‘İmam Gazali’ olarak etiketlenmiş yazılar

Tefekkür

03 Mart 2008

Bahçemde yetiştirdiğim Karanfil (Nusaybin)

Karanfil

Allah Teala (c.c.) Kur’anı Kerimde şöyle buyuruyor:

-”Hakikat göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde (ve uzayıp kısalmasında) temiz akıl sahipleri için elbet ibret vardır.”

Bu ayeti okuyup da O’nu düşünmeyen kimseye yazıklar olsun.

Hasan-i Basri (r.a.) şöyle der:

-”Allah (c.c.) ı bir saat düşünmek, bir geceyi ibadetle geçirmekten hayırlıdır.”

Ömer Bin Abdulaziz (r.a.) şöyle buyurmuş:

-”Allah’ın (c.c.) nimetleri hakkında düşünmek, ibadetin en efdalidir.”

Bir zaman Ebu Şureyh (r.a.) yolda yürüyordu, bir kenara oturdu ve elbiselerine bürünerek ağladı.

Kendisine;

-”Seni ağlatan nedir?” diye sorulunca

Şöyle cevap verir:

-”Ömrümün bitişine, amelimin azlığına ve ecelimin yaklaşmasına ağlıyorum.”

Hasan-i Basri (r.a.):

-“Aklı olanlar daima zikirden fikre, fikirden zikre geçerler. Ta ki kalplerinin konuşmasını isterler. Kalpleri de konuşur.”

Davud el-Tai Hazretleri (k.s.) mehtaplı bir gecede damının üzerinde bulunuyordu. Göklerin ve yerin sırları hakkında düşünüyordu. Göğe bakarken ağlıyordu, bir ara komşusunun bahçesine düştü. Ev sahibi onu hırsız sanarak yatağından sıçradı. Elinde kılıcıyla üzerine yürüdü. Davud (r.a.) u gördüğünde geri döndü.

Kılıcını yere bırakıp şöyle dedi:

-”Seni damdan atan nedir?”

Davud el-Tai (r.a.) şöyle cevap verdi:

-”Bunu anlamadım, farkında değildim.”

Allah’ın bir evliyası yolda yürürken düşmemek için bir kadının omzuna dayandı.

Onu görenler;

-”Bu nice iştir?” dediler.

Kendisi:

-”Düşmemek için duvara dayandığımı sandım, farkında değilim.” dedi.

Mükâşefet ül-Kulûb (İmam-i Gazali)

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri hakkıyla tefekkür eden salih kullarından eylesin. Âmin

Muhasabe ve murakabe

09 Mayıs 2008

dsc08296-fuadyusufoglu-girnavas.JPG

Girnavas mevkii – Cin tepesi – (Nusaybin)

Allah’u Teala (c.c.) buyuruyor ki:

-”Kiyamet günü terazı kuracağım. O gün kimseye zülüm edilmiyecektır. Herkes dünyada yapmış olduğu zerre kadar iyilik ve kötülüklerini meydana çıkarıp teraziye koyacağım. Herkesin hesabını yapmağa yetişirim…”(Enbiye 47)

Allah’u teala buyuruyor:

Ey İman edenler, sabrediniz, nefsin arzularını haramlardan elde etmemeye uğraşınız. Ve bu cihad de sebat ediniz. (Ali İmran 200 )

Bunun içindir ki:

Basiret sahibleri ve din büyükleri bu dünyaya ticaret için geldiklerini ve burada nefisle alışverişte olduklarını anlamışlardır. Bu Ticarettin kazancı cennet tir, Ziyanı de cehennem dir.

Murakabe:

Nefsi kontrol etmektir.

Ondan gafil olmamaktır.

İnsanlar birbirlerinin dışını görürler. Allah’u teala hazretleri (c.c.) ise: hem dışını hem de içini görür. Bunu bilen ve kalbinde bu marifettin galip olduğu kimsenin işleri ve düşünceleri edepli olur. Zaten buna inanmıyan kafirdir. İnanıp da muhalafet etmek ise büyük cesarettir.

Allah’u teâlâ Hazretleri (c.c.) buyurdu:

-”Ey insan seni her an gördüğümü bilmiyormusun? (Alak ; 14.)

Bir Habeşi Resulullah ‘ın (s.a.v.) huzuruna gelip :

-”Çok günah işledim, tövbem kabul olurmu? Dediğinde

Resülullah (s.a.v.);

-”Evet” olur.” buyurunca :

Habeşi :

-“O günahları işleyince O görüyormuydi ?

Resulullah(s.a.v.);

-”Evet” buyurunca

Habeşi bir Ah çekti ve yıkılıp can verdi.

Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki:

-“Allah’u teala yı görür gibi ibadet ediniz, siz onu görmiyorsanız, O sizi göriyör.”

Mısır Maliye nazırının zevcesi olan Züleyha :Yusuf (a.s.) i kendisine çağırınca önce kalkıp büyük sandığı bir heykelin yüzünü örttü

Yusuf (a.s.);

-“Bunu niçin örtün.”dedi

Zeliha;

-“Ondan utandığım için “ dedi.

Yusuf (a.s.);

-“Sen bir taş parçasından utanıyorsın da, ben yerleri ve yedi kat gökleri yaratan Rabımın görmesinden utanmazmıyım?” Buyurdu .

Abdullah bin Zeyd (r.a.) a;

-”Kendi halını düşünüp, insanlarla uğraşmıyan bir kimse tanıyormusunuz?” Dediler.

Abdullah Bin Zeyd (r.a.):

-”Bir kimse tanıyorum şu anda gelir.” buyurdu.

O sırada Utbet-ül Ğulam (r.a.) içeri girdi;

-”Yolda kimleri gördün ? deyince

Utbet-ül Ğulam (r.a.);

-“Kimseyi görmedim”dedi

Halbuki çarşıdan geliyordu…

Şibli (k.s.), Süfyan-ı Sevri (r.a.) nın yanına geldi, kendisini Murakkaba ya oturmuş, sesiz, haraketsiz bir halde gördü. Vucudunun bir kılı bile kımıldamiyordu.

-”Bu güzel murakkabayı kimden öğrendin? diye sorunca

Süfyan-i Sevri (r.a.);

-“Kediden öğrendim. Onu bir fare deliğinin ağzında, benim bu halimden daha haraketsiz avını kolarken gördüm.” Dedi.

Amellerden sonra yapılacak muhasebede Her gün yatarken, o gün yaptığı işler için nefsi hesaba çekmeli Sermayeyi kâr den ve zarar den ayırmalıdır.

Sermaye; Farzlardır,

Kâr da; Sünetlerdir, ve nafilelerdir.

Ziyan ise; Günahlardır. İnsanın ortağına aldanmamak için onunla hesaplaştığı gibi nefse karşı daha uyanık davranmak lazımdır.

İbn’i Samed (r.a.) büyüklerden idi;

Altmış hicri senelik hayatı’nın hesabını yaptı Yirmi bir bin beşyüz gün idi

-“Ah her gün, en az bir günah yapmış isem yirmi bir bin beş yüz günahtan nasıl kurtulurum, halbuki öyle günlerim oldu ki: yüzlerce günah işledim.” diye bir feryad edip yıkıldı, baktılar ki ruhunu teslim etmişti…

Fakat insanlar, kendilerini hesaba çekmiyorlar. Eğer her gün bir günah işlediğinde odasına bir taş koysa kısa zamanda dolardı.

Eğer;

omuzlarımızdeki katib melekler her günah yazmak için ücret isteseler di malımızın hepsini vermemiz lazım gelirdi .

Fakat gafletle çeşitli düşüncelerle birkaç sübhanallah desek tesbihi alır, sayar ve yüz kere söyledik deriz de hergün boşuna nice şeyler söyleriz bunları saymayız, dille almayız saymış olsak da hergün binleri aşar, sonra da terazide sevap kefesinin ağır basacağını umarız……

İmam-i Gazali (kimya-yi Saadet.)

Allah-u Teala hazrertleri bizleri ve sizleri Hesaba çekilmeden, hesabımızı kendimizin yapmayı, tekrar günah işlemeyen ve tövbe-i nasuh la tövbe eden kullarından eylesin…Amin…

Fuad Yusufoğlu

Cömertlik

17 Mayıs 2008

fuadyusufoglu_dsc017251-gul.jpg

Sera’mdan yetiştirdiğim GÜL (Nusaybin)

Malı olmayanın hali, hırs değil kanaat olmalıdır. Malı olanın ise cimrilik değil, cömertlik olmalıdır.

Resülullah (s.a.v.) Buyurdu ki :

-”Cömertlik; Cennete bir ağaçtır. Cömert olan kimse onun dalına tutunur ve onu Cennete kadar götürür. Cimrilik; Cehennemde bir ağaçtır. Bahil olanı (cimriyi) Cehenneme kadar götürür. “

Yine (a.s.v.) Buyurdu:

-”Allah’u teala (c.c) iki hasleti sever:Cömertlik ve güzel huy.”

-”İki hasleti ise sevmez: Cimrilik ve kötü huy.”

Yine (s.a.v.) Buyurdu:

-”Allah’u teala (c.c) cimri ve kötü huylu bir veli yaratmamıştır.”

Yine (s.a.v.) Buyurdu;

-”Cömertin günahını, kusurunu afvediniz. Çünkü onun bir sıkıntısı olursa, yardımcısı Allah’u Teala (c.c) olur.”

Arabistan da cömertliği ile meşhur bir adam ölmüştü. Yoldan aç dönen insanlar kabrinin başına gittiler. Aç olarak uyudular. İçlerinden birisinin bir devesi vardı. O Kimse ölüyü ru’yasında gördü:

Kendisine;

-”Senin bu deveni, benim en iyi deveme satar mısın?” dedi

Adam:

-”Satarım “dedi.

Diğer deve için kendi devesini verdi. Ölen ve ruyada görülen o zat deveyi kesti. Uykudan uyanınca deveyi kesmiş buldular. Tencereyi getirip pişirdiler ve yediler. Döndükleri zaman bir kervana rastladılar. Kervandan birisi o devenin sahibine seslendi ve ismini söyleyip,

-”Filan ölüden bir deve satın aldın mı? dedi.

Adam:

-”Aldım ama ruyada idi deyip başından geçenleri anlattı.”

Adam kendi develerden en iyisini gösterip;

-”O iyi deve budur. Buyurun “.

Ben de:

-”Ru’ya da gördüm” dedim.

Adam:

-”Bende ruyada babamı gördüm. “

Babam bana;

-” Eğer benim oğlum isen benim bu devemi filan kimseye ver buyurdu. ” .

Ebu Hamid Muhammed bin Muhammed Ğazali (Kimya-yi saadet.)

Allah’u teala hazretleri (c.c.) cennet kapısına Kendi kudret kalemiyle şöyle yazmış: Ente haramın âla deyyüz ve âla Bahil.

Allah-u Teala (c.c.) hazretleri bizleri ve sizleri cömert olan sevgili kulların yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv edip ADN cennetine o mubarek veli kullarına komşu eylesin. AMİN

Fuad Yusufoğlu

Cömertlik- 2

17 Mayıs 2008

dsc00006-fuadyusufoglucag-cag-baraji.JPG

Çağ-Çağ Barajı (Nusaybin)

Ebul Hasan Medain (r.a.) i Buyuruyor :

Hasan, Hüseyin ve Abdullah bin Cafer (Ridvanıllahı aleyhim ecmain.) Hacca gittiler. Deveyi bir yere otlatmaya bıraktılar. Aç ve susuz oldukları halde ihtiyar bir kadının yanına gidip,

-“İçecek bir şeyin var mi ? “ dediler,

İhtiyar kadın;

-”Var.” dedi.

Bir koyun vardı, sağdı ve sütünü onlara verdi .

-”Yiyecek bir şeyin varmıdır?” dediler

İhtiyar kadın;

-”Yoktur, bu koyunu kesin yiyin.” dedi. Koyunu kestiler yediler .

Ve;

-“Biz Kureyşdeniz. Bu seferden dönünce yanımıza gel sana iyilik yapalım.” dediler. Ve gittiler.

Kadının Kocası eve dönünce kızdı ve

-“Koyunu tanımadığın insanlara verdin.” Dedi..

Bir Zaman geçti

İhtiyar kadın ve kocası Fakirlik yüzünden Medine’ye düştüler. Yiyecek bir şey satın almak için deve gübresi toplayıp sattılar.

Günleri böyle geçiyordu. Bir gün ihtiyar kadın bir mahalleye gitti. Hazreti Hasan (r.a.) evinin kapısı önünde duruyordu. Onu tanıdı.

Ve;

-“Ey nine beni tanıyor musun? “ buyurdu.

İhtiyar kadın;

-”Hayır.” dedi

-”Ben senin filan zamandeki misafirinim.” Buyurdu. Sonrada bin koyun ve bin altın vermelerini söyledi. Onu kendi kölesiyle Hazreti Hüseyin (r.a.) yanına gönderdi.

Hazreti Huseyin (r.a.)

-”Kardeşim sana ne verdi?” Buyurdu.

İhtiyar kadın;

-”Bin koyun ve bin altın verdi.” dedi.

Hazreti Hüseyin (r.a.) da o kadar vermelerini söyledi. Ve kölesiyle Abdullah Bin Cafer (r.a.) gönderdi.

Abdullah (r.a.);

-”Sana ne verdiler.” Dedi

İhtiyar kadın;

-”İki bin koyun ile iki bin altın.” dedi.

O da iki bin koyun ve iki bin altın verdi

-“Eğer önce bizim yanımıza gelseydin, onlara sıkıntı vermezdiniz.” Emr eti iki bin koyun ve iki bin altın verdiler.

Kadın bu nimetlerle kocasının yanına geldi…

Kab (r.a.) buyuruyor:

-”Her gün herkese iki Müvekel melek vardır, seslenir:

-”Ya Rabbi, malı korur gözetirse malını telef eyle, Hayra harcarsa karşılığını ver.” derler…

Ebu Hanıfe (r.a.) Buyuruyor :

-”Bahil adil bilmem ve şahidliğinı kabul etmem. Çünkü: Bahillik ona mani olur ve hakkından fazlasını alır.”

Yahya bin Zekeriye (a.s.) Şeytanı gördü:

-”Kime daha düşmansın, kimi daha çok seviyorsun?” dedi.

Şeytan (aleyhil’lanet);

-”Bahil olan zahidı de çok severim çünkü bütün canını dişine takarak çalışır, ve bahilliği, yaptıklarını yok eder. Cömert olan günahkari hiç sevmem. Çünkü: istediğini yer, istediği yere gider, ama korkarım ki cömertliği ona rahmet eder ve tövbe ede.”

Abdullah bin Cafer (r.a.) bir defe yolculıkta bir hurma bahçesine uğradı.

Bahçenin bekçisi siyahi bir köle idi. Köleye üç parça ekmek getirdiler. Bir köpek geldi, birini ona attı köpek onu yedi, öbürünü de attı onu de yedi, üçüncüsünü de attı, onu da yedi.

Abdullah bin Cafer (r.a.) buyurdu.

-”Senin ücrettin nedir” dedi.

Köle;

-”İşte bu gördüğün üç parça ekmek.” dedi.”

Abdullah bin Cafer (r.a.);

-”Niçin hepsini köpeye verdin?” Buyurdu.

Köle;

-”Burada köpek yok idi. Bu köpek uzak yerden gelmiş idi. Aç durmasını istemedim. Dedi.”

Abdullah bin Cafer (r.a.);

-”Sen bugün ne yiyeceksin? Buyurdu.

Köle;

-”Sabredeceğim, bir şey yemiyeceyim.”dedi.

Abdullah bin Cafer (r.a.);

-“Sübhanallah, aşırı cömerdim diye beni ayıpliyorlar, bu köle benden daha cömerttir.” Buyurdu.

Abdullah bin Cafer (r.a.) Bunun üzerine o köleyi satın aldı . O hurmalığı da satın aldı. O köleyi azad eyleyip hurmalığı ona bağışladı.

İmami Şafi’i (r.a.) Mekke ‘ye gitti, yanında on bin altın vardı. Mekke’nin dışında çadır kurdu. O altınları eteğine doldurup kendisine SELAM verene bir avuç altın verdi.Yatsı namazına kadar böyle yaptı. Eteğin de bir tane bile kalmamıştı…

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah’u Teala Hazrertleri (c.c.) bizleri ve sizleri bahilkten koruyup, Cömert kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Merhametin fazileti

17 Mayıs 2008

dsc06114-fuadyusufoglu-navale-sippi.JPG

Kasyane (Nusaybin)

Rivayet edilir ki;

İsa (aleyhisselam) bir gün dışarı çıkar. Bir elinde bal, diğer elinde kül olduğu halde şeytana rastlar.

İsa (aleyhisselam) iblise sorar:

-“Ey Allah (c.c.) ın düşmanı, bu bal ile külü ile ne yapıyorsun?”

Şeytan (Aleyhilla’net ) cevab verir:

-“Balı, giybet edenlerin dudaklarına sürerim taki giybet etmelerinde tat bulup ileri gitsinler, külü ise yetimlerin yüzüne serperim, ta ki herkes onlara öfkelensin.”

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) buyurmuştur ki;

-“Yetim dövüldüğü zaman, onun ağlamasından Allah (c.c.) ın arşı titrer.

Allah (c.c.) buyuruyor ki;

-“Ey Meleklerim, babasını toprakta kayıb ettiğim bu yetimi kim ağlattı?”

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) buyuruyor:

-“Kim ki, yemesinden, içmesinden yetime yedirir, içirirse, Allah (c.c) ona CENNETİ VACİP KILAR.”

Revzat-ül Ulema’da şöyle zikredilir:

Bir gün Hazreti Ali (radiyallahu anhu- Kerremellahü vecheh) ağliyordu:

Kendisine:

-“Niçin ağliyorsun?”denildi.

Hazreti Ali (Keremelahü vecheh) şöyle cevab verdi:

-“Yedi günden beri bana misafir gelmedi. Allah (c.c.) katında, itibarımın düşmüş olmasından korkuyorum.”

Resulullah (a.s.v.) buyuruyor ki;

-“Allah (c.c.) ın rızasını istiyerek kim bir aç’ı doyurursa O’na Cennet vacip olur. Kim ki, aç olan kimseden yemeği menederse, Allah (c.c.) kıyamet günü ona rahmet etmez. onu cehennemde azablandırır.”

Resulullah (a.s.v.) buyuruyor ki;

-“Cömert olan kimse, Allah (c.c.) a yakındır. Cennete yakındır, İnsanlara yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri olan kişi ise, Allah (c.c.) tan uzaktır, cennetten uzaktır, insanlardan uzaktır, Cehenneme yakındır.”

Resulullah (a.s.v.) buyuruyor ki:

-“Allah (c.c.) katında, cömert olan cahil kişi, cimri olan ABİD’DEN DAHA SEVİMLİDİR.”

Resulullah (a.s.v.) buyuruyor ki;

-“CÖMERTLİK, cennet ağaçlarından bir ağaçtır, onun dalları yeryüzüne uzanmıştır. Kim onun dallarından birine yapışırsa, o dal onu CENNETE GÖTÜRÜR.

Cabir (r.a.) rivayet edilmiştir ki; Resulullah (a.s.v.) soruldu:

-“Ey Allah (c.c.) ın Resulu, amellerin hangisi daha efdaldır?”

Resulullah (a.s.v.) buyurdular:

-“Sabır ve cömertliktir.”

Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Yediklerinden, içtiklerinden yetime ikram eden CÖMERT kullarından eylesin. AMİN…..

Fuad Yusufoğlu

İman

23 Mayıs 2008

dsc00110-fuadyusufoglu-beyaz-su-basi.JPG

Beyaz suyun çıktığı yer (Nusaybin)

Allah yarattığı her şeyi adaletle ve hikmetle (bir faide ile) yaratmıştır. Ve olması icab eden şekilde yaratmıştır. Eğer bu yarattığından daha mükemmeli mümkün olsaydı ve onu yaratmasaydı, ya aciz olurdu veya bahil olurdu.

Bunların ikisi de Allah’u teala (c.c.) için söylenemez. O halde; sıkıntı, hastalık, fakirlık le bilgisizlik ve acizlık gibi yarattığı şeylerin hepsi adalettir. Zülüm yapması mümkün değildir. Çünkü zülüm, başkasının mülküne tasarruftur. O’nun bir başkasını mülkünde tasarruf etmesi mümkün olamaz. Çünkü ondan başka Mülk sahibi yoktur. Mülk onundur. Ortağı ve eşi yoktur.

Bir gün Resulullah (a.s.v.) buyurdu:

-”Şimdi cennet ehlinden birisi içeri girer.”

Abdullah ibn selam (r.a.) içeri girdi. Kendisi için buyurulanı bildirdiler.

Ve;

-“Senin amelin (işin) nedir ?” dediler.

Abdullah ibn Selam (r.a.);

-“Benim amelim azdır. Fakat bana lazım olmayan şeyi yapmam ve insanların fenalığını istemem.” Dedi.

Tövbe:

Sabırsız doğru olmaz. Hatta hiç bir farzı eda etmek ve bir günahı yapmamak sabretmeksizin ele geçmez.

Bunun için Resulullah (a.s.v.) a

-“İman nedir?” diye sorulduğunda

Resülullah Sallallahu aleyhi ve selem;

-“Sabırdır.” Buyurdu.

Sabır insana mahsustur. Hayvanlarda sabır yoktur. Çünkü çok noksandırlar. Meleklerin ise sabra ihtiyacı yoktur. Çünkü onlar kamildirler. Ve şehvetten emindirler.

O halde hayvan şehvette, isteklere esirdir. Onun şehvetten, istekten başka hali yoktur.

Melekler ise;

Allah’u tealanın (c.c.) aşkına gömülmüşlerdir. Onlar için bu aşka hiçbir engel yoktur ki, o engeli defetmeye sabretsinler. Ama insan başlangıçta hayvanlar sıfatında yaratılmıştır. Elbise süs oyun ve çalgi şehvetlerini (arzularını) ona musallat eylediler.

Sonra büluğ zamanında kendisıne meleklerin nurundan bir nur verilip, o nur ile işlerin sonunu görür.
Hatta ona iki melek de verildi hayvanlarda ise bu yoktur. Meleklerden biri ona hidayet eder. Ve doğru yolu gösterir. Onun nurundan kendisine geçen nur sebebiyle, işlerin sonunu anlar ve işlerin ne için olduğunu bilir. İşte bu nur ile kendini ve Rabbını tanır.

Ve bulunduğu anda tatlı iseler de şehvetlerin sonunu helak olduğunu bilir Yine bilir ki rahat ve iyiliği çabuk geçer. Ve uzun bitmeyen sıkıntılar kalır.

Bu hidayet hayvanda yoktur. Fakat bu hidayet de yetişmez. Ziyan ve zararda olduğunu bilip bunu giderecek kudreti yoksa, ne faydası olur. Tıpkı bir hastanın hastalığın kendine zararlı olduğunu bildiği halde, bu hastalığı giderememesine benzer.

Bunun için Allah’u teala (c.c.) diğer meleği kuvvet ve kudret vermesi ve kendisi için zararlı bildiği şeyden sakınması için ona verdi. İçinde bir arzu, şehvetini yaptırmak istediği gibi, gelecekteki bir zararı önlemek için şehvete muhalefet eden ikinci bir arzuda meydane gelir.

Karşı koyan bu arzusu melektendir.

Birincisi,

Yanı şehvetlerini yaptırmak arzusu şeytanın askerindedir. Biz bu şehvete uymayan arzu ve kuvvete Dini sebep diyoruz. Şehvet kuvvetine ve arzusuna da Heva diyoruz…

O halde bu iki asker arasında daima Kavga vardır. Biri yap, diğeri yapma der. İnsan ise bu iki arzu ve kuvvet arasında kalmıştır. Eğer dini sebebi, yanı din kuvveti Heva–nın, yanı nefsin arzularına kavgada diretirse buna Sabır denir.

Nefsi yener ve arzularını atarsa bu galibiyetine Zafer denir. Eğer daime onunla kavga ederse, buna nefisle Cihad denir. O halde sabır demek din kuvvet ve gayretinin, nefis kuvveti karşısında direnmesi demektir…

Şayet insan şehveti arzularına gömülmezse Sabırla azimle davranıp Allah’a (c.c.) iman edip Salih amel işlerse o Allah’a aşık olan Meleklerden de üstün olur.

Yok eğer Şehveti arzularına gömülür se Hayvan dan da daha aşağı olur.

İman edenler: Allah ve Resulu (a.s.v) nu de sevecekler.

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah bizleri ve sizleri düzgün ve itikatlı bir İMAN üzere kılsın. AMİN.,,

Fuad Yusufoğlu

Sünneti seniye

27 Mayıs 2008

dsc00010-fuadyusufoglu-cag-cag-baraji-nusaybin.JPG

Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)

Hasen-i Basri (r.a.) den rivayet edilmiştir:

Der ki :

Resulullah (Salallahu aleyhı vesellem) Zamanında “Ya Muhammed, biz Rabbımızı seviyoruz” dediler. Bunun üzerine bu ayeti kerime nazil oldu:

Yüce Allah (c.c.) Buyuruyor:

-”Habibim de ki; eğer Allah’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın “

Bişr-i Hâfi (r.a.) rivayet edilmiştir:

Der ki :

“-Ben Resulullah (sallallahu aleyhı veselem) i Ruyada gördüm

Bana;

-“ Ey Bişr, Allah seni akranın arasında ne ile yükseltı biliyormusun? “ buyurdu .

Ben ;

-”Hayır Ya Resulullah (a.s.v.)” deyınce.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Selam ) şöyle buyurdular :

“-Salih kişilere hizmet etmen, kardeşlerine nasihat etmen, dostlarını ve benim sünnetimi yerine getirenleri sevmen ve benim sünnetime tabı olmanla.”

Nitekim peygamberimiz (aleyhisalatu vesselam) buyurdular:

“-Kim ki benim sünnetimi işler, ihya ederse o beni sevmiş olur. Kim ki benı severse o kiyamet günü cennete benimle beraber olur.

Envarül aşıkin (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri Bizleri ve sizleri Resulullah (Aleyhis salatu ve selam ) ın sünnetlerini yerine getirenlerden ve onlarla amel edenlerden eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Yetimi gözetmek

20 Haziran 2008

dsc00993-sinne-dize-mevkisifuadyusufoglu.JPG

Sinne dize Mevki-i (Nusaybin)

Kocası ölüp birkaç yetimi kalan bir kadın varmış. Çok yoksul bir duruma düşmüşlerdi. Onun – bunun azarlamasından korktukları için memleketlerinden göçerek başka bir yere gittiler.

Gittikleri yerde terk edilen bir mescide konakladılar. Bu kadın, kızlarını mescitte bırakarak onlara yiyecek bir şey bulmak için dışarı çıktı. Kasabanın ileri gelenlerinden birine uğradı, ona durumunu anlattı.

Adam kadının sözüne inanmadı. Müslüman olan bu adam kadına:

“-Fakir olduğunu bildirecek bir delil getirmen gerekir.”dedi…

Kadın:

“-Ben buranın yabancısıyım.”dedi…

Adam kadından yüzünü çevirdi, ihtiyacını gidermedi. Kadın sonra bir mecusinin evine gitti, durumunu anlattı. Ev sahibi onu doğruladı ve karılarından birini gönderip kadını ve kızlarını evine getirdi. Onlara çok ikramda bulundu.

Gece olduğu zaman o Müslüman, rüya’sında, kıyametin koptuğunu ve başının üstüne livaül Hamd çekilmiş olduğu halde Resulallah’ın (s.a.v.) durduğunu ve yanında büyük bir köşk bulunduğunu gördü. Bunun üzerine

Adam:

“-Ey Allah’ın Resulü bu kimin içindir?”dedi..

Resulallah (s.a.v.):

“-O Müslüman olan bir adam içindir.” buyurdu…

Adam:

“-Ben muvahhid, müslümanım.”dedi…

Resulallah (s.a.v.):

“-Bunun için bana delil getir.” buyurdu…

Adam hayret içinde kaldı. Resulallah (s.a.v.) kadının durumunu ve ona yapılanı haber verdi.

Adam gayet mahzun ve mukadder olarak uyandı. Çünkü kadını reddetmiş idi. Sonra kadını aramaya kalkıştı. Kadının bir mecusinin evinde bulunduğunu öğrendi. Mecusiden kadının ve kızlarının kendisine verilmesini istedi. Fakat Mecusi kabul etmedi.

“-Onlar bana rahmet ve bereket getirdi.” dedi.

Adam mecusiye:

“-Şu bin dinarı al onları bana teslim et.” dedi.

Mecusi bunu da kabullenmekten kaçındı. Adam mecusiyi zorlamak isteyince, Mecusi ona şöyle dedi:

“-Senin benden almak istediğin şey’e ben daha layıkım. Rü’yanda gördüğün o köşk benim için yaratıldı. İslamlığınla bana karşı iftihar ediyorsun. Allah (c.c.) yemin ederim ki, ben ve ailem bu kadının vasıtasiyle Müslüman olmadan evimizde uyumadık. Ben de rü’yamda senin gördüğünü gördüm.

Resulallah (s.a.v.) bana şöyle buyurdu:

“-Kadın ve kızları senin yanıda mı?”

Ben:

“-Evet.” diye cevap verdim..

Resulallah (s.a.v.) buyurdu:

“-O köşk ve ev halkınındır.”

Bunun üzerine adam mecusinin evinden müteessir ve kederli ayrılıp gitti.

Mukaşefetil Kulub (İmam-ı Gazali)

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri yetim hakkını gözeterek riayet eden kullarından eylesin… AMİN…
Fuad Yusufoğlu…

Ana baba hakkı

24 Haziran 2008

dsc05984-5984buyuk-selale-fuadyusufoglu.JPG

Çağ-Çağ deresi (Bor)

Adamın biri, dedi ki;

-“Ey Allah (c.c.) Resulu (a.s.v.), ben Allah yolunda cihad yapmak istiyorum.”

Resülullah (a.s.v.) sordu;

-“Annen sağmıdır?”

Adam:

-“Evet.” dedi.

Resülullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu:

-“Annenin ayaklarına kapan (ona iyi bak) cennet oradadır.

(Taberani rivayet etmiştir.)

Biri Resülıllah (a.s.v.) a sordu;

-“Ey Allah (c.c.) Resülu (a.s.v.), Ana ve babanın evlad üzerindeki hakkı nedir?”

Resülullah (a.s.v.) :

-“Onlar senin cennet’in ve cehennem’indir.” buyurdu:

(İbnı Maceh rivayet etmiştir.)

Bir adam Resülullah (a.s.v.) a gelir ve der ki;

-“Ben büyük bir günah işledim.Tövbe edersem Allah (c.c.) beni bağışlarmı?”

Resülullah (a.s.v.) buyurdu:

-“Annen hayatta mı ?”

Adam:

-“Hayır.” dedi.

Resülullah (a.s.v.) buyurdu:

-“Teyzen varmı dır?”

Adam:

-“Evet vardır.” Dedi

Resülullah (a.s.v.):

-“Teyzene iyilik yap.” buyurdu. (İbni hibban ve Hakim rivayet etmişler…)

Biri sordu:

-“Ey Allah’ın Resülu, (a.s.v.); anam, babam öldükten sonra onlara iyilik yapacak bir şey var mıdır?”

Resülullah (a.s.v.) buyurdular:

-“Anne, babaya dua etmek, vaat edip yerine getiremedikleri şeyi öldüklerinden sonra yerine getirmek, ancak ana baba ile sağlanan akrabalık bağlarını koparmamak, onların dostlarına ikramda bulunmak.”

(Ebu Davud ve ibni Maceh rivayet ederler.)

Bir gün Hazreti Ömer (r.a.) ın oğlu Abdullah (r.a.) a Mekke yolunda bir köylü arap rastlar. Abdullah bin Ömer (r.a.) ona selam verir ve binmiş olduğu binite onu bindirir. Başındaki sarığı çıkarıp ona verir, yanında bulunan Malik bin Dinar (k.s.) der ki;

Biz Abdullah (r.a.) a dedik ki;

-“Alah (c.c.) sana iyilik versin. Onlar köylü araplardır. Az bir şeye razı olurlar.”

Bunun üzerine Abdullah bin Ömer (r.a.) şöyle der;

-“Bunun babası Ömer bin hatap (r.a.) (babamın) dostu idi. Ben Resülullah (a.s.v.) ın şöyle buyurduğunu işittim.”

-“Sila-i Rahim İyiliklerin en iyisi, evladın babasının dostunun ailesine iyilik yapmasıdır.”

(Müslim Rivayet etmiştir..)

İbni Hıbban Ebu bürde’den rivayet eder. der ki;

Medine’den gelmiştim. Abdullah bin Ömer (r.a.) bana geldi. Ve dedi ki;

-“Ben sana niçin geldim biliyormusun?”

Ben:

-“Hayır.” Dedim.

Abdullah (r.a.) dedi ki;

-“Ben Resülullah (a.s.v.) ın şöyle buyurduğunu işittim.

-“Kim Babasının kabrini ziyaret etmek isterse. Babası öldükten sonra babasının kardeşlerini ziyaret etsin.” Babam Ömer (r.a.) ile senin babanın arasında kardeşlik ve dostluk vardı. Bunun için seni ziyaret etmek istedim.”

Mükaşefatül kulub (İmam-i Ğazali)

Allah’a şükür etmem lazim gelir, Elhamdulıllah. Rahmetli babam vefat etmeden evvel bana şu dua’yı yapmıştı
-“Oğlum eline toprak alsan Alllah (c.c.) altına çevirsin.” Demişti. Amin…Allah (c.c.) gani gani rahmet eylesin. Amin…

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri Anne baba haklarına Raiyet eden ve onların dualarına, rızalarına kavuşan kullarınden eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Zulüm

24 Haziran 2008

dsc06060-6060-fuadyusufoglu.JPG

Çağ- Çağ deresi (Bor)

Seleften bazıları der ki;

-“Zayıflara zülm etme ki, kuvvetli olanların en şereflisi olursun.”

Cabir (r.a.) den rivayet edilmiştir.

Der ki;

Habaşistan”e hicret edenler Resülullah (a.s.v.) a geri döndüklerinde Resülullah (a.s.v.) onlara sordu:

-“Habeşistan da gördüğünüz en acayip şeyi bana haber verirmisiniz?”

Bunun üzerine kutaybe (r.a.) şöyle der:

-Ey Allah(c.c.) ın Resülu (a.s.v.) biz toplu olarak bir gün oturuyorduk. Habeşli bir ihtiyar kadınlardan bir kadın, başına su dolu bir testi olduğu hadle bizim yanımızdan geçti. Giderken Habeşli gençlerden bir gençle karşılaştı .Genç iki elinden birini kadının omzuna koydu. Sonra onu itti. Kadın dizleri üzerine düştü. Su testisi kırıldı Kadın ayağa katlığı vakit, delikanliye dönüp şöyle dedi:

-“Ey zalim, yarın Allah (c.c.) kürsüyü koyup, bütün insanları topladığı ve eller, ayaklar yaptıklarına şahit olarak konuştuğu zaman görekceksin. Yarın (kıyamet günü) senin ve benim durumum ne olacak. Göreceksin.”

Bunun üzerine Resülullah (a.s.v.) buyurdular:

-“Kuvvetlilerden, zayıflarının hakkı alınmayan bir kavmi Allah (c.c.) nasıl takdis eder.”

Gene Resülullah (a.s.v.) buyurdular ki;

-“Beş kişi vardır ki; Allah (c.c.) onlara öfkelenir. Dilerse Allah (c.c.) öfkesini dünyada onlara gösterir. Dilerse (dünyada onlara azap vermez) ahrette onları cehenneme koyar…”

1- Teba’sınden kendi hakkını aldığı halde kendisi onlara acımayan ve teba’sının maruz kaldığı zulmü gidermeyen devlet reisi.”

2- Millet kendisine itaat ettiği halde, kuvvetli ile zayıfın arasını bulmayan ve boş, hevai nefsine uyarak konuşan lider.

3- Çoluk çocuğuna, akrabasına Allah (c.c.) a itaat etmeleri hakkında emretmeyen ve onlara dinlerini öğretmeyen adam.

4- İşçi tutup çalıştıran ve ücretini vermeyen kimse.

5- Mehri hakkında karısına zülmeden erkek.

Abdullah bin Selam (r.a.) der ki;

-“Allah-u Teala (c.c.) mahlukatı yaratıp, onlar ayakları üzerine durdukları zaman başlarını Allah (c.c.) kaldırarak şöyle dediler:

-”Ey Rabbımız, sen kiminle berabersin?”

Allah (c.c.) :

-“Kendisine hakkı ödeninceye kadar Mazlumla beraberim.” Buyurdu.

Vehb bin Munebbih (r.a.) der ki;

Zalimlerden bir zalim bir köşk yaptırıp güzelce süsler. Bu sıra fakir ihtiyar bir kadın gelip, zalimin köşkünün yanında sığınacak bir kulube yapar. Bir gün Zalim atına binip köşkün etrafını dolaşır. Kadının yaptığı kulubeyi görür;

-“Bu kulube kimindir?” diye sorar.

-“Bir fakır kadınındır. Orada barınıyor.” diye cevab verirler.

Zalim külubanın yıkılmasını emr eder. Ve yıktırır. Biraz sonra kadın gelince kulubayi yıkılmış görür. Bunun üzerine kadın:

-“Bunu Kim yıktı?” Diye sorunca

-“Köşkün sahibi gördü ve onu yıktırdı” derler. Kadın başını kaldırarak Allah(c.c.) şöyle niyazda bulunur.

-“Ey Rabbım kulubem yıkılırken ben yoktum Ya sen nerede idin?”

Onun bu bedduası üzerine Allah(c.c.) Cebrail (a.s.) o köşkü içindekilerin başına yıkmasını emr eder.

Rivayet edilir ki;

-Bermek oğullarından bazısı hapsedildikleri zaman oğlu babasına der ki;

-”Ey babacığım, izzet ve şeref sahibi olduktan sonra parangaya vurulup hapsedildik”

Babası oğluna şöyle cevab verir:

-”Bir mazlumun bedduası gece yürüdü. Biz ondan gafil idik. Fakat Allah(c.c.) ondan gafil olmadı.”

Resulullah (a.s.v.) dan rivayet edilmiştir. Buyurdular ki;

-“Kim ki birisine zülm ederek bir değnek vurursa kiyamet günü onun kısası yapılacaktır .”

Rivayet edilir ki;

Kisra ( bir hükümdar ) çocuğunu yetiştirmek için ve terbiye etmek için bir terbiyeci tutmuştu. Çocuk yetiştiği vakitte, terbiyeci bir gün onu çağırarak sebepsiz olarak iyi bir döver.

Çocuk Öğretmenine babası ihtiyarlayıp ölünceye dek kin tuttu. Babası öldüğünde tahta geçen çocuk hocasını çağırıp ona şöyle dedi:

-“Sen beni filan gün sebepsiz ve suçsuz olarak öyle şiddetli niçin dövmüştün?”

Bunun üzerine, muallim şöyle dedi;

-“İyi bil ki Ey melik; Sen fazilet ve edepten kemâle ulaştığın vakit babandan sonra senin hükümdar olacağını anladım. Bunun için babandan sonra hiçbir kimseye ZÜLM ETMİYESİN diye sana zulmle tokat tadını tattırdım.”

Hocasının bu sözüne karşı, Melik şöyle dedi;

-“Allah (c.c.) seni hayırla mükafatlandırsın.” Dedi. Ve ona bir çok hediyelerin verilmesini emretti…

Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri, zulm etmekten ve züume uğramaktan korusun. Amin…

Fuad Yusufoğlu