Zekât- 12

10 Kasım 2008 Pazartesi

geliye Şam-e Ziyareti (Nusaybin)

ALTINCI VAZİFE:

Minnet etmemelidir. Yani yaptığı iğiliğe karşılık beklememelidir. Minnetin aslı cahillikten
Fakire iyilik ettiğini, ona bir nimet verdiğini, fakirin kendi eli altında olduğunu zanneder.

Böyle sanmasının alameti, fakirin kendisine fazla hizmet yapmasını, işini görmesini, önce selam vermesini ve her şeyde daha çok hürmet etmesini beklemesidir.

Eğer bir kusur ederse ona önceden yaptığı iyiliği çok görüp ve hatta,

-“Ben ona şöyle iyilikte bulundum,”der. Buda cahilliktendir. Hakikatte ise fakir ondan zekat kabul etmekle ona iyilik etmiştir.

Kalbini cimrilik pisliğinden temizlemiştir. Eğer hekim kendisini bedava tedavi etse, ona minnet eder.

Çünkü o para vermek istemiyor ve helakini istiyor. Elindeki zekat malı da haelakıia ve kötülüğüne sebep olur.

Bir fakir sebebiyle temizlenip kurtulunca, ona yalvararak zekat vermesi icap eder.

Bir diğeri de, peygamber efendimiz (sallalahü aleyhi ve sellem) buyuruyor:

-“Sadaka önce Alahü Teâlâ’nın lütuf eline, sonra fakirin eline düşer.’’

Demek ki, zekâtı hakikatte Allahu Teâlâ’ya veriyor ve fakir bunu almakla Allah-u Teâlâ‘nın vekili oluyor. O halde yalvararak fakire vermelidir, başına kakarak değil. Zekatın hakikati hakkında üç sırrı öğrendikten sonra başa kakmanın cahillik olduğu anlaşılır.

Minnetten, başa kakmaktan kaçmak, kurtulmak için geçmiş büyükler o kadar illeri gitmişlerdir ki, fakirin huzurunda ayakta durup, tevazu ederek. Büzülerek ona zekatı takdim etmişlerdir.

Sonra da,

-“Bunu benden kabul et.” diye yalvarmışlardır. Bazılarıda elini alttan tutup, para yukarı gelmek üzere fakire uzatmışlar ve fakirin elinin üstte kalmasını etmişlerdir. Çünkü,’’Üstteki el, alttaki elden hayırlıdır.’’, buyurulmuştur.

Zekatı yalvararak vermek yakışır. Hazret-i Aişe ve ümmü seleme (Radıyallahü anhüma) bir fakire bir şey gönderdiler ve

-‘’Nasıl dua edeceğini unutma’’, diye gönderdikleri kimseye tenbih ettiler.

Çünkü her duaya bir duaya karşılık vermeliler ki, karşılık akım kalsın ve sadaka hâlis olsun. Fakirden dua istemeye uğraşmazlardı ki, bir iyilik temin ettim diye akıllarına gelmesin. Hakikatte iylik yapan fakir olmuştur. Çünkü, seni bu yükten, bu düşüncelerden kurtardı.

YEDİNCİ VAZİFE:

Malından iyi, güzel ve helal olmanı vermelidir. Çünkü şübheli olan ibadete layık olmaz. Allah-u teâlâ temizdir, ancak temizi kabûl eder.

Allah-u Teâlâ buyurdu;

-“Alçak ve aşağı şeyden nafaka vermediği kasd etmeyin. O aşağı şey’i size verseler almazsınız.

Kendinizin göz yummandan alıcısı olmadığınız âdi şeyleri sadaka olarak vermeyiniz.” Bakara suresi Ayet- 267

Bir kimse misafirin önüne kötü bi,r şey koyarsa, onunla alay etmiş veya ehemmiyet vermemiş olur. Ya en fenasını Allah-u Teâlâ’ya vermek ve en iyisini O’nun kullarına vermek nasıl caiz olur? En kötü vermenin işareti, kötülükle vermeleridir.

Kalbe iyi gelmeden verilen sadakanın kabul olmayacağından korkulur.

Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyuryor ki;

-“Bir dirhem gümüş sadaka verir ve binlerce dirhemden kıymetli olur. Bu da, en iyisini vermek ve seve seve vermekle olur.

Devam edecek…

Kimyay-i Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri sadaka veren Salih kullarından eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Etiketler: ,

“Zekât- 12” için 1 Yorum

  1. ceylannur diyor ki:

    Kalbe iyi gelmeden verilen sadakanın kabul olmayacağından korkulur.

    Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyuryor ki;

    SAG OL YUREGINE SAGLIK RABIM SIZDEN RAZI OLSUN YULUNUZ DAIM ACIK OLSUN