‘Nakşibendi silsilesi’ olarak etiketlenmiş yazılar

dsc09799-cami-minaresi-tarihi.JPG

Zeynelabidin Cami Minaresi

dsc09794-zeyneabidin-cami-i-00.JPG

Zeynelabidin Camis avlusu

Zeynel abidin (r.a.): Peygamber (s.a.v.) efendimizin soyundan olup hz. Hüseyin (r.a.) 12. oğludur. Onun adıyla anılan Zeynelabidin camii içerisinde medfumdur. Çeşitli seyyah ve tarihçilerin bahsettikleri büyük avlulu İki musluğu olan camii; işte bu CAMİ-İ dir. Zamanı gelince ondan bahs etmeye çalışacağız. İnşaallah.

Selman-ı Farisi(r.a.)

Eshabi kiramın büyüklerindendir. Aslen İranın İsfahan yakınlarındaki bir köyde doğup büyüdü. Gençliğinde Mecusi iken, hiristiyan olmuş ve çeşitli kiliselerde ibadet ve hizmet etmiştir. Bu kiliseden bir tanesi Dünyan’ın ilk üniversitesi olan Nusaybin üniversitesi dir.

Ebel ferec (r.a.) buyurdu ki:

-”Adullah bin Abbas (r.a.) nın yanında idim bana selman-i Farisi (r.a.) nın hayatını şöyle anlattı.”

Selman (r.a.) anlatıyor:

-”Ben önce mucusi idim. Bir hiristiyan kilisesine rasladım. Onların ibadetlerini görünce içim ısındı.

kendilerine;

-”Bu dinin aslı nerededir?” dedim.

bana;

-”Bu dinin aslı Şam’dadır.”dediler.

Ben;

-”Peki.”dedim

Önce kervanla Şama geldim. Şam’da hiristiyan dininin en büyük alimini sordum bana bir alimi tarif ettiler onun yanına gittim

ona durumu anlattım.

Onun yanında kalmak istediğimi, ona hizmet edeceğimi söyleyip ondan bana Nasraniliği öğretmesini Allah’u tealayı (c.c.) tanıtmasını rica ettim. Oda kabul etti. Bende ona hizmet etmeye, kilisenin işlerini yapmaya başladım. Bana dini bilgiler öğretmeye başladı. Fakat sonradan onun kötü kimse olduğunu anladım.

Çünkü:

Hiristiyanların, fakiırlere vermesi için getirdikleri Sadaka  altın ve gümüşleri kendine alır, fakirlere vermezdi .

Böylece şahsına 7 küp altın ve gümüş biriktirdi. Fakat bunu benden başka kimse bilmezdi. Bir müddet sonra o âlim vefat etti. Nasraniler onu defn etmek için toplandılar.

Onlara:

-“Neden buna bu kadar hürmet ediyorsunuz? O hürmete layık bir insan değildir.” Dedim.

Onlar da:

-“Sen bunları nereden çıkarıyorsun “dediler. Ve bana inanmadılar.

Bende biriktirdiği altın ve gümüşlerin yerlerini bildiğim için onlara gösterdim. Nasraniler 7 küp altın ve gümüşü çıkardılar.

Ve:

-“Bu defne ve techize layık bir kimse değildir.” Dediler.

Bir yere atıp üzerini taşla kapattılar. Sonra onun yerine başka bir alim geçti. Çok alim ve zahid bir kimse idi. Dünyaya hiç ehemmiyet vermezdi. Ahirette tâlib bir kimse olup, hep ahirreti için çalışıyordu.

Devam edecek…

Fuad Yusufoğlu

cimg2711-eski-ravda-000.JPG

Revda-i Muttahhara (eski)

cimg6156-ravda-yeni-000.JPG

Ravda-i Muttahhara (Yeni)

çok ibadet ederdi. Onu çok sevdim ve uzun zaman yanında kaldım. Onun ve kilise’nın hizmetini yapar, onunla ibadet ederdim.

Vefat zamanı geldi.

Ben ona:

-“Ey benim efendim; uzun zamandan beri yanınızdayım ve sizi çok sevdim. Sen vefat edince ben ne yapayım. Bana tavsiye eder misin?” Diye sordum…

Bana:

-“Oğlum Şam’da insanları islah edecek kimse yok. Kime gitsen seni ifsad ederler. Fakat Musul’da bir zat vardır. Ona gitmenı tavsiye ederim,”dedi.

Bende;

-“Peki efendim.”dedim.

O zat vefat edince Şam’dan, Musul’a gittim. Onun tarif ettiği zatı buldum. Başımden geçenleri anlattım. Beni hizmetine kabul etti. O’da diğer zatlar gibi çok kiymetli zahıd, abid bir kimse idi. Onun vefat zamanında aynı soruları o’na da sordum.

O’da bana;

-“Nusaybin’de bir zat vardır.” Diye tavsiye etti.

O vefat edince sonra ben de derhal Nusaybin’e gittim. Bahsedilen kimseyi bulup yanında kalmak istediğimi söyledim. İsteğimi kabul etti. Ve bir müddet de onun hizmetinde bulundum. Bu zat da vefat etmek üzere iken beni başka birisine göndermesini söyledim.

Bu sefer bana Amuriye’deki bir Rum şehrinde bulunan başka kimseyi tarif etti. Tarif edilen bu son şahsıda bulup hizmetine girdim.

Uzun bir zamanda onun yanında kaldım. Artık onun da vefati yaklaşmıştı. O’na da beni birine havale etmesini rica edince

-“Vallahı şimdi böyle bir kimse bilmiyorum. Fakat Ahır zaman Peygamberin (s.a.v.) gelmesi yaklaştı. O arablar arasdından çıkacak vatanından hicret edip, taşlık içinde hurması çok olan bir şehre yerleşecek. Alametleri şunlardır; hediye’yi kabul eder, sadakayı kabul etmez, iki omuzu arasında “Nübüvvet mührü” vardır.” Diyerek alametlerini saydı.

Yanında bulunduğum son zat de vefat edince onun tavsiyesi üzerine Arap diyarına gitmeğe hazırlandım.

Bir Müddet ben Amuriye’de çalışıp : bir kaç öküz ile birlikte bir kaç koyun sahibi olmuştum. Beni Kelb Kabilesinden bir kafile Arap beldesine gitmek üzere idi.

Onlara dedim ki:

-“Bu sığırlar ve koyunlar sizin olsun; beni Arap vilayeti’ne götürün.” Dedim. Kabul edip kafilelerine aldılar.

Vadiyül Kura denilen yere gelince bana ihanet ettiler. Bana köle diyerek, beni bir yahudiye sattılar.

Yahudinin bulunduğu yerde Hurma bahçeleri gördüm. Ahir zaman peygamberi (a.s.v.) in hicret edeceği yer herhalde burasıdır diye düşündüm. Fakat kalbim oraya ısınmadı.

Devam edecek….

Fuad Yusufoğlu

Selman-i Farisi (r.a.) 3

22 Haziran 2008

cimg6190-mescidil-kibleteyn-000.JPG

Mescidil Kıbleteyn (Medin-i Munavvara)

Bir müddet yahudi’nın hizmetine kaldım. Sonra beni köle olarak amcasının oğluna sattı. Oda beni alıp Medine’ye getirdi. Medine’ye varınca sanki bu beldeyi önceden görmüş gibiydim. Öylesine ısındım.

Artık günlerim Medine’de geçiyor. Beni satın alan Yahudi nin bağında, bahçesinde çalışıp ona hizmetçilik yapıyordum. Bir taraftan de asıl maksadıma kavuşmak arzusuyla bekliyordum.

Bir gün beni satın alan Yahudinin bahçesinde bir hurma ağaç üzerinde çalışıyordum. Sahibimin yanında biri ile bir ağaç altında oturup konuşmakta idi.

Bir ara dediler ki :

-“Evs ve Hazreç kabileleri helak olsunlar. Mekke’den bir kimse geldi Peygamber olduğunu söyliyor.”

Ben bu sözleri işitince kendimden geçip, az kalsın ağaçtan yere düşüyordum.

Hemen aşağı inip o şahsa:

-“Ne diyorsun.” Dedim.

Sahibim bana bir tokat vurdu ve:

-“Senin nene lazım ki; soruyorsun.? Sen işine bak. “ dedi.

O gün akşam olunca bir miktar hurma alıp hemen Kuba’ya vardım Resullullah (a.s.v.) ın yanına girip;

-“Sen Salih bir kimsenın yanında fakirler vardır, bu hurmaları sadaka getirdim.” Dedim.

Resullullah (a.s.v.) yanında bulunan Ashabe:

-“Geliniz hurma yeyiniz.” Buyurdu. Onlarda yediler, kendisi asla yemedi.

Kendi kendime:

-“işte bir alamet buldum. Sadaka kabul etmiyor.” dedim.

Eve dönüp bir miktar hurma daha Resullullah (a.s.v.) a getirdim.

-“Bu hurmalar hediyedir.” Dedim. Bu defe yanın deki ashab ile birlikte yediler.

-“İşte ikinci alamet budur.” dedim.

Getirdiğim hurmalar 25 tane kadardı. Halbuki yenen hurma çekirdekleri bin kadar di. Resullullah (a.s.v.) mucizesiyle hurma artmıştı. Kendi kendime bir alameti daha gördüm. Dedim.

Resulullah (a.s.v.) ın yanına ikinci defa varışımde bir cenaze defn ediyordu. Nübbüvvet mührünü görmeyi arzu ettiğim için yanına yaklaştım.

Benim muradımı anlayıp, Gömleğini kaldırdı. Mübarek sırtı açılınca Nübüvvet mührünü görür görmez; varıp öptüm. Ve ağladım. O anda Kelime-i Şehadet söyliyerek Müslüman oldum.

Sonrada Resüllullah (a.s.v.) uzun yıllarden beri başımden geçen hadiseleri bir bir anlattım. Halima teaccup edip, bunu eshabi kirama da anlatmamı emir buyurdu.

Ashabi kiram toplandi bende başımden geçenleri bir bir anlattım.

Selman-i Farısi (r.a.) İman ettiği zaman arap lisanı bilmediği için tercuman istemişti. Gelen Yahudi tercuman Selman-i Farısi (r.a.) nın Peygamberimiz (a.s.v.) in meth etmesini, aksi şekilde söyliyordu.

O esnade Cebrail (a.s.) gelip Selman’nın (r.a.) sözlerini doğru olarak Resüllullah (a.s.v.) a bildirdi. Yahudi durumu anlayınca Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman oldu.

Devam Edecek….

Fuad Yusufoğlu

Selman-i Farisi 4

23 Haziran 2008

Birinci dünya savaşı sırasında fransız askerlerinin Suriye den görünüşü

Kamışlının Fransızlar tarafından kuruluşu

Selman-e Farisi Veya bazı rivayetlerde olduğu gibi Selman-i farisi (r.a.) Müslüman olduktan sonra, köleliği bir müddet devam etti.

Peygamber Efendimiz (a.s.v.):

-Kendini kölelikten kurtar Ya Selman.” Buyurmasi üzerine sahibine gidip,

Azad olmak istediğini söyledi. Buna zorla razı olan Yahudi;

-”Üç yüz hurma fidanı dikerek, yetiştirip ve hurma verir hale getirmesi, kırk Rükye altın (O zaman ki; ölçüye göre bir miktar altın) vermesi şartiyle kabul etti.

Selma-e Farisi (r.a.) bunu Resulullah (a.s.v.) haber verdi..

Resülulah (a.s.v.) eshabina:

-“Kardeşinize yardım ediniz” buyurdu. onun için Üç yüz hurma fidanı topladılar.

Resulullah (a.s.v.):

-“Bunların çukurlarını hazır edip tamam olunca bana haber verin “buyurdu.

Çukurları hazırlayıp haber verince; Resulullah(a.s.v.) teşrif edince kendi mübarek elleriyle, o fidanları dikti. Bir tanesini de Hz.Ömer (r.a.) dikmişti. Hz.Ömer (r.a.) diktiği hurma hariç bütün hurma fidanları Allah (c.c.) ın izniyle o sene hurma verdi.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve selam meyve vermeyen O bir tane hurmayi de söküp, kendi mübarek elleriyle yeniden dikti. Diktiği hurma ayni anda hurma verdi .

Bundan sonra Selman-e Farisi (r.a.) ehli suffa arasına katıldı. Selman-e Farisi (r.a.) uzak diyarlarden geldiği için eshabi kiramdan birisiyle kardeşlık kurması emir buyurulunca ; Hz.Ebu Derda (r.a.) ile kardeş oldu. Hendek savaşınden itibaren bütün gazalara katıldı.

Selman-e Farisi (r.a.) veya Peygamber (a.s.v.) buyurduğu gibi; Selmanul hayr ( hayırlı Selman) Hendek savaşından sonra hendek kazma fikrini açtığı için, Hendek savaşındeki gayret ve hizmetinden dolayı Resülullah (a.s.v.) ona bu Lakabı taktı..

Selman-e Farisi (r.a.) Müslüman olup kölelikten kurtulduktan sonra, geçimini sağlamak için ince hurma dallarından sepet örüp, satarak geçimini temin ederdi. Kazancının bir kısmını da fakirlere sadaka olarak dağıtırdı. Resülullah (a.s.v.) yakınlarından olup; bazı geceler huzurunda bulunarak baş başa saatlarca sohbetinde kalırdı.

Eshabi kiram (r.a.) tarafından da çok sevilip, hürmet görürdü. Selman-e Farısı (r.a.) DÜNYA YA HİÇ RAĞBET ETMEZDİ. Ayakta duramiyacak hala gelinceye kadar namaz kılar, sonra bedeni yorulunca oturur; dil ile zikrederi..Dili yorulduğu zaman da Allah-u Teala(c.c.) nın yarattığı şeylerdeki hikmetleri düşünürdü ki;

Bu tefekkürün Peygamber (a.s.v.) in buyurduğu;

-“ Bir saat tefekkür bin sene ibadetten hayırlıdır” hadisi şerifle iştigal olurdu…

Selman-e Farisı (r.a.) ehli suffa içerisinde Resülullah (a.s.v.) en yakın olan Kendısı idi. Hz. Aişe Anamız (Radiyallahu Anha) buyurdular ki;

-”Selman-e Farısı (r.a.) geceleri uzun zaman Resülullah (a.s.v.) ile beraber kalırdı. ve sohbetinde bulunurdu. Neredeyse Resülullah (a.s.v.) yanında bizden fazla kalırdı.

Peygamberimiz (a.s.v.);

-“Allah-u Teala (c.c.) bana dört kişiyi sevdiğini bildirdi.; bu dört kişiyi SEVMEMİ EMRETTİ.

Bunlar;

Hz.Ali (r.a.),
Ebu Zer Gifarı (r.a.) ,
Mikdad bin Esved (r.a.)
Ve Selman-e FARISI (r.a.)“ buyurdular..

Devam edecek…
Fuad Yusufoğlu

Selman-i Farisi 5

23 Haziran 2008

dsc02191-girnavas-tan-nusybinin-gorunusu.JPG

Girnavas tepesinden Nusaybin’in görünüşü
Selman-e Farisi (r.a.) Hz.Ebu Bekir (r.a.) devrinde de onun sohbetinden bir an ayrılmayan; Hz Ömer (r.a.) zamanında da İran fethine katılmıştır. İslam ordusunun büyük zaferlere kavuştuğu bu seferlerde; Selman-e Farisi (r.a.) nın çok büyük hizmetleri olmuştur.

İran‘liler hakkında büyük malumat sahıbı idi. Çünkü Kendisi İran’liydi, İran’lileri kendi lisaniyle Dine davet ediyor; Onlara islamiyeti anlatıyordu…

İslam Ordusu İran’nın MEDAYİN şehrini aldıklarında Hz. Ömer (r.a.) onu Medayin valısı yapmıştı. İlmi, Basireti, Vazifesındeki Adaleti ve nezaketi ile Medayin halkı tarafından çok sevilip, sayılırdı. Böylece; İSLAMİYET orada sür’atla yayıldı…

Selma-e Farisi (r.a.) Hz Ömer (r.a.) zamanında; Medayin valısı iken otuz bin kişiye hutbe okuduğu zaman yanında da iki parçadan müteşşekkül bir hırka vardı. Hırkasının bir parçasını namazlık olarak serer namaz kılardı, diğer parçasını da giyerdi…

Resülullah (a.s.v.) Sıdk ve muhabbeti sebebiyle eshabı kiramın (r.a.) seçkinleri arasında; Resülullah (a.s.v.) Tarafından dahil edildi…

Mühacırler; Ensar arasında; Selman-e Farısı (r.a.) (bazı rivayetlere göre Selman-i farısi ) Mühacır’lerden mi? Yoksa Ensar ‘den mi? Meselesinden ihtilaf çıkınca;

Peygamberimiz (a.s.v.):

-“Selman Bizdendir. Ehli beytimdendir.”buyurdu..

Selman-e Farisi (r.a.) hikmetli bazı sözleri :

“-ÜÇ ŞEY BENI DEVAMLI AĞLATTI:

Birincisi

Resülullah (a.s.v.) vefatı. Bu ayrılığa dayanamadım, Durmadan ağlıyorum..

İkincisi:

Kabirden kalktığım zaman; Halim nice olur; Onu bilmediğim için ağliyorum.

Üçüncüsü:

Allah-u Teala (c.c.) ın beni hesaba çektiği zaman Cennetlikmiyim? Cehennemlikmiyim? bilmiyorum O zaman halim ne olur ağlıyorum…

“-Namaz bir ölçektir. Kim dolu dolu ölçer onu hakkiyle kılarsa büyük ecir ve mükafatlara kavuşur; KİM Kİ EKSİK ÖLÇERSE ADABINA uygun kılmazsa Allah-u Teala(c.c.) nın buyurduğu VEYL CEHENEMİ HATIRLASIN…

Ebu Vail diyor ki:

-“Bir arkadaşimla Selman (r.a.) ziyaretine gittik. Bize bir miktar arpa ekmeği ile biraz tuz gerirdi.”

Arkadaşım:

-”Şu tuzun yanında biraz da SAĞTER ( Kekik gibi bir ot) olsaydı.” dedi.

Bunun üzerine Selman-e Farisi (r.a.) matarasını rehin vererek; o otu aldı geldi…

Yemeği bitirince

Arkadaşım:

-”Bize verdiği ni’mete kanaat ettiğimiz için Allah(c.c.) a Hamd ederiz.” Dedi…

Selman (r.a.);

-“Eğer kanaat etseydin benim MATARA rehin olmazdı.”buyurdu.

Allah(c.c.) ondan ebeden razı olsun…Amin…

Şu anda bizim bu şirin sınır kasabasında Onun ismiyle anılan (SELMAN-E PÂK) Camisi diye küçük bir mescıd var…Bu camı Onun MAKAMI Hürmetine inşa edilmiştir.

Daha Müslüman olmadan evvel Nusaybin ‘e gelen Selman-e Farisi (r.a.) burada mukim olduğu için bu isim verilmiştir…Allah (c.c.) Ona rahmet eylesin… O nun makamının hemen yanında bulunan Hazreti Hüseyin (r.a.) 12. oğlu olan ZEYNELABİDİN Hakkında kısa da olsa bazı bilgileri vermek istiyorum…

Allah-u Teala Hazretleri bizleri ve sizleri bu mübarek eshabı kiram (r.a.) hürmetine afv eylesın…Amin…
Fuad Yusufoğlu

05- Fuad Yusufoğlu Bayezid-i Bistami (r.a.) nin mübarek türbeleri

Bâyezid-i Bistami Radiyallah-u anhu’nun münbarek kabirleri

Sultan-ül Arifin lakabı ile meşhür olan Bayezed-i Bistami (r.a.):

Evilyanın büyüklerindendir. İnsanları hakka davet eden onlara doğru yolu gösterip, hakiki saadete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i aliye” denilen büyük alim ve velilerin beşincisidir. “Sultan-ül ârifin” lakabiyle meşhürdür.

Künyesi, Ebu Yezid’dir. İsmi Tayfur, babasının adi İsa’dır 160 veya 188 (Miladi 803) de İran’da Hazar denizi kenarında Bistam’da doğdu. 231 veya 261 (Miladi 874) senesinde vefat etti. Hanefi mzhebinde idi.

Annesi diyor ki:

-“Kendisine hamile iken şübheli bir şeyi ağzıma alacak olsam, onu geri atıncaya kadar karnıma vururdu.” Üveysi olup, imam-i Ca’fer-i Sadık (r.a.) ın vefatından kırk yıl sonra doğdu.

İmam-i Ali Rıza (r.a.) nın sohbetinde ve bunun bereketiyle İmam-i Ca’fer-i Sadık (r.a.) ın ruhaniyetinden istifade etmiştir. Hazreti Bayezid (r.a.), İmam-i Cafer-i Sadık (r.a.) ın ruhaniyetinden feyz almakla meşhür olmuştur.

Otuz sene Şam civarında bulunup, yüz onüç âlimden ilim öğrenmiştir. Aşkı İlahide o kadar ileri ve ibadette o derece yüksekte idi ki, Namaz kılarken Allah korkusundan ve İslamiyete saygısından göğüs kemikleri gıcırdar, yanında bulunanlar bunu işitirlerdi. Son derece âlim, fâdil ve edib idi.

Şiirleri meşhurdur.

Hazreti Bayezid Bıstamı (r.a.) hazretleri, ilim tahsil ettiği üstadlarından birine olan hürmet ve muhabbettinden dolayı, onun kabrinin yanına defn edilmeyi ve kabrinin, hocasının kabrinden daha derin yapılmasını, kendi vucudunun, hocasının vucudundan aşağıda olmasını vasiyet etti.

Hocalarının en büyüğü, Allah-u Teâlâ’ya kavuşmak yolunda çok yüksek derecelere kavuşmasına vesile olan, İmam-i Cafer-i Sadık (r.a.) hazretleridir.

Feyz ve ma’rifeti, İmam-i Ca’fer-i Sadık (r.a.) ın mübarek ruhaniyetinden, O da, Medine-i Münevvere’nin yedi büyük âlimden biri olan Kasım Bin Muhammed (r.a.) den, O da, Selman-i Farisi (r.a.) den, O da, Eshabi Kiramın en yükseği Sıdık-i Ekber (r.a.) den, O da, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) den almıştır.

Çocukken bir gün camı avlusunda oynarken, Orada geçmekte olan Şakik-i Belhi (r.a.) kendisini görüp,

-“Bu çocuk büyüyünce zamanın en büyük velisi olacaktır.” Buyurdu.

Küçük yaşta iken annesi, kendisini mektebe gönderdi. Bayezid (r.a.) büyük bir dikkatle derse devam ediyordu. Bir gün Kur’an-i Kerim okumak için gittiği mekteb de, okuduğu bir ayet-i kerimenin (Lokman suresi-14) tesiri ile erkenden eve döndü.

Annesi merak edip; niçin erken döndüğünü sual edince,

Şöyle cevab verdi;

-“Bir ayeti kerime gördüm Allah-u Teâlâ o ayeti kerime de kendisine ve sana hizmet ve itaat etmemi emrediyor. Ya benim için Allah-u teâlâ’ya dua et, sana hizmet ve itaat etmem kolay olsun, Veyahut da beni serbset bırak, hep Allah-u Teâlâ’ya ibadet ile meşgül olayım.” Dedi.

Devam edecek…

İslam alimleri ansiklopedisi

Allah-u TeâlâHazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Bu mubarek zatlar hürmetine Dünyada kimseye muhtaç olmayacak, kadar helal rızık, Her zaman zikirle uğraşan bir dil ile Tâat ve ibadetle meşgül olan sıhhatlı bir beden müyyeser eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Geliye Şam’e -Navale- (Nusaybin)

Annesi:

-“Seni Allah-u Teâlâ’ya emanet ettim. Kendini O’na ver.” Dedi.

Bundan sonra Bayezid (r.a.), kendini Allah-u Teâlâ’ya verdi. Emirlerinin hiç birisini yapmakta gevşeklik göstermedi. Ama annesinin hizmetini de ihmal etmedi. Annesinin küçük bir arzusunu, büyük bir emir kabul edip, her durumda yerine getirmeye çalışırdı. Çünkü Allah-u teâlâ’nın emri de böyle idi.

Soğuk ve dondurucu bir kış gecesi idi. Annesi yattığı yerden oğluna seslenip su istedi. Bayezid-i Bıstamı (r.a.) hemen fırlayıp su testisini almaya gitti. Fakat testide su kalmamış olduğundan çeşmeye gidip, testiği doldurdu. Buzlarla kaplı testi ile annesinin başına geldiğinde, annesinin tekrar uykuya dalmış olduğunu gördü. Uyandırmaya kıyamadı. O halde bekledi.

Nihayet annesi uyandı ve:

-“Su, su” diye mırıldandı.

Bayezid (r.a.), elinde testi bekliyordu. Şiddetli soğok te’siri ile eli donmuş parmakları testiye yapışmış idi.

Bu hali gören Annesi:

-“Yavrum, testiği niçin yere koymuyorsun da elinde bekletiyorsun?” dedi.

Bayezid-i Bıstamı (r.a.):

-“Anneciğim uyandığınız zaman, suyu hemen verebilmek için testi elimde bekliyorum.” Dedi.

Bunun üzerine Annesi:

-“Ya Rabbi! Ben oğlumdan razıyım. Sen de razı ol!” diye can-ü gönülden dua etti.

Belki de annesinin bu duası sebebiyle, Allah-u Teâlâ ona evliyalığın çok yüksek mertebelerine kavuşmağa ihsan etti.

İstanbul’a geldiği, papazların bir toplantısında bulunduğu ve aralarında yüzlercesinin imanla şereflenmesine vesile olduğu rivayet edilmektedir.

Menkibeleri, kerametleri ve hikmetli sözleri meşhurdur.

Nakledildiğine göre;

Bayezid-i Bıstamı (r.a.) hocalarından birinin huzurunda bulunuyordu.

Hocası:

-“Şu rafdaki kitabı getir.” Dedi.

Bayezid (r.a.):

-“Hangi rafdaki kitabı istiyorsunuz efendim?” dedi.

Hocası:

-“Bunca zamandır buraya…

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Sultan-ül arifina olan bu mubarek Bayezid-i Bistmaı yüzü suyu hürmetine Günahlarımızı afv eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Navale Reş (Nusaybin)

Hocası:

-“Bunca zamandır buraya gelip gidiyorsun. Dershânede oturduğun yerin üstüneki rafı diyorum.” Deyince,

Hazreti Bayezid-i Bıstamı (r.a.);

-“Efendim, mubarek sohbetinizi dinlemekteki dikkat ve edebe riayetten dolayı şu ana kadar başımı kaldırıp etrafa bakmış değilim.” Diye cevab verdi.

Hocası bu söz karşısında:

-“Madem ki durum böyledir senin işin tamamdır. Şimdi artık Bistam’a dönebilirsin ve bizden öğrendiklerini başkalarına öğretebilirsin.” Buyurdu.

Bir gün kendisine:

-“Murşidin kimdir?” diye sordular.

Bayezid-i Bıstami (r.a.):

-“ Bir kadın.” Dedi.

-“Bu nasıl olur?” dediler.

Bayezid-i bıstami (r.a.) cevabında şöyle buyurdu:

-“Bir gün Allah-u Teâlâ’nın sevgisi ile, kendimden geçmiş olarak yolda yürüyordum. Bir kadın gördüm. Elinde bulunan bir çuval unu, taşımam için bana ricada bulundu. Gücüm yetmez diye düşündüm.
Orada kafes içinde bulunan bir arslana işaret ettim. Kafes açılıp, arslan geldi. Un çuvalını yükledim.

Fakat açıktan keramet göstermiş olduğum için de çok korktum. Ve mahcup oldum.

Kadının beni tanıyıp tanımadığını öğrenmek için;

-“Pazara varınca kimi gördüm diyeceksin?” dedim.

Kadın:

-“Zalim Bayezid-i Bıstam (r.a.) ı gördüm diyeceğim.” Dedi.

Ben hayretle:

-“Neden?” diye sordum.

Kadın şöyle cevab verdi;

-“Allah-u teâlâ hazretleri (c.c.) bu aslanı yük taşımak için yaratmadığı halde, sen niçin yük yükledin? Bu zülüm değil de nedir? Bunu, insanlar sana kerâmet sahibi desinler diye yapmış isen çok fena.”

Bunun üzerine çok ağlayıp istiğfar ettim. Bundan sonra benden fevkalâde bir hal meydana gelse,

-“Lailâhe illallah Muhammedün resûlullah, Nuh neciyullah, İbrahim Halilullah, Musa kelimullah, İsa Ruhullah, yazısını veya bir nur görüyorum. Böylece, benden meydana gelen hallerin doğru olduklarının, Allah-u Teâlâ tarafından tasdik olunduğunu anliyorum.”

Hazreti Bayezid-i Bıstamı (r.a.) Allah-u Teâlâ’nın aşkı ile öyle bir halde idi ki, O’ndan başka hiçbir şeyi tanımazdı.

Yırmı yıl yanında bulunan ve hiç ayrılmayan talebesine her çağırdığında;

-“Yavrum ismin nedir?” diye sorardı.

Bir defasında, o talebe dedi ki;

-“Efendim. Yirmi yıldır hiç ayrılmadan, hizmetinizde bulunmakla şerefleniyorum. Lâkin her defasında ismimi sormanızın hikmetini amlıyamadım.”

Hazreti Bayezid Bistani (r.a.);

-“Evladım kusura bakma her defasında ismini soruyorum. Allah-u Teâlâ’nın muhabbeti kalbime gelince, beni öğle bir hal kaplıyor ki, O’ndan başka her şeyi unutuyorum. Senin ismini de hatırımda tutmaya çalışıyorum. Fakat böyle hal olunca unutuyorum. Sen hiç üzülme.” Buyurup talebesinin gönlünü aldı.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri Bizleri ve sizleri Sultan-ül Arifin Bayezid-i Bistamı (r.a.) nın yüzü suyu hürmetine İbadetle geçen Huzur dolu günler ihsan eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Divana -Navala reş- (Nusaybin)

Bir gün yakınları kendisine,

-“Efendim, filan yerde büyük bir zat var. Fazilet ve keramet sahibi bir velidir.” Dediler ve daha başka sözlerle o zatı çok medh ettiler.

Bunun üzerine Hazreti Bayezid-i Bistamı (r.a.),

-“Madem öyledir. O halde o büyük zâtı ziyarete gitmemiz lazlm oldu.” Buyurdular.

Talebelerinden bazıları ile birlikte tarif edilen zatın bulunduğu yere geldiler. Bayezdi-i Bistami (r.a.) bildirilen zatın mescide gitmekte olduğunu gördü ve kıblaya karşı tükürdüğünü müşahade etti. GÖRÜŞMEKTEN VAZGEÇİP DERHAL GERİ DÖNDÜ.

Sonra o kimse hakkında şöyle buyurdu:

-“Dinin hükümlerini yerine getirmekte, sünneti seniyeye uymakta ve edebe riayette zayıf olan birisine, nasıl olur da keramet sahibi denilir. Böyle bir kimsenin, Allah-u Teâlâ’nın evliyasından olması mümkün değildir.”

Bayezid-i Bistami hazretleri (r.a.) ya:

-“Bu yüksek makamlara nasıl kavuştunuz?” diye sordular.

Cevabında şöyle anlattı:

-“Bir gece herkesin uyuduğu bir sırada, Bistam’dan çıktım. Ay her tarafı aydınlatıyordu. Gidiyor iken, aniden karşıma çok heybetli bir makam gördüm. Onsekiz bin alem O’nun heybeti yanında bir zerre gibi kalıyordu. Aklım başımdan gitti. Beni fevkalade bir hal kapladı. O halde iken

-“Ya Rabbi, bu kadar büyük, bu kadar güzel bir dergah acebe niçin böyle boş?” dedim.

Bir nida geldi ki:

-“Bu dergahın boşluğu, kimse gelmediği için değil, belki gelenlerin layık olmadığı ve uygunsuzluğu sebebiyle gelenleri bizim kabul etmeyişimizdendir.”

Bir an, herkesin bu huzura kavuşması için şefaatçi olayım diye kalbime geldi. Fakat, bu şefaat makamının Sultan-ül Enbiyâ Muhammed Mustafa (Sallallahu aleyhi ve selem) efendimize mahsus olduğunu hatırlayıp, benim öyle düşünmemin, bu şefaat makamına karşı edebe riayetsizlik olacağını anlayıp, o düşüncemden vazgeçtim.

Bir ses duydum:

-“Ey Bayezid, Sultan-ül Enbiya’ya olan muhabbetin ve edebe riayetin sebebiyle, biz de senin edebini ve mertebeni yükseltiyoruz. Kıyamete kadar (‘Sultan-ül Arifin’ diye anılırsın).” buyuruyordu.

Sultan-ül Arifin, Bayezid-i Bistam (r.a.) yi bir gece uyku bastırıp, sabah namazına uyanamadı. Namazını kaza edip o kadar ağladı ki, bir ses işitti.

-“Ey Bayezid, bu günahını afv eyledim. Bu pişmanlık ve ağlama da, ayrıca yetmişbin namaz sevabı ihsan eyledim.” Diyordu.

Aradan birkaç ay geçtikten sonra onu yina uyku bastırdı. Şeytan gelip, Hazreti Bayezid (r.a.) ın mubarek ayağından tutarak uyandırdı

Ve:

-“Kalk namazın geçmek üzeredir.” Dedi.

Bayezid (r.a.) Şeytan’a:

-“Ey Mel’un! Sen hiç böyle yapmazdın. Herkesin namazının geçmesini, kazaya kalmasını isterdin. Şimdi nasıl oldu da beni uyandırdın?” buyurunca

Şeytan (Aleyhil’lanet) şu cevabı verdi:

-“Birkaç ay önce Sabah namazını kaçırdığında, pişmanlığın ve üzüntünün sebebiyle çok ağlayıp inladiğin için ayrıca yetmiş bin namaz sevabı almıştın. Bu gün, onu düşünerek seni uyandırdım ki, sadece vaktin namazının sevabına kavuşasın. Yetmiş bin namaz sevabına kavuşmayasın.”

Devam edecek….

İslam  âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizlere ve sizlere Gizli bir hazine olan Kanaat ihsan eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Navala reş (Nusaybin)


Bayezid-i Bistamı hazretleri (r.a.) şöyle anlatıyor:

-“Benim zamanımda binlerce veli vardı. Hepsi de ibadet, riyazet, keşif ve keramet sahibi idi. Fakat asrın kutubluğu, ümmi bir demircinin üzerinde idi. Ben bu işin sır ve hikmetine karşı hayretler içindeydim. Çoluk çocuğunun nafakası için geceli gündüzlü örs başından ayrılmayan demirciyi görmek istedim.”

-“Bir gün dükkanına gittim. Selam verdim. Beni görünce çocuklar gibi sevindi. Ellerime sarıldı, uzun uzun öptü ve benden dua rica etti. Henüz keşif âlemine girmemiş olduğu için kendi makamından habersizdi.

Benden dua isteğince dedim ki:

-“Ben senin ellerinden öpeyim de, sen bana dua et! Sizin duanıza muhtaç olan benim!”

O ise cevab verdi:

-“Benim sana dua etmemle, içimdeki dert hafiflemez ki!”

Bunun üzerine ben de:

-“Derdin nedir? Söyle bir çare arayalım?” dedim.

Kendisi:

-“Acaba kıyamet gününde, bunca insanın hali ne olur? Bunu düşünmekten, buna yanmaktan başka derdim yok.” Dedikten sonra hüngür hüngür ağlamaya başladı. Beni de ağlattı.

O vakit içimden bir nidâ duydum:

-“Bunlar nefsim, nefsim diğenlerden değil, ümmetim, ümmetim diyenlerdendir.”

Hemen içimdeki, hayret silindi. Kutupluk makâmının bu demirciye niçin verildiğini sezdim. Anladım ki, böyleleri, sevgili Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve selem) in kalbine her an bağlıdır. Onun hakikatıne mazhardır.

Demirciye dedim ki;

-“İnsanların azap çekmesinden sana ne?”

Demirci de:

-“Bana mı ne? Benim fıtratımın mayası, şefkat suyuyla yoğrulmuştur. Cehennem ehlinin bütün azabını bana yükleseler de, onları bağışlasalar, ben saadete ererim ve derdimden kurtulurum.” Dedi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizlere ve sizlere Salih ameller ihsan eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu