‘Nusaybin hakkında’ Kategorisi için Arşiv

Nusaybin’nın Kamışlıdan (Dikenli tel ile mayın olmadan önceki halı) görünüşü

Nusaybin Hudud kapısının Kamışlıdan görünüşü (Hudud karakolun inşası)

Nusaybin’in içinden geçen Tarihi Bağdat köprüsü

Beyaz suyun siyah suyla birleştiği mevki

Evet….

Sevgili Yeğenlerim…

Sevgili kardeşlerim…

Bu gün kendi Memleketim olan Nusaybin’den Bahsedeceğim.

Umarım memleketimi beğenirsiniz…

Evet…

Nusaybin…

Tarih boyunca Nisibis…Nisibin…Keng…Ahvaz…Nıssebin…Nasibeyn en son olarak Nusaybin olarak çeşitli isimler altında değişikliğe uğramıştır…

AÇIKLAMA;

İran’liler kesin yenilgiden sonra yurtlarına dönüşlerinde Ahvaz adını verdikleri Nusaybin’i unutmadılar…ve Ahvaz adında İran’da bir şehir kurdular.

Türkiye’nin Suriye sınırına bitişik; Güneydoğu Anadolu bölgesinin şirin ve tarihi bir kasabası olan Nusaybin Tarihi çok eskilere dayanır. İnsanın aklına başka bir soru gelir.

Acebe Nusaybin bir Başkent miydi?

Tarihi kalıntılardan anlaşılmıştır ki;

Nusaybin yakınlarında Girnavas (Cin tepesi) höyüğünde yapılan kazılarda bulunan bir kültür vazosunun (Hurili) san’atçılarca yapıldığı saptanmıştır. Araştırmalarda elde edilen diğer bulgularda, buradaki yerleşimin önemli bir Huri – Mitannı Merkezi olduğu anlaşılmış. Buranın Mitannilerin Başkenti Waşukani veya( Waşukkani) olabileceği düşüncesi ağırlık kazanmıştır…

Girnavas’ın (Cin tepesi) Mitanni’lerin Başkenti olabileceği Prof.Dr. Hayati Erkanal başkanlığında 1982-1991 yılları arasında yapılan kazı çalışmaları ışığında arkeolojık ve topografik değerlendirmelerde de desteklenmiştir.

Nusaybin İslamiyetten önce, dünyanın En büyük Ünüversitesi olan tek şehirdir. (Şu anda Ünüversitenin kalıntıları Maalesef mayın tarlaları içerisinde. Hala kapısı ayakta duruyor…)

Nusaybin tarihi ve eski bir kentir dedik. Eski tarihi eserleriyle çok çok ünlüdür. (ama laf aramızda Sahibsizdir.) İşte bunlardan bazıları…

İslamiyetten önce dünyanın İlk ve en büyük ünüversitesi olan Moryakub (Meryakub) adı altında hizmet eden tarihi bina. Hazret-i Ali (radiyallah-u anhu) nin 12. Torunu Zeynelabidin (radiyallah-u anhu) türbesi, onun ismiyle anılan Zeynelabidin cami-i ile, Kur’anı kerimde Bahs edilen, Peygamber efendimiz (salallahu aleyhi ve sellem) e biat eden Cinler, ve cinler’in lideriyle tanımlanan Mir Osman (Gire nevvas.) Cinler Tepesi…

Nusaybin’ın kuzeyinde 25 km. uzaklıkta bulunan; biri siyah su olmak üzere diğeri beyaz su  olan iki dağdan iki kaynak doğar. Siyah su Doğduğu kaynaktan (tahminen) 10 km. yol aldıktan, Beyaz su da (tahminen) güneye doğru 2 km yol aldıktan sonra; birbirlerini seven iki aşık gibi birleşirler…

Siyah su ile beyaz suyun birleşmesinden sonra, sınırlarımız topraklarında (tahminen) 20 km. yol aldıktan sonra Nusaybin ilçesi içerisinden geçerek Suriye Topraklarına akar…akar…akar

Devam edecek….

Fuad Yusufoğlu

Meryahup kilisesinin mayın tarlasında kalan kapısı (Yeni resim)


Meryahub Kilisesinin Mayın tarlasında kalan kapısı

Nusaybin hudud kapısı (Eski Belediye Başkanı)

Beyaz suyun Siyah suyla birleştiği mevki (sonbahar)

Nusaybin; Yazları sıcak ve kurak, kışları genellikle yağışlı geçer. Bağ ve bahçeleriyle çok meşhurdir. Hele (Şaperzen) diye bir üzüm çeşidi var ki; Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bu üzüm çeşidini başka memleketlere kısmet etmemiş, çok çok lezzetli bir üzüm cinsi.

Ayrıca İlk bahar’dan başlamak üzere Mayıs-Haziran ayları: Mavi incir, Temmuz Ağustos Ayları : Sari İncir, Eylül Ekim Kasım Ayları hata ertesı yıla kalan Siyah incir…

Bu bağ ve bahçeler arasında geçen beyaz su dediğimiz kaynak daha önce de belirtildiği üzere Nusaybin’ın kuzeyinde 25 km uzaklıktaki bir dağdan doğar. Şehrin su içme şebekesi buradan sağlanır.

Ben bir Dini kitab ta okudum.

Bu beyaz su Eski zamanda çok bol akıyormuş. Nehrin taşmasıyle Nusaybin’i iki sefer yerle bir olmuş. O zamanın Kralı Hürmüz: Kaynak suyunu azaltmak için girişimlerde bulunmuş. Hala eski kalıntılariyle Meşhur olan Hürmüz kalesi bulunmaktadır. Bu suya zamanla çeşitli adlar verilmiştir. Hürmüz nehri, Hınıs nehri diye en son olarak da Baraj yapıldığı ve Çağçağ Baraj adıyla adlandırıldı ve çağ-çağ  Suyu adını almıştır.

Beyaz su dedik; Beyaz su öyle duru ve berraktır ki. Biz küçüklüğümüzde 2 metre derinliğine 2,5 lira atardık o 2,5 lira suyun dibinde görülüyordu. İşin garıb tarafı bir metre derinliğinde paranın yazı mı tura mı olduğu görülüyordu. İşte öyle berrak, duru bir kaynak…

Doğduğu dağdan 3 km yol aldıktan sonra hemen yakınındaki dağdan doğan siyah su ile birleşir.
Adete yılan kavisler çizerek dağlar arasındaki vadiden kıvrıla kıvrıla akar…akar…akar…

İçinde tatlı su balıkları yaşar. Çok lezzetli balık çeşidleri vardır… Bu suda eskiden çok fazla çeşitli balıklar yaşardı…Hele bir cins balık vardi ki (billuri) İşte bu balık cinsi 50 cm. Bazen 60 -70 cm. Sudan havaya sıçrar insanların başları üzerinde uçarak atlarlardı…Ama ya şimdi…Evet şimdi o balık cinsine ya rastlanamıyor veya çok çok nadır bulunur. Bilinçsizce avlandığı için nesli tükendi veya tükenmek üzere.

Beyaz su başına tatil günlerinde bağ ve bahçelerine başta Gaziantep, Şanlı Urfa, Diyarbakır, Batman, Mardin, Şırnak illeri ile ilçelerinden buraya piknik yapmaya gelirler. Hafta sonları buraya en az 50 (elli)  bin yabancı insan ziyaret eder. Biz, yerliler olarak hafta sonları kalabalık olduğu için, misafirlerimiz çok olduğu zaman; piknik alanına gitmeyiz.

1184 yılında Nusaybin’e uğrayan Meşhur Seyyah İbi Cübeyr (r.a.) Yazdığı seyahetnamesinde Nusaybin’i
-“Zahiri genç, parlak Batını ihtiyar, Manzarası hoş, önü arkası Zümrüt döşemesi denemeye layık yeşillikleriyle, çiçekleriyle süslü ; bağı, bahçesi çok meyvesi bol, geniş sofa yerleri olarak öğmüştür. Bir Cami-i ve yanında ki su havuzu, iki musluğu, iki medresesi, bir hastanesi ve ortasında geçen Nehrin üzerindeki sağlam köprüsü (Bağdat Köprüsü) “ Olduğunu yazmıştır.

Devam edecek….

Fuad Yusufoğlu

Girnavas (Cin tepesi )

Girnavas (Cin tepesi)

Nusaybin’in eski bir mahallesi

Nusaybin’in Hudud dikenli teller ve mayınlar kurulmadan önceki halı

1320 yılında Nusaybin’e gelen Arap Coğrafyacısı İbn-i Batuta (Allah ondan razı olsun) Seyahatnamesınde:

-“Büyük bölümünde kalıntıların bulunduğu geniş ve verimli bir ovada bulunan orta büyüklükte eski bir kent olarak tanımladığı Nusaybin Hakkında şunları yazmıştır.”

-“Akarsuları bulunan geniş bir ovada bulunmaktadır. Bakımlı bostanları, düzgün korulukları, meyveleri vardır. Burada elde edilen Gülsuyunun gerek koku, gerek nefaset bakımından benzeri yoktur.”

-“Bir nehir, şehri bilezik gibi çevirir. Bu ırmak; civarındaki dağlarda bulunan bir kaynaktan çıkar; Kanallara ayrılarak bostanları sular. Kanallarden biri şehir içine girerek bahçeleri, evleri dolaşır. Camı avlusundan geçerek iki havuza akar. Havuzlardan biri avlunun ortasında, öteki ise doğu kapısındadır. Şehirde bir hastane, iki medrese ve değirmenler vardır.”

-“Halkı dindar, doğru sözlü, emanete hiyanet etmeyen kimselerdir.”

İbni Batuta (Arap çoğrafyacısı)

Doğu Bilgini Katib Çelebi (Allah ondan razı olsun) 17. yüzyılda Bölgeye yaptığı gezi ile ilgili yazılarında Nusaybin için şunları yazmıştır.

-”Nusaybin livası Diyarbakır eyaletine bağlıdır. Bu kasaba Eski diyari Rabia’nın merkezidir. Kuzeyinde büyük bir dağ vardır. Bu dağdan inen Hürmüz ırmağı Nusaybin yakınlarından geçer.”

-”Nusaybin bağ ve bostanlarıyle ünlüdür. Kırk binin üstünde bostanı olduğu bilinir. Beyaz gül yörenin simgesidir. Nereye gidersenız Beyaz gül’le karşılaşırsınız. Kırmızı gül’le hiç rastlanmaz yada pek seyrek rastlanır. Yörenin çok korkunç ve öldürücü Akrebi vardır.”

Bir başka yazarın da

-“Nusaybin’in önünde geceleri mehtap, gündüz sabah ve akşam zamanları kayıkla gezilen göl olduğu anlaşılır. Bu gölün Nusaybin’le Kamışlı arasındeki vadide olduğu bugünkü durumundan anlaşılıyor.”

Nusaybin Bağdat köprüsüyle meşhur bir köprüye sahiptir. bağdat’tan İstanbul’a giden kervanlar Nusaybin ilçesindeki bu meşhur köprüden geçerlerdi.

Şimdi bu köprü hala mevcuttur. Bağdat köprüsü Suriye sınırıyle bitişik olduğu kullanılması askeriye tarafından yasaklanmış. Ben küçüklüğümde bu köprü üzerinden çok geçtim. Köyleri şehre bağlayan tek köprüydü. Şimdi ise nehrin üzerinden başka köprüler inşa edildiğinde, Eski Bağdat köprüsünü sınırla bitişik olduğu için yalnız askeriye tarafından kulanılıyor..

Bağdat köprüsü Şu an bir kısmı tahrip olmakla beraber, yine de Resteore edilirse Türistik amaçlı olarak kulanılabilir. Bu arada Şahane bir tarihi eser de korunmuş olur.

Başta dediğim gibi Nusaybin tarihi bakımından çok zengin ve tarihi şirin bir ilçedir. Maalesef ne millet ne de Devlet sahip çıkılmadığı için, tarihi eserler tamamen tahrip oluyor.

Cinlerle Meşhur Girnavas (Cin tepesi) vardır. Zaten yukarlda de zikr edildiği üzere 1982-1991 yılları arasında yapılan kazı çalışmaları ışığında Prof. Dr. Hayati Erkanal  Başkanlığımda Huri – Mitannı merkezi olduğu anlaşılmış, buranın Mitannı ‘lerin Başkentı (waşugannı veya waşukanı) olabileceği düşüncesi ağırlık kazanmıştır..

Devam edecek ….

Fuad Yusufoğlu

dsc08332-girnavas-koprusu.JPG

Girnavas köprüsü

dsc08274-girnavas-koprusu.JPG

Girnavas Köprüsü

Nusaybin cinleri diye meşhur olan cinler; Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) Tâif’den Mekke’ye döndüğü sırada Mekke’ye varmadan Nahle adındeki bir yerde bir müddet istirah ettiler.

İşte bu sırada Nusaybin cinleri Peygamber efendimizin okuduğu kur’anı kerimi dinlediler. Buna acayıp kaldılar. sonra da Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile konuşmuşlar Peygamber efendimiz (s.a.v.) e gelip iman etmişler ve kendi kavimlerine imanlı bir vaziyette dönmüşler.

Kurtubi Tefsirine göre: İbni Abbas (r.a.) Rivayet edildiğine göre:

-“Peygamber efendimiz (s.a.v.) Taif dönüşü seferinde Mekke’ye yakın Nahle denilen bir vadide Gece namaz kılmıştır. İşte orada Peygamber Efendimiz (a.s.v.) gelen ve iman eden cinler Nusaybin Cinleridirler.

Başka rivayetlerde de;

Bu sırada Resulullah (s.a.v.) Taif dönüşünde Nahle denilen yerde Namaz’a durmuştu.

Nusaybin cinlerinden bir grup oradan geçerken Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in okuduğu Kur’an ayetlerini duydular ve durup dinlediler. Sonra bu Nusaybin cinleri Peygamber efendimiz (s.a.v.) ile görüşüp Müslüman oldular.

Muhammed Aleyhis selam, onlara;

-“Kavminize varınca benim imana davetimi onlara da söyleyin, onları iman’a davet edin.” Buyurdu.

O Nusaybin cinleri Kavimlerine gidip bunu bildirince, işiten cinniler Hepsi iman ettiler. Bu husus Kur’an-i Kerim’de ‘Cin Sûresi’nde bildirilmektedir.

Yine Elmalı Hamdı Yazır efendi (r.a.) Kur’an-i Kerim’in Ahkaf suresi 29 ayeti kerimesinde Nusaybin cinleri hakkında şöyle rivayet’te bulunuyor.

Nusaybin halkından 9 cin nahle vadisine gittiler. Bunlardan fulan ve fulan ve fulan ve’l-Erdavanyan el-Ahkab kavimlerine uyarıcı olarak geldiler.

Dahhak (r.a.) in İbn-i Abbas (r.a.) tan rivayetine göre,

İlk gönderilen nefer Nasibin halkından idi. Nasibin Yemen’de bir yöredir. Bura cinleri, cinlerin ileri gelenleri ve büyükleridir. İblis onları Tihame ve Yemen bölgelerine göndermişti.

Onlar vadi üzere Nahle vadisine gelmişlerdi. Nahle, vadiden iki gecelik mesafededir. Orada Peygamber efendimiz (s.a.v.) i Sabah namazını kılarken buldular. Kur’an okurken işitiler

Diğer bir rivayete göre de Resulullah (s.a.v.) i dinleyen cinler Şeysaban’dan idiler.

Yine Elmalılı Hamdı Yazır efendi hazretleri (r.a.) nin tefsirinde şöyle söyliyor;

Kur’an-i Kerimde Cin suresinde adları geçen cinlerden başka Ahkaf suresi 46/29 ayetinde geçen cinlerin dokuz kişi olduğunu söyliyor.

Merhum Tefsir âlimi Elmalılı Hamdı Yazır efendi bu sueredeki cinlerin Diyarbekir tarafındaki Nusaybin cinlerinden olduklarını yazıyor. Ayriyeten daha detaylı bilgi veriyor;

Nusaybin (Nasibin) Cinleri hakkında Bu tefsirde şöyle bir rivayet de vardır; Bu cinlerin Ninova’lı de denilmiştir.

Devam edecek…

Fuad Yusufoğlu

Girnavas (Cintepesi)

Nusaybin bir başkentmiydi; ( 5)

Fahreddin-i Razı (r.a.) der ki;

-“O sırada Hazret-i peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke halkının kendisine uymalarından ümitsiz olarak İslam’a davet için Taif’e çıkmıştı. Mekke’ye dönmek üzere bulunduğu zamana tavaffuk ediyordu. “Batnı Nahil” (Nahle vadisi, nahil deresi ki Mekke’ye bir gecelik kadar mesafededir) denilen vadi’de kalkmış sabah namazında Kur’an okuyordu.

İşte oraya Nusaybin cinlerinin ileri gelenlerinden bir bölük Cin uğramıştı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)

-“İşte bunlar Nusaybin cinleri.” Diye buyurmuştur.

Taberi tefsirinde der ki; Allah-u Teâlâ;

-“Hani biz cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik.” Buyurduğu cin gurubunun kaç kişi olduğu hakkında tefsirciler ihtilaf etmişlerdir.

Bazısı yedi kişi idi, Bu cümleden olarak İbn-i Abbas (r.a.) tan İkrime (r.a.) rivayet ederek demiştir ki Bu cinler Nusaybin halkından yedi kişi idiler. Dediler.

Resulullah (s.a.v.) onları kavimlerine elçi yaptı., diğer bazıları da dokuz kişi idi, dediler. Bunlardan Zir bin Hubeyş (r.a.) demiştir ki,

Hazret-i Peygamber (s.a.v.) Nahle vadisinde iken –“Onun huzuruna vardıkları zaman.” Ayet-i kerime indirildi.

Alûsi (r.a.) da şunları kayıd etmiştir.

İbnü Ebi Hatim (r.a.) in Mücahid (r.a.) den rivayet göre Bu cinler yedi kişi idiler. Üçü Harran’dan, dördü Nusaybin’den, isimleri Hassâ, mesâ, Şasır, Masır, Ellerdevanyan, Serme, el-Ahkam yahut el-Ahkab idi.

Dokuz kişi olduğunu söyleyen müfesirler ise şöyle rivayet ediyorlar;

Elmalılı Hamdı Yazır efendinin (r.a.) tefsirinde Her ne kadar Yemendeki Nusaybin cinlerinden bahsedilse de buraya gelen ve iman eden cinlerin Ninova yakınlarındaki Nusaybin cinleri olduğu rivayet edilir. Hem Yemene bağlı Nusaybin cinleri olduğunu söyleyen müfessirler olduğu gibi Ninova Yakınlarındaki Nusaybin cinleri olduğunu söyleyenler de var…

İslâm âlimleri ansiklopedisi kitabında Nusaybin cinleri hakkında bazı bilgiler mevcuttur. Şöyle devam ediliyor;

Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) Tâif’den Mekke’ye döndüğü sırada Mekke’ye varmadan Nahle adındeki bir yerde bir müddet istirah ettiler.

Bu sırada Namaz’a durmuştu.

Nusaybin cinlerinden bir grup oradan geçerken Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in okuduğu Kur’an ayetlerini duydular ve durup dinlediler.

Sonra Bu Nusaybin cinleri Peygamber efendimiz (s.a.v.) ile görüşüp Müslüman oldular.

Muhammed Aleyhis selam, onlara;

-“Kavminize varınca benim imana davetimi onlara da söyleyin, onları iman’a davet edin.” Buyurdu.

O Nusaybin cinleri Kavimlerine gidip bunu bildirince, işiten cinniler Hepsi iman ettiler. Bu husus Kur’an-i Kerim’de Cin Sûresi’nde’ bildirilmektedir.

Bu hadiseden sonra Mekke’ye yürüdüler.

Kurtubi tefsirinde;

Peygamber Efendimiz (a.s.v.) e gelen 7 cinlerden 3′ü Harran civarında geriye kalan 4 cin’nin de Nusaybin cinleri olduğunu ve Nusaybin de Yemen’deki cinler ile Nusaybin’e kadar olan cinlerin lideri olan Ninova yakınlardakı Nusaybin de ikamet ederlerdi…

Nusaybin yöre insanın da araştırma ve inceleme neticesinde cinlerin liderinin Nusaybin (Girnavas) da ikamet eden Mir Osman olduğu kanı yaygındır.

Merkezi;

Nusaybin şehrın’nın kuzeyınde bulunan, bir tepecik üzerine kurulan girnevas veya gire’nevvas (cin tepesi) inde ikamet ederdi..

Başka muteber tefsir olan İbni Kesir tefsirine göre Peygamber Efendimiz (a.s.v.) a Nahle Vadisinde iman eden cinlerin Ninova yakınlarında bulunan Nusaybin Cinleri olduğu rivayet edilir..

Devam edecek…

Fuad Yusufoğlu

Girnavas (Cin tepesi)

Nusaybin bir başkentmiydi; ( 6 )

Ruhulbeyan tefsirinde şöyle izah ediliyor;

Nusaybin cinlerinden ileri gelenlerden yedi veya altı kişilik bir gurup, liderleriyle birlikte kalkıp yola çıktı. Nusaybin,Rabia diyarı (Diyari Bekir) Mıntıkasında bir yerdir. Oranın Suriye veya Yemen’de bir yer olduğu da söylenmiştir. İşte bu cinler Tihame’ye kadar vardılar. Orada Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tan kur’an-i Kerim’i dinlediler.

Yukarıda izah edildiği gibi Nusaybin Cinleri hakkında Çeşitli rivayetler olmasına rağmen Mühim olan Cinlerin Varlığı ve İman eden ciniler olduğunun tesbitidir.

Nusaybin yakınlarında 2-3 km. uzaklıkta bulunan Cin tepesi (Gire nevvas ) adıyle bir küçücük tepe vardır.

Hatırlıyorum :

Salı gününü Çarşamba gününe bağlayan gecelerde Girnevas tepesı bir başka şekılde Fanus ve çıralarla aydınlanırdı. Çeşitli rahatsızlığı olanlar (deli, felç, v.s.) Salı gecesini çarşambaya bağlayan gecelerde bu tepede yatarlar ertesi sabah Allah (c.c.) izniyle şifa bulup geri dönerlerdi. Buna karşın felç olanların Girnavas’a gidip şifa buldukları gibi Sağlam olarak da giden ama kalbi kötülükle dolu olan insanların da felçli olarak oradan geri döndükleri de görülmüştür ve de isbat edilmiştir.

Sa’do oğluİsmail (rahmatullah-i aleyh) den rivayetle;

-”Bizler Sa’da köyünde ikamet ederken bir gün kafile halinde yolumuz Girnavas’a düştü. Bizler  bu bahçeleriyle bağlariyle meşhur olan bu yöreye geldikten sonra başımızda bulunan bir orta yaşlı adam (Abdulaziz-e Fermano) bizlere şöyle seslendi;

-”Hayra! biz bahçeleriyle, bağlarıyla meşhur olan Girnavas’a gelmiş bulunuyoruz hayatımızda böyle bahçeli ve nefis yemişleri bulunan bir yer daha görmedik. Bizler yabancıyız buraya geldik kimse bizleri tanımıyor bana uyun ben ne dersem siz ona itaat edin ki ben sizlere nasıl ikramda bulunacak insanalrı ayaklarınıza getireyim sadece ben Girnavas’a girerken sanki hastamız varmış gibi yapacağız ve sizler benim ellerime sarılacaksınız o kadar. dedi

Arkasında da hemen başına yeşil bir sarık bağlayarak vakarlı bi şekilde yürümye başladı.

Bizler henüz genç olduğumuz için o’nun dediğin yaparak ellerinden öpüyor ve onun arkasında sıra halinde ellerimiz birbirlerine bağlı olarak yavaş yürüyorduk.”

Yöredeki insanlara da;

-Bu çok büyük bir şeyh’tır.” diye hafifçe sesleniyorduk.

Yöre halkı Dindar ve emanete hiyanet etmediği için de bizlerin sahta olarak yaptığımız bu haraketlere karşı bizleri gören halk da bu arkadaşımızın ellerine sarılyor ve arkasından da;

-”Buyrunuz efendim bahçemizde misafir olun.” diyenler adete sıraya girmişlerdi.

Bizler de bu fırsattan istifade ederek bizlere ikram edilen yemiş ve meyvelerden yiyiyor rahatlığın tadını çıkarıyoruz. Geç saatlara kadar bizleri ziyerete gelen insanlar la dolup taştı.

En sonunda epey vakit geç olmuştu ve ozaman o yerede dört direk üzerine kurulmuş ağaçtan yapılmış  ve üzerine de kamış örtülerek kurulmuş kölük de denilen (anzel) e onun yatağını serdiler, bizlerde altta yatmaya başladık gerçi  kalabalık olduğundan çoğu insanlar geceleri yatmıyorlardı. Sabahlaeyin sabah namazına epey bir zaman varken kendini  (sahte) büyük şeyh olarak tanıtan adam (Abdülaziz’e Fermanö) sabah erkenden kalkınca yüzünün bir kısmı felç olmuş ve bu telaşla bizleri uyandırarak;

-”Hayra! Galiba çarpıldım. Hemen daha henüz kimse uyanmamış iken buradan gidelim yavaş yavaş ben arkadaşımı arkadaşım da diğer arkadaşını hafifçe sarsarak birbirimize haber verdik ve ani bir şekilde daha bahçe sahibi uyanmadan bizler oradan kaçarcasına ayrıldık.  Kerndini (sahte) şeyh olarak tanıtan köylümüz takriben 3-4 ay öyle felçli kaldıktan sonra iyileşti.

Hala Abdülaziz’e Fermanı kişi de sağ ve sıhhattadır. Ben de bu olayın canli şahidiyim.

Devam edecek…

Fuad Yusufoğlu

dsc09795-zeyneabidin-cami-i.JPG

Zeynelâbidin (r.a.) camisi avlusu

dsc09789-zeyneabidin-cam-i.JPG

Zeynelâbidin (r.a.) Cami-i

dsc09786-meryakup-harabesi.JPG

Meryakup Kilisesi Dünyada kurulan İlk Ünüversite

dsc09780-meryakup-harabaleri.JPG

Meryakup kilisesi (hemen yanında Zeynelâbidin Camisi)

Nusaybin iklimine gelince;

Nusaybin İklimi bir başkadır. Mardin tarafı yani Nusaybin (Nasibeyn) Batısından 25-30  kilometre kadar uzaklaşsa iklim değişir. Mardın’de kar yağar bizim Nusaybin (Nasibeyn) de ise iklim güzel. Hem de çok güzel O da Allah (c.c.) bir hikmeti olsa gerek..Nusaybin (Nasibeyn) olarak da adlandırılması bundan da olabilir. Allah (c.c.) bu yöreye verdiği bir güzellik işte; Allah (c.c.) her şeye kadirdir.

Kuzeyi Dağlıktır. Yukarıya doğru 25-30 kilometre uzaklaş Beyaz suyu geçtikten sonra iklim bir başka oluyor. Hem soğuk hem de kar. Doğusundada 40-45 Kilometre uzaklaşılsa gene iklim bir başka oluyor. Sınırları tekrar söyliyeyim ki belkı Nusaybin’i (Nasibeyn) tanıyan lar daha detaylı bilgi sahibi olurlar.

Mardın tarafı (batı) daha evvelde bahsettiğimiz gibi Dara kalesını geçtikten sonra iklim değişir.
Kuzeyi yanı Beyaz suyu geçince iklim değişir. Doğusu Cizre tarafı Çığır’ı geçince iklim değişir.
Güneyinde Zaten Suriye var O da 25 – 35 kilometre ilerleğince (Telma’ruf köyünü) ü geçince de  iklim değişiyor. Çöl iklimi hüküm sürer. Yani Nusaybin’den tahminen her yöne 25-30 kilometre ayrılınca İKLİM değişikliği olur
Belki de Nasıbeyn isminin hikmeti buradan gelme olabilir. Allah (c.c.) doğrusunu bilir. Kimisi Şam toprağıında olduğunu söylerler. Bunda da bir hikmet var. Şam toprağı denilince Sakın şimdi ki şam şehri (Yanı dimeşk) anlaşılmasın. Belkı bir bölge olarak anlaşılması lazım.
Mesele Haran Denilince sadece Harran köyü  olarak değildir belki bir bölge adıdır. Oda bunun gibi bir şey…

Gene de Allah (c.c.) bilir. Benim bildiğim ve inandığım bir şey var oda Nusaybin (Nasibeyn) üzerinde Allah-u Teâlâ hazretlerinin Bir hikmeti olduğudur.

Ayriyetten islamiyetten önce dünyanın İlk Ünüversitesi olan şimdiki adı Moryakub kilisesi hakkında biraz bilgi sunmak istiyorum…

Tarih kitablarında  şöyle geçer;

3.Yüzyılın ortalarında dünyaya gelen Meryakup 309 yılında Diyarbakır’deki Meryem ana kilisesinde toplanan Episkapa kongrenın kararı ile Ekiskaposluğa terfi edildi.

Meryakub (Veya Moryakop) da 4.yüzyılda bu bölgede yaşanmış din bilginleri yaşam öykülerinde Nusaybin çevresindeki köyleri ve kuzeyinde uzanan dağlık bölgeyi Hiristiyanlaştırıp vaftiz etmede çok zorlandıkları anlatılır.
Meryakub (Moryakub) tarafından yapıldığı düşünülen 713-758 tarihleri arasında kiliseye çevrilmiş Katedralden kalan, Piskopos Vologaesses ve papaz Akepsumasın 359 yılına ait kitabesinin bulunduğu Nusaybin Vaptizhanesi bölgedeki en eski hiristiyan anıtı olarak kabul edilmektedir.

Roma İmparatoru Büyük kostantin’ın emri ile İznik’e 19 hazıran 523 te Hiristiyanlığın ilk ve en büyük kongresi toplandı.

Bu toplantıya katılan episkopos Meryakub ve öğrencisi Merefram Nusaybin’e döndüklerinde putpereslikten kalma okulun enkazı üzerine Ünlü Nusaybin okulunu inşa ettiler. Ve 326 yılında hizmete açtılar.

Okulunu ilk profosörü Nusaybin’li Mar efram’di. Süryanı yazarların en büyüğü olarak kabul edilen ve süryanı zühd (sagılık) haraketini güçlük biçimde etkilemiş olan Mar efram 38.yıl boyuınca okulun rektörlüğünü yapmıştır.

Nusaybin sadece dini bir merkez olmakla kalmayıp, aynı zamanda önemli bir ticaret merkeziydi. Özellikle Bizans dönemin başlarında kent doğu-batı ticaretinde. Anadolu’ya giriş üssü olması bakımından önemini korumuştur…

Asya’dan İpek yolunu izleyerek gelen İmparatorluğun zenginleri ve yönetici sınıfları için lüks mallarla birlikte baharat getiren Tüccarlar İran’ı aştıktan sonra İmparatorluğun doğu sınırında ki İlk büyük istasyon olan Nusaybin’e geliyorlardı.

İpek yolu üzerinde Urfa  ile Adi-abane’yi birbirlerine bağlanmış olan Nusaybin şehriydi.

Devam edecek…
Fuad Yusufoğlu

dsc00881-dara-harabeleri-6.JPG

Dara Kalesi (Su sarnıcı)

dsc00873-dara-harabeleri-5.JPG

Dara kalesi (Meşhür zindanı)

dsc00841-dara-harabeleri-4.JPG

Dara Kalesi (Eski evleri)

dsc00826-dara-harabeleri-3.JPG

Dara harabeleri

dsc00770-dara-harabeleri-2.JPG

Dara harabeleri

dsc00766-dara-harabeleri-1.JPG

Dara harabeleri

Edessa’deki (Urfa) Nasturi’lere karşı girişilen zülum haraketleri yüzünden 489 tarihinde Ssasanlı hükümdarı Kutbeddin izniyle Nusaybin Metepoliti Barsavma ve Urfa (Edesse) okulunun eski rektörü Narsayın çabalariyle Edesse (Urfa) den Nusaybin’e nakledildi. Bundan sonra Nusaybin asırlar boyunca Nasturi’lerin manevi merkezi oldu.

Üçüncü kez açılan Nusaybin okulu yeni konularla ve düzenlenerek eğitimini sürdürdü. İlahiyat niteliğinde olan Nusaybin okulunda, din: eğitimi yanında Felsefe, Mantık, edebiyat, tıb, hukuk, geometri, astronomi ve müzik dersleri de veriliyordu.

Nusaybin önemi giderek artarken 524-526 da Bizans İmparator Anastasios kent yakınlarında meşhür Dara kalesi civarında sasanilerle yine savaşlara girdi.

Sasani kralı Hisrev Anuşirvan’ın 533 te Bizanslarla yaptığı barış uyarınca Dara kalesi bizans’lılara kalıyor. Ama burada askeri birlik bulundurulamiyordu.

540-562 yılları arasında savaşlarla Anişirvan Antalya’yı de ele geçirdi. Bizansla edesse (urfa) anlaşmasını yaptı. Ayrıca yolu üzerinde Urfa, Mardin, Nusaybin’ de kentler halkını kendisini desteklemedikleri için kılıçtan geçirdi. 572 yılında Nusaybin çevresini yeniden yağmaladı. Dara kalesini alarak Suriye’ye kadar ilerledi. Böylece 624 yılına kadar bu bölge Bizanslarla Sasaniler arasında el değiştirmeğe devam etti..

İran’liler kesin yenilgiden sonra yurtlarına dönüşlerinde Ahvaz adını verdikleri Nusaybin’i unutmadılar, ve Ahvaz adında İran’da bir şehir kurdular.

Devam edecek…

Fuad Yusufoğlu

DSC06196  Fuad Yusufoğlu Girnavas (Cin tepesi)

Girnavas (cin tepesi) tan bir görünüş

Meşhur Seyyah olan Evliya Çelebi (Allah ondan razı olsun) seyahetnamesinde şunlara yer veriyor
Diyar-i Rabia’dan güneye yaptığı bir seyahetinde özet olarak şunları zikretmişlerdir.

-”Mardin, Hasenkeyf, Hastepe, Sencar, Telhuvar, Musul, Nusaybin, Cizre İmadiye ve Akra kaleleri de Şatt’ın doğu tarafında ve Dicle havzasının dışında kalırlar.”

-”Hulasa, Diyar-i Bekir’den kalkarak arkadaşlarımızla El’Cezire’ye yollanarak Göksu köyüne geldik Bu köy gelişmiş bir köydür. Diyarbakır’a bağlıdır.

Cenab-i Hakk yeryüzünü yarattığından beri bu cezir mamur olup, Fırat ile Şattü’l-Arab’ın arasında bir cennet toprağı vardır.

-”İstirahat ettiğimiz köyden kalkarak kıble tarafına kayalıklar içinden şiddetli sıcak altında gidip, Zerzivan boğazına menzil aldık. Burası korkulu, tehlikeli dar ve amansız bir boğazdır. Allah korusun.”

-”Güney ve kıble tarafları Mardin ve Sencar çölleridir. Oradan Malun köyü’ne sonra güney tarafına giderek yedi saat’te Şeyh hazret-i Zoli ziyaret yerine geldik. Buradan da Mardin kalesine geldik. Mardin kalesi hakkında, Rum ve Yunan tarihçileri kendi hiristiyan inançlarına göre bir çok özellikler ve hayaller yazmışlardır.”

Ama tarihçi Makdisi’ye göre bu kaleyi Hazret-i Yunus Aleyhis selam yaptırtmıştır.

Zira Yunus Aleyhis selam kış mevsiminde Musul yakınındaki Beled El-Hatib şehrinde otururdu. Yaz günlerinde yaylaya çıkıp, bu Mardin dağ’ında istirahat edip ibadet ederdi. Hâlâ Mardin dağı’ndaki büyük bir mağaraya Yunus Nebi Aleyhis selam ‘savması’ derler.

O sırada bu dağa ‘Şahika dağı’ derlerdi. Bu mağaralarda bir ejderha çıkıp, Hazret-i Yunus Aleyhis selam’a iman edenlerden binlerce ümmeti yemişti.

Sonra nice inanmayanlar Hazret-i Yunus aleyhis selam’dan mucize isteyip;

-“Bu dağdaki ejder’i öldürürsen sana iman ederiz” dediler.

Hazret-i Yunus Aleyhis selam hemen Peygamberlik kuvveti ile o ejder’e bir taş vurup öldürdü.

Üçbin inanmayan imân edip, dağda oturan Hazret-i Yunus aleyhis selam’a komşu oldular. Günden güne de zengin ve bey olmaya başladılar. İşte bu dağda ‘ejder’olduğu için dağ’a Mar (yılan) dağı ve şehre de Mardin dediler.

Bu görülmeye değer Mardin kalesi nice hükümdarlar eline geçip, sonunda bir müddet Dara Şah’a (İran hükümdarı) taht merkezi oldu. Dâra buranın avcılığından hoşlanmıştı. Temmuz ayında burada, kışın ise Nusaybin yakınındaki Kara (Dara) şehrinde kalırdı.

Evliya Çelebi Nuh Aleyhis Selam gemisi hakkında da özetle şöyle buyurmuştur;

-“Hazret-i Nuh Aleyhis selam tufanında gece karanlığında yüzerken. Nuh Aleyhis selam’ın gemisi dalgalar ile bu sencar dağı’nın bir köşesine gelmiş ve gemi biraz zedelenmiş buna Nuh aleyhisselam son derece üzülmüştü. Ama sonra gemi selametle denizde yüzerek Cudi dağına oturmuştur.

Bu hal üzere Nuh’un (Aleyhis Selam)  gemisi selametle denizde yüzerek, Sencar dağı’nın gemiyi yaraladığı yere gelince -”Hâzâ cebelu sincar”

Yanı;

-“Bu sin kayası bizi yaraladı.” Derler. Onun için Sin Cur’dan yanlış olarak ‘Sencar’ denmiştir.

Hakikatten Sencar kayaları diş diş, sivri sivri olduklarından ‘Sin dağı derler. Car kelimesini de ona ekleyince ‘Sincar’ olur. Nuh aleyhis selam’in gemisini yaralayan yere ‘Sin kayası’ derler ki, diş gibi bir kaya olup Sencar kalesi’nin kuzey tarafında ve Nusaybin kalesi tarafındadır.

Nuh Aleyhis Selam gemisinin bu sencar dağı’na oturduğu muhakkaktır. Makdisi Tarihi’nde burası genişçe anlatılmıştır.

Gemi deniz yüzünden gezerek Sencar’ın iki menzil’i kadar kuzey tarafında, Musul ve Nusaybin kaleleri arasında Cudi dağı adında yüksek bir dağın tepesine oturmuştur.

Sonra gemide bulunanlar dışarı çıkıp, temiz toprağa yüz sürerek Cenab-i Hakk’a şükür secde’si ettiler. Bunu için de yanlarında yiyecek olarak ne varsa bir kazana koyup pişirerek yediler. O yemeğe ‘Aşure aşı’ derler. Bu da Muharrem ayının Onun’cu gününe rastladığı için “Aşure” denmiştir.

Devam edecek…

Fuad Yusufoğlu

dsc09651-setrcikan-000.JPG

Serçikan kalesi ( SARGATHON)

dsc00721mardin000.JPG

Mardin’in uzaktan görünüşü

İslam tarihçisi Ebu Yusuf Yakub (r.a.) un belirtiği gibi:

Mezopotamyanın bir kısmı Romalillere bir kısmı da İran’a aitti. İki halkın ortasındeki sınır olarak kabul edilen bu günkü adiyle Serçikan (Serçe Han) Kalesı olarak anılan (Sarja) kalesi adı altında Sargathon Kalesi idi.

Hala bu serçıkan kalesının bir kısmı ayakta duruyor. Tem yolu üzerinde Nusaybin’a tahminen 10 km uzaklıktadır…

Halife Ömer(r.a.) zamanında 634 – 644 araplar İyaz bin Gânem  (r.a.) Komutanlığımda bir ordu ile 639 yılında Nusaybin (Nasibeyn) üzerine yürüdü. Şehir kısa bir muhasaraden sonra şartlarla teslim oldu.

İslam fethinden sonra Nusaybin (Nasibeyn) Doğu cezire bölgesinin büyük idare merkezi olma özelliğini sürdürdü…Şu an da halen Ticari özelliğini kayıbetmemiş…Civar illerden ve kasabalardan Nusaybin’e gelip kaçak mal aliş verişini yaparlar…

Araplar Nusaybin’e Nasibeyn adını vermişler Yanı (iki nasib- iki kısmet) Her ne hikmetse hakıkatten burada kat kat iyilikler ve hizmetler olur. Ah keşke bir İnsan çıksa hem millet adına hem de Devlet  adına Her ne ad altında olursa olsun; Buraya bir el atsa ve bazı hizmetler sunsa. Ne güzel olurdu

…Ama neredeeeeeeee…

Zeynel abidin (r.a.): Peygamber (s.a.v.) efendimizin soyundan olup hz. Hüseyin (r.a.) 12. oğludur. Onun adıyla anılan Zeynelabidin camii içerisinde medfumdur. Çeşitli seyyah ve tarihçilerin bahsettikleri büyük avlulu İki musluğu olan camii; işte bu Cami-i’dir. Zamanı gelince ondan bahs etmeye çalışacağız. İnşaallah.

Devam edecek…

Fuad Yusufoğlu