‘Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu)’ olarak etiketlenmiş yazılar

Mescid-i Nebevi avlusu

Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu) – 11

Fakat Rekin (r.a.), o anda bu inceliği anlamayıp, abayı yanında bulundurmak arzusunda olduğunu söyledi ve nihayet abayı alarak yola çıktı.

Hac vazifesini ifâ edip geri dönerken, Akabe denilen yerde, abayı hatırladı. Eşyaları arasında aradı koyduğu yerde yoktu. Ararken abayı develerin ayaklarının altında necaset bulaşmış olarak gördü. Hemen alarak, güzelce yıkadı ve kuruması için bir yere serdi. Başka ihtiyacları ile meşgül olurken, abayı kayıbetti. Ne kadar aradı ise de abadan hiçbir haber alamadı.

Üzüntü içinde, Mısır’a Ahmed-i Bedevi hazretleri (r.a.) nin bulunduğu beldeye geldi. Kayıbettiği abadan daha güzel ve daha pahalı bir aba satın alıp, bunu hocasının yanına götürdü. Bir de ne görsün. Yolda kayıbettiği aba, hocasının odasında duruyordu. Hayretler içinde abaya bakarken

Seyyid-i Bedevi (r.a.) kendisine;

-“Ey Rekin! Teaccüb etme! Sen onu yıkayıp serdikten sonra, ben, onun kaybolmasından endişe edip, aldım ve buradaki yerine koydum.” Buyurudu.

Bir defasında, o bölgenin valisi, Tanta’ya gelmişti. Bir yere çadırını kurup yerleşti. Atları için yem istedi. Rekin (r.a.) den başkasından da buğday yoktu. Valinin amlarının gelerek, kendisinden buğday isteyeceklerinden korkup, Ahmed- Bedevi hazretleri (r.a.) nin yanına gitti ve durumu kendisine arzetti.

Oda hiç üzülmemesini, endişe etmemesini, kendisinden buğday istedikleri zaman “kamh-ı zeri” (buğday taneleri kırıntıları) bulunduğunu, başka birşey bulunmadığını söylemesini tenbih etti.

Nihayet valinin adamları gelip, kendisinden buğday istediler. O da anbarında, “kamh-i zeri’den” başka bir şey bulunmadığını bildirdi.

Adamlar anbarın anahtarını alıp anbara girdiklerinde, hakikatten, “kamh-i zeri’den” başka bir şey göremediler. Dönüp gittiler ve Rekin (r.a.) e de herhangi bir zarar yapmadılar. O da gidip bu durumu Ahmed-i Bedevi hazretleri (r.a.) ye arzedince;

Ahmed-i Bedevi hazretleri (r.a.);

-“Sana bir zarar yapmadıkları için Allah-u teâlâ’ya şükret, yalnız O’na hamd-ü senâda bulun.” Buyurdu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Seyyid Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Eshab-i Suffa yeri

Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu) – 12

Tabakat-i Suğra kitabında bildirildiğine göre Beyrut’lu bir cemâat şöyle anlattılar;

-“Biz oniki kişi idik. Fransızlar bizi esir edip memleketlerine götürdüler. En ağır işlerde çalıştırmaya başladılar. Bir müddet sonra dayanamıyacak hale geldik. Allah-u teâlâ, Seyyid-i Bedevi (r.a.) den yardım istememizi hatırımıza getirdi.”

Biz de;

-“Ey Seyyid Ahmed-i Bedevi! İnsanlar, senin esirleri, Allah-u teâlâ’nın izni ile memleketlerine gönderebileceğini söyliyorlar. Resulullah efendimiz (Sallallahu alyhi ve selem) in yüzü suyu hürmetine bizim memleketlerimize dönmemeize vesile ol!” diyerek kendisinden yardım istedik.

-“Bir anda kendimizi, daha önce hiç bilmediğimiz ve üzerinde bizlerden başka hiç kimsenin bulunmadığı bir binek üzerinde bulduk. O binekle oradan ayrıldık. Başımızda bulunan nöbetçilerin hiçbiri bizi fark etmedi. Anladıkları zamanda bize yetişemediler. Ahmed-i Bedevi hazretleri (r.a.) nin bereketi ile mleketlerimize varıp kurtulduk.”

Ekseri büyük âlimlere olduğu gibi, bu büyük zata da karşı çıkanlar, büyüklüğünü inkar edenler oldu ise de, hepsi başlarına gelen çeşitli belâlar ve sıkıntılar sebebiyle cezalarını gördü.

Bunlardan çoğu hatalarını anlayıp, tövbe ederek talebelerinden oldular.

Meselâ;

Vech-ül-kamer diye isimlendirilen bir kimse vardı. Seyyid hazretleri (r.a.) nin herkes tarafından çok sevildiğini çekemezdi. Dil uzatırdı. Az bir zaman sonra suçlu bulunup idam edildi.

Şafi-i mezhebinin büyük âlimlerinden ve Seyyid Ahmed-i Bedevi (r.a.) nin zamanında yaşamış olan İbn-üd-Dakik, Aziz Dirini’ye haber gönderip;

-“İnsanlar, Seyyid Ahmed-i Bedevi ile çok meşgül oluyorlar ve onu çok seiyorlar. Ona şu mes’eleleri sor! Eğer bilebilirse, tam bir veli olduğunu anlarız.” Dedi.

Aziz Dirini de, Ahmed-i Bedevi (r.a) ye o sualleri sordu.

Oda;

-“Bu suallerin cevabı Kitab-üş-Şecere de vardır. Ve şöyle şöyledir.” Buyurup, hepsinin cevabını tek tek verdi.

Kitaba baktıklarında söylediklerinin aynen olduğunu gördüler. Bundan sonra İbn-üd-Dakik’in ve Aziz Dirini’nin Seyyid hazretleri (r.a.) hakkında şübheleri kalmadı. Muhabbetleri çok arttı.

Kendilerine, Ahmed-i Bedevi hazretlerinden sual edindiğinde, diğer âlimler gibi bunlar da;

-“Seyyid Ahmed-i Bedevi (r.a.) sahili görülmeyen bir hakikat ve irfan denizidir.”derlerdi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Seyyid Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Nebevi mescidi avlusu

Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu) – 13

Seyyid Ahmed-i Bedevi (r.a.) görünüş itibariyle bir tarafa gitmezdi. Fakat uzak memlektlerden haberler verirdi. Zahiren gitmezse bile, manen çok uzaklara gidip gelirdi. Allah-u teâlâ’nın evliyası için uzalık mes’ele olmadığı için, bu zat da Allah-u teâlâ’nın izniyle uzak yerlerde görülebiliyor darda kalan, yolu kesilen, kendisinden yardım isteyenlerin imdadına Allah-u teâlâ’nın izniyle yetişiyordu. Bunun misalleri çok olup kitabları doldurur.

Mısır’da Kadı’l-kudet olan Takıyyüddin isminde bir zat vardı. Ahmed-i Bedevi hazretleri (r.a.) nin büyük bir veli olduğunu biliyordu. Fakat, buna Seyyid hazretleri (r.a.) hakkında uygunsuz sözler söylemişlerdi. Bu da yakından ve iyice anlamak için Seyyid hazretleri (r.a.) nin yanına geldi.

Kadi’l-kudet, sohbet esnasında bir ara Seyyid hazretleri (r.a.) ne;

-“Sizin hakkınızda bana, uygun olmayan haberler geldi. Cemâate gelmediğiniz, hatta namazı kılmadığınız oluyormuş. Bu ise Resulullah (s.a.v.) in sünnetine aykırıdır ve bu hal, Salihlerin hali değildir.” Dedi.

Buna üzülen Ahmed-i Bedevi hazretleri (r.a.);

-“Sus! Yoksa uçarsın” deyip. Takiyyüddin’e sert bir nazarla baktı. Nazarın şiddeti ile kendinden geçen Takiyyüddin, bir anda kendini üçsuz bucaksız bir sahrada buldu.

Kendi kendini çok ayıplayarak ve kendi kendine çok kızarak;

-“Hey ahmak ve aptal kişi! Allah-u teâlâ’nın dostlarında, evliyasında kusur ve kabahat aramak senin ne haddine! Bu ıssız sahrada kimsenin bulunmadığı bu yerde senin hâlin ne olacak!” diyordu

Ağlayarak sızlayarak, Allah-u teâlâ’nın rahmet ve mağfiretine sığınarak “La havle…” okuyordu.

Bu sırada çok uzaklardan bir kimse göründü. Gayet heybetli idi. Takiyyüddin, bu ıssız sahrada bir insan ile karşılamanın sevinciyle ve kendisine yardımcı olur ümidiyle, o kimsenin yaklaşmasını heyecanla bekledi. Gelen kimse yaklaşınca Takiyyüddin koşarak ellerine sarıldı ve ağlayarak kendisine yardımcı olmasını istedi.

O heybetli kimse;

-“Söyle bakalım. Derdin nedir?” dedi.

Takiyyüddin; Ahmed-i Bedevi hazretleri (r.a.) ile arasındaolan hadiseyi anlatınca,

Gelen kimse çok hayret etti ve

-“Hakikaten sen, tehlikeli bir iş yapmışsın ve çok tehlikeli bir hale düşmüşsün Sen buranın Mısır’a olan uzaklığı ne kadardır, bilir misin?” dedi.

Takiyyüddin;

-“Ben buraları hiç tanımıyorum. Mısır’dan ne kadar uzakta olduğumu da bilemiyorum.” Deyince

Geeln kimse;

-“Mısır ile buranın arası “altmış günlük” mesafedir.” Dedi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Seyyid Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Cebrail (a.s.) ile Peygamber efendimiz (s.a.v.) ın buluştuğu hücre

Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu) – 14

Bunun üzerine Takiyyüddin’in çaresizliği ve korkusu daha da arttı.

Kendi kendine;

-“Allah-u teâlâ’nın rızası için beni bu müşkül durumdan kurtaracak birisi yok mudur?” diye söylendi.

Buralarda ölüp gidceğini düşünerek;

-“İnnâlillah ve innâ ileyhi raciun” okuyordu.

Sonra yine o heybetli zata yalvararak;

-“Allah-u teâlâ’nın rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Sen bana yardımcı olamaz mısın?” dedi.

O da;

-“Hiç korkma! İnşallah selamete erersin” dedi

Ve eliyle bir kubbeyi gösterdi.

-“O kubbeyi görebiliyor musun?” dedi.

Takiyyüddin;

-“Evet.” Deyince

O kimse;

-“İşte senin kendisine uygunsuz sözler söylediğin Seyyid Ahmed-i Bedevi hazretleri (r.a.), ikindi namazını cemâatle orada kılar. Sen şimdi, haline tövbe istiğfar ederek oraya git! İkindi namazı vaktine yetiş. Orada Cemâatle namazını kıl! Namazdan sonra Seyyid hazretleri (r.a.) nin elini öp, özür dile! O inşallah seni affeder ve Allah-u teâlâ’nın izni ile seni memleketine ulaştırır.” Dedi.

Takiyyüddin, bu zata teşekkür ederek ayrıldı ve sür’atle o kubbenin bulunduğu yere doğru gitti. Oraya varınca çok güzel bir cami olduğunu gördü. İkindi namazı vakti olmak üzere idi. Abdest aldı. İçeriye girip oturdu.

Biraz sonra hiç tanımadığı, garib kimseler camide toplanmaya başladı. Nihayet Seyyid hazretleri (r.a.) de geldi. Oradaki cemâate imâm oldu. İkindi namazını kıldılar. Namazdan sonra, Seyyid hazretleri (r.a.) nin elline sarılıp sarılıp özür dilemeye hazırlanırken,

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Seyyid Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Baki’ kabristanın uzaktan görünüşü

Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu) – 15

Ahmed-i Bedevi hazretleri (r.a.);

-“Hızır Aleyhis selam’ın yardımı, yol göstermesi olmasaydı çok zor durumda kalmıştın değil mi?” buyurdu.

Bu keramet karşısında eski haline daha çok opişman olan ve kendi kendine daha çok kızan Takiyüddin (r.a.);

-“Efendim! Ben halime tövbe ettim. Sizden çok özür diliyorum. Özrümü kabul ediniz ve beni affediniz!” dedi.

Seyyid hazretleri (r.a.) özrünü kabul etti, sırtını sıvazladı;

-“Bir daha böyle düşünceleri kalbine getirme! Şimdi evine dön! Çocukların seni bekliyorlar.” Buyurdu.

Takiyyüddin;

-“Hay hay efendim! Bundan sonra hiçbir sözünüze ve halinize i’tiraz etmiyeceğim. Allah-u teâlâ’nın evliyasında kusur ve kabahat aramıyacağım.” Dedi.

Sahrada kendisine yol gösteren zatın da Hızır aleyhisselam olduğunu anladı.

Sonra bir anda kendisini Mısır’da evinin önünde buldu. Bu halin tesirinden uzun müddet kurtulamadı.

Ahmed-i Bedevi hazretleri’nin medfun bulunduğu Tanta şehri yakınında bulunan Garbiye şehrinin valisi, Ahmed-i Bedevi (r.a.) nin büyüklüğüne inanmazdı. Bu sebeple, her sene Seyyid hazretleri (r.a.) nin türbesinde düzenlenmekte olan mevlid toplantılarına Garbiye ahâlisinden katılmak isteyenlere de mani olur, gitmelerine musâade etmezdi. Bu hali haber alan Muhammed Şenâvi hazretleri (r.a.), o şehre gidip Vali ile görüştü. Böyle yapmasının çok mahzurlu olduğunu, Seyyid hazretleri (r.a.) nin çok büyük evliya olduğunu anlatıp, kendisine çok nasihat etti. Vali nasihatleri kabul etmedi. Eski haline de devam etti. Bu hâle çok üzülen Muhammed Şenâvi (r.a.), bu durumu ma’nevi olarak. Seyyid Ahmed-i Bedevi (r.a.) ye arzetti.

O anda;

-“Sabret! O yakında cezasını bulur.” Diye bir ses duyuldu.

Az zaman sonra valinin yüzünde bir yara çıktı. O vali, dudaklarını ve dilini dahi kaplayan bu yara sebebiyle, zelil ve hakir hâle düştü.

Böylece evliyaya düşman olmanın cezasını dünyada iken çekmeye başladı. Bir müddet sonra öldü. Allah-u teâlâ’nın dostlarına, evliyasına dil uzatanların, düşman olanların, ahrette çekeceği çok acı azablar yanında, dünyada çektiği böyle sıkıntılar pek az ve hiç kalır. Bunda çok dikkatlı olmak icab ettiğini İslâm âlimleri bildirmişlerdir.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Seyyid Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Mescid-i Nebi avlusu

Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu) – 16

İmâm-i Şa’rani hazretleri (r.a.) şöyle anlattı;

-“Hocam Muhammed Şenâvi (r.a.), evliyanın büyüklerinden idi. Kendisine talebe olduğum zaman ilk defa beraberce, Seyyid-i Bedevi hazretleri (r.a.) nin türbesini ziyaret ettik.

Kabrin yanında oturduk. Hocam Muhammed Şenâvi (r.a.) kabirde bulunan Seyyid-i bedevi (r.a.) ye seslenerek, beni tanıttı ve kendisine teslim ettiğini bildirip;

-“Efndim! Bu bizim sevdiklerimizdendir. Buna ve bizlere himmet etmenizi istirham ediyorum.” Dedi.

Kabirden;

-”Peki evladım” diye bir ses duyuldu. Tam o sırada, Seyyid-i Bedevi hazretleri (r.a.) nin mübarek eli görüldü. Ben hemen elini öptüm. O da benim elimi sıkıca tuttu.”

İmâm-i Şa’rani hazretleri (r.a.) nin “Tabakat” adlı kitabında şu menkıbe nekledilmektedir.

Mısır’da Ebü’l-Gays bin Ketile isminde âlim bir kimse vardı. Birgün yolu, Ahmed-i Bedevi hazretleir (r.a.) nin medfun olduğu beldeye düştü.

Oradaki insanların, Seyyid hazretleri (r.a.) ne çok büyük ihtimam, hürmet gösterdikleini görünce;

-“Siz de fazla yapıyorsunuz. Ona lüzumundan fazla ihtimam gösteriyorsunuz!” dedi.

Orada bulunanlardan biri;

-“Sen ne diyorsun. O çok büyük bir velidir.” Dedi.

Ahmed-i Bedevi hazretkeri (r.a.) nin büyüklüğünü anlıyamamış olan bu zavallı adam, bu söze daha da içerledi. Fakat bir cevap vermedi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Seyyid Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Mescid-i Nebi avlusu

Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu) – 17

Bu kimse misafir olduğu için kendisine yemek getirdiler. Yemekte kızartılmış bir balık vardı. Ebü’l-Ğays yemek yerken boğazına bir “kılçık” takıldı. Saatlerce uğraştılar ise de “kılçığı” çıkartamadılar. Nice tanınmış doktorlar çağırdılar, onlar da “kılçığı” çıkaramadılar. Artık yemekten içmekten kesilmişti. Yataklara düştü. Her geçen gün ızdırabı şiddetleniyor, hiçbir şey de yapamıyordu. Ölecek duruma gelmişti.

Nihayet aradan “bir sene” geçtikten sonra, son çare olarak Ahmed-i Bbedevi hazretleri (r.a.) nin kabrini ziyaret edip, ruhaniyetinden yardım istemeyi düşündü. Yakınları bunu Seyyid Ahmed-i Bedevi hazretleri (r.a.) nin kabrine götürdüler. Kabrin yanında oturup, kendisine dil uzattığı için pişman olmuş bir kalb ile ve Seyyid hazretleri (r.a.) nin ruhuna hediye etmek niyetiyle Yasin-i şerif okurken, kendisine bir aksırma hali geldi. Doktorların uğraşarak çıkaramadıkları “klıçık”, orada bir aksırma ile çıkıverdi. O kadar rahatladı ki, sevincinden ne diyeceğini bilemedi;

-“Ya Seyyid Ahmed-i Bedevi! Sizin çok yüksek bir veli olduğunuzu şimdi anladım. Ben sizin hakkınızda çok uygunsuz düşünüyormuşum. Sizin büyüklüğünüzü inkar etmenin ne kadar yanlış olduğunu ve böyle düşünmenin ne büyük haksızlık olduğunu şimdi çok güzel anladım. Eski düşüncelerimden dolayı Allah-u teâlâ’ya tövbe ediyorum.” Dedi.

Abdulvahab-i Şa’ranı hazretleri (r.a.) nin bildirdiğine göre, Seyyid Ahmed-i Bedevi hazretleri (r.a.) nin doğum ve vefatının sene-i devriyelerinde ve başka zamanlarda, insanların bu zata çok alaka muhabbet göstermelerinden rahatsız olan ve Seyyid hazretleri (r.a.) nin büyüklüğünü inkar eden, kendini beğenmiş bir kimsa vardı.

Bu bozuk düşüncelerinde çok ileri gittiği bir gün idi. Yine Seyyid hazretleri (r.a.) ne buğs eder halde iken, hazfızasında ve kalbinde iman ve ma’rifete ait ne varsa hepsinin bir anda silindiğini hisetti. Ne olduğunu anlıyamamaıştı. Ne yapacağını şaşırdı. Bu halinin Seyyid hazretlerine olan itirazın bir cezası olabileceğini düşündü. Seyyid hazretleri (r.a.) nin kabrine gitti. Ruhaniyetinden imdad istedi. Tövbe ettiğini, affedilmesini rica etti.

Hazreti Seyyid (r.a.) in kabrinden bir ses;

-“Bir daha inkar ve itiraza dönmemek şartıyla.” Diyordu.

Adam;

-“Peki.” Deyip kabul etti.

Bundan sonra iman ve ma’rifete ait bildiklerinin tekrar kendisine verilmiş olduğunu hissetti. Bundan sonra da sözünü tuttu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Seyyid Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Mescid-i Nebi avlusu

Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu) – 18

Yine İmâm-i Şa’rani hazretleri (r.a.) anlatıyor;

-“Ahmed-i Bedevi hazretleri (r.a.) nin, ruhu için okunan mevlid-i şerif için toplanmıştık. Mecliste tanımadığımız bazı veliler de vardı.

Onlara;

-“Siz nereden geliyorsunuz?” diye sordum.

Hindistan’dan geldiklerini söylediler.

-“Bu kadar uzak yoldan ta buralara kadar gelmenizin sebebi nedir? Ticaret falan mı yapıyorsunuz?” dedim.

Onlar;

-“Hayır. BİZ SADECE Ahmed-i Bedevi hazretleri (r.a.) ni ziyaret tmek ve mevlidinde bulunmak için geldik.” Dediler.

Ben;

-“Peki Hindistan buraya çok uzaktır. Bu kadar yolu ne kadar zamanda kat ettiniz?” dedim.

Onlar;

-“Salı günü Hindistan’dan yola çıktık. Çarşamba gecesini Medine-i Münevvere’de Resulullah efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) in huzurunda geçirdik. Perşembe gecesini Seyyid Abdulkadır Geylani hazretleri (r.a.) nin huzurunda geçirdik. Bu gece de (Yani Cuma gecesi) işte buradayız. (Mısır’ın Tanta şehrinde Seyyid Ahmed-i Bedevi (.a.) nin huzurundayız.) dediler.

Onlar böyle anlatıkça ben çok hayert ediyordum.

Bana;

-“Niçin şaşırıyorsunuz? Allah-u teâlâ’nın evliyası için bütün dünya bir adımlık yoldur.”dediler:

Başka bir sene yine aynı münasebetle toplandığımızda onları tekrar gördüm.

Ben onlara;

-“Hindistan’da size Ahmed-i Bedevi hazretleri (r.a.) ni kim tanıttı?” dedim.

Onlar;

-“O nasıl söz? Bizim çocuklarımız bile bu zatın büyüklüğünü bilir. Onu tanımayan varmıdır? Sadece Hindistan’da değil. Okyanusların ötesindeki beldelerde, çok uzak yerlerde bulunan insan ve cinlerden Müslüman olanlar, Seyyid Hzretleri (r.a.) ni tanırlar ve onun mevlidinde bulunmak üzere gelirler. Bunların hepsi Allah-u teââ’nın veli kullarıdır…”dediler.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Seyyid Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Mescid-i nebi avlusu

Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu) – 19

Yine İmâm-i Şa’rani hazretleri (r.a.) “Minen” isimli eserinde şöyle anlatıyor.

-”Seyyid-i Bedevi (r.a.) nın doğumunun sene-i devriyesinin birgün evveli idi. Kendisini ruyamda gördüm.”

-“Eğer ziyaretimize gelirsen, “Melûhiye” yemeğini ikram ederiz.” Buyurdu.

-“Bu rü’ya üzerine Tanta’ya gittim. Beni tanıyanlar karşıladılar. Üç gün misafir kaldım. Her gitiğim yerde, “Melühiye” yemeği ikram ediyoralrdı. Bunun Seyyid hazaretleri (r.a.) nin bir kerameti olduğunu anladım.”

Evliyanın meşhurlerinden Muhammed es-Sevri bir sene Seyyid-i Bedevi (r.a.) nin kabrine düzenlenen mevlid cemiyetine gitmedi.

Rü’yasında Seyyid-i Bedevi hazretleri (r.a.) ni gördü.

Kendisine;

-“Resulullah efendimiz’ın ve diğer peygamberlerin (aleyhi ve aleyhimüssalatu vesselem), Eshab-i kiram (r.anhüm) ın ve bilcümle evliyanın (r.alayhim) bulundukları bir cemiyette bulunmaktan itiraz mı ediyorsun? (sakınıyor ve çekiniyor musun?)” buyurdu.

Bunun üzerine sabah erkenden yola çıkıp Tanta’ya gitti.

İmâm-i Şa’rani (r.a.) nin bidirdiğine göre, evliyadan Muhammed Şenevi hazretleri (r.a.) nin kardeşinin bir merkebi vardı. Birgün bu merkeb kayıboldu. Merkebin sahibi çok aradı ise de bulamadı.

Nihayet Seyyid-i Bedevi hazretleri (r.a.) nin türbesine gitti. Oturdu. Onun ruhaniyetinden yardım istedi ve kendi kendine;

-“Merkebim gelmedikçe buradan kalkmıyacağım.” Dedi.

Biraz sonra merkebin gelip, türbenin dışında kendisini eklediğini gördü. Çok sevinip Allah-u teâlâ’ya şükretti.”

Ahmed-i Bedevi hazretleri (r.a.) nin Salevâti Vesâyâ, el-İhbar fi halli elfaz-ı gayet-ül-ihtisar ve başka eserleri vardır.

İslam âlimleri ansiklopedisi

Kaynaklar;
(1-Camiu keramat-ül-evliya cild-1 sahife-309)
(2-Tabakat-ul-kübra cild- 1 sahife- 183)
(3-Şerazat-üz-zeheb cild- 5 sahife- 345)
(4-Mu’cem-ül-müellifin cild- 2 sahife- 314)
(5-El-A’lem cild- 1 sahife- 175)
(6-İzah-ül-meknün cild- 2 sahife- 644)
(7-Hüsn-ül-öüdahara cild- 1 sahife 521)
(8-Kamuü-ül-âlem cild-1 sahife 787, cild-2 sahife1257)
(9-Hadikat-ül-evliya son kısım, sahife 1)
(10-Tabakat-ül-evliya sahife 422)
(11-Tühfet-ür-Ragib sahife 65)
(12-Tam ilmihal eadet-i Ebediye sahife- 980)
(13-Rehber ansiklopedisi cild-1 sahife 120)
(14-Mir’at-ül-harameyn (mir’at-i Medine) sahife- 1049)
(15-Kıyamet ve ahiret sahife- 128)
(16-Menakıb-ı Ahemd-i Bedevi)

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Seyyid Ahmed-i Bedevi (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu