‘Siyer’ olarak etiketlenmiş yazılar

Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’in Taif dönüşü Kendisine üzüm ikram edilen yer

Muhammed (Aleyhis selam)- 52

Muhammed Aleyhis selam’ın Peygamberliğinin Onuncu yılında büyük oğlu kasım (r.a.) ve bir müddet sonra da diğer oğlu Abdullah (r.a.) küçük yaşta iken vefat ettiler.

Yine Bi’setinOnuncu yılında Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in amcası Ebû Talib ve ondan birkaç gün sonra da hanımı Hazret-i Hadice-tül-Kübra (r.anha) vefat etti.

Ard arda vuku bulan bu ölüm hadiselerden dolayı bu seneye “Senet-üi hüzün” (Hüzün yılı) denildi.

Bu vefat hadiselerine çok sevinen müşrikler, Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve Müslümanlara karşı öncekinden daha şiddetli davranmaya başladılar. Ebû Talib hayatta iken, O’nun himayesinden çekinen müşrikler, o vefat edince, Muhammed aleyhis selam’a ve Müslümanlara yaptıkları tecavüzleri kat kat arttırdılar.

Mi’raç;

Mekke ehalisi iman etmiyor. Müslümanlara çok sıkıntı veriyordu. İşkenceyi arttırıp işi azdırmışlardı. Resulullah (s.a.v.) çok üzüldü.

Hicretten bir yıl önce, elliiki yaşında idi. Zeyd bin Harise (r.a.) yi alarak Tâif’e gitti. Tâif halkına bir ay nasihat etti. Hiç kimse iman etmedi. Alay ettiler, işkence yaptılar, yuhaladılar. Çocuklar taşa tuttular.

Ümitsiz, üzüntülü, yorgun geri dönerken mübarek bacakları yaralandı. Zeyd bin Harise (r.a.) nın başı kan içinde kaldı. Tâif’den uzaklaştılar.

Çok sıcak bir saatte yorgun bir halde yol kenarında oturdular. Bir bağ yanında istirahat edip, yaralarının kanlarını sildiler. Yakınlarında bulunan bağın sahibi, Rebiaoğullarından Utbe ve Şeybe adında zengin iki kardeşti.

Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) i ve Zeyd bin Haris (r.a) yi görüp, Köleleri Addas (r.a.) ile iki salkım üzümgönderdiler. Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) üzümü yerken BESMELE çekti.

Üzümü götüren köle Addas (r.a.) Hiristiyan idi. Besmele’yi işitince şaşırdı.

-“Yıllarca buralardayım. Kimseden böyle bir söz duymadım. Bu nasıl sözdür?” dedi.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem);

-“Sen neredensin?” buyurdu.

Addas (r.a.);

-“Nineveliyim” dedi.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem);

-“Yunus Aleyhis selam’ın memlektinden imişsin” buyurdu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri son Peygamber olan Habibi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Batn-i nahle olayının gerçekleşmesi olayının geçtiği mekan

Muhammed (Aleyhis selam)- 53

Addas (r.a.);

-“Sen Yunus’u nereden tanıyorsun? Onu, buralarda kimse bilmez.” Dedi.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem);

-“O benim kardeşimdir. O da, benim gibi Peygamber idi.” Buyurdu.

Addas (r.a.);

-“Bu güzel yüzün, bu tatlı sözlerin sahibi yalancı olmaz. Ben inandım ki, Sen Allah’ın Resulüsün,“ dedi.

Addas (r.a.) Müslüman oldu.

Ve arkasından;

-“Ya Resulullah (s.a.v.), yıllarca bu zalimlere, bu yalancılara kölelik ediyorum. Herkesin hakkını yiyorlar. Herkesi aldatıyorlar. Hiç iyi tarafları yok. Dünyalık toplamak, şehvetlerini tatmin etmek için her alçaklığı göze alıyorlar. Onlardan nefret ediyorum. Sizinle birlikte gitmek, size hizmetle şereflenmek, cahillerin, ahmakların size yapacağı saygısızlıklara hedef olmak, mübarek vucudunuzu korumak için fedâ olmak istiyorum.” Dedi.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) tebessüm buyurdu;

-“Şimdi efendilerin yanında kal! Az zaman sonra, adımı her yerde işitirsin. Ozaman bana gel.” Buyurdu.

Bir müddet Orada istirahat edip, Mekke’ye yürüdüler.

Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) Tâif’den Mekke’ye döndüğü sırada Mekke’ye varmadan Nahle adındeki bir yerde bir müddet istirah ettiler.

Bu sırada Namaz’a durmuştu.

Nusaybin cinlerinden bir grup oradan geçerken Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in okuduğu Kur’an ayetlerini duydular ve durup dinlediler.

Sonra Bu Nusaybin cinleri Peygamber efendimiz (s.a.v.) ile görüşüp Müslüman oldular.

Muhammed Aleyhis selam, onlara;

-“Kavminize varınca benim imana davetimi onlara da söyleyin, onları iman’a davet edin.” Buyurdu.

O Nusaybin cinleri Kavimlerine gidip bunu bildirince, işiten cinniler Hepsi iman ettiler. Bu husus Kur’an-i Kerim’de ‘Cin Sûresi’nde’ bildirilmektedir.

Bu hadiseden sonra Mekke’ye yürüdüler.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri son Peygamber olan Habibi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Kâ’be-i Şerif

Muhammed (Aleyhis selam)- 54

Muhammed Aleyhis selam Mekke’ye doğru gitmekte iken, başının üzerinde kendisini gölgeleyen bir bulutu ve biraz sonra da Cebrail aleyhis selam’ı gördü.

Cebrail Aleyhis selam;

-“Ya Muhammed (s.a.v.), şübhesiz ki, Allah-u Teâlâ kavminin sana ne söylediklerini işitti.” Dedi.

Sonra bir Melek göstererek;

-“Şu Melek, Allah-u Teâlâ’nın dağları emrine verdiği Melek’tir. Kavmin hakkında ne dilersen O’na emredebilirsin.”Dedi.

Dağlara müvekkil Melek; Mekke’nin iki tarafında bulunan Ebû Kubeys ve Kuaykın dağını göstererek;

-“Ya Muhammed (s.a.v.)! Eğer şu iki yalçın dağın Mekkelilerin üzerine kapanıp birbirine kavuşmasını istersen, emret kavuşturayım.” Dedi.

Muhammed Aleyhis selam;

-“Hayır! Ben insanlara rahmet olarak gönderildim. Allah-u Teâlâ’nın bu müşriklerin sulbünden iman edecek Allah’a şirk koşmayacak bir nesil çıkarması için duâ ederim.” Buyurdu.

Karanlıkta Mekke’ye girdiler. Birkaç ay Mekke’de çok sıkıntılı geçti. Her taraf düşman idi. Gidilecek bir yer yoktu. Doğruca amcası Ebû Talib’in kızı Ümm-i Hâni (r.anha) nin Ebû Talib mahallesinde bulunan evine geldi.

Ümm-i Hâni (r.anha), o zaman iman etmemişti.

-“Kimdir o” dedi.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem);

-“Amcan oğlu Muhammed’im (s.a.v.). Kabul edersen, misafir geldim.” Buyurdu.

Ümm-i Hani (r.anha);

-“Senin gibi doğru sözlü, emin, asil, şerefli misafire can feda olsun. Yalnız, teşrif edeceğinizi önceden bildirseydiniz, bir şeyler hazırlardım. Şimdi yedirecek bir şeyim yok,” dedi.

Resulullah (Salallahu aleyhi ve sellem);

-“Yiyecek, içecek istemem. Hiçbiri gözümde yok. Rabime ibadet etmek, yalvarmak için bir yer bana yetişir.” Buyurdu.

Ümm-i Hani (r.anha), Resulullah (s.a.v.) ı içeri alıp, bir hasir, leğen, ibrik verdi. Gelen misafira İKRAM etmek, onu düşmandan korumak, Araplar içinen şerefli vazife sayılırdı. Bir evdeki misafira zarar gelmesi, ev sahibi için büyük yüzkarası olurdu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri son Peygamber olan Habibi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Kudus şehri (Eski resim)

Muhammed (Aleyhis selam)- 55

Ümm-i Hani (r.anha) düşündü.

-“Bunun Mekke’de düşmanları çok. Hatta öldürmek isteyenler var. Şerefimi korumak için, sabaha kadar O’nu gözeteyim.” Dedi.

Ümm-i Hani (r.a.), babasının kılıcını alıp, evin etrafında dolaşmağa başladı.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem), o gün çok incinmişti. Abdest alıp, Rabbine yalvarmağa, af dilemeğe, kulların iman’a gelmesi, saadete kavuşmaları için du’a’ya başladı. Çok yorgun, aç, üzüntülü idi. Hasır üzerine uzanıp uyuyuverdi.

O anda, Allah-u Teâlâ, Cebrail Aleyhis selam’a;

-“Sevgili Peygamberimi çok üzdüm. Mübarek bedenini, nazik kalbini çok incittim. Bu halde, yine bana yalvarıyor. Benden başka, hiçbirşey düşünmüyor. Git! Habibi’mi getir! Cennetimi, Cehenemimi göster. O’na ve O’nu sevenlere hazırladığım ni’metleri görsün. O’na inanmayanlara, sözleri, yazıları ve hareketleri ile O’nu incitenlere hazırladığım azapları görsün. O’nu ben teselli edeceğim. O’nun nazik kalbinin yaralarını ben gidereceğim.” Buyurdu.

Cebrail Aleyhis selam, bir anda Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) in yanına geldi. Mışıl mışıl uyuyor gördü. Uyandırmağa kıyamadı, insan şeklinde idi. Mübarek ayağının altını öptü. Kalbi, kanı olmadığı için, soğuk dudakları, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) i uyandırdı.

Cebrail Aleyhis selam’ı hemen tanıdı ve;

-“Ey Cebrail kardeşim. Böyle vakitsiz niçin geldin. Yoksa bir hata mı ettim, Rabbim’i gücendirdim mi? Bana acı haber mi getirdin?” buyurdu. Ve Rabbinin darılacağından çok korktu.

Cebrail Aleyhis selam;

-“Ey bütün yaratılmışların en üstünü! Ey Yaratanın sevgilisi; Ey Peygamberlerin efendisi, iyilikler menbaı, üstünlüklerin kaynağı olan Şerefli Peygamber! Rabbin sana selam ediyor. Seni kendine da’vet ediyor. Lütfen kalk. Buyur gidelim.” Dedi.

Kâ’be yanına geldiler. Orada, bir kimse geldi. Göğsünü yardı. Kalbini çıkardı. Zemzem suyu ile yıkadı. Yine yerine koydu. Sonra cennet’ten gelen Burak adındaki beyaz hayvan’a binip, bir anda Küdüs’de, Mescid-i Aksa’ya geldiler.

Cebrail Aleyhis selam kayayı parmağı ile deldi. Burak’ı oraya bağladı. Geçmiş Peygamberlerden bazısının ruhları insan şeklinde orada idi. Cemaatle namaz için Adem aleyhis selam, Nuh Aleyhis selam, İbrahim Aleyhis selam Peygamberlere, İmâm olmalarını sıra ile söyledi. Hiç biri kabul etmedi. Özür dilediler.

Cebrail Aleyhis selam, Habibullah (s.a.v.) ı ileri sürdü.;

-“Sen varken, başkası İmâm olamaz,” dedi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri son Peygamber olan Habibi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Revda-i Şerif (Medine-i Münevvere)

Muhammed (Aleyhis selam)- 64

Herkes Peygamber efendimiz (s.a.v.) e;

-“Bize buyurun, ya Resulallah.” Diyerek evlerine da’vet ediyorlardı.

Resul-i Ekrem efendimiz (s.a.v.) devesini serbest bıraktı. Deve ilk defa yetime ait bir arsaya çöktü ve sonra durmadan kalktı. Biraz yürüdükten sonra ikinci olarak başka bir yere çöktü. Burası Peygamber efendimiz (s.a.v.) in dayıları olan Neccar oğullarından Ebû Eyyûb-i Ensarı (r.a.) hazretlerinin evine en yakındı.

Peygamber efendimiz (s.a.v.), bu zata misafir oldu. Ensar (Medineli Müslümanlar) dini için vatanını terk eden Muhacir kardeşlerini barındırdı, evlerine misafir etti, iş buldu, mülklerinden yer verdi ve her yardımı yaptı. Bu çeşit fedâkârlık ancak İslam kardeşliğinde vardır.

Nitekim Allah-u Teâlâ hazretleri;

-“Ancak mü’minler kardeştirler.” Buyurarak, gerçek ve sevgi samimiyetin maddi menfaatle değil, iman ve inançla var olabileceğini buyurmuştur.

Bu da bu derecede açıkça Ensar ve Muhacirlerin arasında görülmektedir.

Medine’ye hicretin, islâm tarihinde büyük önemi vardır. Hicretten sonra Müslümanlığın kolayca ve süratle yayılması sağlanmış, islâm dinin merkezi Mekke’den Medine’ye nakledilmiş oldu.

Ensar ve Muhacirin (r.anhüm) bu yeni İslâm merkezinde el ele vererek İslâm dininin kuvvetlenmesi için her fedakârlığa katlanıyorlar. Resulullah (s.a.v.) ın etrafında toplanarak ve İslâm dininin esaslarına uyarak yeni bir nizam ve mes’ud bir hayat kuruyorlardı.

Eski sıkıntılı ve korkulu günler arkada kalmış, inançlarından dolayı insanlara işkence yapan müşriklerin ezâ ve cefâ veren ellerinin uzanamayacağı Medine’de hürriyet ve emniyet havası içinde sakin, tatlı bir hayat başlamıştı.

Müslümanlar bir Devlet olmuşlardı. Cihad emri, burada geldi. Medine’deki kabileler arasındaki kin ve düşmanlık kalktı.

Medine devri;

Peygamberimiz (s.a.v.) in Bi’settin onuncu yılında 12 Rebilevvelinde, miladi 622 senesinde Medine’ye Hicret ile on sene süren Medine devri başladı.

Bu sırada Medine’de Yemen’den gelip yerleşmiş olan Evs ve Hazrec kabileleri ve Beni Kaynuka, Beni Nadir, Beni Kureyza adında üç Yahudi kabilesi bulunuyordu.

Mekkeli Müslümanların gelip Medine’de bulunan Müslümanlarla her bakımından yardımlaşmak üzere kardeşlik kurmaları ile Medine’nin havası değişmişti.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri son Peygamber olan Habibi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC09618  Fuad Yusufoğlu Ashab-i Suffa (r.anhüm) ın kaldığı mekan

Eshab-i Suffa (r.anhüm) in kaldığı mekan

Muhammed (Aleyhis selam)- 65

İlk zamanlarda Medine’de bir mescid olmadığı için Peygamberimiz (s.a.v.) in bulunduğu her yerde cemaatla namaz kılınıyordu. Daha sonra Resulullah (s.a.v.) ın Medine’ye ilk geldikleri gün devesinin çöktüğü arsa satın alınarak oraya bir mescid, Resulullah (s.a.v.) için de bu mescid’e bitiştik odalar yapıldı.

Peygamberimiz (s.a.v.) kalmakta olduğu Eshab-i kirâm’dan Ebû Eyyub-i Ensari, Halid bin Zeyd (r.anhüm) evinden mescidin bitişiğinde yapılan bu odalara taşındı. (Bakınız Ebû Eyyub-i Ensar)

Yine bu sırada Peygamberimiz (s.a.v.) mallarını, mülklerini Mekke’ de bırakarak hicret eden Müslümanlar ile Medineli müslümanlarla kardeşlik kurdu. Her Medineli Müslüman, Mekke’ den gelen Müslümanlardan birini evine aldı, malına ortak etti.

Evi, ailesi olmayan yetmişden fazla müslüman da meclisin avlusunda yapılan sofada ikamet ettiler, bütün ihtiyaçları burada karşılandı. Bunlara “Eshab-ı Suffa” denildi. Bunlar Peygamberimiz (s.a.v.) in yanından ayrılmaz, söylediklerini ezberler, İslamiyyeti iyice öğrenirlerdi.

Mekke dışındaki yerlere İslamiyyeti öğretmek üzere bunlardan öğreticiler gönderildi.

Hicretin birinci yılında Medine’de mescid yapıldıktan sonra günde beş vakit ezân okunmaya başlandı. Yine bu sene Peygamberimiz (s.a.v.) Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) in kızı Hazreti Âişe (r.anha) ile evlendi.

Müslümanlar Medine’ ye hicret ettikten sonra da müşrikler düşmanlıklarını devam ettirdiler. Her sene hac mevsiminde çevreden Ka’bedeki putlara tapmak için gelen Arap kabilelerinden kazanç sağlayan müşrikler bu kazancın ellerinden kaçması endişesine kapıldılar.

Ayrıca Mekkeli müşriklerin Şam ticaret yolu Medine yakınından geçiyordu. Bu yolunda kapanmasından korkan müşrikler, yeni çareler arıyorlardı.

Hicretten sonra Medine’de birleşen Müslümanların karşısında; Mekkeli müşrikler Medinede ve çevresinde bulunan Yahudiler ve münafıklar olmak üzere üç düşmanları vardı. Bu bakımdan tehlike daha çok artmıştı. Böylesine mühim ve tehlikeli bir durum karşısında peygamberimiz (s.a.v.) tarafından yeni tedbirler alındı.

Medine’de bulunan Evs ve Hazreç kabileleri arasındaki anlaşmazlıkları düzeltip onları birbirlerine dost yaptı. Yahudi kabileleri ile de bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşmaya göre; Yahudiler kendi dinlerinde serbest kalacak, ancak Medine’ye dışarıdan yapılacak her türlü düşman saldırısına karşı müslümanlarla birlikte vatanlarını müdafaa edeceklerdi.

Yahudilerle Müslümanlar arsında bir anlaşmazlık çıkarsa, Resûlullah’ın hakemliğini kabul edeceklerdi. Bundan başka Mekke civarında bulunan diğer kabileler ile sulh antlaşması yaptı. Mekkelilerin Şam ticaret yolu kapatıldı.

Medine’de bulunan müslümanların ilk nüfus sayımı yapılıp bin beş yüz civarında bulunan müslümanlar için nüfus defteri tutuldu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri son Peygamber olan Habibi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Mescid-i Kıbleteyn (Medine-i Münevvere)

Mescid-i Kıbleteyn (Medine-i Münevvere)

Muhammed (Aleyhis selam)- 66

Peygamberimiz (s.a.v.) Medine’nin asayişini korumak, düşmanların durumunu kontrol etmek için de devriyeler tertipledi. Muhtemel düşman saldırılarına karşı nöbet tutuluyordu. Düşman hücum etmedikçe ve tecavüze uğramadıkça savaş yapmamak üzere hazırlanan kollarına (seriyye) denir.

Beş yüz ile dört yüz kişi arasında değişen bu seriyyeler Hazret-i Hamza (r.a.) nın, Hz. Ubeydetübni Haris (r.a.) in, Hz. Sa’d bin Ebi Vakkas (r.a.) ın komuta ettiği seriye olmak üzere üç seriye hazırlanmıştı.

Hicretin ikinci yılında cıhanda, düşmanla harbe izin verildi. Önce yalnız müdafaa etmek suretiyle izin verilmesi üzerine ilk gazâlar yapılmaya başlandı.

Peygamber efendimiz (s.a.v.) in bizzat idare ettiği savaşlara “Gazâ”, başında bulunmadığı askeri harekâta da “Seriye” adı verildi.

Medine devrinde yapılan gazâların sayısı yirmidir. Seriyyeler ise, daha fazladır. Cihade izin verilmesi Kur’an-i Kerim’de Hıcr suresi 39-41 ayetlerinde, Hac suresi 39. âyetinde, Bakara suresi 190, 192 ve 193 ayetlerinde bildirilmektedir.

Hicretin ikinci yılı olaylarından müdafaa için cihada izin verilmesinin yanında bir diğer hadise de daha önce Kudüs’e karşı namaz kılınmakta iken Allah-u Teâlâ’nın Kâ’be’ye yönelerek namaz kılmayı emretmesi ile kıble değişti.

Kıblenin değiştiğini, Kâ’be’ye yönelerek namaz kılmasını emreden Bakara suresi 144. ayeti nazil olunca, Müslümanların kıblesi Kâ’be oldu. Kıblenin Kâ’be olmasından bir ay ve hicretten 18 ay sonra Şaban ayının 10. günü Bedir gazâsından bir ay önce oruç farz oldu.

Yine bu sene Ramazan ayında teravih namazı kılınmaya başlandı ve sadakayı fıtr vermek vacip oldu. Hicretin ikinci senesinde Ramazan ayında zekat vermek de farz oldu. Hicretin ikinci yılında Zilhicce ayında da kurban kesmek ve bayram namazı kılmak vacip oldu.

Bedir savaşı;

Muhammed Aleyhis selam, Medine’ye hicret ettikten sonra, Medine’de bütün işleri ve münasebetleri belli bir tertibe koyup Müslümanları güçlü bir duruma getirdi. Böylece İslamiyet her geçen gün yayılıyor ve Müslümanlar da kuvvetleniyordu.

Diğer taraftan Mekke’li müşrikler ise Müslümanlar üzerine saldırmak için devamlı hazırlık yapıyorlar ve savaş için bahaneler arıyorlardı.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri son Peygamber olan Habibi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC05248 Fuad Yusufoğlu Bi'ritefle

Resulullah (s.a.v.) ın su içtiği bir tifle kuyusundan görünüş

Muhammed (Aleyhis selam)- 82

Hilye-i Seâdet;

Sevgili Peygamberimiz, Muhammed Aleyhis selam’ın görünen bütün uzuvlarının şekli, sıfatları, güzel huyları, hayatının tamamı bütün incelikleri ile çok geniş ve açık olarak İslam âlimleri tarafından senetleri, vesikaları ile yazılmıştır.

Bu bilgiler bizzat Peygamber efendimiz (s.a.v.) in kendi beyanları olan Hadis-i şeriflerden ve eshabının bildirdiği haberlerden toplanmıştır. Bunlara “Siyer” kitabları denir.

Binlerce “Siyer” kitabı arasında Peygamber efendimiz (s.a.v.) in Hilye-i seâdetini bildiren en meşhur kitablar, İmâm-i Tirmizi (r.a.) nin “Eş-Şemail’ür Resül” adlı eseri ve Kadı Iyad (r.a.) ın “Şifa-i şerifi” İmâm Beyhaki (r.a.) nin İsbehaninin “Delâil’ül-Nübüvve” adlı kitabları meşhurdur.

Hadis-i Şeriflerden ve Eshab-i kiramın bildirdiği haberlerde Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) in Hilye-i seâdeti şöyle bildirilmektedir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) in mübarek yüzü, bütün uzuvları ve sesi bütün insanların yüzlerinden, azâlarından ve seslerinden daha güzeldi. Mübarek yüzü bir miktar yuvarlaktı. Neşeli olduğu zaman yüzü ay gibi nurlanırdı. Sevindiği alnından belli olurdu. Gündüz nasıl görülse gece de öyle görürdü. Önünde olanları gördüğü gibi arkasındaolanları da görürdü. Bunları isbat eden yüzlerce hadise kitablarda yazılıdır. Yana ve geriye bakacağı zaman bütün bedeni ile dönüp, bakradı. Mübarek gözleri büyük, kirpikleri uzundu. Gözlerinde bir miktar kırmızılık vardı.

Gözlerinin karası gayet siyahtı. Alnı açıktı. Mübarek kaşları ince ve arası açıktı. İki kaşın arasında olan damar, hiddetlenince kabarırdı. Mübarek burunu gayet güzel olup, orta yeri bir miktar yüksekti. Başının büyüklüğü gayet normaldı. Mübarek ağzı küçük değildi. Dişeri beyazdı, ön dişleri seyrekti. Söz söylediği zaman, dişleri arasından nur saçılırdı.

Allah-u Teâlâ’nın kulları arasında, ondan daha fasih ve tatlı sözlü kimse görülmedi. Mübarek sözleri gayet kolay anlaşılır, gönülleri alırdı ve ruhları kendine çekerdi. Söz söylediği zaman, kelimeleri inci gibi dizilirdi. Bir kimse saymak istese, kelimeler sayılmak mümkündü. Ba’zen iyi anlaşılması için üç kere tekrar ederdi. Cennet’e Muhammed Aleyhis selam gibi konuşulacaktır. Mübarek sesi, kimsenin sesinin yetişemediği yere yetişirdi.

Peygamberimiz (s.a.v.) in mübarek kolları etli, parmakları iriydi. Avuçlarının içi genişti. Bütün vucudunun kokusu miskten güzeldi. Bedeni hem yumuşak, hem de kuvvetliydi. Koları, ayakları ve parmakları uzundu. Ayak parmakları iriydi, ayaklarının altı çok yüksek olmayıp yumuşaktı. Mübarek karnı geniş olup, göğsü ile karnı beraberdi. Omuz başının kemikleri iriydi. Göğsü genişti.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri son Peygamber olan Habibi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC05299 Fuad Yusufoğlu Mugammes vadisi

Mugammes vadisi

Muhammed (Aleyhis selam)- 83

Hilye-i Seâdet- 2

Resulullah efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) çok uzun boylu olmayıp, kısa da değildi. Yanına uzun bir kimse gelse, ondan uzun görünürdü. Oturduğu zaman omuzu, oturanların hepsinden yukarı olurdu.

Mübarek saçları ve sakallarının kılı kıvırcık ve çok düz değil, yaratılışta ondüleydi. Saçları uzundu. Önceleri kâkül bırakırdı. Sonradan ikiye ayırır oldu. Saçları bazen uzatır, bazen de keser, kısaltırdı. Saç ve sakalını boyamazdı. Bıyığını kısaltırdı. Bıyıklarının uzunluğu ve şekli, kaşları kadardı. Hususi berberleri vardı. Sakalını bir tutam uzatırdı.

Peygamberimiz (s.a.v.), kırmızı ile karışık beyaz tenli olup, gayet güzel ve sevimliydi. Siyah değildi. O, Arab idi. Arab, lügatte “güzel” demektir.

Arabistan’lı olduğu için “Arab” denilmektedir. Nitekim babası Abdullah (r.a.) ın güzelliği Mısır’a kadar şöhret bulmuştu ve alnındaki nurdan dolayı ikiyüze yakın kız evlenmek için Mekke’ye gelmişti. Fakat, onunla evlenmek Âmine (r.anha) ye nasib olmuştu.

Mısır halkı “esmer”, Habeşistan halkı siyahtır. Bunlara Habeş denir. Zengibar halkına “zenci” denir. Bunlar da siyahtır. Bunlar kendilerini Anadolu’da Arab diye tanıttıkları için siyah denmektedir. Bu ise yanlıştır.

Peygamber efendimiz (s.a.v.) güler yüzlüydü. Tebessüm ederek gülerdi. Gülerken mübarek dişleri görünürdü. Görüldüğü zaman, dişleri arasında çıkan nûr’u, duvarlar üzerine ışık verirdi.

Ağlaması da gülmesi gibi hafifti. Kahkaha ile gülmediği gibi, yüksek sesle de ağlamazdı. Fakat mübarek gözlerinden yaş akar, göğsünün sesi işitilirdi. Ümmetinin günahlarını düşünüp ağlardı. Allah-u Teâlâ’nın korkusundan ve kur’an-i kerim’i işitince ve ba’zen de namaz kılarken ağlardı.

Resulullah efendimiz (s.a.v.), misvakını ve tarağını yanından ayırmazdı. Mübarek saçını ve sakalını tararken aynaya bakardı. Geceleri gözlerine sürme çekerdi.

Peygamberimiz (s.a.v.) önüne bakarak, süratle yürürdü. Bir yoldan geçtiği, güzel kokusundan belli olurdu. Çünkü O’nun mübarek teri, miskten ve çiçekten daha güzel kokardı.

Güzel huyların hepsi Resulullah (s.a.v.) ta toplanmıştı. Güzel huyları, Allah-u Teâlâ tarafından verilmiş olup, çalışarak sonradan kazanmış değildi.

Bir müslümanın ismini söyleyerek, hiçbir zaman la’net etmemiş ve asla mübarek eli ile kimseye değmemiştir. Kendi için hiçbir şeyden intikam almamıştır. Allah için intikam alırdı. Akrabasına, Eshabına ve hizmetçilerine tevazu ederek, iyi muamele ile bulunurdu.

Ev içinde çok yumuşak ve güler yüzlüydü. Hastaları ziyarete gider, cenazelerde bulunurdu. Eshabının işlerine yardım eder, çocuklarını kucağınma alırdı. Fakat kalbi bunlarla meşgül edğildi. Mübarek ruhu, melekler âlemindeydi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri son Peygamber olan Habibi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC05309  Fuad Yusufoğlu Mina (Akabe cemaratı)

Mina (Akabe cemarartı)

Muhammed (Aleyhis selam)- 84

Hilye-i Seâdet- 3

Resulullah efendimiz (s.a.v.) i ansızın gören kimseyi korku kaplardı. Kendisi yumuşak davranmasaydı, Peygamberleik hallerinden, asla kimse yanında oturamaz, sözünü işitmeye tâkat, güç getirmezdi. Halbuki kendisi hayâsının çokluğundan mübarek gözleri ile kimsenin yüzüne bakmazdı.

Zekat malı almaz, fakat hediye alırdı. Herkesin hediyesini kabul ederdi. Hediye getirene karşılık olarak kat kat fazlasını verirdi.

Peygamber efendimiz (s.a.v.) i metheden onbinlerce kitap, kaside ve diğer eserler yazılmıştır. Bunları yazanlar içinde şöhretleri ve sanatları bütün dünyayı ve asırları kaplamış olanları dahi, Resulullah (s.a.v.) ı methetmekten âciz olduklarını beyan etmişlerdir.

Resulullah efendimiz (s.a.v.) günümüzde de bütün dünya milletlerinin, ilim adamlarının; devlet, siyaset ve fikir adamlarının, ediplerin, tarihçi ve askeri şahsiyetlerin alâkasını çekmekte bunların her biri O’nu biraz inceliedikten sonra hayranlık ve şaşkınlıklarını, dile getirmektedirler.

Müslüman olmayanlar, Peygamberimiz (s.a.v.) in sadece idareciliği, dehası, askeri, sosyal ve diğer yönlerini görmekte, yalnız bunlara bakarak O’nu tanımaya çalışmaktadırlar. Gördükleri feykalâde ve hiçbir insanda görülmemiş üstünlükler karşısında acze düşmekle beraber, O’na Peygamber gözüyle bakmadıkları için O’na tanımaktan ve anlamaktan çok uzak kalmaktadırlar.

Müslümanlar Peygamber efendimiz (s.a.v.) in güzellik ve üstünlüklerini ilimleri, ihlâsları ve O’na olan muhabetleri kadar derece derece görmekte ve anlayabilmektedirler. Bunlardan zahir âlimleri O’nun zahiri vasıflarını, batın âlimleri de batını güzelliklerini görebildikleri kadar dile getirmişlerdir.

“Ulema-i rasihin” denilen hem zahir ve hem de batın bilgilerinde “üstâd” ve Peygamberimiz (s.a.v.) e vâris olan yüksek İslâm âlimleri ise O’nu bütün güzellikleriyle görmüş ve aşık olmuşlardır. Bunların en başında Ebû Bekr-i Sıdık (r.a.) gelmektedir.

O Resulullah (s.a.v.) daki nübüvvet nurunu görmekte, O’nun üstünlük, güzellik ve yüksekliklerini idrak ederek, O’na aşık olmakta öyle ileri gitmiştir ki, başka hiçbir kimse Ebû Bekr-i Sıdık (r.a.) gibi olamamıştır.

Ebû Bekr-i sıddık (r.a.) her an, her baktığı yerde Resulullah (s.a.v.) ı görürdü.

Bir keresinde hâlini;

-“Yâ Resulallah! Nereye baksam sizi görüyorum. Helâda bile, karşımdasınız, utanıyorum.” Diye arz etmişti.

Bir keresinde de;

-“Bütün iyiliklerimi, sizin bir sehvinize (yanılmanıza) değişirim.” Demişti.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri son Peygamber olan Habibi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu