Bu sitedeki yazılardan "Hayat-us'Sahabe" kategorisine ait olanlarının tümü aşağıdaki alt guruplar altında toplanmıştır. Kırmızı başlıklar o alt gurupların etiketleridir. Altlarında ikişer tane en son yazılar bulunmaktadır. Bir etiket altındaki yazıların tümü için kırmızı başlıklara tıklamalısınız.
» Hulefa-i Raşidin
Hazret-i Aliyyül Mürteza (Radiyallah-u anhu)- 9
Aşke keşe değirmeni (Bavarne yolu) Nusaybin
Hazret-i Aliyyül Mürteza (Radiyallah-u anhu)- 9
Hikmetli, ibretlerle dolu sözleri çoktur. Kalblere tesir eden kıymetli sözlerinden bazıları şunlardır:
Buyurdu ki: “Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz kıymetinden neler kaybettiğini anlarsınız.”
“Dünya bir cîfedir, leştir. Ondan birşey isteyen köpeklerle dolaşmaya dayanıklı olmalı.”
“Allahü teâlâya yemin ederim ki, beni yalnız mü’min sever ve bana yalnız münafık buğz eder.”
“İnsanın yaşlanıp Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp, hesapsız Cennete girmesinden daha hayırlıdır.”
“Kul ümidini yalnız Rabbine bağlamalı ve yalnız günahları kendini korkutmalıdır.”
“İnsanlar arasında, Allah’ı en iyi bilen, onu çok sevendir, tam ta’zînr, edendir.”
“Sizin için korktuğum şeylerin en başında, nefsinin hevasına uymak ve uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alıkor. İkincisi ise âhireti unutturur.”
“Takvâ, hataya devamı bırakmak, aldanmamaktır.”
“Kalbler kablara benzer. Hayırlı olan,hayırlı dolu olanıdır.”
“İlimsiz yapılan ibâdete, anlayış vermiyen ilimde, tefekküre götürmiyen Kur’ân-ı kerîm okumakta hayır yoktur.”
“Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.”
Vefatında, son sözü “Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah” oldu.
“Müslümanların hayırlısı, müslümanlara yardım eden ve faydalı olandır!
“İyilik bilmez birisi de olsa, sen iyilik yap! Zira o, mukâbilinde teşekkür edene yapılaniyilikten miznda daha ağır basar.”
“Arkadaşlarımdan bir grup toplayıp kendilerine bir ziyafet vermem, benim için bir köle azad etmekten daha sevimlidir.”
“Kendinize Allah yolunda kardeşler edininiz. Çünkü onlar dünya için de, ahiret için de lâzımdır. Cehennem ehlinin “Artık bizim için, ne şefâatçiler, ne de candan bir dost yok.” (Şuarâ, 100-101) sözlerini işitmiyor musunuz? Hadîs-i şerîfte de şöyle gelmiştir: “Bir kul, Allah yolunda yeni bir kardeş edindi mi, Allahü teâlâ da Cennettte onun için bir derece ihdas eder.”
“İleride öyle zamanlar gelecek ki, kıtâl ve zulümsüz hükümdarlık etmeğe yol bulunmayacak; çılkınlık ve cimrilik etmeden zengin olmak mümkün olmayacak; kişilerin arzularına uymadıkça da insanlarla sohbet etmek mümkün olmayacak. Bu zamana kim yetişecek olur da sohbet ve metânet gösterir ve kendisini korursa, Allahü teâlâ ona elli sıddîk sevâbı verir.”
“Ahir zamanda bir mü’min, halk arasında adını unutturmadıkça rahat edemeyecektir.”
“Sizin hayırlılarınız, günahına gerçekten çok tövbe edenlerdir.”
“Her kim kötüyü yasaklar, fâsıka kızar ve Allah’ın yasaklarının hududu çiğnendiği zaman öfkelenirse, Allahü teâlâ da o kulunun lehine öfkelenir.”
“Öyle zamanlar gelecek ki münkeri inkâr edenlerin sayısı insanların ondan birinden az olacaktır. Sonra bunlar da gider ve artık kötüyü yasaklayan tek kimse bulunmaz.”
“Her fenalıktan uzak kalmanın yolu, dili tutmaktır.”
“Hayra niyet edince acele et ki, nefsin seni yenip de caydırmasın.”
“Dünya hayatı kimseye bâki değildir. Şiddeti de ni’meti de geçicidir.”
“İki şey aklı ve tedbiri bozar. Biri acele etmek, biri de olmayacak şeyi istemek.”
“Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras, ilim gibi şeref olmaz.”
“Danışmadan (istişâre etmeden) doğruya ulaşılamaz.”
“Tembellik insanı vaktinden önce yıpratır.”
“Öksüzü ağlatmak zulümdür.”
KAYNAKLAR
1) Üsûd-ül-gâbe, cildi-4,sh-91
2) El-İsâbe, cild-2, sh-506
3) Tarih-i Bağdad, cild-1, sh-133
4) Tarîh-ül-hülefâ, sh-166
5) Tezkiret-ül Huffâz, cild-1, sh-10
6) Hulâsat ü Tezhib-il-Kemâl sh-232
7) Şecerât-üz-Zeheb cild-1, sh-10
8) Tabakât-ü İbni sa’d cild-3, sh-11
9) Tabakâtül-Kurrâ Libnü’l-Cezerî, cild-1, sh-546
10) Tabakât-üş-Şirâzî sh-41
11) Tabakâtül-Kurrâ li’z-Zeheb, cild-1, sh-30
12) El-İber cild-1, sh-46
13) En-nüûm-üz-zâhire, cild-1, sh-119
14) Tabakât-ül-huffâz, cild-1, sh-5
15) Ravzât-us-Safa cild-2, sh-135
16) Hilyet-ül evliyâ cild-1, sh-61
17) El-İstiâb cild-3, sh-26
18) Miftâh-un-necât sh-48
19) İzâlet-ül-hafâ cild-1, sh-254
20) Tam İlmihâl, Se’âdet-i Ebediyye sh-984
21) Eshâb-ı Kirâm sh-311
22) Savâik-ul Muhrikâ sh-115
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Aliyyül Mürteza (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Hazret-i Aliyyül Mürteza (Radiyallah-u anhu)- 8
Girnavas mevki-i (Nusaybin)
Hazret-i Aliyyül Mürteza (Radiyallah-u anhu)- 8
Birgün Eshâb-ı kirâm Resûlullah’dan (s.a.v.) Hz. Ali’yi çok sevmelerinin sebebini sordular. Server-i âlem: “Varın Ali’yi çağırın!” buyurdular. Eshâb-ı kirâmdan birisi Hz. Ali’yi çağırmaya gitti. Habîb-i Ekrem, Hz. Ali gelmeden Eshâbına: “Ey Eshâbım! Siz birisine iyilik etseniz, o size karşılık olarak kötülük yapsa ne yaparsınız?” buyurdular. Eshâb-ı kirâm: “Yine iyilik ederiz” dediler. Resûl-i Ekrem “O kimse yine size kötülük yaparsa ne yaparsınız?” buyurdular. Eshâb-ı kirâm: “Tekrar iyilik yaparız,” dediler. Resûl-i -Ekrem: “Tekrar size kötülükte bulunursa, ne yaparsınız?” buyurunca “Eshâb-ı kirâm başlanın aşağı indirdiler, bir cevâb veremediler.
Hz. Ali geldi. Resûl-i Ekrem, Hz. Ali’ye “Yâ Ali! Sen birisine iyilik etsen, o sana kötülük yapsa, sen ne yaparsın!” buyurdular. Hz. Ali: “İyilik yaparım” dedi.
Resûl-i Ekrem aynı soruyu yedi kere tekrarladı. Hz. Ali hepsinde: “Yine iyilik yaparım,” diye cevap verdi. Sonra ilâve ederek “O kimseye ben iyilik yaptıkça, o bana hep kötülükte bulunsa yine ben ona iyilik yaparım” dedi. Bunun üzerine Eshâb-ı kirâm: “Yâ Resûlallah! Hz. Ali’yi çok sevmenizin sebebini anladık, bu sevgiye lâyık olduğunu gördük” dediler ve Hz. Ali’ye duâ ettiler.
Resûlullah (s.a.v.) bir hadîs-i şerîfte: “Fakirlikle öğünürüm” buyurdu. Hz. Ali bu hadîs-i şerîfi Habîb-i Ekrem’den (s.a.v.) işitince dünyâya hiç kıymet vermedi. Çok fakir oldu. Meselâ bugün eline bin altın geçse, bir tanesi ertesi güne kalsın demez, hepsini fakirlere dağıtırdı. Resûl-i Ekrem, Hz. Ali’ye cömertlerin sultanı mânâsına, “Sultân-ül-Eshıyâ” buyurdular. Bir gün Hz. Ali, Hz.Fâtıma’ya: “Evde yiyecek bir şey var mı, çok acıktım” buyurdu. Hz. Fâtıma evde bir şey olmadığını, yalnız altı akçenin olduğunu söyleyerek (devamla): “Bu akçeler ile çarşıdan yiyecek al. Bir de Hasan, Hüseyin meyve istemişlerdi. Biraz da meyve alırsın” dedi. Hz. Ali altı akçeyi alıp çarşıya çıktı. Yolda giderken bir kimsenin, bir Müslümanın yakasına yapışmış, ya hakkımı ver veya yürü mahkemeye gidelim dediğini, yakasını bırakmadığını gördü. Borçlu adam, bana birkaç gün daha müsâade et, diyorsa da yakasına yapışan: “Hayır ben de sıkıntıdayım, bir saat bile bekleyerek hâlde değilim” diyordu. Hz. Ali bunların çekişmelerini görünce yanlarına vardı: “Münâkaşanız kaç para içindir?” buyurdu. “Altı akçedir” dediler. Hz. Ali: (Kendi kendine) “Müslümanı bu sıkıntıdan kurturayım, nasılsa Hz. Fâtıma’ya bir cevâb bulurum,” diye düşündü. Yanındaki altı akçeyi vererek, borçlu müslümanı sıkıntıdan kurtardı. Bir zaman Hz. Fâtıma’ya ne söyliyeyim diye düşünceye daldı. Sonunda nasıl olsa Hz. Fâtıma kadınların seyyidesi, Resûlullah’ın kızıdır, bir şey demez, diyerek eli boş eve döndü. Hz. Hasan ve Hüseyin kapıya koştular. Babalarının meyve getireceğini ümid ediyorlardı. Babalarının ellerini boş görünce ağlamaya başladılar. Hz. Fâtıma’ya: “Verdiğin altı akçe ile bir müslümanı hapisten kurtardım,” buyurdu. Hz. Fâtıma: “Çok iyi yaptın, elhamdülillah, bir müslümanı hapisten kurtarmışsın. Hak teâlâ bize kâfidir,” dedi. Fakat, mübârek hâtır-ı şerifleri biraz mahzun oldu. Hz. Ali üzüntüsünü sezip, iki oğlunun da ağladıklarını görünce gönlünde bir kırıklık hissetti. Bu elem ile dışarı çıktı. “Bari gidip Resûlullah’ın (s.a.v.) mübârek yüzünü göreyim de, bu üzüntüden kurtulayım” diye düşündü. Zira Resûlullah’ın (s.a.v.) mübârek yüzüne bakan kimsenin her üzüntüsü gittiği gibi, kalbinde sürür ve safa hâsıl olurdu. Bunun için Hz. Ali, Resûlullah’ın (s.a.v.) tesiri katı ve çabuk bir ilaç gibi olan mübârek ay aklarının tozuna yüz sürmeye gitti. Yolda bir kimse gördü. Elinde besili bir deve vardı. Hz. Ali’ye: “Ey yiğit! Bu deveyi satıyorum, alır mısın?” dedi. Hz. Ali “Şimdi param yoktur” dedi. O şahıs: “Sana veresiye veririm” dedi. Hz. Ali “Kaça veriyorsun?” buyurdu. O şahıs “Yüz akçeye veririm”, dedi. Hz. Ali “Kabul ettim,” dedi. O şahıs da “Peki ben de kabul ettim,” dedi. Deveyi, Hz. Ali’ye teslim etti. Hz. Ali deveyi almış, biraz gitmişti. Bir adama rastladı. Hz. Ali’ye: “Bu deveyi bana satar mısın?” dedi. Hz. Ali “Evet satarım” buyurdu. O kimse: “Üçyüz akçeye bana verir misin?” dedi. Hz. Ali: “Olur veririm,” dedi.
Deveyi o şahsa sattı. Üçyüz akçeyi peşin alınca doğru çarşıya gitti. Yiyecek ve meyveler aldı. Evine girince çocuklar sevindiler. Babalarının getirdiği yiyecek ve meyveleri yemeğe koyuldular. Fatimat-üz-Zeh-râ (r.anhâ) Hz. Ali’den bu yiyecekleri nereden aldığını sordu. Hz. Ali mes’eleyi anlattı. Yemeklerini yiyip Allahü teâlâ’ya hamd ü sena ettikten sonra Hz. Ali, Hz. Fâtıma’ya: “Ben, Resûl-i Ekrem’in sohbetine gidiyorum” diyerek evden çıktı. Yolda Resûl-i Ekrem’e, yanında Eshâb-ı kirâm oldukları hâlde, rastladı. Meğer Resûl-i Ekrem (s.a.v.), Hz. Ali ve Fâtıma’yı görmeğe geliyorlarmış.
Resûlullah (s.a.v.) “Yâ Ali! Deveyi kimden alıp, kime sattın?” buyurdu. Hz. Ali “Allah ve Resûlü bilir,” dedi. Resûl-i Ekrem: “Yâ Ali! Sana deveyi satan Cebrâil aleyhisselâm, satın alan da, İsrâfil aleyhisselâm idi. Deve de Cennet develerinden idi” O müslümanı sıkıntıdan kurtardığın için Hah teâlâ dünyâda bire etti hasene (sevab) verdi. Âhirette vereceğinin hesabını ise kendisinden başka kimse bilmez” buyurdu.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Aliyyül Mürteza (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
» Aşere-i Mübeşşere
Zübeyr bin Avvâm (Radiyallah-u Anhu)- 10
Baverne (Bahçebaşı) Köyü yolu Nusaybin
Zübeyr bin Avvâm (Radiyallah-u Anhu)- 10
Zübeyr bin Avvâm beş defa evlendi ve bu evliliklerinden onsekiz çocuğu oldu. İlk hanımı, Esma binti Ebû Bekir idi. Ondan, Abdullah, Urve, Münzir, Haticet’-ül-Kübra, Ümm-ül-Hasen ve Aişe isimli çocukları doğmuştur, ikinci hanımı, Ümmü Hâlid bin Saîd idi. Ondan da, Hâlid, Ömer, Hatîbe, Sevde ve Hind isimlerindeki çocukları olmuştur. Üçüncü hanımı, Rebab binti Uneyfdir. Ondan Mus’ab, Hamza ve Remle isimlerindeki çocukları olmuştur. Dördüncü hanımı ise, Zeyneb binti Beşir idi. Ondan da Ubeyde, Cafer ve Hafsa isimlerindeki çocukları oldu. Nihayet beşinci hanımı, Ümmü Gülsüm binti Ukke olup ondan yalnız Zeyneb isminde bir kızı olmuştur. Hz. Zübeyr bin Avvâm’ın çocukları içinde Abdullah’ın; baban ile Yermük muharebesine katıldığı en büyük oğlu olduğu ve Medine’de doğan ilk Muhâcir çocuğu olduğu için husûsî bir yeri vardı. Bu yüzden Hz. Zübeyr bin Avvâm, servetinin üçte birini ona bırakmıştı.
Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden:
“Birinizin ipi alıp odun yüklenerek satması ve Allah’ın onun yüzünü ak etmesi dilencilikten hayırlıdır. İstediği kimseden birşey alsın veya almasın böyledir.”
“Bilmediğini hadîs olarak söyleyen, Cehennemde azâb görecektir.”
KAYNAKLAR
1) El-A’lâm cild-3, sh-43
2) Hilyet-ül-evliyâ cild-1, sh-89
3) Târîh’-ül-hamîs cild-1, sh-172
4) Sıfat-us-safve cild-1, sh-132
5) Kâmûs-ul-a’lâm cild-4, sh-2411
6) Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-3, sh-100
7) İzâlet-ül-hafâ cild-1, sh-275
8) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye sh-1089, 1090
9) Eshâb-ı Kirâm sh-416
10) Müsned-i Ahmed bin Hanbel cild-1, sh-164
11) Sahîh-i Buhârî, Fedâil-us-sahâbe
12) Sahîh-i Müslim, Fedâil-us-sahâbe
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Zübeyr bin Avvâm (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Zübeyr bin Avvâm (Radiyallah-u Anhu)- 9
Girnavas mevki-i (Nusaybin)
Zübeyr bin Avvâm (Radiyallah-u Anhu)- 9
Mekke’li müşrikler Mekke’yi harpsiz teslim ettiler. Mekke’nin fethinden sonra Huneyn vadisinde Hevazin müşrikleriyle savaşıldı. Bu savaşta Hevazin kabilesi mağlup olarak geriye çekilmeye başladı. Kabilenin ileri gelenlerinden Mâlik bin Avf gitti ve iki dağ arasında yüksek bir mevzide arkadaşlarına: “Durunuz ki zayıflarınız yürüsün ve geride kalanlar bize yetişsinler” dedi. Hezimete uğrayanlar gelip onlara kavuşuncaya kadar orada durdular. Mâlik, gelenlere sordu: “Geriye bakın neler görüyorsunuz” Onlar da: “Uylukları uzunca bir süvari görüyoruz mızrağını omuzu üzerine koymuş ve başına bir kırmızı sarık bağlamıştır.” Bunun üzerine Mâlik bin Avf şöyle dedi:
“İşte o, Zübeyr bin Avvam’dır (r.a.). Putlara yemin ederim ki elbette o size ulaşır. Onun için yerinizde sıkı durunuz ayrılmayınız.” Hz.übeyr bin Avvâm, o iki dağ arasındaki tepelik yerin dibine vardı, Hevazinliler onu gördüler. Yetişip, onlara saldırdı, oradan çıkartıp uzaklaştırıncaya kadar onlarla cenk etti.
Zübeyr bin Avvâm (r.a.), Taif Muhasarasına, Tebûk seferine ve Veda Haccı’na iştirak etmiştir.
Mısır’ın kalbi olan Fustat şehrini zaptetmek için Amr İbn’il-Âs (r.a.) Hz. Ömer’den dörtbin kişilik kuvvet istediğinde Hz. Ömer Ona dört kişi göndermiştir ki, bunlar: Hz. Zübeyr bin Avvâm, Hz. Mikdâd bin Esved, Hz. Ubâde bin Sâmit ve Hz. Mesleme bin Muhalled’dir. Zübeyr bin Avvâm, yedi aylık muhasaradan sonra Fustat şehrini zabtetmeye muvaffak olmuştur. Sonra İskenderiyye üzerine yürüyerek burasının da alınmasında büyük rol oynamıştır.
Hz. Zübeyr bin Avvâm, 36. (m. 656) tarihinde yapılan Deve vak’asında Hz. Ali tarafında olmayıp, Hz. Âişe’nin ordusunda çarpıştı. Hz. Talha da Hz. Ali’nin karşı tarafında bulundu. Sonra harbden çekilen Hz. Zübeyr, namaz kılarken İbn-i Cermuz tarafından şehîd edildi. Şehid olduğunda 67 yaşında bulunuyordu. Hz. Âli, Hz. Zübeyr’in vefâtına çok üzülmüş olup, cenaze namazını bizzat kendisi kıldırdı.
Hz. Zübeyr bin Avvâm, uzun boylu, beyaz tenli, zarif (kibar) bir kimse idi. Emânete son derece riâyet eder, hassasiyet gösterirdi. Hz. Zübeyr bin Avvâm kendisine emânet edilen şeyleri saklamak için ne yapacağını şaşırırdı. Nitekim, bir çok sahabe, mallarından başka, çocuklarını da Zübeyr bin Avvâm’a (r.a.) emânet ederlerdi. Ticâret ve ziraat ile meşgul olurdu. Medine’nin en zenginlerinden sayılırdı. Medine etrafındaki arsalardan başka Basra, Kûfe ve Mısır’da da bir hayli emlâkı vardı.
Etrafındaki fakirlerin hepsinin maişetini temin etmek hususunda büyük gayretler sarf etmiştir. Borç para isteyene borç para verir, cihâd’a gitmek isteyenleri Allah rızası için techiz ederdi (donatırdı). Zekâtını zamanında ve muntazaman verirdi. Bütün servetine ve zenginliğine rağmen, O, son derece sade yaşardı; Sade giyinir, sade yemek yer ve zinet eşyasına iltifat etmezdi. Ancak, silâhına hassasiyet gösterirdi. Bu itibarla kılıcının kabzasını gümüşten yaptırmıştı.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Zübeyr bin Avvâm (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
» Ensar-i Kiram
Ebû Eyyûb-i Ensari (Radiyallah-u anhu)- 11
Girnavas şelalesi (Uzaktan görünüşü) Nusaybin
Ebû Eyyûb-i Ensari (Radiyallah-u anhu)- 11
“Kılınan her namaz hatalara bir set çeker.”
“Sizden birisi helâya gittiğinde kıbleye yönelmesin ve kıbleye dönmesin.”
“Akşam namazına, yıldızlar doğmadan önce acele ediniz.”
“Sadakanın efdali, (en faziletlisi) akrabaya verilendir.”
“Bir müslümana, din kardeşini, üç günden daha fazla terk etmek, karşılaştıklarında birbirinden yüz çevirmek helâl olmaz. Bunların en hayırlısı ilk önce selâm verendir.”
“Bir mücâhidin, fi sebilillah, düşmana hücum ve garat (akın) etmek üzere hareket ve faaliyette iken, üzerine güneşin doğması ve yine akşam üzeri harb meydanında karargâhına (gecelemek için) dönmesi Allahü teâlâ indinde, güneşin üzerlerine doğup, battığı bütün dünyâ mal ve mülkünden daha efdal, daha hayırlı ve sevabbdır.”
KAYNAKLAR
1) Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-3, sh-49
2) Taberî Târîhi cild-3, sh-2324
3) Üsûd-ül-gâbe cild-5, sh-143
4) Hadikat-ul-cevâmi cild-1, sh-243
5) Sahîh-i Müslim cild-1, sh-243 n
6) Ensâb-ül-eşrâf cild-1, sh-267
7) Semhudî Vefâ-ül-vefâ cild-1, sh-190
8) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye sh-998
CİLD 1 SH;263…268
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Eyyûb-i Ensari (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Ebû Eyyûb-i Ensari (Radiyallah-u anhu)- 10
Girnavas şelalesi (Başka bir açı) Nusaybin
Ebû Eyyûb-i Ensari (Radiyallah-u anhu)- 10
Alemdâr-ı Kerimi şâh-ı iklimi risâletsin
Muinim ol benim, dâim, bâhakkı Hazret-i Bari
Selim ilhâmi her dem, yüz sürer bu Ravza-i Pâke
Şefaatle kerem kıl, yâ Ebâ Eyyûb el-Ensârî
Hz. Ebû Eyyûb el-Ensârî, Peygamber efendimizden bizzat işiterek 150 hadîs-i şerîf rivâyet etti. Bunlardan bazıları şunlardır:
Bir gün Hz. Hâlid bin Velid’in oğlu Abdurrahman muharebe sırasında yakaladığı dört esirin katlini emretmişti. Dördünün de atılacak oklarla can vermesini istemişti. Ebû Eyyûb bunu haber alınca Abdurrahman’ı ikaz etmiş ve “Resûl-i Ekrem’den (s.a.v.) işkenceli ölümleri nefy ettiğini duydum” diyerek bir hadîs-i şerîf nakletmiştir.
Bir başka rivâyetinde:
Bir adam Resûlullaha gelerek, “Yâ Resûlallah, bana veciz şekilde nasihat eder misin?” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) nasihat isteyen o adama şöyle dedi: “Namazını kıldığın zaman, sanki dünyâya veda ediyormuşsun gibi ol, yarın özür dileyeceğin bir sözü söyleme, insanların elindekinden ümidini kes.”
“Ramâzan-ı şerif ayında tamamen oruç tuttuktan sonra, şevval ayında altı gün daha oruç tutan kimse, bütün sene oruç tutmuş gibi olur.”
“Kim Allaha ortak koşmadan ibâdet eder, namazı kılar, zekâtı verir. Ramazan ayında oruç tutar ve büyük günahlardan sakınırsa, muhakkak onun için Cennet vardır.” Eshâb-ı kirâm, “Yâ Resûlallah! Büyük günahlar nelerdir?” diye sordular. Resûlullah buyurdu ki: “Allah’a ortak koşmak, müslüman bir kimseyi öldürmek ve cihâddan kaçmaktır.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Eyyûb-i Ensari (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Hayat-us-Sahabe
Son Yazılar
» Kadın Sahabeler
Ümmü Ümâre (Nesibe binti Ka’b) Radiyallah-u anha)- 3
Eshab-i Suffa (r.anhüm) yeri
Ümmü Ümâre (Nesibe binti Ka’b) Radiyallah-u anha)- 3
Nesibe hatun bu savaşta oniki-onüç yerinden yaralanmıştı. Bunlardan en ağırı, İbn-i Kâmia’nın boynunda açtığı yaraydı. Resulullah efendimiz (s.a.v.) oğlu Abdullah’a bu yarayı sarmasını emrettiler.
-“Ev halkınızı Allah mübarek kılsın; senin annenin makamı filan ve filanların makamından hayırlıdır. Allah sizin ev halkınıza rahmet etsin!” buyurdu.
Bu yara bir sene tedavi gördükten sonra iyileşti.
Nasibe hatun (r.anha), Peygamberimiz (s.a.v.) e;
-“Ya Resullah Allah-u teâlâ’ya dua et de Cennette komşu olalım!” dedi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve selem);
-“Allahım! Bunları, Cennette bana komşu ve arkadaş et.” Diye dua etti.
Bunun üzeine Ümmü Ümâre (r.anha);
-“Bu bana kafidir. Artık dünyada ne musibet gelirse gelsin! (Hiç ehemmiyeti yok) dedi.
Müseylemet-ül Kezzab, yalancı peygamberlik iddiasiyle ortaya çıkınca, Ümmü Ümâre (r.anha) nin oğlu Habib ibn-i Zeyd (r.a.) elçi olarak gönderdi. (Veya Amman’dan Medine’ye gelirken esir düştü.) Müseyleme, kendisinin Peygamberliğini kabul etmesini istedi. Habib (r.a.), onu tasdik etmeyince, tek tek uzuvları kesilerek şehid edildi.
Ümmü Ümâre (r.anha) Müseyleme’nin ölümünü göstermesi için Allah’a dua etti. Yaşı altmışın üzerinde olmasına rağmen oğlu Abdullah ile beraber Yemâme savaşına iştirak etti. Savaşın şiddetli bir anında Müslümanların dağılmaya başlamaları üzerine, kılıcını çekerek düşmana hücüm etti. Oniki yrinden yara aldı. Müseyleme’yi de yaraladı.Ümmü Ümâre (r.anha) nin oğlu Abdullah (r.a.) ın da buluınduğu bir grup müslümanın önünde atla kaçmaya çalışan Müseylemet-ül Kezzab, Hazret-i Vahşi (r.a.) tarafından mızrakla vurularak öldürüldü.
Ümmü Ümâre (R. Anha) bu savşta kolunun birini kaybetti. İslâm ordusunun kumandanı Halid bin Velid (r.a.) kendisiyle yakından alakadar oldu. Yaralarını sardırdı.
Bir gün Resulullah (s.a.v.) Ümmü Ümâre (r.anha) nin evine teşrif ettiler. Hazret-i Ümmü Ümâre (r.anha) de yemek ikram etti.
Resulullah efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem);
-“Sen de ye.” Buyurdular.
O da oruçlu olduğunu arz etti.
Bunun üzerine Resulullah efrendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem);
-“Oruçlu kimsenin evinde ne yenirse, hep melekler kendisine selâm gönderirler.” Buyurdular.
Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) de hilafeti zamanında kendisini evinde ziyeret eder, halini hatırını sorardı. Hazret-i Ömer zamanında, bir savaşta elde edilen ganimetler içinde kıymetli kumaşlar vardı. Bunların en kıymetlisi olan altın sırmalı bir gömlek-şalvar Hazret-i Ömer (r.a.) e isabet etti. Herkes gelinine veya hanımı Haret-i Ali (r.a.) nin kızı Ümmü Gülsüm (r.anha) e verecek diye beklerken
Ömer (r.a.);
-“Bu elbiseye Ümmü Ümâre herkesten daha layıktır.” Buyurdu ve arkasından;
-“Resulullah efendimizden duydum buyurdular ki;
-“Savaşta ne tarafa baktımsa hep Ümmü Ümâre, hep Ümmü Ümâre’yi gördüm.” Dedi.
Elbiseyi Ümmü Ümâre (r.anha) ya gönderdi.
Ümmü Ümâre (r.anha) den, Abbad İbni Temim, Hâris İbni Abdullah İbni Ka’b, İkrime ve Leylâ hadis rivayet etmişlerdir.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Kaynaklar;
(1-İbn-i Hişam, cild-3; sahife 82)
(2-Tabakat-ı İbn-i Sad cild 8 sahife- 412)
(3-el-İsabe cild 4- sahife 479)
(4-el-İstiab cild 4 sahife 475)
(5-V^kidi cild 1 sahife- 209)
(6-Müsned-i Ahmed bin Hanbel, cild 6 sahife 439)
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Hifâ Hatun (Radiyallah-u anha) nın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Ümmü Ümâre (Nesibe binti Ka’b) Radiyallah-u anha)- 2
Eshab-i Sufa (r.anhum) yeri
Ümmü Ümâre (Nesibe binti Ka’b) Radiyallah-u anha)- 2
Ümmü Ümâre (r.anha) nın oğlu Abdullah bin Zeyd (r.a.) anlatır;
-“Uhud günü sol kolumdan yaralanmıştım. Beni hurma ağacı gibi upuzun bir adam vurmuştu..
Resulullah (s.a.v.);
-“Yaranı sar.” Buyurdu. Anam yanıma geldi. Yanında yaraları sarmak için bulunan hazır bezlerle yaramı sardı. Resulullah (s.a.v.) durmuş bana bakıyordu. Annem yaramı sardıktan sonra.”
Bana;
-“Kalk yavrucuğum! Müşriklerle çarpış.” Dedi.
Resulullah efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) de;
-“Ey Ümmü Ümâre! Senin katlandığın, dayanabildiğin şeye, herkes katlanabilir dayanabilir mi?” buyurdular.
-“Beni yaralayan müşrik o sırada oradan geçiyordu.”
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem);
-“İşte oğlunu vuran şu adam!” dedi.
Annem, hemen onun önüne geçip bacağına vurup çökertti. Resululah (s.a.v.) ın mübarek dişleri görünecek kadar gülümsediğini gördüm.
-“Hamd olsun Allah’a ki, seni düşmanına muzaffer kılıp, gözünü aydın etti. Öcünü almaya sana gözünle gösterdi.” Buyurdu.
Peygamber efendimiz (Salallahu aleyhi ve sellem) Ümmü Ümâre (r.anha) nın oğlu Abdullah’a;
-“Ey Ümmü Ümâre’nın oğlu” diye seslendi.
Hazret-i Abdullah (r.a.);
-“Buyur Ya Resulullah (s.a.v.)” deyince
Resulullah (s.a.v.) ona;
-“At” dedi.
Abdullah (r.a.), önünde gitmekte olan atlı müşrike bir taş attı. Taş, atın gözüne değince at ürktü ve at da atlı da yere yıklıdı. Abdullah (r.a.) taşa tutup o müşriki yaraladı.
Ümm-ü Ümâre (r.anha) Uhud’dan başka, Hudeybiye, Hayber Umret-ül kaza, Huneyn ve Yemâme gazalarına da katıldı.
Biatü’r-rıdvan’da hazır bulunmakla şereflendiler. Oğlulları Habib ve Abdullah (r.anhüm) de Peygamber efendimiz (s.a.v.) in bütün gazalarına iştirak ettiler. Uhud savaşı sırasında İbni Kâmia ismindeki bir müşrik Peygamberimiz (s.a.v.) e saldırdı. Peygamberimiz (s.a.v.) i mübarek başından yaraladı. Ümmü Ümâre (r.anha) İbni Kâmia’ya saldırdı. İbni Kâmia, Ümmü Ümâre (r.anha) nin darbesiyle ağır yaralnadı.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Hifâ Hatun (Radiyallah-u anha) nın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
» Abadile-i Erbaa
Abdullah bin Amr bin Âs (Radiyallah-u Anhu)- 7
Çağ-Çağ Barajı (İlkbahar mevsimi) Nusaybin
Abdullah bin Amr bin Âs (Radiyallah-u Anhu)- 7
Hazret-i Abdullah bin Amr bin Âs (r.a.) ın hikmetli sözleri çoktur;
Buyurdular ki;
-“Bir kadının varlıklı zamanında kocasının yüzüne gülmesi, fakat yokluğu zamanında ona hiyanette bulunması, cehennemlik olduğunun alametidir.”
Kendisine;
-“Ölünce mü’minlerin ruhları nerededir?” diye sorulduğunda,
Buyurdu ki;
-“Arşın gölgesinde, beyaz kuşların kursağında asılıdır. Kafirlerin ruhları da yedi kat yer’in dibindedir.”
Bir gün kendisine;
-“Şerrin en fenası ve hayrın en iyisi hangisidir?” dediler.
Abdullah bin Amr bin Âs (r.a.) buyurdular ki;
-“Hayrın en iyisi doğru söz, kötülüğü düşünmeyen kalb ve itaat eden hanımdır. Şerlerin de en fenası yalan söz, Fena kalb ve itaat etmeyen hanımdır.”
Hazret-i Abdullah bin Amr bin Âs (r.a.), Resulullah (s.a.v.) ın mübarek ağızlarından işiterek topladığı hadis-i şerif mecmuasına, son derece titizlik gösterirdi.
İmâm-i Mücahid (r.a.) diyor ki;
-“Abdullah bin Amr bin Âs (r.a.) ın elinde bulunan kitaplarından herhangi birine bakmak istesek, Mani olmazdı. Fakat bu Hadis-i şerif mecmualarından birini okumak istediğimiz zaman, O’na son derece itina gösterir.”
Ve bize;
-“Ben, bunu Bizzat Resul-i Ekrem Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) mübarek ağzından işiterek topladım. O’nu bütün dünyaya değişmem.”Derdi.
Abdullah bin Amr bin Âs (r.a.) ın rivayet ettiği hadis-i Şerif’lerin sayısı 700 civarındadır. Bunlardan 17 tanesi, Sahih-i Buhari (r.a.) ve Sahih-i Müslim (r.a.) de müşterek olarak nakledilmektedir.
Ayrıca İmâm-i Buhari (r.a.) bunlardan 8 tanesini, İmâm-i Müslim (r.a.) de 20 tanesini ayrı ayrı nakletmektedirler. İmâm-i Ahmed bin Hanbel (r.a.) “Müsned’inde” O’ndan çok Hadis-i Şerif rivayet etmektedir.
Kendisinden ilim öğrenmek için çok uzak yerlerden gelirlerdi. Ders halkaları son derece genişti. Hadis-i Şerif tahsili için, uzak ve yakın yerlerden gelenler, derslerine devam ederler ve O’ndan ayrılmazlardı.
O’nun etrafında kurulan ilim meclisinde, ilimde ve fazilette yüksek kimseler toplanıyordu.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Amr bin Âs (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Abdullah bin Amr bin Âs (Radiyallah-u Anhu)- 6
Çağ-Çağ barajı (İlkbahar mevsimi) Nusaybin
Abdullah bin Amr bin Âs (Radiyallah-u Anhu)- 6
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) O’na;
-“Ey Abdullah! Her gün Oruç tuttuğunu, bütün gece namaz kıldığın bana haber verilmedi mi sanırsın!” buyurdu.
O’da;
-“Evet Ya Resulullah! Öyledir.” Dedi.
Bunun üzerine Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem);
-“Böyle yapma! Bazı günlerde oruç tut, bazı günlerde iftar et, oruç tutma! Gecenin bir kısmında uyu, bir kısmında da namaz kıl! Çünkü şu bedeninin senin üzerinde hakkı vardır; gözünün de bir hakkı vardır, hanımının bir hakkı vardır, komşunun da bir hakkı vardır. Binâenaleyh, bu hakların hepsini yerine getirerek, her ayda üç gün oruç tutmak sana kafidir. Her yapılan iyiliğe ve hayır ve ibadete karşılık olarak on misli sevap ve mükafat verileceğine göre, her ayın üç gün orucu, bütün sene orucu demektir.” Buyurdu.
Hazret-i Abdullah bin Amr bin Âs (r.a.);
-“Ya Resulallah! Ben bundan daha fazla ibadet etmek için kendimde kuvvet buluyorum.” Dedi.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem);
-“Öğle ise Davud Aleyhisselam’ın orucu gibi oruç tut , fazla tutma!” buyurdu.
İbn-i Amr bin Âs (r.a.);
-“Davud Aleyhisselamın orucu ne kadardır?” diye sordu.
Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki;
-“En makbul oruç, Kardeşim Davud Aleyhisselam’ın orucudur. Bir gün yer, bir gün oruç tutardı.”
Bu konuda birkaç rivayet bildirilmektedir.
Allah-u teâlâ’ya yemin ederek adak verdiği için ömrünün sonuna kadar böyle ibadet yapmıştır.
Abdullah bin Amr bin Âs (r.a.) ihtiyarlayıp da, eskisi gibi ibadet yapmaya vucudunda kudret kalmayınca;
-“Keşke, Resulullah (s.a.v.) ın bahşettiği müsaade’yi kabul etmiş olsaydım,” Demiştir.
Resul-i Ekrem efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) evlilik hayatında hanımına karşı vazifelerini eksiksiz yerine getirmesini emretti. Hazret-i Abdullah (r.a.) da, yaşadığı müdeetçe, Resul-i Ekrem (s.a.v.) in emrine uygun haraket etmiştir.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Amr bin Âs (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
» Ashab-ı Suffa
Muhammed Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)- 65
Eshab-i Suffa (r.anhüm) in kaldığı mekan
Muhammed (Aleyhis selam)- 65
İlk zamanlarda Medine’de bir mescid olmadığı için Peygamberimiz (s.a.v.) in bulunduğu her yerde cemaatla namaz kılınıyordu. Daha sonra Resulullah (s.a.v.) ın Medine’ye ilk geldikleri gün devesinin çöktüğü arsa satın alınarak oraya bir mescid, Resulullah (s.a.v.) için de bu mescid’e bitiştik odalar yapıldı.
Peygamberimiz (s.a.v.) kalmakta olduğu Eshab-i kirâm’dan Ebû Eyyub-i Ensari, Halid bin Zeyd (r.anhüm) evinden mescidin bitişiğinde yapılan bu odalara taşındı. (Bakınız Ebû Eyyub-i Ensar)
Yine bu sırada Peygamberimiz (s.a.v.) mallarını, mülklerini Mekke’ de bırakarak hicret eden Müslümanlar ile Medineli müslümanlarla kardeşlik kurdu. Her Medineli Müslüman, Mekke’ den gelen Müslümanlardan birini evine aldı, malına ortak etti.
Evi, ailesi olmayan yetmişden fazla müslüman da meclisin avlusunda yapılan sofada ikamet ettiler, bütün ihtiyaçları burada karşılandı. Bunlara “Eshab-ı Suffa” denildi. Bunlar Peygamberimiz (s.a.v.) in yanından ayrılmaz, söylediklerini ezberler, İslamiyyeti iyice öğrenirlerdi.
Mekke dışındaki yerlere İslamiyyeti öğretmek üzere bunlardan öğreticiler gönderildi.
Hicretin birinci yılında Medine’de mescid yapıldıktan sonra günde beş vakit ezân okunmaya başlandı. Yine bu sene Peygamberimiz (s.a.v.) Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) in kızı Hazreti Âişe (r.anha) ile evlendi.
Müslümanlar Medine’ ye hicret ettikten sonra da müşrikler düşmanlıklarını devam ettirdiler. Her sene hac mevsiminde çevreden Ka’bedeki putlara tapmak için gelen Arap kabilelerinden kazanç sağlayan müşrikler bu kazancın ellerinden kaçması endişesine kapıldılar.
Ayrıca Mekkeli müşriklerin Şam ticaret yolu Medine yakınından geçiyordu. Bu yolunda kapanmasından korkan müşrikler, yeni çareler arıyorlardı.
Hicretten sonra Medine’de birleşen Müslümanların karşısında; Mekkeli müşrikler Medinede ve çevresinde bulunan Yahudiler ve münafıklar olmak üzere üç düşmanları vardı. Bu bakımdan tehlike daha çok artmıştı. Böylesine mühim ve tehlikeli bir durum karşısında peygamberimiz (s.a.v.) tarafından yeni tedbirler alındı.
Medine’de bulunan Evs ve Hazreç kabileleri arasındaki anlaşmazlıkları düzeltip onları birbirlerine dost yaptı. Yahudi kabileleri ile de bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşmaya göre; Yahudiler kendi dinlerinde serbest kalacak, ancak Medine’ye dışarıdan yapılacak her türlü düşman saldırısına karşı müslümanlarla birlikte vatanlarını müdafaa edeceklerdi.
Yahudilerle Müslümanlar arsında bir anlaşmazlık çıkarsa, Resûlullah’ın hakemliğini kabul edeceklerdi. Bundan başka Mekke civarında bulunan diğer kabileler ile sulh antlaşması yaptı. Mekkelilerin Şam ticaret yolu kapatıldı.
Medine’de bulunan müslümanların ilk nüfus sayımı yapılıp bin beş yüz civarında bulunan müslümanlar için nüfus defteri tutuldu.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri son Peygamber olan Habibi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Ebû Seleme bin Abdülesed (Radiyallah-u anhu)- 5
Cennet-ül Baki’ kapısı Mescidi Nebevvi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Ebû Seleme bin Abdülesed (Radiyallah-u anhu)- 5
Hazret-i Ebû Seleme (r.a.) nin ölümü hakkında hanımı Ümmü Seleme (r.anha) diyor ki;
-“Ebû Seleme (r.a.) vefat ettiği zaman;”
(-“Gurbet elde ölen bir gariptir. Muhakkak ki, ona dillere destan olacak bir ağlayışla ağlayacağım!”) deyip ağlamak için hazırlanmıştım.”
-“O sırada, Medine köylerinden bir kadın da gelip ağlamada bana yardımcı olmak isteğince,”
Kendisini Resülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) karşıladı ve iki kerre;
“Sen, Allahü teâlâ’nın şeytanı çıkarmış olduğu bir eve, onu tekrar sokmak mı istiyorsun?” buyurdu.
-“Bunun üzerine ben de ağlamaktan vazgeçtim.”
Hz. Ebü Seleme’nin fazileti, imanı uğrundaki gayreti ve fedakarlığı (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
-“Hanımı Ümmül Seleme (r.anha) şöyle bildiriyor.”
-“Bir gün Ebü Seleme (r.a), Resülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın sohbet meclisine gitmiş ve buradan son derece sevincli olarak dönmüştü.
Bana dedi ki:
-“Bugün Resül-i Erkem efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) den, beni çok sevindiren bir hadis-i şerif duydum. Buyurdu ki:
-”Müslümanlardan herhangi birisi, bir belaya uğrar da (innâ lillahi ve innâ ileyhi râciüm) der ve sonra;”
(-“Ey Rabbim, bu uğradığım müsübetin mukafatının ihsan et ve beni ondan daha hayırlısına kavuştur?”) diye dua ederse, Allahü teâlân onun duasını kabul eder.”
Mü’minlerin annesi olmak şerefine kavuşan Ümmü Seleme (r.anha) bu hadis-i şerif hakkında şöyle diyor:
-“Bu hadis-i şerifi, bizzat Hazret-i Ebü Seleme’den ezberledim. O, vefat ettiği zaman,”
Ben de;
-“ İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciün” dedim ve şöyle dua ettim: (-“Ya Rabbi! Uğradığım felaketin ecrini ihsan et! Beni, Ebü Seleme’den daha hayırlısına kavuştur!”). Sonra kendime geldim.”
Ve;
-“Resulallhın Sahâbisi Ebü Seleme (r.a.)den daha hayırlısı nerede? O, ailesi ile Resülallah (s.a.v.) imân eden ilk hânedir, dedim.”
-“Bunu söyledikten bir müddet sonra, evimize Resülallah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) efendimiz teşrif edip, içeriye girmek için, bizden izin istedi o sırada ben bir hayvan derisini dabağlamakla meşguldüm. Ellerimi yıkatıdıktan sonra Resulallh (Sallallahu aleyhi ve Sellem)ı karşılayarak içeri aldım.İçi lifle dolu bir şilte takdim ederek oturmasını rica ettim. Hemen oturup söze başladı ve benimle evlenmek için tâlip olduğunu anlattı.”
Resülallah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) efendimiz sözünü bitirdikten sonra dedim ki:
-“Ben de istenecek ne var? Ben kıskanç bir kadınım. Kimbilir, belki istemiyerek uygunsuz bir şey söylerim veya yaparım da, sizi incitmek süretiyle Allahü teâla’nın azabına üğrarım. Sonra ben, yaşımı başımı almış bir kadınım. Başımda çoluk çoçuğum var?”
Buna karşı Resülullah(Sallallahu aleyhi ve Sellem):
-“Kıskançlığınızdan endişe etmeyiniz. Onu Cenab-ı Hak, kalbinizden getirecektir. Yaşanızın büyüklüğüne gelince, bende öyleyim. Senin çoluk çoçuğun ise benim çoluk çoçuğum demektir” buyurdular.
Bunun üzerine, Resülallahın arzusunu kabul ettim ve onunla evlendim. Cenab-ı Hak bana Ebü Seleme’den (r.a) daha hayırlısı olan Resülallah, (s.a.v) efendimizi hsan etmişti. Böylece çoçukların da, O’nun feyizli kuçaklarında büyüdü.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Seleme bin Abdülesed (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu










