‘Nusaybin hakkında’ Kategorisi için Arşiv
Nusaybin başkent miydi? 12 Selman-i Farisi(r.a.)2
22 Haziran 2008Revda-i Muttahhara (eski)
Ravda-i Muttahhara (Yeni)
çok ibadet ederdi. Onu çok sevdim ve uzun zaman yanında kaldım. Onun ve kilise’nın hizmetini yapar, onunla ibadet ederdim.
Vefat zamanı geldi.
Ben ona:
-“Ey benim efendim; uzun zamandan beri yanınızdayım ve sizi çok sevdim. Sen vefat edince ben ne yapayım. Bana tavsiye eder misin?” Diye sordum…
Bana:
-“Oğlum Şam’da insanları islah edecek kimse yok. Kime gitsen seni ifsad ederler. Fakat Musul’da bir zat vardır. Ona gitmenı tavsiye ederim,”dedi.
Bende;
-“Peki efendim.”dedim.
O zat vefat edince Şam’dan, Musul’a gittim. Onun tarif ettiği zatı buldum. Başımden geçenleri anlattım. Beni hizmetine kabul etti. O2da diğer zatlar gibi çok kiymetli zahıd, abid bir kimse idi. Onun vefat zamanında aynı soruları o’na da sordum.
O’da bana;
-“Nusaybin’de bir zat vardır.” Diye tavsiye etti.
O vefat edince sonra ben de derhal Nusaybin’e gittim. Bahsedilen kimseyi bulup yanında kalmak istediğimi söyledim. İsteğimi kabul etti. Ve bir müddet de onun hizmetinde bulundum. Bu zat da vefat etmek üzere iken beni başka birisine göndermesini söyledim.
Bu sefer bana Amuriye’deki bir Rum şehrinde bulunan başka kimseyi tarif etti. Tarif edilen bu son şahsıda bulup hizmetine girdim.
Uzun bir zamanda onun yanında kaldım. Artık onun da vefati yaklaşmıştı. O’na da beni birine havale etmesini rica edince
-“Vallahı şimdi böyle bir kimse bilmiyorum. Fakat Ahır zaman Peygamberin (s.a.v.) gelmesi yaklaştı. O arablar arasdından çıkacak vatanından hicret edip, taşlık içinde hurması çok olan bir şehre yerleşecek. Alametleri şunlardır; hediye’yi kabul eder, sadakayı kabul etmez, iki omuzu arasında “Nübüvvet mührü” vardır.” Diyerek alametlerini saydı.
Yanında bulunduğum son zat de vefat edince onun tavsiyesi üzerine Arap diyarına gitmeğe hazırlandım.
Bir Müddet ben Amuriye’de çalışıp : bir kaç öküz ile birlikte bir kaç koyun sahibi olmuştum. Beni Kelb Kabilesinden bir kafile Arap beldesine gitmek üzere idi.
Onlara dedim ki:
-“Bu sığırlar ve koyunlar sizin olsun; beni Arap vilayeti’ne götürün.” Dedim. Kabul edip kafilelerine aldılar.
Vadiyül Kura denilen yere gelince bana ihanet ettiler. Bana köle diyerek, beni bir yahudiye sattılar.
Yahudinin bulunduğu yerde Hurma bahçeleri gördüm. Ahir zaman peygamberi (a.s.v.) in hicret edeceği yer herhalde burasıdır diye düşündüm. Fakat kalbim oraya ısınmadı.
Devam edecek….
Fuad Yusufoğlu
Nusaybin başkent miydi? 11 Selman-i Farisi(r.a.)
22 Haziran 2008Zeynelabidin Cami Minaresi
Zeynelabidin Camis avlusu
Zeynel abidin (r.a.): Peygamber (s.a.v.) efendimizin soyundan olup hz. Hüseyin (r.a.) 12. oğludur. Onun adıyla anılan Zeynelabidin camii içerisinde medfumdur. Çeşitli seyyah ve tarihçilerin bahsettikleri büyük avlulu İki musluğu olan camii; işte bu CAMİ-İ dir. Zamanı gelince ondan bahs etmeye çalışacağız. İnşaallah.
Selman-ı Farisi(r.a.)
Eshabi kiramın büyüklerindendir. Aslen İranın İsfahan yakınlarındaki bir köyde doğup büyüdü. Gençliğinde Mecusi iken, hiristiyan olmuş ve çeşitli kiliselerde ibadet ve hizmet etmiştir. Bu kiliseden bir tanesi Dünyan’ın ilk üniversitesi olan Nusaybin üniversitesi dir.
Ebel ferec (r.a.) buyurdu ki:
-”Adullah bin Abbas (r.a.) nın yanında idim bana selman-i Farisi (r.a.) nın hayatını şöyle anlattı.”
Selman (r.a.) anlatıyor:
-”Ben önce mucusi idim. Bir hiristiyan kilisesine rasladım. Onların ibadetlerini görünce içim ısındı.
kendilerine;
-”Bu dinin aslı nerededir?” dedim.
bana;
-”Bu dinin aslı Şam’dadır.”dediler.
Ben;
-”Peki.”dedim
Önce kervanla Şama geldim. Şam’da hiristiyan dininin en büyük alimini sordum bana bir alimi tarif ettiler onun yanına gittim
ona durumu anlattım.
Onun yanında kalmak istediğimi, ona hizmet edeceğimi söyleyip ondan bana Nasraniliği öğretmesini Allah’u tealayı (c.c.) tanıtmasını rica ettim. Oda kabul etti. Bende ona hizmet etmeye, kilisenin işlerini yapmaya başladım. Bana dini bilgiler öğretmeye başladı. Fakat sonradan onun kötü kimse olduğunu anladım.
Çünkü:
Hiristiyanların, fakiırlere vermesi için getirdikleri Sadaka altın ve gümüşleri kendine alır, fakirlere vermezdi .
Böylece şahsına 7 küp altın ve gümüş biriktirdi. Fakat bunu benden başka kimse bilmezdi. Bir müddet sonra o âlim vefat etti. Nasraniler onu defn etmek için toplandılar.
Onlara:
-“Neden buna bu kadar hürmet ediyorsunuz? O hürmete layık bir insan değildir.” Dedim.
Onlar da:
-“Sen bunları nereden çıkarıyorsun “dediler. Ve bana inanmadılar.
Bende biriktirdiği altın ve gümüşlerin yerlerini bildiğim için onlara gösterdim. Nasraniler 7 küp altın ve gümüşü çıkardılar.
Ve:
-“Bu defne ve techize layık bir kimse değildir.” Dediler.
Bir yere atıp üzerini taşla kapattılar. Sonra onun yerine başka bir alim geçti. Çok alim ve zahid bir kimse idi. Dünyaya hiç ehemmiyet vermezdi. Ahirette tâlib bir kimse olup, hep ahirreti için çalışıyordu.
Devam edecek…
Fuad Yusufoğlu
Nusaybin bir başkent miydi ? 10
22 Haziran 2008Serçikan kalesi ( SARGATHON)
Mardin’in uzaktan görünüşü
İslam tarihçisi Ebu Yusuf Yakub’un belrtiği gibi:
Mezopotamyanın bir kısmı Romalillere bir kısmı da İran’a aitti. İki halkın ortasındeki sınır olarak kabul edilen bu günkü adiyle Serçikan Kalesı olarak anılan (Sarja) kalesi adı altında Sargathon Kalesi idi…
Hala bu serçıkan kalesının bir kısmı ayakta duruyor…Tem yolu üzerinde Nusaybin’a tahminen 10 km uzaklıktadır…
Halife Ömer(r.a.) zamanında 634 – 644 araplar İyaz bin Gânem (r.a.) Komutanlığımda bir ordu ile 639 yılında Nusaybin (Nasibeyn) üzerine yürüdü. Şehir kısa bir muhasaraden sonra şartlarla teslim oldu..
İslam fethinden sonra Nusaybin (Nasibeyn) Doğu cezire bölgesinin büyük idare merkezi olma özelliğini sürdürdü…Şu an da halen Ticari özelliğini kayıbetmemiş…Civar illerden ve kasabalardan Nusaybin’e gelip kaçak mal aliş verişini yaparlar…
Araplar Nusaybin’e Nasibeyn adını vermişler Yanı (iki nasib- iki kısmet) Her ne hikmetse hakıkatten burada kat kat iyilikler ve hizmetler olur. Ah keşke bir İnsan çıksa hem millet adına hem de Devlet adına Her ne ad altında olursa olsun; Buraya bir el atsa ve bazı hizmetler sunsa…Ne güzel olurdu
…Ama nereddddddde…
Devam edecek…
Fuad Yusufoğlu
Nusaybin Bir başkent miydi 9
21 Haziran 2008Girnavas (cin tepesi) tan bir görünüş
Meşhur Seyyah olan Evliya Çelebi seyahetnamesinde şunlara yer veriyor
Diyar-i Rabia’dan güneye yaptığı bir seyahetinde özet olarak şunları zikretmişlerdir.
Mardin, Hasenkeyf, Hastepe, Sencar, Telhuvar, Musul, Nusaybin, Cizre İmadiye ve Akra kaleleri de Şatt’ın doğu tarafında ve Dicle havzasının dışında kalırlar.
Hulasa, Diyar-i Bekir’den kalkarak arkadaşlarımızla El’Cezire’ye yollanarak Göksu köyüne geldik Bu köy gelişmiş bir köydür. Diyarbakır’a bağlıdır.
Cenab-i Hakk yeryüzünü yarattığından beri bu cezir mamur olup, Fırat ile Şattü’l-Arab’ın arasında bir cennet toprağı vardır.
İstirahat ettiğimiz köyden kalkarak kıble tarafına kayalıklar içinden şiddetli sıcak altında gidip, Zerzivan boğazına menzil aldık. Burası korkulu, tehlikeli dar ve amansız bir boğazdır. Allah korusun….
Güney ve kıble tarafları Mardin ve Sencar çölleridir. Oradan Malun köyü’ne sonra güney tarafına giderek yedi saat’te Şeyh hazret-i Zoli ziyaret yerine geldik. Buradan da Mardin kalesine gelkdik. Mardin kalesi hakkında, Rum ve Yunan tarihçileri kendi hiristiyan inançlarına göre bir çok özellikler ve hayaller yazmışlardır.
Ama tarihçi Makdisi’ye göre bu kaleyi Hazret-i Yunus Aleyhis selam yaptırtmıştır.
Zira Yunus Aleyhis selam kış mevsiminde Musul yakınındaki Beled El-Hatib şehrinde otururdu. Yaz günlerinde yaylaya çıkıp, bu Mardin dağ’ında istirahat edip ibadet ederdi. Hâlâ Mardin dağı’ndaki büyük bir mağaraya Yunus Nebi Aleyhis selam ‘savması’ derler.
O sırada bu dağa ‘Şahika dağı’ derlerdi. Bu mağaralarda bir ejderha çıkıp, Hazret-i Yunusu Aleyhis selam’a iman edenlerden binlerce ümmeti yemişti.
Sonra nice inanmayanlar Hazret-i Yunus aleyhis selam’dan mucize isteyip;
-“Bu dağdaki ejder’i öldürürsen sana iman ederiz” dediler.
Hazret-i Yunus Aleyhis selam hemen Peygamberlik kuvveti ile o ejder’e bir taş vurup öldürdü.
Üçbin inanmayan imân edip, dağda oturan Hazret-i Yunus aleyhis selam’a komşu oldular. Günden güne de zengin ve bey olmaya başladılar. İşte bu dağda ‘ejder’olduğu için dağ’a Mar (yılan) dağı ve şehre de Mardin dediler.
Bu görülmeye değer Mardin kalesi nice hükümdarlar eline geçip, sonunda bir müddet Dara Şah’a (iran hükümdarı) taht merkezi oldu. Dâra buranın avcılığından hoşlanmıştı. Temmuz ayında burada, kışın ise Nusaybin yakınındaki Kara (Dara) şehrinde kalırdı.
Evliya Ççelebi Nuh gemisi hakkında da özetle şöyle buyurmuştur;
-“Hazret-i Nuh aleyhis selam tufanında gece karanlığında yüzerken. Nuh Aleyhis selam’ın gemisi dalgalar ile bu sencar dağı’nın bir köşesine gelmiş ve gemi biraz zedelenmiş buna Nuh aleyhisselam son derece üzülmüştü. Ama sonra gemi selametle denizde yüzerek Cudi dağına oturmuştur.
Bu hal üzere Nuh’un gemisi selametle denizde yüzerek, Sencar dağı’nın gemiyi yaraladığı yere gelince “ Hâzâ cebelu sincar”
Yanı;
-“Bu sin kayası bizi yaraladı.” Derler. Onun şiçin Sin Cur’dan yanlış olarak ‘Sencar’ denmiştir.
Hakikatten Sencar kayaları diş diş, sivri sivri olduklarından ‘Sin dağı’ derler. Car kelimesini de ona ekleyince ‘Sincar’ olur. Nuh aleyhis selam’in gemisini yaralayan yere ‘Sin kayası’ derler ki, diş gibi bir kaya olup Sencar kalesi’nin kuzey tarafında ve Nusaybin kalesi tarafındadır.
Nuhun gemisinin bu sencar dağı’na oturduğu muhakkaktır. Makdisi Tarihi’nde burası genişçe anlatılmıştır.
Gemi deniz yüzünden gezerek Sencar’ın iki menzil’i kadar kuzey tarafında, Musul ve Nusaybin kaleleri arasında Cudi dağı adında yüksek bir dağın tepesine oturmuştur.
Sonra gemide bulunanlar dışarı çıkıp, temiz toprağa yüz sürerek Cenab-i Hakk’a şükür secde’si ettiler. Bunu için de yanlarında yiyecek olarak ne varsa bir kazana koyup pişirerek yediler. O yemeğe ‘Aşure aşı’ derler. Bu da Muharrem ayının Onun’cu gününe rastladığı için “Aşure” denmiştir.
Devam edecek…
Fuad Yusufoğlu
Nusaybin bir başkent miydi ? 8
21 Haziran 2008Dara Kalesi (Su sarnıcı)
Dara kalesi (Meşhür zindanı)
Dara Kalesi (Eski evleri)
Dara harabeleri
Dara harabeleri
Dara harabeleri
İpek yolu üzerinde URFA ile Adıabane’yi birbirlerine bağlanmış olan Nusaybin şehriydi.
Edessa’deki (Urfa) Nasturi’lere karşı girişilen zülum haraketleri yüzünden 489 tarihinde Ssasanlı hükümdarı Kutbeddin izniyle Nusaybin Metepoliti Barsavma ve Urfa (Edesse) okulunun eski rektörü Narsayın çabalariyle Edesse (urfa) den Nusaybin’e nakledildi. Bundan sonra Nusaybin asırlar boyunca Nasturi’lerin manevi merkezi oldu.
Üçüncü kez açılan Nusaybin okulu yeni konularla ve düzenlenerek eğitimini sürdürdü. İlahiyat niteliğinde olan Nusaybin okulunda, din: eğitimi yanında Felsefe, Mantık, edebiyat, tıb, hukuk, geometri, astronomi ve müzik dersleri de veriliyordu.
Nusaybin önemi giderek artarken 524-526 da Bizans İmparator Anastasios kent yakınlarında meşhür Dara kalesi civarında sasanilerle yine savaşlara girdi.
Sasani kralı Hisrev Anuşirvan’ın 533 te Bizanslarla yaptığı barış uyarınca Dara kalesi bizans’lılara kalıyor. Ama burada askeri birlik bulundurulamiyordu.
540-562 yılları arasında savaşlarla Anişirvan Antalya’yı de ele geçirdi. Bizansla edesse (urfa) anlaşmasını yaptı. Ayrıca yolu üzerinde Urfa, Mardin, Nusaybin’ de kentler halkını kendisini desteklemedikleri için kılıçtan geçirdi. 572 yılında Nusaybin çevresini yeniden yağmaladı. Dara kalesini alarak Suriye’ye kadar ilerledi. Böylece 624 yılına kadar bu bölge Bizanslarla Sasaniler arasında el değiştirmeğe devam etti..
İran’liler kesin yenilgiden sonra yurtlarına dönüşlerinde Ahvaz adını verdikleri Nusaybin’i unutmadılar…ve Ahvaz adında İran’da bir şehir kurdular…
Devam edecek…
Fuad Yusufoğlu
Nusaybin Bir başkent miydi ? 7
21 Haziran 2008Zenelabidin (r.a.) camisi avlusu
Zeynelabidin (r.a.) Cami-i
Meryakup Kilisesi Dünyada kurulan İlk Ünüversite
Meryakup kilisesi (hemen yanında Zenelabidin Camisi)
Ayriyetten Dünyanın İlk Ünüversitesi olan şimdilik adı Meryakub hakkında biraz bilgi sunmak istiyorum…
3.Yüzyılın ortalarında dünyaya gelen Meryakup 309 yılında Diyarbakır’deki Meryem ana kilisesinde toplanan Episkapa kongrenın kararı ile Ekiskaposluğa terfi edildi…
Meryakub (Veya Moryakop) da 4.yüzyılda bu bölgede yaşanmış din bilginleri yaşam öykülerinde Nusaybin çevresindeki köyleri ve kuzeyinde uzanan dağlık bölgeyi Hiristiyanlaştırıp vaftiz etmede çok zorlandıkları anlatılır…
Meryakub tarafından yapıldığı düşünülen 713-758 tarihleri arasında kiliseye çevrilmiş Katedralden kalan, Piskopos Vologaesses ve papaz Akepsumasın 359 yılına ait kitabesinin bulunduğu Nusaybin Vaptizhanesi bölgedeki en eski hiristiyan anıtı olarak kabul edilmektedir.
Roma İmparatoru Büyük kostantin’ın emri ile İZNİK’E 19 hazıran 523 te HİRİSTİYANLIĞIN İLK VE EN BÜYÜK KONGRESİ TOPLANDI…
Bu toplantıya katılan episkopos Meryakub ve öğrencisi Merefram Nusaybine döndüklerinde putpereslikten kalma okulun enkazı üzerine Ünlü Nusaybin okulunu inşa ettiler.. ve 326 yılında hizmete açtılar…
Okulunu ilk profosörü Nusaybinli Mar efram’di. Süryanı yazarların en büyüğü olarak kabul edilen ve süryanı zühd (sagılık) haraketini güçlük biçimde etkilemiş olan Mar efram 38.yıl boyuınca okulun rektörlüğünü yapmıştır…
Nusaybin sadece dini bir merkez olmakla kalmayıp, aynı zamanda önemli bir ticaret merkeziydi. Özellikle Bizans dönemin başlarında KENT doğu-batı ticaretinde. ANADOLUYA giriş üssü olması bakımından önemini korumuştur…
Asya’dan İpek yolunu izleyerek gelen İmparatorluğun zenginleri ve yönetici sınıfları için lüks mallarla birlikte baharat getiren Tüccarlar İRAN’I aştıktan sonra İmparatorluğun doğu sınırında ki İlk büyük istasyon olan NUSAYBİN’e geliyorlardı.
İpek yolu üzerinde URFA ile Adi-abane’yi birbirlerine bağlanmış olan Nusaybin şehriydi.
Devam edecek…
Fuad Yusufoğlu
Nusaybin bir başkentmiydi; ( 6 )
21 Haziran 2008Girnavas (Cin tepesi)
Nusaybin bir başkentmiydi; ( 6 )
Ruhulbeyan tefsirinde şöyle izah ediliyor;
Nusaybin cinlerinden ileri gelenlerden yedi veya altı kişilik bir gurup, liderleriyle birlikte kalkıp yola çıktı. Nusaybin, Rabia diyarı (Diyari Bekir) Mıntıkasında bir yerdir. Oranın Suriye veya Yemen’de bir yer olduğu da söylenmiştir. İşte bu cinler Tihame’ye kadar vardılar. Orada Resulullah (s.a.v.) tan kur’an-i Kerim’i dinlediler.
Yukarıda izah edildiği gibi Nusaybin Cinleri hakkında Çeşitli rivayetler olmasına rağmen Mühim olan Cinlerin Varlığı ve İman eden ciniler olduğunun tesbitidir.
Nusaybin yakınlarında 2-3 km. uzaklıkta bulunan Cin tepesi (Gire nevvas ) adıyle bir küçücük tepe vardır.
Hatırlıyorum :
Salı gününü Çarşamba gününe bağlayan gecelerde Girnevas tepesı bir başka şekılde Fanus ve çıralarla aydınlanırdı. Çeşitli rahatsızlığı olanlar (deli, felç, v.s.) Salı gecesini çarşambaya bağlayan gecelerde bu tepede yatarlar ertesi sabah Allah (c.c.) izniyle şifa bulup geri dönerlerdi…Buna karşın felç olanların Girnavas’a gidip şifa buldukları gibi Sağlam olarak da giden ama kalbi kötülükle dolu olan insanların da felçli olarak oradan geri döndükleri de görülmüştür ve de isbat edilmiştir.
Nusaybin iklimine gelince;
Nusaybin İklimi bir başkadır. Mardin tarafı yani Nusaybin (Nasibeyn) Batısından 25 kilometre kadar uzaklaşsa iklim değişir…Mardın’de kar yağar bizim Nusaybin (Nasibeyn) de ise iklim güzel…Hem de çok güzel O da Allah (c.c.) bir hikmeti olsa gerek..Nusaybin (Nasibeyn) olarak da adlandırılması bundan da olabilir…Allah (c.c.) bu yöreye verdiği bir güzellik işte…Allah (c.c.) her şeye kadirdir…
Kuzeyi Dağlıktır…Yukarıya doğru 25-30 kilometre uzaklaş Beyaz suyu geçtikten sonra iklim bir başka oluyor…Hem soğuk hem de kar…Doğusundada 40-45 Kilometre uzaklaş gene iklim bir başka oluyor…Sınırları tekrar söyliyeyim ki belkı Nusaybin’i (Nasibeyn) tanıyan lar daha detaylı bilgi sahibi olurlar…
Mardın tarafı (batı) daha evvelde bahsettiğimiz gibi Dara kalesını geçtikten sonra iklim değişir..
Kuzeyi yanı Beyaz suyu geçince iklim değişir…Doğusu Cizre tarafı Çığır’ı geçince iklim değişir…
Güneyinde Zaten Suriye var O da 25 – 35 kilometre ilerleğince iklim değişiyor…Çöl iklimi hüküm sürer.
Belki de Nasıbeyn isminin hikmeti buradan gelme olabilir…Allah(c.c.) doğrusunu bilir…Kimisi Şam toprağıında olduğunu söylerler…Bunda da bir hikmet var…Şam toprağı denilince Sakın şimdi ki şam şehri (Yanı dimeşk) anlaşılmasın… Belkı bir bölge olarak anlaşılması lazım…
Mesele Haran Denilince sadece Harran şehrı olarak değildir belki bir bölge adıdır… Oda bunun gibi bir şey…
Gene de Allah (c.c.) bilir…Benim bildiğim ve inandığım bir şey var oda Nusaybin (Nasibeyn) üzerinde Allah-u Teâlâ hazretlerinin Bir hikmeti olduğudur…
Devam edecek…
Fuad Yusufoğlu
Nusaybin bir başkentmiydi; ( 5)
21 Haziran 2008Girnavas (Cintepesi)
Nusaybin bir başkentmiydi; ( 5)
Nusaybin (Nasibin) Cinleri hakkında Bu tefsirde şöyle bir rivayet de vardır; Bu cinlerin Ninova’lı de denilmiştir.
Fahreddin-i Razı (r.a.) der ki;
-“O sırada Hazret-i peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke halkının kendisine uymalarından ümitsiz olarak İslam’a davet için Taif’e çıkmıştı. Mekke’ye dönmek üzere bulunduğu zamana tavaffuk ediyordu. “Batnı Nahil” (Nahle vadisi, nahil deresi ki Mekke’ye bir gecelik kadar mesafededir) denilen vadi’de kalkmış sabah namazında Kur’an okuyordu.
İşte oraya Nusaybin cinlerinin ileri gelenlerinden bir bölük Cin uğramıştı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)
-“İşte bunlar Nusaybin cinleri.” Diye buyurmuştur.
Taberi tefsirinde der ki; Allah-u Teâlâ;
-“Hani biz cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik.” Buyurduğu cin gurubunun kaç kişi olduğu hakkında tefsirciler ihtilaf etmişlerdir.
Bazısı yedi kişi idi, Bu cümleden olarak İbn-i Abbas (r.a.) tan İkrime (r.a.) rivayet ederek demiştir ki Bu cinler Nusaybin halkından yedi kişi idiler. Dediler.
Resulullah (s.a.v.) onları kavimlerine elçi yaptı., diğer bazıları da dokuz kişi idi, dediler. Bunlardan Zir bin Hubeyş (r.a.) demiştir ki,
Hazret-i Peygamber (s.a.v.) Nahle vadisinde iken –“Onun huzuruna vardıkları zaman.” Ayet-i kerime indirildi.
Alûsi (r.a.) da şunları kayıd etmiştir.
İbnü Ebi Hatim (r.a.) in Mücahid (r.a.) den rivayet göre Bu cinler yedi kişi idiler. Üçü Harran’dan, dördü Nusaybin’den, isimleri Hassâ, mesâ, Şasır, Masır, Ellerdevanyan, Serme, el-Ahkam yahut el-Ahkab idi.
Dokuz kişi olduğunu söyleyen müfesirler ise şöyle rivayet ediyorlar;
Elmalılı Hamdı Yazır efendinin (r.a.) tefsirinde Her ne kadar Yemendeki Nusaybin cinlerinden bahsedilse de buraya gelen ve iman eden cinlerin Ninova yakınlarındaki Nusaybin cinleri olduğu rivayet edilir. Hem Yemene bağlı Nusaybin cinleri olduğunu söyleyen müfessirler olduğu gibi Ninova Yakınlarındaki Nusaybin cinleri olduğunu söyleyenler de var…
İslâm âlimleri ansiklopedisi kitabında Nusaybin cinleri hakkında bazı bilgiler mevcuttur. Şöyle devam ediliyor;
Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) Tâif’den Mekke’ye döndüğü sırada Mekke’ye varmadan Nahle adındeki bir yerde bir müddet istirah ettiler.
Bu sırada Namaz’a durmuştu.
Nusaybin cinlerinden bir grup oradan geçerken Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in okuduğu Kur’an ayetlerini duydular ve durup dinlediler.
Sonra Bu Nusaybin cinleri Peygamber efendimiz (s.a.v.) ile görüşüp Müslüman oldular.
Muhammed Aleyhis selam, onlara;
-“Kavminize varınca benim imana davetimi onlara da söyleyin, onları iman’a davet edin.” Buyurdu.
O Nusaybin cinleri Kavimlerine gidip bunu bildirince, işiten cinniler Hepsi iman ettiler. Bu husus Kur’an-i Kerim’de ‘Cin Sûresi’nde’ bildirilmektedir.
Bu hadiseden sonra Mekke’ye yürüdüler.
Kurtubi tefsirinde;
Peygamber Efendimiz (a.s.v.) e gelen 7 cinlerden 3 ü Harran civarında geriye kalan 4 cin’nin de Nusaybin cinleri olduğunu ve Nusaybin de Yemen’deki cinler ile Nusaybin’e kadar olan cinlerin lideri olan Ninova yakınlardakı Nusaybin de ikamet ederlerdi…
Yöre insanın da araştırma ve inceleme neticesinde Cinlerin liderinin Mir Osman adında oluğu kanı olmuştur.
Merkezi;
Nusaybin şehrın’nın kuzeyınde bulunan, bir tepecik üzerine kurulan girnevas veya gire’nevvas (cin tepesi) inde ikamet ederdi..
Başka muteber tefsir olan İbni Kesir tefsirine göre Peygamber Efendimiz (a.s.v.) a Nahle Vadisinde iman eden cinlerin Ninova yakınlarında bulunan Nusaybin Cinleri olduğu rivayet edilir..
Devam edecek…
Fuad Yusufoğlu

