‘sadakat’ olarak etiketlenmiş yazılar
Arkadaşlık ve dostluğun hakları(-Kardeşlık akdi-)
02 Temmuz 2008Çağ-çağ baraji (Nusaybin)
Bir kimse ile arkadaşlık veya kardeşlık akdedince, nikah akdi gibi bazı haklar ortaya çıkar.
Peygamber efendimiz (Salallah-u aleyhi vesselem) buyuruyor ki;
-“İki kardeş birbirini yıkayan iki el gibidir.”
Ebu hüreyre (radiyallahu anhu) nun yanına birisi geldi ve:
-“Seninle dost ve kardeş olmak istiyorum.” Dedi.
Ebu Hureyre (r.a.):
-“Kardeşliğin hakkını bilyormusun? Diye sordu.
Adam;
-“Hayır.”dedi.
Ebu Hüreyre (r.a.);
-“Kendi altın ve gümüşünü benim saymayı daha çok sevmendir.”Deyince
Adam;
-“Henüz o makama çıkmadım.” Dedi.
Ebu Hüreyre (r.a.);
-“Öyleyse vazgeç, bu senin işin değildir.” buyurdu.
Hadisi şerifte;
-“Mu’min hep mazereti, münafık de hep ayıp arar.” Buyuruldu. Bir iyilikle on kusuru örtmek lazımdır.
Peygamber Efendimiz(Salallahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki;
-“Kötü arkadaştan sakınınız. Bir kötülük görürse, açığa vurur, iyilik görürse kimseye bahsetmez.”
Her kusura bir mazeret, bir te’vil bulmaya uğraşmalıdr. Mazur görmeli, en iyi şekilde amel etmeli, su-i zan etmemelidir.
Çünkü:
SU-İ ZAN HARAMDIR.
Peygamber efendimiz (Salallahu aleyhi vesellem) buyurdu:
-“Allah-u Teala(c.c) mu’minler hakkında dört şeyi haram etmiştir:
-“Mallarını almak,
-“Kanlarını akıtmak,
-“Giybet etmek ve onlara su-i zan etmek.”
İsa (Aleyhisselam) buyurur ki;
-“Arkadaşını uyurken görüp, üzerindeki elbiseyi kaldırıp avret yerini açan kimse hakkında ne dersiniz?”
-“ Ey Allah’ın Resulu bunu kim yapar” dediklerinde
İsa (aleyhisselam);
-“Siz yaparsınız. Bir din kardeşinizin ayıbını gördüğünüz zaman, onu ifşa ede, başkaları da bilsin diye söylersiniz.” Buyurdu.
Büyükler buyuruyor ki;
Bir kimse ile bir dostluk yapmak istersen, ona kız ve sonra gizlice bir adam gönderip, onun yanında seni kötülemesini söyle. Eğer senin sırrını ifşa ederse, onunla arkadaşlık yapma.
Ve yine demişlerdir ki;
-“Allah-u Teala (c.c.) nın senin hakkında bilip de sakladığı şey’i bilip de saklayan kimseyi sev.”
Birisi bir dostuna gizli bir şey söyledi ve
-“Hatırında mıdır?” dedi.
-“Hayır unuttum.” Dedi.
Buyuruldu ki;
-“Dört vakitte tutumunu değiştiren arkadaşlığa layık değildir;
Kendisinden bir şey istediğinde,
Kızgınlık anında,
Tamaa düştüğü sırada
Ve şehvetinde. Böyle anlarda da dostluk hukukuna riayet etmelidir.
Hazreti Abbas, oğlu Abdullah (Radiyallahu anhuma) a buyurdu ki;
-“Ömer (Radiyallahu anhu) seni kendisine yakın tutuyor. Ve yaşlilardan çok sana kıymet veriyor.
-“Beş şey’ çok dikkat eyle;
-“Hiçbir sırrını açığa vurma,
-“Huzurunda gıybet etme,
-“Ona hiç yalan söyleme ne emrederse yap
-“Ve senden hiçbir zaman hıyanet ve itaatsızlık görmesin.”
Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala (c.c.) bizlere ve sizlere HİYANET ETMEYEN Arkadaş ve dostlar İhsan eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Feth-i Musuli (Radiyallah-u anh)
28 Kasım 2008Çağ-Çağ Barajı (Nusaybin)
Feth-i Musuli (Radiyallah-u anh);
Evliyanın büyüklerinden, Künyesi Ebu Muhammed olup, İsmi Feth bin Sa’id el-Musuli’dir. Bişr-i Hafi (r.a.) nın arkadaşıdır. Musul alimlerindendir.
Derecesi Bişr-i Hafi (r.a.) ile aynı idi. Bişr-i Hafi ‘den yedi yıl önce 220 (Miladi 835) yılında vefat etmiştir.
Haram ve şübhelilerden kaçması kuvvetli, nefsle mücadelesi çok idi. Devamlı hüzün ve Allah korkusu içine bulunurdu. Halktan kopup bir köşeye çekilmişti. Halktan devamlı kaçardı.
Hatta kendisini tanımasınlar diye, tüccarmış gibi yanında bir deste anahtar taşırdı. Her gittiği yerde bunları seccadenin önüne koyardı.
Bir Âlim ona;
-“Bu anahtarlarla heybet gösterme kapısına kilit vurmuş oluyorsun.” Dedi.
Evliyalardan birine;
-“Feth-i Musuli (r.a.) nin hiç ilmi var mı?” diye sorduklarında;
-“Dünyadan tamamiyle el-etek çekmiş olması, ona ilim olarak yeterlidir.” Dedi.
Bir gün Feth-i Musuli (r.a.) yi gözlerinden oluk gibi yaş akarken gördüler;
-“Ey Feth! Neden böyle ağliyorsun” dediklerinde;
Feth-i Musuli (r.a.);
-“Günahlarımı hatırladıkça, gözlerimden yaş akmakta, ağlamam ihlassız ve riya ile olmasın diye de böyle ağlamaktayım!” cevabını verdi.
Feth-i Musuli (r.a.) buyurdu ki;
-“Büyük evliyalardan otuzu ile sohbet ettim. Hepsi de bu yolun büyüklerinden idi. Hepsi -halk ile sohbetten- kaçın dediler. Ve hepsi -az yemeği- emir buyurdular.”
Feth-i Musuli (r.a.) bir gün Bişr-i Hafi (r.a.) nin evine misafir olarak gitti. Bişr-i Hafi (r.a.) talebelerinden birine bir miktar para vererek;
-“‘(İyi ve tatlı bir şeyler alıp gel)’” buyurdu.
Bişr-i Hafi (r.a.) o zamana kadar böyle şeyler aldırdığı görülmemişti. Beraberce talebenin getirdiklerini yediler. Feth-i Musuli (r.a.) giderken artan yemekleri aldı. Talebeleri bu duruma şaştılar.
Bişr-i Hafi (r.a.) Talebelerine şöyle dedi;
-“Feth-i Musuli (r.a.) bize, tevekkülü sağlam olana, gıda saklamanın zarar vermiyeceğini gösterdi.”
Bir gün Feth-i Musuli (r.a.) ye;
-“Sıdk nedir?” diye sorulunca;
İçinde demir bulunan bir ocağa elini sokup, kızgın bir demir parçasını çıkarıp elinde tuttu ve;
-“İşte sıdk budur.” Dedi.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Evliyaların büyüklerinden olan Feth-i Musuli hazretlerinin yüzü suyu hürmetine Dünyada sıhhat, afiyet ve huzur içinde imanla ahrete intikal etneyi nasıb eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Girnavas Mevki-i Nusaybin
Ebu Hafs-ı Haddad en- Nişaburi (Radiyallah-u anhu)- 5
Ebû Hafs-i Haddad (r.a.) hacca gitmişti. Hac dönüşünde, Cüneyd-i Bağdad’i hazretleri (r.a.) nin talebeleri karşıladılar.
Onlara;
-“Yol hediyem şu sözümdür; Eğer bir arkadaşınız size saygısızlık ederse, onu özür dilemeye teşvik edin’ Fakat siz, dilediğinden çok özür dileğin. Eğer kırgınlık gitmemişse ve hakkın da kendi tarafınızda olduğunu kanaat getirirseniz, yine arkadaşınızı en güzel bir şekilde özür dilemeye teşvik edin ve siz de özür dileyin! Kırk gün buna devam edin! Yine kırgınlık gitmezse, o zaman kendinize şöyle deyin; ‘Ey Ahmak nefs! Ne inatçı, ne bencil, ne vurdumduymaz, ne edepsizsin! Sende biraz olsun mertlikten bir eser yoktur. Kırk gün arkadaşın senden özür diledi de özrünü kabul etmedin. Ben senden el etek çektim. Sen bilirsin, nasıl istiyorsan öyle ol!” buyurdu.
Talebesi Ebû Osman (r.a.) şöyle anlatıyor;
Ebû Bekr-i Hanefiyyen’ın evindeydim. Ebû Hafs-i Haddad (r.a.) da oradaydı. Arkadaşlar bir dostumuzdan bahsettiler.
Ben de;
-“Keşke, o da burada olsaydı!” dedim.
Ebû Hafs-i Haddad (r.a.);
-“Kağıt, kalem olsaydı, ona gelmesi için mektub yazardım.” Buyurunca
Ben;
-“Burada var.” Dedim.
Ebû Hafs-i Haddad (r.a.);
-“Fakat ev sahibi çarşıya gitti. Eğer orada öldüyse, bunların varislerin malı olur. Böyle olunca onlarla yazı yazılmaz.” Buyurdu. O kalem kağıdı kullanmadı.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Ebu Hafs-ı Haddad en- Nişaburi (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Hazreti Ebû Bekr-i Sıddık (Radiyallah-u anh)- 10
27 Şubat 2009(Mescid-i-Seba) Hendek
Hazreti Ebû Bekr-i Sıddık (Radiyallah-u anh)- 10
Sonra, çeşitli muharebelerle, büyük şehirler aldı. Halife, Medine’de ordu toplayıp, Hz. Ebû Ubeyde kumandasında Şam taraflarına, Amr İbni Âs’ı (r.a.) da Filistin’e gönderdi. Sonra Yezid bin Ebû Süfyân’ı Şam’a yardımcı gönderdi. Sonra asker toplayıp, Hz. Muaviye kumandasında, kardeşi Yezid’e yardımcı gönderdi. Hz. Hâlid bin Velid’i de Irak’dan Şam’a gönderdi. Hz. Hâlid, askerin bir kısmını Müseynâ’ya bırakıp, birçok, muharebe ve zaferlerle Suriye’ye geldi.
İslâm askerleri birleşerek Ecnadin’de büyük Rum ordusunu yendiler. Sonra, Yermük’de 46.000 İslâm askeri, Herakliyüs’ün 240.000 askeri ile uzun ve çetin savaşlar yapıp galip geldi. Yüzbinden ziyâde Rum askeri öldürüldü. Üçbin müslüman şehîd oldu. Bu muharebede İslâm kadınları da harp etti. Baş kumandan Hz. Hâlid bin Velid’in ve tümen komutanı Hz. İkrime’nin şaşılacak kahramanlıkları görüldü. Bütün bu zaferler, halifenin cesareti, dehası, güzel idaresi ve bereketi ile oldu. Yermük savaşı yapılırken, halife Medine’de vefât etti.
Onun devrinde, İslâm devlet idaresinin temelleri sağlamlaşmış, Kur’ân-ı kerîm’in bir hükmü dışına çıkılmadığı gibi, dinden ayrılmak isteyenlere fırsat verilmemiştir. Mürtedlerle yapılan bu harplerden Yemâme’de, birçok hâfız şehîd olmuştu, Hz. Ömer’in de teklifi ile Kur’ân-ı kerîm’in bir kitap halinde toplanması kararlaştırılıp, bu görev Zeyd bin Sâbit’e (r.a.) verildi. Hz. Ebû Bekir’in en büyük hizmetlerinden biri de, Kur’ân-ı kerîmi kitap halinde toplatması olmuştur. Cebrâil aleyhisselâm her sene bir kerre gelip, o ana kadar inmiş olan Kur’ân-ı kerîm’i, Levh-il-Mahfuz’daki sırasına göre okur, Peygamber (s.a.v.) efendimiz dinler ve tekrar ederdi. Âhireti teşrif edeceği sene, iki kerre gelip, tamamını okudular. Muhammed aleyhisselâm ve Eshâbından çoğu, Kur’ân-ı kerîm’i tamamen ezberlemişti. Bazıları da bazı kısımları ezberlemiş, birçok kısımlarını yazmışlardı. Muhammed aleyhisselâm ahirete teşrif ettiği sene, halife Ebû Bekir (r.a.) ezber bilenleri toplayıp ve yazılı olanları getirtip, Hz. Zeyd bin Sâbit’in başkanlığındaki bir hey’ete, bütün Kur’ân-ı kerîm’i kâğıt üzerine yazdırdı. Böylece, Mıshaf veya Mushaf denilen bir kitap meydana geldi. Otuzüçbin Sahâbî bu Mushaf’ın her harfinin, tam yerinde olduğuna söz birliği ile karar verdi. Sûreler belli değildi. Üçüncü halife Osman (r.a.) hicretin yirmibeşinci senesinde, sûreleri birbirinden ayırdı, yerlerini sıraladı. Altı tane daha Mushaf yazdırıp, Bahreyn, Şam, Basra, Bağdat, Yemen, Mekke ve Medine’ye gönderdi. Bugün, bütün dünyâda bulunan mushaflar, hep bu yedisinden yazılıp, çoğalmıştır. Aralarında bir nokta farkı bile yoktur.
Hz. Ebû Bekir, Eshâb-ı kirâmın en çok ilim sahibi olanlarındandı. Her ilimde müracaat kaynağı olmuştur, İslâmî ilimlerin bütün meselelerini bilirdi. Nitekim Resûlullah efendimiz O’nun hakkında “Allahü teâlânın kalbime akıttıklarını, Ebû Bekir’in kalbine akıttım” buyurmuştur. Böylece O, Muhammed aleyhisselâmdan sonra insanların en üstünü oldu. Hicrette O’nun yol arkadaşı idi. Mağarada beraber idiler. Hayatı boyunca Peygamber efendimizin yanından hiç ayrılmadı. Her işinde O’nun veziri oldu. Bir meselede Eshâb-ı kirâm ile istişare ederken Hz. Ebû Bekir’i sağına, Hz. Ömer’i de soluna oturturdu. Görülecek mesele hususunda, önce bu ikisinin reyini, görüşünü sorar, sonra da diğer Sahâbîlerin görüşlerine yer verirdi. Çünkü Hz. Ebû Bekir’in ilmi o kadar yüksekti ki, Eshâb-ı kirâmın (r.a.) en yükseklerinden olan Hz. Ömer, Peygamber efendimizin Hz. Ebû Bekir seviyesinde anlattığı şeyleri anlayamazdı. Hz. Ömer bir gün geçerken, Resûlullahın (s.a.v.) Ebû Bekir Sıddîk’a (r.a.) birşey anlattığını gördü. Yanlarına gidip dinledi. Sonra, başkaları da, gördü ise de, gelip dinlemeğe çekindiler. Ertesi gün, Ömer’i (r.a.) görünce, “Yâ Ömer, Resûlullah (s.a.v.) dün size bir şey anlatıyordu. Bize de söyle, öğrenelim” dediler. Çünkü o daima, “Benden duyduklarınızı, din kardeşlerinize de anlatınız! Birbirinize duyurunuz!” buyururdu. Hz. Ömer, “Dün Ebû Bekir (r.a.) Kur’ân-ı kerîm’den anlayamadığı bir âyetin mânâsını sormuş, Resûlullah ona anlatıyordu. Bir saat dinledim, birşey anlıyamadım” dedi. Çünkü Ebû Bekir’in yüksek derecesine göre anlatıyordu. Ömer (r.a.) o kadar yüksek idi ki, Resûlullah (s.a.v.), “Ben Peygamberlerin sonuncusuyurn. Benden sonra peygamber gelmeyecektir. Eğer, benden sonra Peygamber gelseydi, Ömer Peygamber olurdu” buyurdu. Böyle yüksek olduğu halde ve Arabiyi çok iyi bildiği halde, Kur’ân-ı kerîm’in Hz. Ebû Bekir’e anlatılan tefsîrini anlıyamadı. Çünkü Resûlullah (s.a.v.) herkesin derecesine göre anlatıyordu. Ebû Bekir’in derecesi, ondan çok daha yüksekti. Fakat, bu da, hatta Cebrâil aleyhisselâm dahi, Kur’ân-ı kerîm’in mânâsını, esrarını, Resûlullah’a sorardı.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Bekir Sıddık (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Hazreti Ebû Bekr-i Sıddık (Radiyallah-u anh)- 11
27 Şubat 2009Uhud Dağı (şehidlik)
Hazreti Ebû Bekr-i Sıddık (Radiyallah-u anh)- 11
Feth sûresi onsekizinci âyetinde, “Ağaç altında, sana söz veren mü’minlerden, Allahü teâlâ elbette râzıdır” müjdesine, Ebû Bekir (r.a.) de dahildir. Nitekim Resûlullah (s.a.v.) de “Ağaç altında benimle sözleşenlerden hiçbiri Cehenneme girmez!” buyurdu. Bu sözleşmeye “Bi’at-ür-Rıdvân” denir. Çünkü, Allahü teâlâ, bunlardan razıdır. Bunlar, bindörtyüz kişi idi.
Bedir Gazasında, Ramazan-ı şerîfin onyedinci Cuma günü, Temmuz ayının öğle sıcağında, iki taraf hücum etmişti. Resûlullah (s.a.v.) Ebû Bekir, Ömer, Ebû Zer, Sa’d ve Sa’îd ile (r.anhüm) kumanda yerinde oturmuştu, İslâm askeri sıkıntı çekiyordu. Sa’d ve Sa’îd’i (r.a.) yardımcı gönderdi. Sonra Ebû Zer’i (r.a.) gönderdi. Sonra, Ömer’i (r.a.) gönderdi. Bir saat geçti. Ebû Bekir, sıkıntının azalmadığını görerek, kılıcını çekip, atını sürerken, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) elinden tutup, “Yanımdan ayrılma ya Ebâ Bekir! Bedenime ve kalbime gelen her sıkıntı, senin mübârek yüzünü görmekle hafifliyor. Seninle kalbim kuvvetleniyor.” buyurdu. Hicretten evvel altı köle âzâd etmiştir. Yedinci olarak Bilâl-i Habeşî’yi (r.a.) âzâd edince, hakkında Leyl sûresi onyedinci: “Takva sahibi olan Cehennem ateşinden uzaklaştırılacaktır” âyet-i kerîmesi indirildi. İbni Ömer (r.a.) Resûlullah’dan (s.a.v.) bildirdi. Resûlullah (s.a.v.), Hz. Ebû Bekir’e: “Sen benim havuz başında ve mağarada arkadaşımsın” buyurdu. Resûlullah (s.a.v.) kâfirlerden mağarada saklanınca, gizli ve aleni herşeyine vâkıf olan sadece Ebû Bekir idi. O ise, sâdık, sıddîk, muhlis mü’minlerdendi. Halini bildiği için, bu korkulu yerde onunla arkadaşlığı tercih etti. Bu hicret Allahü teâlânın izni ile idi. Demek ki, Allahü teâlâ, Habîbine, başka akraba ve yakınlarını değil, özellikle Hz. Ebû Bekir Sıddîk’ı arkadaş etti. Bu özellik Ebû Bekir’in (r.a.) şerefini ve diğerlerinden üstün olduğunu göstermektedir.
Hazerde ve seferde Resûlullahdan hiç ayrılmadı, hep yanında bulundu. Bu da Resûlullaha olan sevgisinin doğruluğunu, O’nun arkadaşı olduğunun açık delilidir. Resûlullahı o kadar severdi ki, malını, canını, her şeyini O’nun için fedâ etmiş ve her an fedâya hazır halde idi.
Tevbe sûresi kırkıncı: “Mekke kâfirleri onu Mekke’den çıkardıklarında ikinin ikincisi, (ya’ni Hz. Ebû Bekir) ile mağaradaydılar” âyeti ile, Allahü teâlâ onu, Resûlullahın ikincisi kıldı. Bunda Hz. Ebû Bekir için son derece üstünlük vardır. Bazı âlimler, Hz. Ebû Bekir, çoğu zaman Resûlullahın yanında idi, dediler.
Resûlullah insanları imâna davet etti. Ebû Bekr-i Sıddîk îmân edenlerin birincisi oldu. Böylece imânda O’nun ikincisi oldu. Sonra Hz. Ebû Bekir insanları Allah’a ve Resûlüne imâna çağırdı. Birçokları bu çağrıyı kabul etti. Böylece davette de ikincisi oldu. Her savaşta Resûlullahın yanında idi. Bedir’de de O’nun ikincisidir. Resûlullah hastalanınca, O’nun yerine insanlara imam olup, öne geçti. Bu hususta da ikinci oldu. Resûlullahdan sonra O’nun türbesine defin olunmada da ikincisi oldu. Bunlar hep O’na en yakın olma delilleridir. Allahü teâlâ, Resûlünün arkadaşı olarak, Hz. Ebû Bekir’i Kur’ân-ı kerîm’de bilhassa bildiriyor ve: “O vakit Peygamber, arkadaşına, mahzun olma!” diyordu” buyuruyor. Üçüncüleri Allahü teâlâ idi. Allahü teâlânın kendisiyle olduğu bir kimse ise, şüphesiz, şeref ve fazilet yününden diğerlerinden üstündür.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Bekir Sıddık (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Talha bin Ubeydullah (Radiyallah-u anhu)- 9
16 Nisan 2009Girnavastan bir başka görünüş (Nusaybin)
Talha bin Ubeydullah (Radiyallah-u anhu)- 9
Hz. Talha’nın bu bütün üstünlük ve fâziletlerden sadece kavuşmadığı Hulefa-i râşidîn derecesi olmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.) “Yeryüzünde Cennetlik bir kimse görmek isteyen Talha bin Ubeydullah’a baksın” buyurdu. Hz. Âişe anlatır: Ebû Bekir Sıddîk bir gün Resûlullahın (s.a.v.) yanına girmişti. Resûlullah ona “Yâ Ebâ Bekir sen Allahü teâlânın Cehennemden âzâd ettiği kişisin” buyurdu. Ondan önce kimseye böyle Atik ismi vermemişti. Sonra Talha bin Ubeydullah içeri girdi. Resûlullah(s.a.v.) ona “Ey Talha sen de şehîd olmayı bekleyenlerdensin” buyurdu.
Hz. Talha ahlâk, edeb ve fazilet bakımından çok yüksek idi. Kalbi Allahü teâlâ’nın korkusuyla ve Resûlünün muhabbetiyle doluydu. Bu muhabbeti aşk derecesinden de çok ötelerde idi. O bu aşkının en güzel isbâtını Uhud ve diğer gazalarda göstermiştir.
Zi’l-Karede gazvesinde mücâhidlerin susuz kalmaması için bir kuyu satın alıp onu mü’minlere vakfetmiş idi. O zaman kuyu satın almak ve vakfetmek büyük bir cömertlik idi. Ayrıca Zü’l-usra gazvesinde savaşa katılanları tek başına doyurmuştur. Günlük geliri bin altın idi. Öksüzleri gözetir; fakirlerin ihtiyaçlarını görür, biçarelere yardım eder. Paraya ihtiyacı olanlara para verirdi. Teymoğullarının bütün muhtaçları, onun yardımları altında idi. Hz. Talha bunların dullarını evlendirir, borçlularının borçlarını öderdi.
Resûlullah’ın (s.a.v.) vefâtından sonra Ümm-ül-mü’min olan ezvac-ı tâhîratın hizmetine koşmuşdu. Bütün malını ve parasını emirlerine amade kılmıştı. Medine’ye gelenler onun evinde misafir edilirdi. Kendisinden bir şey beklendiğinde onu yerine getirmediği görülmemiştir. Bir gün bir Bedevî, Hz. Talha’ya gelerek akrabalık iddiasında bulunarak yardım istedi. Hz. Talha bu akrabalık bağının çok önemli olduğunu söyleyerek, bir arazisinin olduğunu ve isterse onu almasını, isterse satıp parasını vermeyi teklif etti. Bedevî parasını almayı isteyince, Hz. Talha araziyi Hz. Osman’a satıp parasını Bedevî’ye verdi.
Bir gün Hz. Talha, üzerinde güzel bir maşlah (yünlü harmani) ile yolda giderken adamın biri maşlahını omuzlarından kaptı. Oradakiler maşlahı adamdan geri aldılar. Fakat Hz. Talha maşlahı adama iade ettirdi Adam utanarak Hz. Talha’ya vermek isteyince Hz. Talha: “Senin olsun, Allahü teâlâ mübârek etsin! Birisi benden birşey umarsa onun umudunu boşa çıkarmaktan Allahü teâlâdan utanırım.” buyurdu.
- Son derece sevimli idi. Orta boylu, geniş göğüslü, yakışıklı bir zattı, israf ve aşırılığa kaçmadan iyi giyinirdi. Onun ahlâkının güzelliğine bir misâl olarak şu kıssa zikredilebilir. Eshâb-ı kirâmdan bir çok zât Ümmî Ebân hatunla evlenmek için teklifte bulunmuşlardı. Fakat O hiç birisini kabul etmedi. Talha bin Ubeydullah (r.a.) teklifte bulununca kabul etti. Sebebi sorulduğu zaman: “Onun ahlâkını bilirim. Evine girerken güler yüzle girer, evinden çıkarken mütebessim olarak çıkar. Kendisinden istenildiğinde verir, kendisine bir iyilik yapıldığı zaman teşekkür eder. Bir kusur görünce affeder.” diye cevap vermiş ve Hz. Talha ile evlenmişti.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Talha bin Ubeydullah (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu




