarda, hangi çocuk boynuma bir tokat vurursa ona şu kadar ceviz vereceğim diye bağır. Bu halde Kadı ve sultanın yanına git.” Buyurdu.
O kimse:
-“Subhanallah! Neler söyliyorsunuz,” dedi.
Bayezîd (r.a.) : buyurdu ki;
-“Bu söz ile şirke düştün. Subhanallah dedin. Bunu, kendini beğendiğin için söyledin.”
Adam:
-“Başka bir şey söyle bunu yapamam.” Dedi.
Bayezîd (r.a.);
-“Birinci ilaç budur.” Buyurdu.
Adam:
-“Bu elimden gelmez.” Dedi.
Bayezîd (r.a.):
-“Ben de sana yapamazsın dememiş mi idim?” buyurdu.
Ona böyle buyurmasının sebebi kibir ve makam isteme ile meşgül olduğunu ve bu arzulara esir olduğunu, bunlardan kurtulmak için çârenin bu yolla elde edileceğini bildiği için idi.
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala Hazterleri (c.c.) bizleri ve sizleri hakiki kulları hatırına günahlarımızı afv eylesin. AMİN
Fuad Yusufoğlu
Feth-i Musuli (Radiyallah-u anh)
28 Kasım 2008Çağ-Çağ Barajı (Nusaybin)
Feth-i Musuli (Radiyallah-u anh);
Evliyanın büyüklerinden, Künyesi Ebu Muhammed olup, İsmi Feth bin Sa’id el-Musuli’dir. Bişr-i Hafi (r.a.) nın arkadaşıdır. Musul alimlerindendir.
Derecesi Bişr-i Hafi (r.a.) ile aynı idi. Bişr-i Hafi ‘den yedi yıl önce 220 (Miladi 835) yılında vefat etmiştir.
Haram ve şübhelilerden kaçması kuvvetli, nefsle mücadelesi çok idi. Devamlı hüzün ve Allah korkusu içine bulunurdu. Halktan kopup bir köşeye çekilmişti. Halktan devamlı kaçardı.
Hatta kendisini tanımasınlar diye, tüccarmış gibi yanında bir deste anahtar taşırdı. Her gittiği yerde bunları seccadenin önüne koyardı.
Bir Âlim ona;
-“Bu anahtarlarla heybet gösterme kapısına kilit vurmuş oluyorsun.” Dedi.
Evliyalardan birine;
-“Feth-i Musuli (r.a.) nin hiç ilmi var mı?” diye sorduklarında;
-“Dünyadan tamamiyle el-etek çekmiş olması, ona ilim olarak yeterlidir.” Dedi.
Bir gün Feth-i Musuli (r.a.) yi gözlerinden oluk gibi yaş akarken gördüler;
-“Ey Feth! Neden böyle ağliyorsun” dediklerinde;
Feth-i Musuli (r.a.);
-“Günahlarımı hatırladıkça, gözlerimden yaş akmakta, ağlamam ihlassız ve riya ile olmasın diye de böyle ağlamaktayım!” cevabını verdi.
Feth-i Musuli (r.a.) buyurdu ki;
-“Büyük evliyalardan otuzu ile sohbet ettim. Hepsi de bu yolun büyüklerinden idi. Hepsi -halk ile sohbetten- kaçın dediler. Ve hepsi -az yemeği- emir buyurdular.”
Feth-i Musuli (r.a.) bir gün Bişr-i Hafi (r.a.) nin evine misafir olarak gitti. Bişr-i Hafi (r.a.) talebelerinden birine bir miktar para vererek;
-“‘(İyi ve tatlı bir şeyler alıp gel)’” buyurdu.
Bişr-i Hafi (r.a.) o zamana kadar böyle şeyler aldırdığı görülmemişti. Beraberce talebenin getirdiklerini yediler. Feth-i Musuli (r.a.) giderken artan yemekleri aldı. Talebeleri bu duruma şaştılar.
Bişr-i Hafi (r.a.) Talebelerine şöyle dedi;
-“Feth-i Musuli (r.a.) bize, tevekkülü sağlam olana, gıda saklamanın zarar vermiyeceğini gösterdi.”
Bir gün Feth-i Musuli (r.a.) ye;
-“Sıdk nedir?” diye sorulunca;
İçinde demir bulunan bir ocağa elini sokup, kızgın bir demir parçasını çıkarıp elinde tuttu ve;
-“İşte sıdk budur.” Dedi.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Evliyaların büyüklerinden olan Feth-i Musuli hazretlerinin yüzü suyu hürmetine Dünyada sıhhat, afiyet ve huzur içinde imanla ahrete intikal etneyi nasıb eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Feth-i Musuli (Radiyallah-u anh)- 2
28 Kasım 2008Bor-e Gündük (Nusaybin)
Feth-i Musuli (Radiyallah-u anh)- 2;
Ebu Abdullah bin Cella (r.a.) anlatır;
Sırrı-yi Sekati (r.a.) nin evinde idim. Gece yarısından sonra giyinip, ridasını (cübbesini) üzerine aldıktan sonra dışarı çıktı.;
-“Nereye gidiyorsun?” deyince
Sırrı-yi sekati (r.a.);
-”Feth-i Musuli (r.a.) yi ziyarete gidiyorum.” Dedi.
Evden dışarı çıkar çıkmaz zaptiye çavuşu kendisini yakalayıp hapse attı. Gece gündüz yakalanan bütün tutukluların kırbaçlanması emr edildi.
Sırrı-yi Sekati (r.a.) kırbaçlamak için elini kaldıran celadin eli havada kaldı.
-“Niçin vurmuyorsun?” diye sorduklarında,
Gardiyan;
-“Bir şahıs karşımda durup, ‘SAKIN VURMA’ diyor. Bu yüzden elime hakim değilim.” Dedi.
Baktıkları zaman bu şahsın Feth-i Musuli (r.a.) olduğunu gördüler. Sırrı-yi Sekati (r.a.) yi onun yanına götürürp salıverdiler.
Feth-i Musuli (r.a.) bir gün Kurban Bayramında mahalle arasında gidiyordu. İnsanların kurban kestiklrini görünce;
-“Ya Rabbi! Senin için kurban edecek bir şey’imin olmadığımı biliyorsun. Ancak bende bu vardır.” Deyip parmağını boğazına koydu ve düştü.
Gelip baktılar Vefat ettiğini gördüler. ‘BOĞAZINDA YEŞİL BİR ÇİZGİ VARDI.’
Vefatından sonra Feth-i Musul (r.a.) yi rü’yada görenler;
-“Allah-u Teâlâ sana ne yaptı.” Dediler.
Buyurdu ki;
-“Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.), bana niçin o kadar ağladın?” buyurdu.
Ben de;
-“Günahlarımın ve kusurlarımın mahcubiyetinden ağlıyordum.” Dedim
-“Ey Feth! Bu çok ağlaman sebebiyle, GÜNAHINI YAZAN MELEĞE SANA GÜNAH YAZMAMASINI EMRETMİŞTİM” Buyurdu.
Feth-i Musuli (r.a.) buyuruyor;
-“Allah-u teâlâ’yı arzu eden, ondan gayri her şeyden yüzünü çevirir.”
Yine Feth-i Musuli (r.a.) buyuruyor;
-“Kalbine DİKKAT VE TEVECCÜH edenen kalbinde, Allah-u Teâlâ’nin SEVGİSİ MEYDANA GELİR.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Evliyaların büyüklerinden olan Feth-i Musuli hazretlerinin yüzü suyu hürmetine Dünyada sıhhat, afiyet ve huzur içinde imanla ahrete intikal etmeyi nasıb eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Hâtim-i Esâm (Radiyallah-u anh)
29 Kasım 2008Çağ-Çağ Barajı (Sonbahar manzarasi) Nusaybin
Hâtim-i Esâm (Radiyallah-u anh)
Evliyanin büyüklerinden, Künyesi Ebu Abdurrahman olup, adı Hâtim bin Unvan bin Yusuf el-Esâm’dır.
Belh şehrinde doğmuştur. Doğum tarihi kesin belli değildir. Hatem-i Esâm, Şakik-i Belhİ (r.a.) nin talebesi Ahmed-i Hadraveyh (r.a.) in hocasıdır. 237 (Miladi 852) senesinde Vaşcer’de vefat etmiştir.
Kendisine “Esâm” (kulağı duymaz) denilmesinin sebebi şudur
-“Birisi (Bayan bir hanım dükkanında alişveriş yaparken) onunla konuşurken kazayla yellendi. Hatim-i Esâm (r.a.) o şahıs utanmasın diye “Yüksek sesle konuş, ancak yüksek sesle kounuşulanları duyabiliyorum.” Dedi Bu yüzden ona Esâm denilmişitir.
Akil Balığ olduğu andan itibaren, Şakik-i Belhi (r.a.) nin sohbetlerine devam etti. Onun talebesi oldu.
Zahiri ve bâtını ilimlerin mutahassısı olan Hatim-i Esâm bir gün talebelerinden bir kaçına;
-“İnsanlar size Hâtim’den ne öğrendiniz deseler ne dersiniz?” buyurdu
Talebeleri;
-“İlim öğrendik deriz.” Dediler.
Hâtim-i Esâm (r.a.);
-“Hâtim’im ilmi yoktur nerlerse ne dersiniz?” buyurdu.
Talebeleri;
-“Hikmet öğrendik deriz.” Dediler.
Hâtim-i Esâm (r.a.);
-“Hikmeti de yoktur derlerse, ne dersiniz?” diye sordu.
Talebeleri;
-“Elinde olana kanaat eder, başkalarından bir şey beklemez deriz.” Dediler.
Medine-i Münevvere âlimleri de Hâtim-i Esâm (r.a.) ın ilmini takdir etmişlerdir.
Medine âlimleri ona;
-“Allahım bana rızık ver.” Dua’siyle ilgili olarak sorduklarında;
Hâtim-i Esâm (r.a.);
-“Hacet anında istenilmesini, eğer mevcutsa yenilemesini ve yedirilmesini, çünkü Allah-u Teâlâ’nın bunların yerine daha fazla vereceğini belirtti.”
Bunun üzerine Medine âlimleri şöyle dediler;
-“Ey Ebu Abdurrahman! Allah-uTeâlâ’ya şükür ederiz, sizden bilmediğimizi öğrendik.”
Muhammed bin Mûsa (r.a.) anlatır;
Hâtim-i Esâm (r.a.) insanlardan uzak yaşıyordu.
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Hâtim-i Esâm Rahimahullah’ın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Hâtim-i Esâm (Radiyallah-u anh)- 2
29 Kasım 2008Çağ-Çağ Baraji (Sonbahar mevsimi) Nusaybin
Hâtim-i Esâm (Radiyallah-u anh)- 2
Muhammed bin Mûsa (r.a.) anlatır;
Hâtim-i Esâm (r.a.) insanlardan uzak yaşıyordu. Onlardan dünyalık istemiyor, bazı meseleler haricinde kimseyle görüşmüyor ve kubbeli bir yerde bulunuyor diye Halife Harun Reşid’e bildirdiler.
Bunun üzerine halife Harun Reşid’de Hâtim-i Esâm (r.a.) a Muhammed bin Hasan, Kisaı, Ömer bin Bahr ve başka bir kişiden daha meydana gelen dört kişiyi gönderdi.
İçlerinden biri,
-“Ey Hâtim! Ey Hâtim!” diye çağırmaya başladı.
Hâtim-i Esâm (r.a.) onlara cevab vermedi.
-“Ma’budun hakkı için, bize cevab ver.” Diye Allah-u Teâlâ’nın ismini verince, o zaman başını çıkartıp şöyle dedi;
-“Hayret, bu Mü’minin kâfire, Kâfirin Mü’mine yeminidir. Benim İlâhımı sizin İlâhınız dışında hususileştirdiniz. Bunu iyi bilin ki, Allah-u Teâlâ’ya itaat etmek, Reşid’e hizmet etmekten daha iyidir.”
Buyurdu.
Gelenler;
-“Bizim Reşid’in adamları olduğumuzu nereden anladın.” Dediler.
Hâtim-i Esâm (r.a.);
-“Siz dünya halinden razı olanlardansınız. Dünya halinden razı olan kimseler ancak Reşid’in etrafında bulunur.” Dedi.
Birgün Şakik-i Belh-i (r.a.) Hâtim-i Esâm (r.a.) a sordu;
-“Ne kadar zamandır buraya geliyor, beni dinliyorsun?”
Hâtim-i Esâm (r.a.);
-“Otuz sene.”
Şakik-i Belhi (r.a.);
-“Bu kadar zaman içinde benden ne öğendin. Neler istifade ettin?”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Hâtim-i Esâm Rahimahullah’ın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Hâtim-i Esâm (Radiyallah-u anh)- 3
29 Kasım 2008Çağ-çağ baraji (Sonbahar mevsimi) Nusaybin
Hâtim-i Esâm (Radiyallah-u anh)- 3
Şakik-i Belhi (r.a.);
-“Bu kadar zaman içinde benden ne öğendin. Neler istifade ettin?”
Hâtim-i Esâm (r.a.);
-“Sekiz şey istifade ettim.” Dedi.
Şakk-i Belhi (r.a.) bunu duyunca;
-“Yazıklar olsun Ey Hâtim! Bütün zamanımı sana harcadım, senin ise, sekiz şeyden fazla istifaden olmamış.” Diye çok üzüldü.
Hâtim-i Esâm (r.a.) dedi ki;
-“Ey hocam!”
-“Doğrusunu istiyorsan, böyledir. Bundan fazlasını zaten istemem. Bana bu kadar yetişir.”
Ve devam etti
-“Çünkü iyi biliyorum ki, dünyada ve ahrette felaketlerden kurtulup ebedi saâdee kavuşmak, bu sekiz bilgi ile olacaktır.” Dedi
Hocası Şakik-i Belhi (r.a.);
-“Söyle! Bunları ben de anlayayım.” Dedi.
Hâtim-i Esâm (r.a.) dedi ki;
-“Ey hocam! Birincisi;”
-“İnsanlara baktım, herkes bir şey’i seçmiş, onu sevmiş gördüm ve bu sevgilerin çoğu onlara ölüm yatağına kadar, bazıları öldüğü vakte kadar, bazıları da mezara girinceye kadar, arkadaşlık ediyor ve sonra onları yalnız ve zavallı olarak bırakıp ayrılıyorlar gördüm.”
-“Onunla beraber kimse mezara girmiyor, dert ortağı olmuyor.”
-“Bu hali görünce, düşündüm ve kendime dedim ki;”
-“Dünyada öyle dost seçmeliyim ki, mezara benimle gelsin. Bana orada arkadaşlık etsin. Aradım, taradım. Allah-u Teâlâ’ya yapılan ibadetlerden başka, böyle sâdık bir sevgili bulunmadığını gördüm. Dost olarak onları seçtim ve onlara sarıldım.”
Hocası olan Şakik-i Belhi (r.a.) bunu duyunca;
-“Çok güzel yapmışsın Yâ Hâtim, çok doğru söyliyorsun, ikinci faydayı da söyle, anlayayım.” Buyurdu.
Hâtim-i Esâm (r.a.) dedi ki;
-“Ey Hocam! İkinci faydam;”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Hâtim-i Esâm Rahimahullah’ın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Hâtim-i Esâm (Radiyallah-u anh)- 4
29 Kasım 2008Çağ-Çağ baraji (Sonbahar mevsimi) Nusaybin
Hâtim-i Esâm (Radiyallah-u anh)- 4
Hâtim-i Esâm (r.a.) dedi ki;
-“Ey Hocam! İkinci faydam;”
-“İnsanlara baktım, herkesi, arzuları, keyifleri peşinde koşuyor, nefsin istekleri arkasında yürüyor gördüm ve şu ayet-i kerimeyi düşündüm;”
-“Allah-u teâlâ’dan korkarak nefislerine uymıyanlar, elbette cennete gideceklerdir.”
-“Çok düşündüm. Kur’an-i Kerimin baştan başa doğru olduğunu, bilgilerimle, tecrübelerimle, aklımla, vijdanımla anladım ve tam inandım.”
-“Nefsimi düşman bilerek, ona aldanmamağa, uymamağa karar verdim ve nefsimle mücadeleye başladım. Nefsimin arzularını ve isteklerini yapmadım.”
-“Nihayet teslim olarak, ibadetlerden kaçan o nefsin, şimdi Allah-u Teâlâ’ya itaata koştuğunu, isteklerden vazgeçtiğini gördüm.” Dedi.
Hocasi Şakik-i Belhi (r.a.) bunları işitince;
-“Allah-u Teâlâ sana iyilikler versin, ne güzel yapmışsın Ya Hâtim! Üçüncü faydayi da söyle dinliyeyim.”
Buyurdu.
Hâtim-i Esâm (r.a.) dedi ki;
-“Ey Hocam! Üçüncü faydam;”
-”İnsanların haline baktım, herkes dünyada bir sıkıntıya girmiş, böylece dünyalık toplamağa uğraşıyorlar gördüm.”
-”Sonra şu ayet-i Kerimeyi düşündüm;”
-“Dünya malından, sarıldığınız, sakladığınız her şey, yanınızda kalmayacak, sizden ayrılacaktır. Ancak Allah rızası için yaptığınız iyilikler ve ibadetler sizinle beraber kalacaktır.”
-“Dünya için topladıklarımı, Allah yolunda harcadım, fukaraya dağıttım. Yâ’ni bâki kalmaları için, Allah-u Teâlâ’ya ödünç verdim.”
Hocası olan şakik-i Belhi (r.a.) bu sözleri işitince;
-“Ya Hâtim! Ne güzel yapmışsın ve ne güzel söyliyorsun. Dördüncü faydayı da söyle dinliyeyim.” Buyurdu.
Hâtim-i Esâm (r.a.) dedi ki;
-Ey Hocam! Dördüncü faydam;”
-”İnsanlara baktım, herkesin başkalarını beğenmediğini gördüm…
İslam âlimleri Ansiklopedisi
Alla-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri tasavvuf ehli olan Kendi veli Kullarının yüzü suyu hürmetine Günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Hâtim-i Esâm (Radiyallah-u anh)- 5
29 Kasım 2008Çağ-Çağ Barajı (SONBAHER MEVSİMİ) Nusaybin
Hâtim-i Esâm (Radiyallah-u anh)- 5
Hocası olan şakik-i Belhi (r.a.) bu sözleri işitince;
-“Ya Hâtim! Ne güzel yapmışsın ve ne güzel söyliyorsun. Dördüncü faydayı da söyle dinliyeyim.” Buyurdu.
Hâtim-i Esâm (r.a.) dedi ki;
-Ey Hocam! Dördüncü faydam;”
-”İnsanlara baktım, herkesin başkalarını beğenmediğini gördüm. Buna sebep, birbirlerine hased etmeleri, birbirlerinin mevkilerine, mallarına ve ilimlerine göz dikmeleri olduğunu anladım.”
-”Ve şu ayet-i kerimeye dikkat ettim;”
-“Dünyadaki maddi, ma’nevi bütün rızıklarını aralarında taksim ettik.”
-“Herkesin ilim, mal, rütbe, evlad gibi rızıklarının dünya yaratılmadan evvel, ezelde taksim edildiğini, kimsenin elinde bir şey olmadığını ve çalışmağı, sebeplere yapışmağı emrettiğinden, O’na itaat etmiş olmak için, çalışmak lazım geldiğini ve haset etmenin büyük zararlarından başka, zâten lüzümsüz olduğunu anladım.”
-“Ve Allah-u Teâlâ’nın ezelde yaptığı taksime ve çalışınca Rabbimin gönderdiğine râzi oldum.”
-“Bütün Müslümanlarla sülh üzere olup, herkesi sevdim ve sevildim.”
Hocasi şakik-i Belhi (r.a.) bunları işitince ;
-“Ne iyi yapmışsın ve ne iyi söyliyorsun Ya Hâtim! beşinci faydayı da söyle dinliyeyim” dedi.
Hâtim-i Esâm (r.a.) dedi ki;
-“EY Hocam! Beşinci faydam;”
-“İnsanlara baktım, bir çoklarının insanlık şerefini,
İslam âlimleri Ansiklopedisi
Alla-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri tasavvuf ehli olan Kendi veli Kullarının yüzü suyu hürmetine Günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu






