‘Hayat-üs Sahabe’ olarak etiketlenmiş yazılar

Hurma ağacının yemiş verme halı (Medine hurması)

Osman bin Maz’ûn (Radiyallah-u anhu)- 2

Ahmed bin Hanbel’in (r.a.) Müsned’inde, ise Osman bin Maz’ûn’un (r.a.) İslâma girişi hakkında şöyle bir rivâyet vardır: Resûlullah (s.a.v.) bir gün Mekke’de evinin yanında oturuyordu. O sırada Osman bin Maz’ûn oradan geçiyordu. Resûlullah’a bakıp, tebessüm etti. Bunun üzerine Resûlullah, ona “Biraz oturmaz mısın?” buyurdu. Osman bin Maz’ûn (r.a.) bu teklifi kabul etti. Peygamberimizin (s.a.v.) karşısına oturdu. Resûlullah (s.a.v.) konuşuyordu. Konuşurken o sırada mübârek gözlerini göğe dikti. Sanki kendisine bir şeyler anlatıyor, o da bunu kavramak istiyor gibi başını sallıyordu. Bu sırada Resûlullah’ın (s.a.v.) Osman bin Maz’ûn ile ilgisi kalmamıştı. Bu hâl bir müddet devam etti. Peygamberimiz (s.a.v.) bundan sonra gözünü sağ tarafından aşağı doğru ağır ağır indirdi. Bilâhare Osman bin Maz’ûn (r.a.) bu hâli Peygamber efendimizden sordu. Kendisinde, daha önce böyle bir şeye rastlamadığını söyledi. Resûlullah (s.a.v.) Osman bin Maz’ûn’a “Ne yaptığımı gördün mü?” diye sordu. O da gördüklerini olduğu gibi anlattı. Peygamber efendimiz (s.a.v.) “Sen otururken, bana Allahü teâlânın elçisi Cebrâil (a.s.) geldi” buyurdular. Osman bin Maz’ûn (r.a.) “Allahü teâlânın elçisi mi?” diye sordu. Resûlullah (s.a.v.): “Evet” buyurdular. Osman bin Maz’ûn “Cebrâil sana ne söyledi?” diye sordu. Resûlullah (s.a.v.) de “Muhakkak ki Allah, adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emrediyor. Zinâdan, fenalıklardan ve insanlara zulüm yapmaktan da nehyediyor (yasak ediyor). Size böylece öğüt veriyor ki, benimseyip tutasınız.” (Nahl sûresi 90) âyetini indirdi” buyurdu.

 Osman bin Maz’ûn (r.a.) “Bu hâdise üzerine kalbimde îmân yeşerip yerleşti. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sevgisi, gönlüme düştü, dedi. Hz. Osman bin Maz’ûn’un İslâma girişi Resûlullah’ı (s.a.v.) çok sevindirdi. Osman bin Maz’ûn (r.a.) müslüman olduktan sonra evine gitti. Ailesine de İslâmı anlatıp, onların da İslâm ile şereflenmesine vesile oldu. Böylece, ailece müslüman olma bahtiyarlığına kavuştu. Osman bin Maz’ûn (r.a.) müslüman olunca, müşriklerin çeşitli eziyet ve işkencelerine uğradı. Bunun üzerine, Peygamberimiz’in (s.a.v.) müsaadesi ile Habeşistan’a hicret etti.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Osman bin Maz’ûn (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

İbrahim Aleyhis selam makamı (Kâ’be-i şerif)

Osman bin Maz’ûn (Radiyallah-u anhu)- 3

Aradan bir hayli zaman geçmişti. Habeşistan’daki müslümanlara Kureyşliler müslüman oldu, diye yalan bir haber ulaştı. Bunun üzerine, müslümanlar Habeşistan’dan ayrılıp, Mekke’ye doğru yola çıktılar. Fakat Mekke’ye yaklaşınca, haberin yalan olduğu anlaşıldı. Mekke’ye girerlerse, durumlarının iyi olmıyacağını biliyorlardı. Aralarındaki görüşmelerden sonra her biri Mekke’de bir dostunun himayesinde kalmağa karar verdiler. Böylece Mekke’ye açıktan girme imkânını elde etmiş oldular. Bu himayeyi elde edemiyenler de vardı. Bunlar ise, Mekke’ye girişlerini gizli yapmak zorunda kaldılar.

 Osman bin Maz’ûn (r.a.) Velid bin Mugîre’nin himayesine girmişti. Ancak, müslümanın, bir müşriğin himayesi altında olması hazmedilir bir şey değildi. Müşriklerin himayesine giren bütün müslümanlar, bu durumun acısını ve ağırlığını, bütün şiddetiyle ruhlarının derinliklerinde hissediyorlardı. İmânları buna asla müsâade etmiyordu. Zaten bütün bu sıkıntılı ve perişan durumlara onlar sebep olmuşlardı. Geçici bir rahat için, onların himayesine girmeği imânlarından fedâkârlık sayıyorlardı. Bu yüzden himaye altına girenlerin hepsinin kalbi kırık ve üzgün idi. Bu üzüntüyü en çok hissedenlerden biri de Osman bin Maz’ûn (r.a.) idi. Kendi kendine “Vallahi, benim arkadaşlarım, Allah yolunda çeşit çeşit eziyet ve sıkıntı çekerken, bir müşriğin himayesinde rahat ve emniyet içinde yaşamam, bu belâlardan uzak kalmam benim için büyük bir eksikliktir, dedi. Doğruca, Velid bin Mugîre’ye gitti. Onun, hakkındaki himayesini red ettiğini söyledi. Velid bin Mugîre, niçin himayesinden çıktığını, kendisini rahatsız eden birisi mi olduğunu, sordu. Böyle bir şey olmadığını ancak “Bir müşriğin himayesinde olmak biz müslümanlara yakışmaz. Üstelik bizim perişan hallere düşmemize sebep oldunuz. Ben Allahü teâlânın himayesinden razıyım. Bize O’nun garantisi kâfidir.” cevabını verdi. Bunun üzerine Velid “Öyleyse bu reddi Mescid-i Haram’da açıktan yap” dedi. Beraberce Mescid-i Haram’a gittiler. Velid orada, Osman bin Maz’ûn’un (r.a.), himayesini, red ettiğini söyledi. Osman (r.a.) da onun sözünü tasdik etti. Orada, “Ben Allahü teâlâdan başkasının himayesinde bulunmayı sevmiyorum, onun için, Velid’in üzerimdeki himayesini red ettim.” Bu redde, orada bulunanların hepsi şahid oldu. Artık o himayesizdi.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Osman bin Maz’ûn (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Kâ’be avlusu

Osman bin Maz’ûn (Radiyallah-u anhu)- 4

Osman biri Maz’ûn hazretleri imânı ve inanandan hiç taviz vermemiş, en ağır eziyet ve hakaretler bile onu davasından vazgeçirememişti.

 Osman bin Maz’ûn (r.a.) Velid bin Mugîre’nin himayesinden çıktıktan sonra, bir gün, Kureyşlilerin meclisine gitti. Orada meşhûr câhiliyye şairi Lebîd de bulunuyordu. O yazdığı bir kasideyi okuyor, herkes onu dinliyordu. Lebîd “Şüphesiz Allahü teâlâdan başka herşey bâtıldır” mısra’ını okurken, Osman bin Maz’ûn (r.a.) “Doğru söyledin.” “Her nimet mutlaka zevale (yok olmağa) mahkûmdur” mısra’ını okurken de, “Yalan söyledin, Cennet nimetleri zeval bulmaz, dâimidir” demişti. Lebîd bu söze çok kızmış, Kureyşlilere sitem ederek “Ey Kureyş! Sizin meclisinizde böyle kimseler olmazdı. Ne oldu size?” dedi. Kureyşliler Lebîd’e, “Sen ona bakma, o zaten bizim dinimize, putlarımıza da karşı gelip, başka bir yol tuttu, daha önce Velid bin Mugîre’nin himayesinde idi, bunu da red etti” diyerek onu teskine çalıştılar. Bu sırada, müşriklerden Abdullah bin Ümeyye, Osman bin Maz’ûn’un (r.a.) gözüne şiddetli bir yumruk vurup, gözünü mosmor yaptı. Velid yeğenine yapılanı gördüğü halde hiç yardımcı olmamış, aksine “Himayemi red etmeseydin böyle olmazdın” demişti. Osman bin Maz’ûn’un tek suçu var idi. O da Allahü teâlâya îmân etmesi ve bu îmân istikametinde konuşmasıydı. Karşılaştığı bu üzücü durum, Osman bin Maz’ûn’u (r.a.) durduramamış içindeki alev alev kabaran imânını taşırmış, “Vallahi, Allah için, bu sağlam gözüm de, öncekinin akıbetine uğrasa gam yemem. Ben Allahü teâlânın teminatındayım. Rıza yolunda, gözüme vurulan tokatın ecrini Allahü teâlâ verecektir. Kimden Allahü teâlâ râzı olursa o bahtiyardır. Bana sefih ve yolunu şaşırmış da deseler ben Muhammed’in (s.a.v.) dîni üzereyim. Bana ne kadar zulmetseler, eziyet etseler de bu yolda yürüyeceğim” dedi. Bu samimi ve içten gelen ifadeler, Velid’e tesir etmiş olduğundan Velid, Hz. Osman’a “Gel, tekrar himayeme gir.” dedi. Hz. Osman ona, “Ben Allahü teâlâdan başkasının himayesine giremem” cevabını verdi.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Osman bin Maz’ûn (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Bedir

Osman bin Maz’ûn (Radiyallah-u anhu)- 5

Osman bin Maz’ûn’un (r.a.) gözüne müşriklerden Abdullah bin Ümeyye tarafından o yumruk vurulunca, orada bu acıya içten katılan, sanki kendisine vurulmuş gibi olan bir kişi vardı. O da Hz. Sa’d bin Ebî Vakkas idi. Çünkü müslüman kardeşine atılan bu tokat, ona atılmış, demekti. Bunu kabul edemiyen Hz. Sa’d yerinden fırlayıp, o da, o kâfirin suratına müthiş bir yumruk indirdi. Abdullah bin Ümeyye’nin yüzü gözü kanlar içerisinde kaldı. Böylece o, lâyık olduğu cezayı bulmuş oldu.

 Osman bin Maz’ûn (r.a.) Mekke’de kaldığı müddetçe, başına gelen belâ ve musîbetleri sabırla karşıladı. Resûlullah (s.a.v.) hicrete izin verince, kardeşleri Abdullah, Kudâme, zevcesi ve oğlu Sâib ile beraber Medine’ye hicret etti. Peygamber efendimiz (s.a.v.) Medine’de onunla Ebül-Heysemi kardeş yaptı.

 Osman bin Maz’ûn (r.a.) hicretin ikinci senesinde Bedir harbi sırasında hastalandı. Tedavisine çalışılmış, fakat iyileşememişti. Nihayet hicretten otuz ay sonra) ebedî âleme göçtü. Medine’de ilk vefât eden Sahâbî o oldu. Peygamber efendimiz (s.a.v.) o kefenlenirken alnından öptü. “Sen de dünyâdan bir şey elde etmedin, dünyâ da senden etmedi.” buyurdu. Mübârek gözlerinden akan yaşlar Osman bin Maz’ ûn’un (r.a.) yanaklarına damladı. Osman bin Maz’ûn’un (r.a.) techiz ve tekfini bitmişti. Bu sırada Ümmül-Alâ; Osman bin Maz’ûn’a (r.a.) şöyle seslendi. “Ey Ebâ Sâib! Ben şunu kesin olarak ifade etmek isterim ki, Vallahi Allahü teâlâ sana ikramda bulunmuştur.” dedi. O zaman Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allahü teâlânın ona ikram ettiğini nereden biliyorsun?” Ümmül-Alâ tekrar “Yâ Resûlallah! Anam babam sana fedâ olsun… Bunu bilmiyorum. Fakat, Allahü teâlânın üstün kıldığı kimdir?” diye sordu. Peygamber efendimiz “Vallahi Osman için hayır ümid ediyorum. Ancak ben Allahü teâlânın Peygamberi olduğum hâlde, başıma ne geleceğini bilmem.” Ümmül-Alâ: “Anam babam sana fedâ olsun Yâ Resûlallah bunu kimse bilemez” dedi. Ümmül-Alâ, o günden sonra, bir daha kimse için böyle sözlere cesaret edemediğini söylemiştir.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Osman bin Maz’ûn (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Baki’ mabristanı (Medine-i Münevvere)

Osman bin Maz’ûn (Radiyallah-u anhu)- 6

Ümmül-Alâ, bilâhare rüyasında Hz. Osman’a ait bir çeşme gördüğünü, bunu Resûlullah’a anlattığını, Peygamber efendimiz onun, Hz. Osman’ın ameli olduğunu, buyurduğunu, anlatmıştır.

 Ebû Alkame de şöyle nakleder: Osman bin Maz’ûn (r.a.) vefât etmişti. Resûlullah techizini emretti. Techiz, yıkama ve namazının kılınması bitince, kabrine kondu. Bu sırada zevcesi, “Ey Ebâ Sâib! Cennet sana afiyet olsun” dedi. Peygamber efendimiz sen bunu nereden biliyorsun? buyurdu. Zevcesi “Yâ Resûlallah! Gündüzleri oruç tutar, geceleri namaz kılardı.” dedi. Resûlullah (s.a.v.) “Allahü teâlâ ve Resûlünü severdi, desen kâfi idi.” buyurdu. Peygamber efendimiz (s.a.v.) Osman bin Maz’ûn’u çok severlerdi. Bu yüzden onun ayrılığından çok müteessir ve mahzun olmuşlardı.

 Osman bin Maz’ûn’un (r.a.) vefâtı sırasında müslümanların henüz bir kabristanı yoktu. Resûlullah (s.a.v.) Eshâbı için, bir kabristan arıyordu. Medine etrafına teşrif buyurdular. Baki’ ile emr olundum, buyurarak orayı kabristan seçtiler. Osman bin Maz’ûn (r.a.) oraya defn edildi. Böylece Bâki’a ilk defn edilen o oldu. Osman (r.a.) kabre indirilirken, Resûlullah (s.a.v.) “O bizim ne iyi selefimizdir.” buyurdu. Kabrinin baş tarafına bir taş dikti. Ondan sonra birisi vefât edince, Resûlullah’a (s.a.v.) “Nereye defn edelim.” diye sorulur, Peygamberimiz de (s.a.v.) “Selefimiz Osman bin Maz’ûn’un yanına” buyururlardı.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Osman bin Maz’ûn (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Baki’ mezarlığı (Medine-i Münevvere)

Osman bin Maz’ûn (Radiyallah-u anhu)- 7

Osman bin Maz’ûn (r.a.) dünyâya hiç rağbet ve tama’ etmez, devamlı ibadetlerle meşgul olurdu. Peygamber efendimiz o vefât ettiği zaman “Dünyadan üzerine birşey bürünmeden çıktı.” buyurmuştur.

 Gecelerini namaz kılmak, gündüzlerini de oruç tutmakla geçirirdi. Bu husus Peygamber efendimize haber verildi. Ona, “Ben senin için güzel bir örnek değil miyim?” buyurdu. Hz. Osman bin Maz’ûn “Babam, anam sana fedâ olsun! Bu soruyu niçin sordunuz dedi. Peygamber efendimiz (s.a.v.) “Devamlı olarak gündüzlerini oruçla, gecelerini de namazla geçiriyormuşsun.” buyurdu. Hz. Osman bin Maz’ûn; “Öyle yapıyorum” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) “Gözlerinin, senin üzerinde hakkı var. Bedeninin hakkı var, ailenin hakkı var. Namaz kıl, fakat aynı zamanda yat ve uyu. Oruç tut, ancak bazan da tutma. Ey Osman! Allahü teâlâ beni ruhbanlıkla değil, tatbiki kolay bir din ile gönderdi.” buyurdu. Böylece Resûlullah efendimiz (s.a.v.) Osman bin Maz’ûn’a (r.a.) ibâdet ve niyazda mu’tedil olmasını tavsiye buyurmuşlardır. Osman bin Maz’ûn (r.a.) orta boyda, koyu esmer, geniş ve bir tutam kadar sakallı idi.

KAYNAKLAR

1) Hilyet-ül-Evliyâ, cild-1, sh-102

2) El-A’lâm, cild-4, sh-214

3) Tabakât-i İbn-i Sa’d, cild-3, sh-393

4) El-İsâbe, cild-2, sh-464

6) El-İstiâb, cild-3, sh-85

 Cild;2

Sh;8-10

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Osman bin Maz’ûn (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’in doğduğu ev (Mekke)

Osman bin Talha (Radiyallah-u anhu);

Eshâb-ı kirâmdan. Kureyş’in Abdü’d-dâr kabilesindendir. Nesebi, Osman bin Talha bin Ebî Talha Abdullah bin Abd-ül-Uzzâ bin Osman bin Abdü’d-dâr bin Kusey’dir. Nesebi, Kusey’de Peygamber efendimizin nesebi ile birleşmektedir. Annesi, Sülâfe binti Sa’d bin Şüheyd olup, Medine’nin Kubâ köyünden Amr bin Avf kabilesindendir. Doğumu bilinmemesine rağmen, 42 (m. 662) senesinde Mekke-i Mükerreme’de vefât etti.

 Mekke’de Kâ’be Kayyımlığı ile vazifeliydi. Sülâlesi cahiliyye devrinde Kâ’be-i Muazzama’nın Hicâbet yani kapı anahtarını taşırdı. Peygamber efendimiz, hicretten önce O’nu da bizzat imâna davet etti. Kabul etmediği gibi Hz. Resûlullah’ı Kâ’be’ye de sokmak istemedi Fakat Resûlullah (s.a.v.) onun bu hareketini sükunetle karşılayıp, O’na şöyle buyurdu: “Ey Osman! Ümid ederim ki, bir gün sen, beni bu anahtarı nereye isterseniz koyarsınız, kime isterseniz verirsiniz diyeceğin bir mevkide de göreceksin!”

 Peygamber efendimizin zevcelerinden Ümm-i Seleme (r.anhâ) müslüman olmasından dolayı Mekke’de bir yıl eza ve cefa gördükten sonra, kabilesi Ümm-i Seleme’ye Medine’ye hicret etmesi için izin verdi. Tek başına yola çıkmıştı. Osman İbni Talha, Ümm-i Seleme’yi yalnız görünce, halini sorup, durumunu öğrendi, kadını yalnız başına bırakmayı uygun görmiyerek O’nu edeb ve kerem ile Kuba’ya kadar getirdi. “Senin kocan işte bu köydedir. O halde Allah’ın berekeu’yle onun yanına git” deyip, Mekke’ye döndü. Ümm-i Seleme (r.anhâ) O’nun bu hareketinden övgü De bahs ederdi. Osman bin Talha, Uhud Harbi’ne müşriklerin safında katıldı. Babası, kardeşleri ve akrabası katl edilince, Kâ’be’nin Hicâbet vazifesi tek başına üzerinde kaldı. Hudeybiye Andlaşması’nda Müslümanlar’ın Resûlullahın (s.a.v.) sadakatini, görüp Eshâb-ı kirâm’ın aşkına hayran oldu. Geç îmân etti. 8 (m. 629) senesinde Mekke’nin fethinden altı ay önce Amr bin Âs ve Hâlid bin Velid ile birlikte Medine-i Münevvere’ye gelerek, müslüman oldu. Fetihten önce imâna gelen Muhacirlerin derecelerine kavuştu. Mekke’nin fethine katılıp, Resûlullah’ın (s.a.v.) yanında bulundu. Kâ’be’nin anahtarını Resûlullah’a (s.a.v.) arz etti, beraber girdiler. Burada Resûlullah (s.a.v.) iki rekât namaz kıldı. Beyt-i şerîften çıkarken, Resûlullah (s.a.v.) Nisâ sûresinin “Allahü teâlâ size emanetleri ehline vermenizi emreder…” âyet-i kerîmesini okuyup, anahtarı Osman bin Talha’ya (r.a.) ve Amcasının oğlu Şeybe bin Osman bin Ebî Talha’ya verdi. O’na “Ey Ebû Talha evlâdı! Ceddinizden kalma olan emâneti sizde payidar ve baki olmak üzere alınız. Bunu zâlim olmaksızın hiçbir kimse alamaz.” buyurdu. Hicretten önceki sözlerini de hatırlattı, O da “Evet, şehâdet ederim ki, sen hiç şüphesiz Resûlullah’sın dedi. O günden itibaren Hicâbet vazifesi, Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar, Osman bin Talha’nın sülâlesinde kalmıştır.

 Mekke’nin fethinden sonra Resûlullah (s.a.v.) ile Huneyn gazâ’sına katıldı. Medine-i Münevvere’ye gitti. Resûlullah’ın (s.a.v.) vefâtından sonra Mekke-i Mükerreme’ye döndü. Kâ’be-i Muazzamadaki hicâbet vazifesine devam etti. Dört Halife devrinde gazalara katıldı. Hz. Mu’âviye’nin hilâfeti devrinde 42 (m. 662) senesinde Mekke-i Mükerreme’de vefât etti.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Osman bin Talha (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Kâ’be-i Muazzama

Osman bin Talha (Radiyallah-u anhu)- 2

Osman bin Talha’nın (r.a.) Kâ’be-i Muazzamadaki vazifesi, Eshâb-ı kirâm’dan olması dahil, daha pek çok üstünlüklere sahipti: Kendisinden amcasının oğlu Şeybe, Urve bin Zübeyr, İbn-i Ömer ve Benî Süleymoğullarından bir kadın hadîs rivâyet etmişlerdir. Peygamber efendimizden bizzat rivâyet ettiği hadîslerden bazıları şunlardır.

 Peygamber efendimizin Osman bin Şeybe’ye namazda kalbi meşgul edecek şeylerin önceden çıkarılması hususunda şu hadîs-i şerîfi buyurduğunu rivâyet etti, “Evdeki pişen tencereyi kapatmayı sana söylemeyi unuttum. Çünkü namaz kılarken İnsanı meşgul edecek bir şeyin evde bulunması uygun olmaz.”

 Resûlullah (s.a.v.) efendimiz Mekke’nin feth edildiği gün şöyle bir hutbe okudu: “Kuluna yardım eden ve kendisinden başka hak ma’bud olmayan Allahü teâlâ’dır. Müşrikleri hezimete uğratan ancak O’dur.” Diğer bir rivâyette ise, “Va’di, sözü hak olan, kuluna yardım eden, kendinden başka kulluğa müstehak bir ilah bulunmayan Allahü teâlâ’ya hamdolsun. Dikkat ediniz! Cahiliyye devrinde değer verdiğimiz her türlü âdeti ve kan dâvası ayağımın altındadır. Bunlardan Kâ’be’ye hizmet etmek ve hacılara su dağıtmak müstesnadır. Dikkat ediniz! Bir kimse kasde benzer şekilde sopayla birisini öldürürse O’na ağır diyet lâzım olup, 100 deve vermesi gerekir.”

KAYNAKLAR

1) Buhârî cild-5, sh-93

2) Müsned fitd-2, sh-33

3) Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-5, sh-448

4) Üsûd-ül-gâbe cild-1, sh-578

5) El-İstiâb cild-3, sh-92

6) Mevâhib-i Ledünniye cild-1, sh-204

7) Sîret-i İbn-i Hişam cild-4, sh-55

8) Hamîs, cild-2, sh-66

9) Tehzîb-ut-tehzîb cild-7, sh-124

10) Megâzî cild-2, sh-833

11) El-İsâbe cild-2, sh-460

12) El-A’lâm, cild-4, sh-206

 Cild 2

Sh;10-11

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Osman bin Talha (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Makam-i İbrahim (Aleyhis selam) Mekke-i Mükerreme

Câbir bin Abdullah (Radiyallah-u anh);

Ensâr-ı kirâmın büyüklerinden. Babası da müslüman olup künyesi Ebû Abdullah veya Ebû Abdurrahman’dır. Annesinin ismi Nesibe’dir. (m. 601) yılında Medine’de doğmuş olup, 77 (m. 694) yılında 95 yaşında Medine’de vefât etmiştir. Cenaze namazını Medine Valisi bulunan Hz. Osman’ın oğlu Ebân kıldırmıştır.

 Bizzat Resûlullah’dan (s.a.v.) ilim öğrenmiş sonra Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Ebû Ubeyde, Talha, Muaz bin Cebel, Ammar’dan (r.anhüm) öğrenmeye devam etmiştir. Sonra ilim neşretmeye başlamıştır. Mekke, Yemen, Kûfe, Basra, Mısır’dan onun derslerini dinlemeğe gelenler de bulunurdu. Bunlar hadîs, teftir, fıkıh ilimlerini tahsil ederlerdi. Bütün ömrünü Resûlullahın (s.a.v.) hadîs-i şerîflerini neşr etmeğe vakfetmiş, çok hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Kendisinden, Ata bin Ebî Rebah, Mücâhid bin Cebr, Ebû Süfyân, Talha bin Nafi, Said bin Müseyyeb, Vehb bin Keysan, Şa’bî, Ka’b bin Mâlik gibi tabiînin büyükleri rivâyette bulunmuşlardır. Toplam 1540 hadîs-i şerîf bildirmişdir. Bunlardan 210 hadîs-i şerîf, Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Müslim’de mevcuttur. Bunların 68’i her ikisinde 26’sı yalnız Buhârî’de, 126’sı da yalnız Müslim’de yer almaktadır. Rivâyetleri son derece sağlam ve ihtiyatlıdır. Tabiînin her tabakası onun ilminden istifâde etmiştir.

 Câbir bin Abdullah hazretleri sahabenin en büyük fıkıh âlimlerinden idi. Daha Resûlullah’ın sağlığında sorulan suallere cevap verir, müftilik yapardı. Bu onun fıkıh ilmindeki yüksekliğine en büyük delildir.

 Câbir hazretleri tefsîr ilminde de Eshâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden idi. Âyetlerin nüzul (iniş) sebeblerini bilmek ve belagatı hususunda Eshâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden idi.

 Tefsîrine örnek:

 “Tezekkî eden muhakkak kurtulmuştur” Âyet-i kerîmesindeki Tezekkî’yi şöyle tefsîr etmiştir “Allahü teâlâ’dan başka ilah olmadığına, benzeri, eşi, ortağı olmadığına, Hazret-i Muhammed’in hak peygamber olduğuna, şehâdet etmektir.”

 Câbir bin Abdullah’ın, babası Abdullah bin Amr, ikinci Akabe bîatında İslâmiyeti kabul etmiş ve Resûl-i Ekrem (s.a.v.) tarafından Benî Hasan’a nakîb olarak ta’yin edilmişti. Bu sıralarda Câbir (r.a.) genç bir delikanlı idi. Yedi kızkardeşi olup, erkek kardeşi yoktu. Ümmü Ma’bed, kızkardeşlerinin en üstünü idi.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Câbir bin Abdullah (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Okçular tepesi (Uhud savaşının yapıldığı yer)

Câbir bin Abdullah (Radiyallah-u anh)- 2

Câbir bin Abdullah’ın (r.a.) babası, Uhud gazâsında şehîd olunca, Amr bin Hasanoğullarının reisi olmuştu. Kendilerine mahsus Aynü’l Erzak taraflarında bir çeşmeleri vardı. O devirlerde çeşme veya kuyusu olanlar, diğer halkı bundan para ile istifade ettirirlerdi Bu çeşme Hz. Muaviye zamanında Medine Valisi Mervan bin Hakem tarafından istimlâk edilerek halkın istifâdesine sunuldu.

 Câbir bin Abdullah (r.a.) Bedir ve Uhud gazâlarına iştirak ettiği rivâyeti varsa da doğru olanı iştirak etmediğidir. Çünkü, yedi kız kardeşine bakacak kimseleri de yoktu. Babası, kızlarının, kimsesiz kalmaması için oğlunu harbe iştirakten men ederek; “Oğlum, şu kızların kimsesiz kalmalarını düşünmesem, senin gözümün önünde şehîd olmanı isterdim” demiştir. Babasının şehîd olmasını şöyle anlatır.

 “Babam, Uhud’da şehîd olmuştu. Kızkardeşim bana bir deve vererek; “Git, babamızı bu devenin üzerinde taşı. O’nu Selemeoğullarının kabristanına göm” dedi. Ben de deveyi alarak harb meydanına gittim, yanımda birkaç kişi daha vardı. Resûl-i ekrem (s.a.v.), babamı, harb yerinden alarak aile kabristanına götürmek istediğimi anladılar. O sıralarda Resûl-i ekrem Uhud’da bulunuyorlardı. Beni huzurlarına çağırdılar ve; “Nefsim yed-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemin ederim ki; Abdullah da arkadaşları, ile gömülecektir.” Resûl-i ekremin (s.a.v.) bu sözü üzerine ben de babamı taşımaktan vazgeçtim. Onu Uhud şehîdleri ile birlikte gömdüm.”

 Câbir bin Abdullah’ın (r.a.) babası şehîd olduğu zaman bir hayli borcu vardı. Bu borçların mühim kısmı, etrafta oturan Yahudilere idi. Babasının şehâdetinden sonra, alacaklılar, Câbir bin Abdullah’ı sıkıştırarak alacaklarını istemişlerdi. Fakat Câbir bin Abdullah’ın elindeki malları borcunu ödeyecek miktarda değildi. Küçük bir hurma bahçesinden başka bir şeyinin olmadığını, borcunun bir kısmını gelecek seneye tehirini istedi Çok zor durumda kalan Câbir bin Abdullah, halini insanların en merhametlisi olan Peygamberine (s.a.v.) arz etti. Resûl-i ekrem (s.a.v.) hurmaları toplamasını ve kendilerine haber vermelerini buyurdular.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Câbir bin Abdullah (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu