‘Menkıbeler’ olarak etiketlenmiş yazılar

Kâ’be-i şerif (eski resim) Osmanlıların inşa ettikleri Ecyed kalesi

Hazret-i Zeyneb Binti Cahş (Radiyallah-u anha) -2

Hz. Zeyneb’in, Zeyd bin Hârise ile nikâhlanıp evlenmesi ile, Eshâb-ı kirâm arasında hâlâ devam eden bir çok örf ve âdetlerin (gelenek görenek) ortadan kalkması sağlanmıştır. Meselâ önceleri halk zannederdi ki, evlâd edinilmiş, bulunan kimse, kendi öz evlâdı hükmünü almaktadır. Cenâb-ı Hak, son Peygamberi vasıtasıyla amelen bu hususu değiştirmiş ve ortadan kaldırmıştır. Hür kimse ile köleyi aynı seviyede tutmuştur. Aradaki imtiyazı ortadan silip atmıştır. Hz. Zeyd gibi bir köleyi, Benî Hâşim ile aynı seviyeye getirmiştir. Fransız’ların edebsiz şâiri Volter, Resûlullahın (s.a.v.) Hz. Zeyneb’i zevceliğe kabul buyurmasını, tarihlere, vak’a ve haberlere taban tabana zıd ve uydurma, adî ve alçak iftiralarla, şiir düzerek bir tiyatro kitabı yazmıştır. Edebiyat ve fikir adamına yakışmayan bu çirkin, iğrenç yazısı, kendisini aforoz etmiş olan, büyük düşmanı papanın hoşuna gitmiş, kendisini okşayıcı mektub yazmıştır. Müslümanların halifesi, Sultan ikinci Ajbdülhamid Hân, bu piyesin sahnede oynatılacağını işitince, Fransa ve İngiltere husûmetlerine ültimatom vererek hemen önlemiş, bütün insanlığı, yüz kızartıcı, aşağılıklardan kurtarmışdır.

 Hz. Zeyneb’in düğün gecesi Peygamber efendimizin bir mucizesi daha görüldü. Duasının bereketiyle az yemek çoğaldı. Bütün davetliler yediği halde, Enes bin Mâlik’in (r.a.) annesi Ümmü Süleym’in gönderdiği yemek hiç azalmadı. Enes bin Mâlik, (r.a.) “Üçyüz kişi kadar yediği halde Peygamberimiz yemeği kaldır buyurmasıyla kabtaki yemeğin ortaya koyduğum zamanda mı çoktu, yoksa kaldırdığım zamanda mı? anlıyamadım” buyurdular.

 Hz. Zeyneb, ihsanı, sadakayı pekçok severdi. El işlerinde de mahir idi. İşlediği şeyleri ve eline geçen herşeyi akrabasına ve fakirlere verirdi. Hz. Resûlullah; Hz. Zeyneb’in vefâtını şu hadîs-i şerîf ile haber verdi: “Zevcelerim arasında, bana en önce kavuşacak olanı, eli uzun olanıdır” Peygamber efendimizin (s.a.v.) pek çok iltifatına kavuşarak, yüksek makamlara sahip oldu. Sadaka ve ihsanı o kadar çoktur ki; Hz. Resûlullah’ın vefâtından sonra, halife Ömer (r.a.) Ezvâc-ı Mutahherâtın her birine onikibin dirhem verirdi. Bunu alır almaz hepsini sadaka eder, dağıtırdı. Nesilden nesile intikal eden bir menkıbede Hz. Zeyneb, Hz. Ömer’den hediyye gelince, O’na duâ etti. “Buna benden daha fazla ihtiyaç sahipleri vardır. Onu şuraya koyun, üzerini örtün” sonra kendisinin bir peçesini parçalayarak onu kese yaptı ve bu keselerle parayı akrabalarından muhtaç olanlara ve yetimlere dağıttı. Sonra da elini kaldırarak, “Allahım, bundan sonra bana Ömer’in atiyyesini nasib etme” buyurdu. Hakikaten o sene vefât etti. Resûlullahdan sonra, Zevcât-ı tâhirât (r.anhünne) arasında, en önce vefât eden budur.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Hazret-i Zeyneb Binti Cahş (Radiyallah-u anha) nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Cennet-ül Baki’ kabristanlığı (Medine-i Münevvere)

Hazret-i Zeyneb Binti Cahş (Radiyallah-u anha) -3

Hz. Zeyneb, Hicretin yirminci yılında elliüç yaşında Medine’de vefât etti. Na’şının, Peygamberimizin Serir’i üzerine konularak taşınmasını vasiyet ettiğinden, öyle yapıldı. Cenaze namazını Halife Hz. Ömer kıldırdı. Tabutu Baki’ Kabristanlığına getirilirken kardeşi Ahmed bin Cahş âmâ haliyle ağlıyordu. Hz. Ömer, Ahmed’in ağlamasını işitince “Ey Ahmed, tabuttan uzaklaş! Cemâat seni sıkıştırmasın. Zeyneb’in tabutunu taşımak için kalabalık fazlalaşıyor” buyurdu. Ahmed ise; “Yâ Ömer! Bu her türlü hayır ve bereketi sayesinde kazandığımız kız kardeşimizdir. Bu ağıt yüreğimdeki ateşi soğutuyor.” dedi. Defn edileceği esnada Hz. Ömer, Zevcâtı Tâhirâta, Hz. Zeyneb’i kimin kabre koyabileceğini sordu; Sağlığında O’nu görmek, kimlere helâl ise, kabrine de onlar girer, indirirler!” Cevâbı üzerine; Muhammed bin Abdullah bin Cahş, Üsâme bin Zeyd, Abdullah bin Ubey, Ahmed bin Cahş ve Muhammed bin Talha kabre indirdiler. Bunlar hep yakın akrabasıydı. Hz. Âişe, onun vefâtı üzerine, “O se’âdetli ve iyi hatun aramızdan gitti. Yetimler ve dullar hamisiz kaldılar.” buyurdu. Hz. Âişe, Hz. Zeyneb’i çok medh ve sena ederdi. O’nun hakkında “İster dînî muameleler olsun, ister takva ve sadâkat olsun, ister sıla-i rahm olsun, isterse cömertlik ve fedâkârlık olsun, Zeyneb’den daha iyi hiçbir hatun yoktur.” Yine “Resûlullahın (s.a.v.) zevceleri içinde Zeyneb’den başka kimse, zat-ı se’âdetlerine yakınlık bakımından benimle boy ölçüşemez.” ve tekrar “Allahü teâlâ, Zeyneb binti Cahş’a rahmet eyleye. Hakikaten dünyâda onun mertebesinde hiç bir hatun yoktu. Hak teâlâ, Nebîsini onunla evlenmeye sevk eyleyip, Kur’ânın bazı ahkâmını indirmiştir” buyurdu. Hz. Ümmü Seleme de, Hz. Zeyneb hakkında: “Zeyneb salih, oruç tutan ve ibâdetle vakit geçiren bir hatundu.” buyurdu. Çok hassastı. Kuvvetli bir edebiyatçıydı. Onbir hadîs-i şerîf nakil etti. Bunlardan biri;

 “Allahü teâlâya ve âhiret gününe îmân eden bir kadının zevcinden başka bir ölü için üç günden fazla yas tutması helâl değildir. Lâkin kadını zevcine karşı dört ay on gün teessürünü ifâde eder.”

KAYNAKLAR

1) Tabakât İbn-i Sa’d cild-8, sh-101

2) Üsüd-ül-gâbe cild-5, sh-463, 464

3) El-İsâbe, cild-4, sh-313

4) El-İstiâb cild-4, sh-313

5) Târîh-i hamîs cild-1, sh-563, 564

6) Sahîh-i Buhârî cild-6, sh-122, 25, 26

7) Sahîh-i Müslim cild-4, sh-149, 152

8) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye 34. baskı, sh-334, 975, 1088, 1089           

Cild; 1

Sh; 167-169

İslam âlimleri ansiklopedisi

Kaynaklar;

(1-Tabakat ibn-i Sa’d cild; 8 sahife; 101)
(2-Üsüdül-gâbe cild; 5 sahife 463-464)
(3-el-İsabe, cild; 4 sahife; 313)
(4-Tarihi Hamis cild; 1 sahife 563-564)
(5-Tarih-i hamis cild; 1 sahife 563- 564)
(6-Sahihi buhari cild; 6 sahife 1122-25-26)
(7-Sahihi Müslim cild; 4 sahife 149- 152)
(8-Tam ilmihal seadet-i Ebediye 34. baskı sahife; 334-975-1088-1089)

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Hazret-i Zeyneb Binti Cahş (Radiyallah-u anha) nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Kâ’be-i Şerif (Eski resim)

Hazret-i Cüveyriyye bintü’l- Haris (Radiyallah-u anha);

Peygamber efendimizin muhterem hanımlarından biri. Benî Mustalak kabilesi reisi Hâris bin Dırâr’ın kızıdır. Nesebi (silsilesi), Cüveyriyye binti Hâris bin Ebî Dırâr bir Hubeyd bin Cudeyme el-Mustalakî olduğu gibi bu silsilenin devamı olarak, bin Âmr İbni Rebîa bin Hârise bin Âmr el-Muzâiyye el-Mustalâkiyye’dir.

 Hicretin beşinci yılında (m. 626) yapılan Benî Mustalak (veya Benî Müreysî) gazvesinde esir alınmıştı. Bu gazvede babası kaçarak canını kurtarmış, fakat, kızı ve kabilesinden 600 kişi esir düşmüştü. Esirlerin taksiminde Cüveyriyye (r.anha) Hz. Sâbit bin Kays’a düştü. Hz. Cüveyriye, Sâbit tarafından satılığa çıkarıldığında babası Hâris kızını almak için bir sürü deve getirdi. Bunların içinde çok iyi cins olan iki deveye kıyamayıp, şehir dışında sakladı. Hâris, Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) huzuruna geldiğinde, Resûlullah efendimiz (s.a.v.) “Falan yerde sakladığın iki deveyi getir” buyurdu. Hâris, bu duruma çok şaşırdı. “Şehâdet ederim ki, Allah’tan başka tapılacak kulluk edilecek hak bir mabud, ilâh yoktur ve sen Onun elçisisin. Allahü teâlâya yemin ederim ki, Allahtan başka kimsenin bundan haberi yok idi” dedi. Böylece iki oğlu ve kabilesinden birçok insanla beraber müslüman oldu. Resûlullah (s.a.v.) develeri alıp, Hârise kızını geri verdi. Babası, ağabeyleri ve kabilesinden birçok insandan sonra, Cüveyriyye (r.anha) müslüman oldu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Hazret- i Cüveyriyye bintü’l- Haris (Radiyallah-u anha) nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

 

Medine-i Münevvere (Eski fotoğraf)

Hazret-i Cüveyriyye bintü’l- Haris (Radiyallah-u anha) – 2

Yirmi yaşlarında müslüman olan Cüveyriyye’yi (r.anha) Resûlullah efendimiz babasından isteyip, kendilerine nikâhladılar ve 400 dirhem mehir takdir ettiler.

 Resûlullah (s.a.v.) O’nunla evlendikten sonra, Berr olan ismini Cüveyriyye’ye çevirdi, İslâm tarihinde de, bu isimle anılmaya başlandı.

 Eshâb-ı kirâm (aleyhimürrıdvan), Resûlullah’ın (s.a.v.) Cüveyriyye’yi (r.anha) nikâhladığını duyunca: “Biz Resûlullah’ın (s.a.v.) ailesinin, annemizin akrabalarını hizmetçi olarak kullanmaktan haya ederiz” dediler. Bu hal yüzlerce esirin azâd olmasına vesile oldu. Cüveyriyye (r.anha) bu hali söyliyerek her zaman öğünürdü. Hatta denildi ki: “Cüveyriyye (r.anha)’nın mehri bütün Mustalak kabilesinin azâd edilmesi oldu.”

 Bu ciheti takdir eden Âişe (r.anha) “Ben Cüveyriyye kadar kavmine hayrı dokunan kadın görmedim. Mustalakoğullarından yüzlerce kişi Cüveyriyye sayesinde esirlikten kurtulmuştur,” demiştir.

 Peygamber efendimiz, evlenmelerinin hepsini Âişe (r.anha)’yı Allahü teâlânın emri ile nikâhladıktan sonra yaptı. Bunlar dînî, siyâsî veya merhamet ve ihsan ederek yapılan evlenmelerdir. (Bkz. Muhammed aleyhisselâm). Nitekim Cüveyriyye (r.anha) ile olan evlenme de böyledir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Bütün zevcelerimle evliliklerim ve kızlarımı evlendirmem, hepsi Cebrâil (a.s.)’ın Allahü teâlâdan getirdiği izinle olmuştur.”

 Hz. Cüveyriyye, Resûlullah (s.a.v.) ile birlikte, diğer hanımları gibi, sırası geldiğinde zaman zaman muhtelif gazvelere iştirak etmiştir. Cüveyriyye (r.anha) izzet-i îmân sahibi metanetli bir hatun idi. Aynı zamanda çok ibâdet ederdi. Peygamber efendimiz O’nun yanına geldiklerinde O’nu çok zikir yapar, kelime-i tevhid söyler bulurdu.

 Peygamberimiz (s.a.v.)’den bizzat işiterek rivâyet ettiği hadîs-i şerîfler yedi tanedir. Kendisinden, İbn-i Abbas, İbn-i Ömer, Ubeyd İbn-i Sibik v.b. hadîs-i şerîf nakletmişlerdir.

 İbn-i Abbas (r.a.), Cüveyriyye’den (r.anha) şöyle rivâyet etti:

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Hazret- i Cüveyriyye bintü’l- Haris (Radiyallah-u anha) nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

 

Cennet-ül Baki’ kabristanlığı (Çok eski fotoğraf)

Hazret-i Cüveyriyye bintü’l- Haris (Radiyallah-u anha) – 3

“Bir sabah camide ibâdetle meşgul idim. Resûlullah (s.a.v.) uğradığında Sübhanallah zikrim yapıyordum. Resûlullah bir haceti (ihtiyacı) için dışarı çıktılar, öğle üzeri tekrar geldiler ve yine ben aynı zikir ile meşgul idim. Buyurdular ki “Sen hep böyle mi yaparsın?” “Evet” dedim. Tekrar “İstersen sana bir kaç kelime öğreteyim de bu kelimeleri söyleyesin ve hem senin nafile ibâdetlerin yerine geçe” buyurdular ve şu duayı öğrettiler. “Sübhanallahi adede halkıhî (3 defa) Sübhanallahi zînete Arşihî (3 defa), Sübhanallahi ridâ nefsihî (3 defa), Sübhanallahi midâde Kelimâtihî (3 defa).”

 Hicrî 56 (m. 576) yılında Medine’de vefât etmiştir. Mervân bin Hakem tarafından namazı kılınıp, Bakî’ Kabristanlığına defn edilmiştir.

 Ebû Eyyûb’ün Cüveyriyye (rsanha)’dan bildirdiği hadîs-i şerîfte “Bir Cuma günü, Peygamber efendimiz, Cüveyriyye (r.anha)’nın yanına gelmişlerdi. O gün Hz. Cüveyriyye oruçluydu. Peygamber efendimiz O’na “Yarın oruç tutacak mısın?” diye sordular. Cüveyriyye (r.anha) “Hayır” diye cevap verdi. Tekrar “Dün oruçlu mu idin?” diye sordular. Cüveyriyye, (r.anha) “Hayır yâ Resûlallah” diye cevap verdi. Bunun üzerine Resûlullah “Öyle ise iftar et (orucunu boz)” buyurdular.

 Ümmü Osman’ın Cüveyriyye (r.anha)’dan bildirdiği hadîs-i şerîfte Peygamber efendimiz buyuruyorlar ki: “Erkeklerden kim ipek elbise giyerse, Atlahü teâlâ kıyâmet günü O’na ateşten bir elbise giydirir.” 

KAYNAKLAR

1) Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-8, sh-116

2) El-İsâbe cild-4, sh-265

3) El-İstiâb cild-4, sh-358

4) Üsûd-ül-gâbe cild-5, sh-420

5) El-Â’Iâm cild-2, sh-148

6) Sıfat-us-Safve cild-2, sh-26

7) İbn-i Hişâm cild-4, sh-398

8) Kâmûs-ül-A’lâm cild-3, sh-1854

9) Mevahib-i Ledünniyye cild-1, sh 218

10) Envâr-ül-Muhammediyye sh-155

11) Müsned-i Ahmed bin Hanbel cild-4, sh-324, 429

12) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye sh-995          

Cild; 1

Sh; 169-170

İslam âlimleri ansiklopedisi

Kaynaklar

(1-Tabakat-ı İbn-i Sa’d cild 8, sahifa; 116)

(2-el-İsabe cild-4 sahife; 265)

(3-el-İstiâb cild; 4 sahife 358)

(4-Üsud-ül-gabe cild 5, sahife; 420)

(5-el-Â’lem cild; 2 sahife; 148)

(6-Sıfat-us-Safve cild; 2 sahife 26)

(7-İbn-i Hişam cild; 4 sahife; 398)

(8-Kamus-ül Â’lem cild; 3 sahife; 1854)

(9-Mevahib-i Ledünniyye cild 1 sahife; 218)

(10-Envar-ül Muhammediyye sahife; 155)

(11-Müsned-i Ahmed bin Hanbel cild 4 sahife 324- 329)

(12-Tam ilmihal Se’âdeti Ebediyye sahife 995)

 

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Hazret- i Cüveyriyye bintü’l- Haris (Radiyallah-u anha) nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

 

 

DSC06860   Fuad Yusufoğlu Fatimet-üz-Zehra Radiyallah-u Anha'nın hırkaları

Fatimat-üz-Zehra Radiyallah-u anha’nın hırkaları

Fatima-tüz Zehra (Radiyallah-u anha);

Resûlullah’ın (s.a.v.) Hz. Hadîce-tül Kübrâ’dan olan dört kızından en çok sevdiği. Hicretten 13 yıl evvel Mekke’de doğdu. Hicretin ikinci yılında Hz. Ali ile evlendirildi. O zaman Hz. Ali yirmibeş, Hz. Fâtıma da onbeş yaşına gelmiş idi. Resûlullah’ın (s.a.v.), soyu yalnız Hz. Fâtıma’dan olan Hz. Hasan ve Hüseyin’le devam etti. Hz. Fâtıma’nın Hasan, Hüseyin, Muhsin isminde üç oğlu ile iki kızı oldu. Muhsin küçük yaşta vefât etti.

 Hz. Alî, Hz. Fâtıma, Hasan ve Hüseyin’e (r.a.) (Ehl-i Beyt, veya (Âl-i Aba) denir. Hz. Meryem’den sonra, bütün kadınların en üstünüdür. Aklı, zekâsı, hüsnü cemâli (güzelliği) zühdü (dünyâya düşkün olmaması), takvası (haramlardan kaçınması) ve güzel ahlâkı ile bütün insanlara çok güzel bir örnektir. Yüzü pek beyaz ve parlak olduğundan (Zehra) denildi. Zühd ve dünyâdan kesilmekte en ileri olduğu içindir ki; (Betül), Çok temiz demişlerdir. Âyet-i kerîme ve hadîs-i şerifler ile medh olundu. Resûlullah’ın (s.a.v.) vefâtından sonra güldüğü hiç görülmemiştir. Peygamberimizden sonra altı ay daha yaşayıp onbirinci yılda Ramazan-ı Şerif’in 3. günü vefât etti.

 Hz. Fâtıma, Resûl-i ekreme (s.a.v.) Peygamberliği bildirildiği sene dünyâya teşrif etmişlerdir. En küçük kızları idi. Annesi Hz. Hadîce Resûlullah’ın (s.a.v.) ilk zevcesidir (hanımıdır). Hz. Hadîce çok zengin ve âlim, akıllı idi. Bütün malını Resûlullah’a bağışladı. Yirmidört sene çok iyi hizmet etti. Hicretten üç yıl önce, altmışbeş yaşında Mekke’de vefât eti. İlk imâna gelen hür kadındır.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Fatima-tüz Zehra (Radiyallah-u anha) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Kâ’be-i Şerif

Fatima-tüz Zehra (Radiyallah-u anha)- 2

Hz. Fâtıma annesi vefât ettiği zaman 10 yaşlarında idi. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîm’de, Ehl-i Beyt’e buyuruyor ki “Allahü teâlâ sizlerden ricsi ya’ni her kusur ve kirleri gidermek istiyor ve sizi tam bir taharet ile temizlemek irâde ediyor.” Eshâb-ı kirâm sordular. Yâ Resûlallah! Ehl-i Beyt kimlerdir? O esnada, İmâm-ı Ali geldi. Mübârek paltosu altına aldılar. Fâtıma-tüz-Zehra da geldi. Onu da yanına aldılar, İmâm-ı Hasan geldi Onu da bir yanına, İmâm-ı Hüseyin geldi. Onu da öbür tarafına alarak “İşte bunlar, benim Ehl-i Beyt’imdir.” buyurdular. Bu mübârek insanlara Âl-i Âba ve Âl-i Resûl denir.

 İmâm-ı Hasen ve İmâm-ı Hüseyin (r.a.) küçük iken hastalanmışlardır. Pederleri ve valideleri Fâtıma-tüz-Zehra ve hizmetçileri Fıdda, çocuklar iyi olunca üçü de hasta iken adadıkları orucu tuttular. Birinci gün, iftar için hazırladıkları yemeği, o esnada kapılarına gelen yetimlere vererek yemek yemeden ikinci günün orucuna başladılar. O akşam iftarlığını da, yine o saatde kapıya gelip (Allah için bir şey verin!) diyen fakir ve miskinlere verdiler. O gece de yemek yemeden, üçüncü günün orucuna başladılar. O akşam dahi, kapılarına gelen fakiri boş çevirmemek için, iftarlıklarını ona verdiler. Bunun üzerine Âyet-i kerîme geldi ve Allahü teâlâ buyurdu ki; “Bunlar, adaklarını yerine getirdiler. Uzun ve sürekli olan kıyâmet gününden korktukları için, çok sevdikleri ve canlarının istediği yemekleri miskin, yetim ve esirlere verdiler. Biz bunları, Allahü teâlânın rızâsı için yedirdik. Sizden karşılık olarak bir teşekkür, birşey beklemedik, bir şey istemeyiz dediler. Bunun için Cenâb-ı Hak, onlara şerâb-ı tahûr içirdi.”

 Ehl-i beyti nebeviyi sevmek, âhirete imân ile gitmeğe, son nefeste selâmete kavuşmağa sebep olur. Server-i âlem (s.a.v.) bir hadîs-i şerîfde buyurdu ki: “Ehl-i beytim, Nuh aleyhisselâmın gemisi gibidir. Onlara tâbi olan, selâmet bulur. Geri kalan helâk olur.”

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Fatima-tüz Zehra (Radiyallah-u anha) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Hatim (İsmail Aleyhis Selam hücresi)

Fatima-tüz Zehra (Radiyallah-u anha)- 4

Hicretleri: Resûlullah (s.a.v.), Medine-i Münevvere’ye, Allahü teâlânın emriyle hicret ettikten sonra, hanımı Sevde, kızları Ünmmü Gülsüm ve Hz. Fâtımayı getirmeleri için, Zeyd bir Hârise ile Ebû Râfî’i Mekke’ye gönderdi. Onlara 500 dirhem gümüş ile iki deve verdi. Zeyd ile Ebû Râfi Mekke’ye gittiler. Hazret-i Resûlullahın kızları Ümmü Gülsüm, Fâtıma-tüz-Zehra, Sevde (r.anha) Zeyd’in (r.a.) zevcesi Ünmmü Eymen’i ve oğlu Üsâme’yi (r.a.) alıp beraber Medine’ye geldiler.

 Nikâhlanmaları: Fâtıma-üz-Zehra’nın (r.anhâ) küçük yasta iken, annesi Hadîce-tül-Kübra (r.anha) vefât ettiği için, Resûlullah (s.a.v.) bulûğ yaşına kadar yanından ayırmadı. Onu en iyi şekilde yetiştirip terbiye etti. Birgün Hz. Fâtıma bir hizmet için Resûl-i ekremin (s.a.v.) huzuruna girmişti. Resûlullahın (s.a.v.) mübârek nazarları kerîmelerine ilişti. Evlenme çağına eriştiğini müşahede ettiler. Nikahları hicretin ikinci senesinde vâki oldu. Ümmü Seleme ve Selmân (r.a.) dan rivâyet olunmuştur ki: Hz. Fâtıma bulûğ çağına erdikte Kureyşten çok kimseler istedi. Resûl aleyhisselâm kimsenin sözüne iltifat etmeyip “Onun işi, Hak teâlânın buyruğuna bağlıdır” buyurdu.

 Birgün Ebû Bekir, Ömer ve Sa’d İbni Muaz (r.a.) mescidde oturup dediler ki: (Hazret-i Fâtımayı, Hz. Ali’den gayri herkes istediler. Kimseye iltifat olunmadı) Hazret-i Sıddîk dedi. ki (Zannederim ki; İmâm-ı Ali’ye nasip olunur. Talep etmediği küçük olduğundandır. Gelin varahm, İmâm-ı Ali’yi ziyâret edelim. Bu meseleyi açalım. Eğer fakirliği Özür ederse, ona yardım edelim.) Sa’d (r.a.) (Yâ Ebû Bekir, sen hep hayır yaparsın. Sen kalk, biz sana arkadaş olalım) dedi. Üçü mescidden çıkıp, İmâm-ı Ali’nin evine gittiler. İmâm-ı Ali (r.a.) devesini alıp hurmalığa gitmiş, ensârdan bir kimsenin hurmalığına su verir idi. Onları gördü. Karşılayıp hallerini suâl etti. Ebû Bekir (r.a.) Yâ Ali! her hayırlı işte sen öndersin ve Resûl-i ekrem (s.a.v.) katında bir mertebedesin ki, hiç kimseye nasib olmamıştır. Fâtımayı (r.anha) herkes talep etti. Hiç kimseye iltifat olunmadı, öyle zannediyoruz ki, sana nasib olur. Niçin talep etmezsin?

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Fatima-tüz Zehra (Radiyallah-u anha) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Revda-i Mutahhara (Medine-i Münevvere)

Fatima-tüz Zehra (Radiyallah-u anha)- 5

Hz. Ali (r.a.) bunu işitince mübârek gözleri yaşla doldu. (Yâ Ebâ Bekir ateşimi ziyâde ettin. Lâkin elimin darlığı buna mânidir) dedi. Ebû Bekir (r.a.) (Böyle söyleme. Allahü teâlâ ve Resûlünün yanında dünyâ bir şey değildir. Buna fakirlik mâni olamaz. Var talep eyle dedi. İmâm-ı Ali (r.a.) devesini çözdü, hanesine geldi Peygamberimiz (s.a.v.) Ümmü Seleme’nin (r.anha) evinde idi. Nalınını giyip, gelip kapıyı çaldı. Ümmü Seleme’ye (r.anha) Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Kapıyı aç, gelen o kimsedir ki, Allahı ve Resûlünü (s.a.v.) sever. Onlar da onu severler.” Ümmü Seleme (r.anha) Yâ Resûlallah (s.a.v.) kimdir ki hakkında böyle şehâdet edersin? Resûlullah (s.a.v.) “Kardeşim ve amcamoğlu Ali’dir” buyurdu. (Süratle kapıya gittim. Az kaldı, yüzüm üzere düşecektim. Kapıyı açtım. Ben hareme girmeyince içeri girmedi. Sonra girip:

 “Esselamû aleyke yâ Resûlallah ve berekâtüh” dedi. Resûlullah (s.a.v.) “Ve aleykesselâm ve rahmetullahi ve berekâtüh” diye cevap buyurdu, yanında yer gösterdi. İmâm-ı Ali mahcup vaziyette başını aşağı eğip oturdu. Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

 “Yâ Ali! Öyle zannederim, kibir muradın var. Lâkin söylemeğe hicab edersin. Hicâb etme. Her ne dilersen söyle. Maksûdun hasıl olur” İmâm-ı Ali (r.a.) “Yâ Resûlallah! anam ve babam sana fedâ olsun. Hazretine mâlumdur ki, babam Ebû Tâlib ve anam Fâtıma binti Esed beni senin hizmetine verip, sana teslim eyledi Senin hizmetinle, şeref bulduk. Beni zahiren ve bâtınen terbiye ettin. Hazretinden gördüğüm ihsanı, babamdan ve anamdan görmedim. Senin bereketinle, âba ve ecdadımın tuttukları bâtıl yoldan halasla sırat-ı müstakim üzere olmama sebep oldun. Benim hayatımın sermayesi sensin. Şimdi ricam odur ki, hiç bir munisim ve dert ortağım yoktur. Bir müddetten beri hatırımdadır ki, küstahlığa: cüret edip, Fâtıma’yı (r.anha) talep edeyim.”

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Fatima-tüz Zehra (Radiyallah-u anha) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Bab-üs-Selam kapısı (Revda-i Mutahara) Sallallahu aleyhi ve Sellem

Fatima-tüz Zehra (Radiyallah-u anha)- 6

Ümmü Seleme (r.anha) der ki: “Resûlullah’a (s.a.v.) baktım. Îmâm-ı Ali (r.a.) böyle deyince tebessüm etti ve buyurdu ki: “Hiç evlenmeğe lâzım olan nesnen var mıdır?”

 İnâm-ı Ali (r.â): “Yâ Resûllah! Benim halimi senden gayri kimse bilmez. Bir kılıcım, bir de devem vardır. Gayri nesnem yoktur. Resûllah (s.a.v.) buyurdu ki: “Kılıcım gazaya lâzımdır. Deven bineğindir. Seninle cübbeye anlaşalım ve sana müjdeler olsun. Hak teâlâ semâvâtta, senin ile Fâtıma arasında akd-i nikâh etti. Senden önce melek gelip, bana bu hâli haber verdi.” Peygamberimizin mübârek kalblerine “Eğer “Fâtıma’nın annesi hayatta olsa idi, şimdi çeyizini hazırlamış idi. Kızı Fâtıma hazretlerine muhabbeti fazla idi. Çünkü zahide idi. (Ya’ni dünyâya düşkün değildi.) Ayrıca, annesi Hadîce-tül-Kübrâ’ya çok benzerdi. hazniamış düşüncesi geldi. Derhal Cebrâil aleyhisselâm gelerek Hak teâlânın: “Habîbime selâmımı söyle, hiç merak etmesin. Kerîmesi Fâtıma’nın bütün ihtiyaçlarını, elbiselerini Cennetten temin edip, yakında mü’min ve sâdık bir kuluma vereceğim” buyurduğunu haber verdi. Resûlullah (s.a.v.) bu sözleri duyunca şükür secden etti. Cebrâil aleyhisselâm Hak teâlânın huzuruna varıp, tekrar geri döndü. Elinde bohça ile örtülmüş bir altın sini ve yanında bin Kerûbiyûn meleği vardı. Arkasında Mikâil aleyhisselâm elinde üzeri bohça ile örtülü bir altın tepsi ve ta’zîm için bin Kerûbiyûn meleği ile geldi. Hemen akabinde ta’zîm için bin Kerûbiyûn meleği ile bohça ile örtülü altın tepsi ile İsrâfil aleyhisselâm geldi. Onun da arkasından aynı şekilde Azrâil aleyhisselâm geldi. Sinileri Server-i âlemin (s.a.v.) huzuruna koydular. Resûl-i ekrem (s.a.v.) bunları gördü. “Ey kardeşim Cebrâil! Hak teâlânın emri nedir, bu siniler nedir?” diye sordu. Cebrâil aleyhisselâm: “Yâ Resûlallah (s.a.v.) Hak teâlâ sana selâm etti. “Ben Habîbimin kızı Fâtımayı, Ali’ye verdim. Arş-ı A’zamda nikâh ettim. Habîbim de Eshâbı arasında nikâh etsin. Sinilerin birinde, Cennet elbiseleri vardır. Fâtımaya giydirsin. Diğer sinilerde, Cennet yemekleri vardır. Onlar ile de Eshâbına ziyafet versin.” buyurduğunu haber verdi”

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Fatima-tüz Zehra (Radiyallah-u anha) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu