‘Menkıbeler’ olarak etiketlenmiş yazılar

Mescidi Kıbleteyn (Medine)

Hazreti Ebû Bekr-i Sıddık (Radiyallah-u anh)- 14

Hazreti Ali (r.a.) buyuruyor ki; Ebû Bekir (r.a.) doğru sözlüdür. Ondan işittim ki, Resulullah (s.a.v.);

-“Günah işleyen biri, pişman olur, abdest alıp namaz kılar ve günahı için istiğfar ederse, Allah-u teâlâ, o günahı elbette af eder. Çünkü Allah-u teâlâ, Nisa suresi yüzdokuzuncu ayetinde; Biri günah işler veya kendine zulüm eder, sonra pişman olup, Allah-u Teâlâ’ya istiğfar ederse Allah-u Teâlâ’yı çok merhametli ve af ve mağfiret edici bulur buyurmaktadır.” Dedi.

Resulullah (a.s.v.) in vefat ettiği haberi Eshab-i Kiram arasında yayılınca herkesin aklı başından gitti.

Hazreti Ömer (r.a.) kılıcı eline alıp,”Resûlullah öldü” diyenin kellesini uçururum, deyip ortaya çıktı. Herkes üzüntüden ve Ömer (r.a.) in bu halinden korktuğu halde, Hazreti Ebû Bekir (r.a) cesaretini muhafaza ederek, Eshab-i Kiram (r.anhum) ın arasına girdi.

Onlara Resulullah (a.s.v.) in de öleceğini, O’nun da bir insan olduğunu bildiren ayet-i kerime’yi okuyup, te’sirli sözler söyleyerek nasihat etti. Halkı sükûna ve huzura kavuşturdu. Derhal halife seçimi yapıldı. Müslümanlar başsızlıktan, dağınıklıktan kurtarıldı.

Hazreti Ebû Bekir (r.a.) Pazartesi günü halife seçilince, Salı günü, Mescid-i şerife gelip, Eshab-i Kiram (r.anhum) i topladı.

Minbere çıktı. Hamd ve senâdan sonra;

-“Ey Müslümanlar! Sizin üzerinize halife ve emir oldum. Halbuki sizin en iyiniz değilim. Eğer iyilik yaprsam bana yardım ediniz. Fena bir iş yaparsam, bana doğru yolu gösteriniz. Doğruluk emanettir. Yalancılık hiyanettir. Sizin zayıfınız, bence çok kıymetlidir. Onun hakkını kurtarırım. Kuvvetine güveneniz ise, bence zayıftır. Çünkü ondan başkasının hakkını alırım. İnşaalahü teâlâ, hiçbiriniz Cihadı terk etmesin. Cihadı terk edenler ZELİL OLUR. Ben Allah-u Teâlâ’ya ve Resulüna itaat ettikçe, siz de bana itaat ediniz. Eğer ben Allah-u Teâlâ’ya ve Resûlüne âsi olur, doğru yoldan saparsam, sizin de bana itaat etmeniz lazim gelmez. Kalkınız, namaz kılalım. Allah-u teâlâ hepinize iyilik versin.” Dedi.

Resûlüllah efendimiz (a.s.v.) vefat edince, İslamiyetten ayrılma tehlikesi birden bire büyüdü. Her tarafı dehşet bürüdü.

Yemen’deki ve başka yerlerdeki me’murler geri gelmeye, kara haberler getirmeye başladılar. Müslümanlar ne yapacaklarını şaşırdılar. Mekke, Medine ve Taif’ten başka bütün Arabistan halkı İslamiyetten ayrıldılar. Mürtedlerin sayısı yanında Müslümanlar pek az idi.

Fakat Resulüllah (a.s.v.) in halifesi, zamanı saadetteki gelişmeyi hiç değiştirmemeye Ve Resulüllah (a.s.v.) in niyetlerini yerine getirmeye kararlı idi. Halife seçiminden sonra, Eshab-i Kiram (r.anhum) arasında Hazreti Usâme (r.a.) nin sefere gidip gitmesi hakkında ihtilaf edilmişti.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Bekir Sıddık (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Hazreti Ali (r.a.) Türbesi

Hazreti Ebû Bekr-i Sıddık (Radiyallah-u anh)- 16

Sonra , çeşitli muharebelerle, büyük şehirler aldı. Halife, Medine’de ordu toplayıp, Hazreti Ebû Ubeyde kumandasında Şam taraflarına, Amr İbn-i As (r.a.), da Filistin’e gönderdi. Sonra Yezid bin Ebû Süfyan’ı Şam’a yardımcı gönderdi.

Sonra asker toplayıp, Hazreti Muaviye kumandasında, kardeşi Yezide yardıma gönderdi. Hazreti Halid bin Velid (r.a.) i de ırak’dan Şam’a gönderdi. Hazreti Halid (r.a.) askerin bir kısmını Müseynâ’ya bırakıp, bir çok muharebe ve zaferlerle Süriye’ye geldi.

İslâm askerleri birleşerek Ecnadin’de büyük Rum ordusunu yendiler. Sonra, Yermük’de 46.000 İslâm askeri, Herkakliyüs’ün 240.000 askeri ile uzun ve çetin savaşlar yapıp Galip geldi. Yüzbinden ziyade Rum askeri öldürüldü. Üçbin Müslüman şehid oldu.

Bu muharebede İslâm kadınları da harp etti. Baş kumandan Hazreti Halid bin Velid (r.a.) in ve Tümen Komutanı Hazreti İkrima (r.a.) nin şaşılacak kahramanlıkları görüldü. Bütün bu zaferler, halife Ebû Bekir (r.a.) in cesareti, dehası, güzel idaresi ve bereketi ile oldu. Yermük savaşı yapılırken, Halife Ebû Bekir (r.a.) Medine’de vefat etti.

Halife Ebû Bekir (r.a.) devrinde, islâm idaresinin temelleri sağlamlaşmış, Kur’an-i Kerim’in bir hükümü dışına çıkılmadığı gibi, dinden ayrılmak isteyenlere fırsat verimemiştir.

Mürtedlerle bu harplerden Yemâme’de, bir çok hafız şehid olmuştu. Hazreti Ömer (r.a.) in teklifi ile Kur’an-i kerim’in kitab haline toplanması karalaştırılıp, bu görev Zeyd bin Sâbit (r.a.) e veridi.

Hazreti Ebû Bekir (r.a.) in en büyük hizmetlerinden biri de, Kur’an-i Kerimi kitap halinde toplatması olmuştur. Cebrail Aleyhis selam her sene bir kere gelip, o ana kadar inmiş olan Kur’an-i Kerim’i, Levh-il-Mahfuz’daki sırasına göre okur, peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) dinler ve tekrar ederdi.

Resûlullah efendimiz (a.s.v.) ahrete teşrif edeceği sene, iki kere gelip, tamamını okudular. Muhammed (a.s.v.) ve eshabından (r.anhum) çoğu Kur’an-i kerim’i tamamen ezberlemişti. Bazıları da bazı kısımları ezberlemiş, bir çok kısımlarını yazmışlardı.

Muhammed Aleyhis selam ahirete teşrif ettiği sene, Halife Ebû Bekir (r.a.) ezber bilenleri toplayıp ve yazılı olanları getirip, Hazreti Zeyd bin Sabit (r.a.) in Başkanlığındaki bir hey’ete, bütün Kur’an-i kerim’i kağıt üzerine yazdırdı.

Böylece; “Mıshaf” veya Mushaf”denilen bir kitap meydana geldi. Otuzüçbin sahabi bu mushaf’ın her harfının, tam yerinde olduğuna Sözbirliği ile karar verildi. Sureler belli değildi. Üçüncü Halife Osman (r.a.) hicretin yirmibeşinci senesinde, sureleri birbirinden ayırdı. Yerleri sıraladı. Altı tane daha ‘Mushaf’ yazdırıp, Bahreyn, Basra, Bağdat, Yemen, Mekke ve Medine’ye gönderdi. Bugün, bütün dünyada bulunan mushaf’lar, hep bu yedisinden yazılıp, çoğalmıştır. Aralarında bir nokta farkı bile yoktur.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Bekir Sıddık (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Hazreti Ca’fer Teyyar (r.a.) nın makamı

Hazreti Ebû Bekr-i Sıddık (Radiyallah-u anh)- 17

Hazreti Ebû Bekir (r.a.), Eshabi Kiram (r.anhum) in en çok ilim sahibi olanlarındadır. Her ilimde muracaat kaynağı olmuştur.

İslâmi ilimlerin bütün meselelerini bilirdi. Nitekim Resulullah efendimiz onun hakkında

“Allah-u Teâlâ’nın kalbime attıklarını, Ebu Bekir (r.a.) in kalbine akıttıklarını, Ebû Bekir’in kalbine akıttım.”

Böylece O, Muhammed aleyhisselam’dan sonra insanların en üstünü oldu. Hicrette O’nun yol arkadaşı idi. Mağarada beraber idiler. Hayatı boyunca peygamber efendimizin yanından hiç ayrımlamadı.

Her işinde O’nun veziri oldu. Bir mes’elede Eshab-i Kiram (r.anhum) ile istişare ederken Hazreti Ebû Bekir (r.a.) i sağına, Hazreti Ömer (r.a.) i soluna oturtturdu.

Görülecek mes’ele hususunda, önce bü ikisinin rey’ini, görüşünü sorar, sonra da diğer sahabilerin (r.anhum) görüşlerine yer verirdi. Çünkü Hazreti Ebû Bekir (r.a.) in ilmi o kadar yüksekti ki, Eshab-i Kiram (r.anhum) in en yükseklerinden olan Hazreti Ömer (r.a.), Peygamber Efendimiz (s.a.v.) in Hazreti Ebû Bekir (r.a.) seviyesinde anlattığı şeyleri anlayamazdı.

Hareti Ömer (r.a.) birgün geçerken, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) in Eb’u Bekir Sıddık (r.a.) a bir şey anlattığını gördü. Yanlarına gidip dinledi. Sonra, başkaları da, gördü ise de, gelip dinlemeye çekindiler.

Ertesi gün, Ömer (r.a.) i görünce;

-“Ya Ömer (r.a.) Resulullah (a.s.v.) dün size bir şey anlatıyordu. Bize de söyle, öğrenelim.” Dediler.

Çünkü daima;

-“Benden duyduklarınızı, din kardeşlerinize de anlatınız! Birbirlerinize duyurunuz!” Buyururyordu.

Hazreti Ömer (r.a.);

-“Dün Ebû Bekir (r.a.) Kur’an-i Kerim’den anlıyamadığım bir ayetin manasını sormuş, Resulullah (a.s.v.) onu anlatıyordu. Bir saat dinledim, Bir şey anlıyamadım.” Dedi.

Çünkü Ebû Bekir (r.a.) in yüksek derecesine göre anlatıyordu.

Ömer (r.a.) o kadar yüksek idi ki, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem);

-“Ben Peygamberlerin sonuncusuyum. Benden sonra Peygamber gelmiyecektir. Eğer, benden sonra Peygamber gelseydi, Ömer peygamber olurdu.” Buyurdu.

Böyle yüksek olduğu halde ve arabiyi çok iyi bildiği halde, Kur’an-i Kerim’in Hazreti Ebû Bekir (r.a.) e anlatılan tefsirini anlayamadı.

Çünkü Resulullah (a.s.v.) herkesin derecesine göre anlatıyordu. Ebû Bekir (r.a.) in derecesi, ondan çok daha yüksekti.

Fakat, bu da, hatta Cebrail aleyhis selam dahi, Kur’an-i Kerim’in manasını, esrarını, Resulullah (a.s.v.) a sorardı.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Bekir Sıddık (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Hazreti Hüseyin (r.a.) türbesi

Hazreti Ebû Bekr-i Sıddık (Radiyallah-u anh)- 18

Resulullah Kur’an-i Kerim’in hepsinin tefsirini Eshab (r.anhum) ine bildirmiştir. Kur’an-i Kerim’in tefsiri için lazım olan bütün ilimleri, Hazreti Eb’u Bekir (r.a.) de mevcuttu.

Yaşadığı zamanda Kureyş’in âlimi olarak tanınırdı. Gayet güzel konuşur, Arap dilinin belâgatına da vakıftı.

Resulullah (a.s.v.) çok feyizlere kavuşmuş, Kur’an-i Kerim’in manasına ve hakikatına ait bütün bilgileri bizzat O’ndan almıştır. Kur’an-i Kerim’den hüküm çıkarmak hususunda üstün bir kudret ve maharet sahibi idi. Ayet-i Kerimelerin ve hadis-i şeriflerin mana ve hakikatlarına hakkıyla muttali (öğrenmiş) idi.

Eshab-i Kiram’ın ve Tabiinin âlimleri, birçok ayet-i kerimelerin tefsirini O’ndan alıp bildirmişlerdir.

Hazreti Ebû Bekir (r.a.) in hadis ilminde de üstün bir hizmeti olmuştur. Resulullah (a.s.v.) in her haline ve her işine pek yakından vakıf bulunuyordu.

Eshab-i Kiram (r.anhum), birçok mes’elede Resulullah (a.s.v.) ın nasıl haraket etiğini Ebû Bekir (r.a) den soruyordu. Kendisinden, Hazreti Ömer bin Hattab, Osman bin Affan, Aliyyül-Mürteza, Abdurrahman bin avf, Abdullah bin Mesud, Abdullah ibni Abbas, Abdullah ibni Ömer, Hüzeyfetül-Yemâni, Zeyd bin Sabit (r.anhum.) ve daha bir çok sahabi hadis-i şerif rivayet etmişlerdir.

Resul-i Ekrem (Sallallahu alayhi ve selem) in vefatından sonra hemen hilafet işlerine başlaması ve meşgüliyetinin çok olması ve her işittiğini rivayet edecek kadar uzun yaşamamış olması sebebiyle rivayet ettiği hadis-i şeriflerin sayısı azdır. Bunların 142 adet olduğu kaynak eserlerde zikredilmektedir.

Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) den bizat işiterek rivayet ettiği hadis-i şeriflerin bazıları şunlardır;

-“Misvak ağız temizlemeğe, Cenab-i Hakk’ın rızasına kavuşmağa vesiledir.”

Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) den bizat işiterek rivayet ettiği hadis-i şerif;

-“Allah-u Teâlâ’dan ömrünüzün başında ve sonunda afiyet ve yakîn isteyiniz.”

Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) den bizat işiterek rivayet ettiği hadis-i şerif;

-“İmamlar (halifeler) Kureyştendir.”

Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) den bizat işiterek rivayet ettiği hadis-i şerif;

-“Doğruluğa ve iyiliğe dikkat edin, zira bu ikisi Cennete götürür. Yalandan ve kötülükten sakının, zira bunlar cehenneme götürür.”

Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) den bizat işiterek rivayet ettiği hadis-i şerif;

-“Peygamberler miras bırakmazlar. Onların bıraktıkları sadakadır.”

Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) den bizat işiterek rivayet ettiği hadis-i şerif;

-“Peygamberler, ruhunun kabz olunduğu yere (vetaf ettikleri yere) defin olunurlar.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Bekir Sıddık (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Bi’a-tür-Rıdvan (Hüdeybiye)

Hazreti Ebû Bekr-i Sıddık (Radiyallah-u anh)- 19

Ebû Bekr-i Sıddık (r.a.) ın, Fıkıh ilminde üstün bir yeri vardır. Eshabi Kiram (r.anhum) ın en büyük fakihlerindendi. Resul-i Ekrem (a.s.v.) in zamanında bile Fetva verirlerdi.

Resulullah (a.s.v.) tan yayılan bütün ilimlere ve feyizlere Ayna olmuştu. İslami ilimlerin her mes’elesini bilirdi. (ve hükümlerinin hepsine hakkıyla vakıftı) Eshab-i Kiram (r.anhum) in içinde“Fukaha-i seb’a” adı ile meşhur olan yedi büyük âlimden biri de Hazreti Ebû Bekir (r.a.) idi.

Fetvalarının adedi itibariyle bunların mutavasıtlarındandı. Kendi hilafeti devrinde kurulan dini müesseselerden (kuruluşlardan) biri de, “iftâ makamı” (fetva makamı) idi.

Bu kuruluşun en önemli görevi, fıkhı (dini meseleleri araştırıp, tetkik ve tahkik edip), dini hükümlerden icma’ ın (birliğin) hasıl olmasına çalışmaktı.

Müslümanların sorularına cevap vermek suretiyle, hem onlara faydalı olunuyor, hem de, ilmin gelişmesi temin ediliyordu (sağlanıyordu) İslamiyetin zimmılere (gayri Müslim vatandaşlara) tanıdığı bütün haklar eksiksiz yerine getirilmekteydi.

Hazreti Ebû Bekir (r.a.), tasavvuf iliminin bütün yüksek marifetlerine kavuşmuştu.

Resulullah (a.s.v.) ın kalbine akıtılan feyizlerin, marifetlerin hepsi O’na da verilmişti. Resulullah (a.s.v.) tan sonra Allah-u Teâlâ’yı en iyi tanıyan ve en çok ibadet eden O’dur.

Tasavvuf, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ın izinde bulunmak, O’nun gösterdiği yoldan ayrılmamaktır. İnsanların yaratılışları ayrı ayrı olduğu için Tasavvuf Yoları da ayrılmıştır.

Bu ümmetin sonra gelen evliyası, Resulullah (a.s.v.) tan gelen feyizlere, nurlara iki yoldan kavuşmuştur. Birisi nübüvvet yolu, diğeri de vilayet yoludur.

Müslümanlar, nübüvvet yolunun bütün marifetlerine, Hazreti Ebû Bekir (r.a.) Vasitesi ile kavuşmuşlardır. Eshab-i Kiram (r.anhum) in hepsi, Allah-u teâlâ’ya bu yoldan kavuştular.

Ebû Bekir sıddık (r.a.), neseb ilminde de yükselmişti. Arapların soylarına ait vak’aları (olayları) en iyi bilendi. Aralarındaki kan davalarını haleder, O’nun hakemliğine ve kararlarına itirazları olmazdı.

Hazreti Ebû Bekir (r.a.) in faziletleri, üstünlükleri çoktur. Bunların her biri, Kur’an-i Kerim’in, hadis-i şeriflerin ve eshab-i Kiram (r.anhum) ile diğer din âlimlerinin haber vermesiyle anlaşılmıştır.

Bu ümmet içinde, Peygemberimiz (a.s.v.) den sonra olma seadetinin sahibi, Ebû Bekir sıddık (r.a) dır. çünkü dini kuvvetlendirmek ve Peygamberlerin efendisine yardım etmek için, malını dağıtmakta, cihad etmekte ve şanını, şerefini kaybetmekte, öncelerin öncesi odur.

Ebû Bekir Sııdık (r.a.) ın diğer müslümanların en üstünü olmasının sebebi, imana gelmekte, malının çoğunu ve canını feda etmekte ve her türlü hizmette, başkalarının önünde bulunmasıdır.

Hadid suresinin onuncu ayetinde;

-”Mekke-i Mükerreme’nin fethinden önce malını veren ve cihad eden kimseye, fetihden sonra malını dağıtan ve cihad edenden daha büyük derece vardır. Allah-u Teâlâ hepsine Cennet’i va’d etti.” ayeti kerimesi, onun için indirilmiştir.

Ve yine Tevbe suresinin yüzüncü ayetinde;

-”Önce iman’a gelenlerden, her fazilette öne geçenlerden, hem Mekke’den gelen Muhacirlerden, hem de Medine’de bunları karşılayıp, yardım eden Ensar’dan, önde olanlardan ve iyilikte bunların izinde gidenlerden Allah-u Teâlâ razıdır. Onlar da, Allah-u Teâlâ’dan razıdır. Allah-u Teâlâ, onlara cenneti hazırladı. Cennette sonsuz kalacaklardır.” buyuruldu.

Fetih Suresi onsekizinci ayetinde;

-“Ağaç altında, sana söz veren mü’minlerden, Allah-u teâlâ elbette razıdır.” Müjdesine, Ebû Bekir (r.a.) da dahildir.

Nitekim resulullah (a.s.v.) de;

-“Ağaç altında benimle sözleşenlerden hiçbiri cehenneme girmez!” Buyurdu.

Bu sözleşmeye “Bi’at-ür-Rıdvan denir. Çünkü Allah-u teâlâ, bunlardan razıdır. Bunlar, bindörtyüz kişi idi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Bekir Sıddık (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Peygamber Efendimiz (a.s.v.) evinin sokağı

Hazreti Ömer-ül-Faruk (Radiyallahu anh-u);

Hazreti Ebû Bekir (r.a.) den sonra Eshab-i Kiram’ın en büyüğü ve Peygamberimiz (a.s.v.) in İkinci halifesi. Hulefa-i Raşidin’den ve Aşere-i Mübeşşere’den yani Cennetle müjdelenen on kişiden biridir.

Hicretten kırk sene önce Mekke’de doğdu. Dokuzuncu dedesi olan Ka’b’da soyu Peygamberimiz (a.s.v.) in soyu ile birleşir. Babası Hattab Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinden, annesi Hanteme bint-i Hişam Ebû Cehil’in kızkardeşi idi. Künyesi Ebû Hafs’dır.

İslam’dan önceki Mekke toplumunda doğup büyüyen Hazreti Ömer (r.a.) nesep ilmini (soy kütüğü) iyi bilirdi. Gençliğinde ata biner ve güreş yapardı. Babasının koyunlarını güderdi.

Daha sonra ticaretle meşgül olmuş ve çeşitli memleketlere gitmiştir. Ayni zamanda Kureyş’in ‘sefiri’ yani elçisi’ idi.

Hicaz bölgesinin o zaman en meşhur ve en büyük panayırı olanUkaz’ panayırında defalerce güreşte birinci oldu. Ayrica hitabetinin üstünlüğü ve ata binmekteki mahareti ile meşhur olmuştur.

Eğer’e dokunmadan ata binerdi. Sol elini sağ eli gibi iyi kullanırdı. Çok heybetli, cesur ve çok kuvvetli idi. Edebinden, hayasından Resulullah (a.s.v.) in huzurunda o kadar yavaş konuşurdu ki;

Peygamberimiz (s.a.v.);

-“Yüksek söyle ya Ömer işitemiyorum.” Buyururdu.

Peygamberimiz (a.s.v.) bir gün gördü ki, Hazreti Ömer ile Ebû Cehil bir yerde oturmuşlar, gizli gizli bir şeyler konuşuyorlardı.

O gece Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem);

-“Ya Rabbi bu, İslâm Dinini Ömer ile yahut Eb’u Cehil ile kuvvetlendir.” Diyerek dua etti.

Peygamberimiz (a.s.v.) duası üzerine Hazreti Ömer (r.a.) Müslüman olmakla şereflendi.

Hazreti Ömer (r.a.) in Müslüman olması;

Bi’setin yani Resulullah (a.s.v.) a peygamber olduğunun bildirildiği günün altıncı yılında, Resulullah (a.s.v.) ın amcası Hazreti Hamza (r.a.) imana gelmiş, Müslümanlar çok kuvvetlendi. Çok sevindiler. Bu iş Kureyş kafirlerine güç geldi.

İleri gelenler toplandılar;

-“(Muhammed (s.a.v.) in adamları çoğalıyor. Bunu önlemeğe çare bulalım.”) dediler. Ve her biri bir şey söyledi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ömer-ül-Faruk (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Eshab-i Kehf mağarasi (Tarsus)

Hazreti Ömer-ül Faruk (radiyallah-u anhu)- 2

Ebû Cehil;

-“(Muhammed (s.a.v.) i öldürmekten başka çare yoktur. Bunu yapana şu kadar deve, bu kadar da altın veririm.”) dedi.

Ömer bin Hattab (r.a.) yerinden fırladı;

-“(Bu işi, Hattab oğlundan başka yapacak yoktur.”) dedi.

Onu alkışladılar;

-“(Haydi Hattab oğlu! Görelim seni.) dediler. Ömer bin Hattab (r.a.), Kılıcını çekerek yol düştü.

Yolda Nu’aym bin Abdullah’ a rastladı.

-“(Bu şiddet, bu hiddetle nereye Yâ Ömer?” dedi.

Hazret-i Ömer (r.a.) de;

-“Millet arasına ikilik sokan, kardeşi kardeşe düşman eden Muhammed (a.s.v.) i öldürmeğe gidiyorum.” Dedi.

Nu’aym bin Abdullah;

-“(Ya Ömer! Güç bir işe gidiyorsun. O’nun Eshab-i, çevresinde, pervane gibi dolaşıyor, O’na bir şey olmasın diye titreşiyorlar. O’na yaklaşmak çok zordur. O’nu öldürsen bile Abdulmuttalib oğullarının elinde yakanı nasıl kurtarabilirisn?”) dedi.

Hazreti Ömer (r.a.) O’nun bu sözlerine çok kızdı;

-“Yoksa sende mi onlardan oldun? Önce senin işini bitireyim.” Diye kılıca sarıldı

Nu’aym bin Abdullah;

-“(Ya Ömer! beni bırak! Kardeşin Fatima ile, zevci Sa’id bin Zeyd’e git ki, ikisi de Müslüman oldu.”) dedi.

Hazreti Ömer (r.a.) Onların Müslüman olduğuna inanmadı.

Nu’aym bin Abdullah;

-“(Eğer inanmazsan, git sor! Anlarsın.”) dedi.

Bu işi başarırsa, din ayrılığı ortadan kalkacak, fakat Arapların âdeti olan kan davası hasıl olacaktı. Kureyş ikiye bölünecek, birbiri ile çarpışacaktı. Böylece, değil yalnız Ömer bin Hattab, bütün Hattab oğulları öldürülecekti.

Fakat Ömer bin Hattab (r.a.), çok kuvvetli, cesur ve öfkeli olduğundan bunları düşünememişti. Kardeşini merak edip, hemen evlerine gitti.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ömer-ül-Faruk (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Eshab-i Kehf mağarası girişi (Tarsus)

Hazreti Ömer-ül Faruk (radiyallah-u anhu)- 3

Kardeşini merak edip, hemen evlerine gitti. O anlarda (Taha) suresi yeni gelmiş, Sa’id (r.a.) ile Fatima (r.anha), bunu yazdırıp, Habib bin Eret (r.a.) adındaki sahabiyi evlerine getirmiş, okuyorlardı.

Ömer bin Hattâb (r.a.), bunların sesini duydu.

Kapıyı çok sert çaldı. O’nu kılınç belinde, kızgın görünce, yazıyı sakladılar. Habbâb (r.a.) ı gizlediler. Sonra kapıyı açtılar.

Ömer (r.a.) içeri girince;

-“(Ne okuyordunuz?)” dedi.

Onlar;

-“Bir şey yok.” Dediler.

Hazreti Ömer (r.a.) kızgınlığı artarak;

-“(İşittiğim doğru imiş, siz de O’nun sihrine aldanmışsınız.)” dedi.

Sa’id (r.a.) i yakasından tutup, yere attı. Fatima (r.anha) kocasını kurtarmaya çalışırken, onun yüzüne de öfkeli bir tokat indirdi. Yüzünden kan akmaya başladığını görünce, kardeşine acıdı. Fatima (r.anha) nın canı yandı. Kana boyandı ise de, iman kuvveti, kendisini harakete getirip,

Allah-u Teâlâ’ya sığınarak;

-“Ya Ömer! Niçin bize böyle yapıyorsun? Allah’dan utanmaz mısın? Ayetler ve mu’cizeler ile gönderdiği Peygamber (a.s.v.) e inanmaz mısın? İşte ben ve zevcim, Müslüman olmakla şereflendik. Başımızı kessen, bundan dönmeyiz.” Dedi.

Ve kelime-i Şehadeti okudu. Hazreti Ömer (r.a.) yere oturdu.

Yumuşak sesle,

-“(Hele şu okuduğunuz kitabı çıkarınız.)” dedi.

Fatima (r.anha);

-“Sen abdest veya gusül abdesti almadıkça onu sana vermem.” Dedi.

Hazreti Ömer (r.a.) abdest aldı. Ondan sonra kur’an sahifesini Fatima (r.anha) getirdi. Ona verdi.

Hazreti Ömer (r.a.), güzel okuma bilirdi. Taha suresini okumağa başladı. Kur’an-i Kerim’in fesahatı, belağatı, manalar ve üstünlükleri kalbini çok yumuşattı.

-“Göklerde ve yer yüzünde ve bunların arasında ve toprağın altındaki şeyler hep O’nundur.” Ayetini okuyunca,

Derin derin düşünmeye daldı.

-“(Ya Fatima! Bu bitmez tükenmez varlıklar, hep sizin tapdığınız Allah’ın mıdır?)” dedi.

Kardeşi Fatima (r.a.);

-“Evet, öyle ya! Şüphe mi var?.” Dedi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ömer-ül-Faruk (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Eshab-i kehf mağarası (Tarsus)

Hazreti Ömer-ül Faruk (Radiyallah-u anhu)- 5

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem), Hazreti Ömer (r.a.) i tebessüm buyurarak karşıladı ve;

-“Bırakınız, yanından ayrılınız.” Buyurdu.

Bıraktılar Hazreti Ömer (r.a.) Resulullah (a.s.v.) önünde diz çökdü.

Resulullah (a.s.v.) Hazreti ömer (r.a.) i kolundan tutup;

-“İmana gel Ya Ömer!” buyurdu.

Hazreti Ömer (r.a.) da, temiz kalb ile Kelime-i şehadeti söyledi. Eshab-i Kiram (r.anhun), sevinçlerinden yüksek sesle tekbir getirdi.

O zaman kadar gizli imana gelirlerdi. Hazreti Hamza (r.a.) nın ve üç gün sonra Hazreti Ömer (r.a.) in Müslüman olması ile, Müslümanlar kuvvetlendi.

Hazreti Ömer (r.a.);

-“Kardeşlerimiz ne kadardır?” dedi.

Cevab verildi;

-“Seninle  k ı r k  olduk.” Dediler.

Hazreti Ömer (r.a.);

-“Öyle ise, ne duruyoruz? Haydi çıkalım!” dedi.

Resulullah (s.a.v.) kabul buyurdu.

Önde Hazreti Ömer (r.a.), sonra Hazreti Ali (r.a.), ondan sonra Resulullah (s.a.v.), sağında Hazreti Ebû Bekir, solunda Hazreti Hamza (r.a.), arkasında öteki sahabiler (r.anhum) yürüyerek Harem-i Şerife gittiler.

Kureyşin ileri gelenleri, orada hazreti Ömer (r.a.) den müjde bekliyorlardı

-“(Ömer Muhammedileri toplamış getiriyor.)” dediler. Sevindiler.

Ebû Cehil, zeki, cin fikirli olduğundan bu gelişi beğenmedi.

İleri varıp;

-“(Ya Ömer! Bu ne)” dedi.

Hazreti Ömer (r.a.) hiç aldırış etmeden;

-“Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resulullah.” Dedi.

Ebû cehil, ne diyeceğini şaşırdı. Dona kaldı.

Hazreti Ömer (r.a.) bunlara dönerek;

-“Beni bilen bilir, bilmeyen bilsin ki, Hattab oğlu Ömer’im. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen, yerinden kıpırdasın.” dedi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ömer-ül-Faruk (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Eshab-i Kehf Camisi (Tarsus)

Hazreti Ömer-ül Faruk (Radiyallah-u anhu)- 6

Hepsi geriye çekilip dağıldılar. Ehl-i İslam, Harem-i şerif’de saf olup, yüksek sesle tekbir aldı. İlk olarak meydanda namaz kıldılar.

Hazreti Ömer (r.a.), o günden sonra dayısı Ebû Cehle ve kafirlerin ileri gelenlerine meydan okudu.

Hazreti Ömer (r.a.) müslüman olunca;

-“Ey Peygamberim sana Allah ve mü’minlerden, senin izinde gidenler yetişir.” Meâlindeki Enfâl sûresi altmışdördüncü âyeti indi.

Hazreti Ömer (r.a.) Müslüman olduktan sonra hicrete kadar Resulullah (a.s.v.) in yanından ayrılmadı. O’da diğer Müslümanlarla birlikte İslamiyetin yayılmasında hizmet etti.

Müşriklerin safha safha ilerletikleri düşmanlıları ve işkenceleri karşısında dikilip kahramanca mücadele etti.

Eshab-i Kiram mekke’den Medine’ye gizli hicret ederken, Hazreti ömer (r.a.) açıkça hicret etti.

Hicreti şöyle oldu;

Kılıcını kuşandı yanına oklarını ve mızrağını alıp Kâ’be’yi açıkça 7 defa tavaf etti.

Orada bulunan müşriklere yüksek sesle şunları söyledi;

-“İşte ben de dinimi korumak için Allah yolunda hicret ediyorum. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak, anasını ağlatmak isteyen varsa önüme çıksın.”

Böylece yanında 20 Müslüman ile açıkça Medine’ye hicret etti. Medine’ye daha önce varıp Resulullah (s.a.v.) in teşrif etmekte olduğunu müjdeledi. Kuba’ya yerleşip Peygamber Efendimiz (s.a.v.) i karşıladı.

Hicretten sonra Eshab-i Kiram (r.anhum) arasında yapılan kardeşlikte Hazreti Ömer de Utban bin Mâlik (r.anhum) ile kardeşlık kurmuştu.

Hergün biri nöbetleşe Resulullah (a.s.v.) ın huzurunda bulunur, duyduklarını birbirlerine naklederlerdi. Abdullah bin Zeyd bin Sa’lebe ve Hazreti Ömer (r.a.) rüyada ezan okunmasını görüp Peygamberimiz (s.a.v.) e söylediler.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) bunu beğenip namaz vakitlerinde okunmasını emir buyurdu;

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ömer-ül-Faruk (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu