‘Akaid’ olarak etiketlenmiş yazılar

İman

23 Mayıs 2008

dsc00110-fuadyusufoglu-beyaz-su-basi.JPG

Beyaz suyun çıktığı yer (Nusaybin)

Allah yarattığı her şeyi adaletle ve hikmetle (bir faide ile) yaratmıştır. Ve olması icab eden şekilde yaratmıştır. Eğer bu yarattığından daha mükemmeli mümkün olsaydı ve onu yaratmasaydı, ya aciz olurdu veya bahil olurdu.

Bunların ikisi de Allah’u teala (c.c.) için söylenemez. O halde; sıkıntı, hastalık, fakirlık le bilgisizlik ve acizlık gibi yarattığı şeylerin hepsi adalettir. Zülüm yapması mümkün değildir. Çünkü zülüm, başkasının mülküne tasarruftur. O’nun bir başkasını mülkünde tasarruf etmesi mümkün olamaz. Çünkü ondan başka Mülk sahibi yoktur. Mülk onundur. Ortağı ve eşi yoktur.

Bir gün Resulullah (a.s.v.) buyurdu:

-”Şimdi cennet ehlinden birisi içeri girer.”

Abdullah ibn selam (r.a.) içeri girdi. Kendisi için buyurulanı bildirdiler.

Ve;

-“Senin amelin (işin) nedir ?” dediler.

Abdullah ibn Selam (r.a.);

-“Benim amelim azdır. Fakat bana lazım olmayan şeyi yapmam ve insanların fenalığını istemem.” Dedi.

Tövbe:

Sabırsız doğru olmaz. Hatta hiç bir farzı eda etmek ve bir günahı yapmamak sabretmeksizin ele geçmez.

Bunun için Resulullah (a.s.v.) a

-“İman nedir?” diye sorulduğunda

Resülullah Sallallahu aleyhi ve selem;

-“Sabırdır.” Buyurdu.

Sabır insana mahsustur. Hayvanlarda sabır yoktur. Çünkü çok noksandırlar. Meleklerin ise sabra ihtiyacı yoktur. Çünkü onlar kamildirler. Ve şehvetten emindirler.

O halde hayvan şehvette, isteklere esirdir. Onun şehvetten, istekten başka hali yoktur.

Melekler ise;

Allah’u tealanın (c.c.) aşkına gömülmüşlerdir. Onlar için bu aşka hiçbir engel yoktur ki, o engeli defetmeye sabretsinler. Ama insan başlangıçta hayvanlar sıfatında yaratılmıştır. Elbise süs oyun ve çalgi şehvetlerini (arzularını) ona musallat eylediler.

Sonra büluğ zamanında kendisıne meleklerin nurundan bir nur verilip, o nur ile işlerin sonunu görür.
Hatta ona iki melek de verildi hayvanlarda ise bu yoktur. Meleklerden biri ona hidayet eder. Ve doğru yolu gösterir. Onun nurundan kendisine geçen nur sebebiyle, işlerin sonunu anlar ve işlerin ne için olduğunu bilir. İşte bu nur ile kendini ve Rabbını tanır.

Ve bulunduğu anda tatlı iseler de şehvetlerin sonunu helak olduğunu bilir Yine bilir ki rahat ve iyiliği çabuk geçer. Ve uzun bitmeyen sıkıntılar kalır.

Bu hidayet hayvanda yoktur. Fakat bu hidayet de yetişmez. Ziyan ve zararda olduğunu bilip bunu giderecek kudreti yoksa, ne faydası olur. Tıpkı bir hastanın hastalığın kendine zararlı olduğunu bildiği halde, bu hastalığı giderememesine benzer.

Bunun için Allah’u teala (c.c.) diğer meleği kuvvet ve kudret vermesi ve kendisi için zararlı bildiği şeyden sakınması için ona verdi. İçinde bir arzu, şehvetini yaptırmak istediği gibi, gelecekteki bir zararı önlemek için şehvete muhalefet eden ikinci bir arzuda meydane gelir.

Karşı koyan bu arzusu melektendir.

Birincisi,

Yanı şehvetlerini yaptırmak arzusu şeytanın askerindedir. Biz bu şehvete uymayan arzu ve kuvvete Dini sebep diyoruz. Şehvet kuvvetine ve arzusuna da Heva diyoruz…

O halde bu iki asker arasında daima Kavga vardır. Biri yap, diğeri yapma der. İnsan ise bu iki arzu ve kuvvet arasında kalmıştır. Eğer dini sebebi, yanı din kuvveti Heva–nın, yanı nefsin arzularına kavgada diretirse buna Sabır denir.

Nefsi yener ve arzularını atarsa bu galibiyetine Zafer denir. Eğer daime onunla kavga ederse, buna nefisle Cihad denir. O halde sabır demek din kuvvet ve gayretinin, nefis kuvveti karşısında direnmesi demektir…

Şayet insan şehveti arzularına gömülmezse Sabırla azimle davranıp Allah’a (c.c.) iman edip Salih amel işlerse o Allah’a aşık olan Meleklerden de üstün olur.

Yok eğer Şehveti arzularına gömülür se Hayvan dan da daha aşağı olur.

İman edenler: Allah ve Resulu (a.s.v) nu de sevecekler.

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah bizleri ve sizleri düzgün ve itikatlı bir İMAN üzere kılsın. AMİN.,,

Fuad Yusufoğlu

dsc00737-fuadyusufoglu-baraj.JPG

Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)

Rivayet olunur ki:

Adem (a.s.) rahmet kelimesini işitince (eyvah ) dedi. ve elini başına koyup ağladı. Musibet zamanınde böyle yapmak evladıne adet oldu.

Hâk Teâla (c.c. ) buyurdu ki

“-Ya Adem niçin EYVAH dedin ve ağladın ?

Hak Teala Buyurdu ki:

“-Ya Adem, niçin eyvah dedin ve ağladın?

Adem Aleyhisselam:

“-Ey Rabbim, gözümü açtım (ümmetün müznibetün )Yani günahkar ümmet yazısını gördüm. Kullarını duymağa başladım.(Yerhamüke rabbüke .) Rabbin sana acısın kelamını işittim. Bundan anladım ki, bu ümmet isyan eder .İsyan ise cezayı gerektirir. Ben ise cezaya dayanamam.” dedi.

Hak Teala’dan hitap geldi ki;

“-Ya Adem,(ümmetün müznibetün) yazısına baktın. Hemen sonra, (ve rabbün gafur.) Allah’u teala çok afv edicidir, yazısını görmedin mi?

Ey aziz, Hak teala, Adem aleyhisselamın çamurumu kendi kudret eliyle yoğurdu.Bunun gibi ruh vereceği zaman kimseyi vasıta yapmadı. (Ona kendi ruhumdan üfledim) buyurdu. Hak tealanın kimseyi bu işte kimseyi vasıta yapmamasının nedeni budur ki: Alem-i emrdendir.

Alem-i emr ulvidir, yüksektir.Beden ise, alem-i aktandır.Alem-i halk, suflidir, alçaktır. Aradaki mesafe çoktur.Yolda düşmanı fazladır.Ruh o ulvi alemden bu sufli aleme inerken düşmandan zarar görmesin ve rabbine yakınlığın lezzetini unutmasın diye hak teala bizzat kendisini bedene iletti.

Ruh İnsan bedenine girince, baktı ki; karanlık bir yer ve ateş, hava, su, toprak gibi tıpkı birbirine zıt maddelerden yapılmış.

Kendi kendine (-”Bu bina ebedi kalmaz, çabuk çöker.”) dedi.

Sonra dört taraftan vahşi hayvanların kendisine saldırdığını gördü. İnsan tabiatında bulunan kötü huylar ve kötü sıfatlar birer hayvan suretinde saldırdı.

Şehvet, Akrep suretinde ,gazab; yırtıcı hayvan şeklınde idi. Her sınıf hayvan orada idi ve hep birden hücüma geçtiler Yedi başlı bir ejderha ruha kast etti. Önünden ve arkasınden sinek ve arılar gibi hamle yaptılar. Nazlı ruh uzun müddet alemlerde durup durup, Hak Teala’ye yakınlık peyde etmiş iken, bu vaziyet karşısında geldiği yere dönmek istedi. Lakin kendi kendine gidemezdi.

Çaresizlik içinde bir kere (AH) ETTİ. O Ah’ den buhar yükseldi, Dimağa erişti. Bir kere aksırdı. Bu aksırma ile vucuduna haraket gelip, her a’zasi canlandi. Alemi temaşeya başladi.

Yeri rengarenk çiçeklerle süslü, göğü, sayısız yıldızlarla nurlu gördü. Alemdeki bu büyük san’ati ve incelikleri seyretti.Sonunda (Hak Teala’nın zatının nurunu müşahededen mahrum kaldımse, bari onun varlığını ve büyüklüğünü gösteren sıfatlarının nurlarını müşahede ederim.) dedi.

Ruh Adem (a.s.) in cesedine yerleştikten sonra zaman zaman HakTeala’ye yakınlığını ve eski makamlarını hatırlayıp üzüldü. Bu keder kafesini parçalayıp alışmış olduğu eski vatanına dönmek isterdi.Onun için ruh’u, çocuk avutur gibi kah meleklerle beraber yaparlar, kah bağlarda, bostanlarda gezdirip oyalarlardı. Böylece eski vatanına olan iştiyakı biraz sakin oldu.

Zaman zaman Hazret-i Rabbil İzzetten selam getirirler ve çeşitli vaadler ve türlü müjdeler verirlerdi. Böylece ruh, bu fani dünyada bir kaç gün, alemin kokuları ile diri kaldı.

Şeyh VERKANİ (K.S.) Fatiha’nin şerhinde der ki;

“-Ruh bu cisim ile hiç yakınlık peyda etmedi. Onu sevemedi. Çünkü ayni cinsten değildiler. Biri alem-i emr’den, diğeri Alem-i Halk’tan idi. Lakin sonsuz kudret sahibi olan Allah-u Teâlâ, birbirine hiç benzemiyen, birbirinin zıddı olan ruh ile bedeni birbirine yaklaştırdı. Bu yaklaşma (Agah olun, Ruh de emr de o Allah (c.c.) içindir.) kavliyle oldu. Ruh kuşu beden kafesine kendi isteğiyle girdi.

Devam Edecek….

Peygamberler Tarihi Mearicün Nübüvve (Altı parmak)

Allah-u Teâla bizleri ve sizleri Şeytan Aleyhilla’net in şerrinden korusun..AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc08238-girnavas-cin-tepesi-nusaybin.JPG

Girnavas şelalesi (Nusaybin)

Allah’u Teala (c.c.) buyuruyor ki:

-“De ki ‘Allah’a ve peygambere iman edin’ Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz ki, Allah da o imansızları sevmez.”Ali-İmran 3/32

Yani: Allah (c.c.), kendisine ve peygamberine itaat etmekten, yüz çeviren imansızleri afvetmez. Onların tövbelerini kabul etmez.

Küfreden ve kibirlenmesinden dolayı Şeytan (Aleyhill’anet)ı afvetmediği gibi. Adem (a.s.) ı afvedip tövbesini kabul buyurdu.

Çünkü:

Adem (a.s.) günahını itiraf etmiş, pişman olup kendini kötülemişti. Adem (a.s.) ın işlediği şey her ne kadar hakkıkatta günah değilse de;

-“Çünkü Peygamberler ma’sumdurlar, onlardan günah asla sudur etmez. Doğru olan görüşe göre Peygamberler ne nübüvetten önce ve ne de nübüvvetten sonra günah işlemezler. Fakat görünürde günah suretinde olur.

Bunun için Adem (a.s.) ve Havva (r.a.) beraberce şöyle dua ettiler:

(Adem ile Havva) dediler ki:

-“Ey Rabbımız, kendimize yazık ettik. Eğer bizi bağışlamaz, bizi esirgemezsen her halde zarara uğrayanlardan olacağız.”El-A’raf-7/23

Adem (a.s.) günahına pişman oldu. Sur’atle tevbe etti. Allah-u Teala’nın:

-“Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin” Ez-Zümer-39/53 buyurduğu gibi Allah (c.c.) ın rahmetinden ümidini kesmedi.

Şeytan (aleyhill’anet) ise, günahını itiraf edip, Pişman olmadı. Kendi nefsini kötülemedi ve Allah (c.c.) ın rahmetinden ümidini kesti. Kibirlendi, sur’atla tevbe etmedi.

İBLİS gibi hakaret edenin tevbesi kabul olunmaz. Kimin halı Adem (a.s.) ın halı gibi olursa onun tevbesi kabul olur. Çünkü Şehevi isteklerinden ileri gelen her günahın tevbesi kabul olunması ümid edilir.

Kibiren ileri gelen her günahın tevbesi ise kabul olunması ümid edilmez. Adem (a.s.) günahı şehevi arzu ve isteklerden ileri gelmiştir. Şeytanın günahı ise KİBİRDEN ileri gelmiştir.

Rivayet edilir ki, İblis Musa (a.s.) gelerek şöyle der:

-“Allah (c.c.) seni seçerek Peygamber yaptı ve seninle konuştu.”

Musa (a.s.):

-“Evet, ne istiyorsun, ey kişi ve sen kimsin?”

Şeytan (Aleyhil’lanet):

-“Ey Musa (a.s.) Rabbına ‘Yarattıklarından birisi sana tövbe etmek istiyor ‘ diye söyle”

Bunun üzerine Allah (c.c.) Musa (a.s.) a vahy eder ve şöyle buyurur:

-“Ey Musa Ona ‘ben dilediğini kabul ettim’de. Ey Musa (a.s.) Adem (a.s.) kabrina secde etmesini emret. Eğer onun kabrina secde ederse ben onun tevbesini kabul eder, onu bağışlarım”

Allah (c.c.) ın bu emrini Musa Aleyhisselam şeytan (Aleyhil’lanet) a bildirir.

FAKAT

Şeytan (aleyhil’lanet ) öfkelenerek kibirlenir ve Musa (a.s.) şöyle der:

-“Ey Musa: ben ona cennete secde etmedim. O diri iken secde etmedim, Ölü olduğu halde ben ona nasıl secde ederim.”

Rivayet edilir ki;

Cehennemde şeytanın azabı şiddetlenince ona şöyle denir:

-“Allah (c.c.) ın azabını nasıl buldun?”

Şeytan (Alayhil’lanet):

-“Çok şiddetli “der.

Kendisine denilir:

-“Adem (Aleyhisselam) cennet bahçelerindedir. Ona secde et,Ta ki bağışlanasın.”

Şeytan Adem (a.s.) a secde etmekten kaçınır. Bunun üzerine cehennem ehlinin çektiği azabın yetmiş bin kat fazlası kadar ona azap verilip azabı şiddetlidir.

Şöyle bir hadis rivayet edilir:

-“Allah (c.c.) her yüz bin senede bir şeytanı cehenemden çıkarır. Adem (a.s.) ı da cennetten çıkarır. Şeytan (Aleyhil’lanet) a: Adem (a.s.) a Secde etmesini emreder. Şeytan Adem (a.s.) secde etmekten kaçınır. Etmez. Bunun üzerine Allah(c.c.) onu tekrar cehenneme sokar.

Ey Kardeşlerim:

Şeytanın şerinden kurtulmak isterseniz Allah (c.c.) a sığının ve O’ndan yardım taleb edin.

Kiyamet olduğu zaman, ateşten bir kürsü yapılır. Şeytan (aleyhil’lanet) kürsünün üzerine oturur. Şeytanlar ve bütün kafirler etrafında toplanırlar. Eşşeğin anırması gibi sesi olan şeytan (Aleyhil’lanet) şöyle der:

-“Ey cehennem halkı bugün Rabinızın Va’dını nasıl buldunuz?

Topluluk:

-“Hak ve gerçek “derler.

Sonra iblis:

-“İşte bugün rahmetten ümidimi kestiğim gündür” der.

Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah’u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Şeytan( Aleyhil’lanet) Şerrinden MUHAFEZE eylesin. AMİN….

Fuad Yusufoğlu

çağ-Çağ deresi (bor) Nusaybin

Akâid ilmi;

Akâid “akide” kelimesinin çoğuludur. Akid ise sözlükte düğüm bağlamak, düğümlemek ve kesinlikle inanılan şey anlamına gelir.

Buna göre;

“İslam akâidi” İslam dinin’de kesinlikle inanılan hususlar manasına gelir ki bunlara; “İman esasları” da denir.

Buna göre iman esaslarını ihtiva eden ilme de “akaid ilmi” denir.

Nitekim Seyyid Şerif Cürcanı (r.a.) de “Akaid”i tanımlarken “İslam dininin ameli değil, itikadi hükümlerini ihtiva eden ve bunlardan bahseden bir ilim” olarak ifade etmiştir. (Ta’rifat).

Hangi devirde ve hangi metodla olursa olsun iman esaslarından bahseden ilim “akaid ilmi”dir. Bu tür kitablara da “akaid kitabları” denir. Fakat hususi ma’nada “akaid” iman esaslarından kısa olarak bahseden bir ilim olmuştur.

Akaid ilmi, Allah’ın varlığından, sıfatlarından, fiillerinden bahseden bir ilimdir. Her ne kadar nübüvvet ve ahret ile ilgili konular da anlatılmakta ise de bunlar, İlah’i fiilere râcidir. Zira bütün itikadi meselelerin konusu Yüce Allah’tır.

Akaid ilminin gayesi, taklidden kurtulmak, tahkiki iman derecesine ulaşmaktır.

Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları (Dini kavramlar sözlüğü)

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri tam bir imanla ve halis bir akide ile Ahrete gitmeyi nasıb eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu


Bütün hamdü Sena Alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.) a mahsustur. Salat-u Selam da Muhammed aleyhis selam’a, bütün aline olsun.

Belki dersin ki;

İkinci kısımda beyan ettiğin ayetler, çeşitli ilimler ve amellere müştemildir. Onların maksatlarını ayırt etmek, başlıbaşına onlardan her birinde düşünmek mümkün olması onların cümlelerini tafsilatlı olarak şerh etmek mümkün değil mi? ki, İnsanlar ilim ve ameldeki saadet bablarını tafsilatlı olarak bilsin ve düşünmek, çalışmakla onların anahtarlarını elde etmek müyesser olsun.

Derim ki;

Evet o mümkündür. Zira ayetlerin maksadının tümü:

1-İlimler,

2- Amellere taksim olunur. Ameller de zahir ve batın olarak iki kısımdır.

Batını ameller de ikiye ayrılır.

a) Tezkiye
b) Tahliye.

O ayetlerin maksadı dört kısımdır.

1- İlimler

2-Zahiri ameller

3-Onlardan uzaklaşıp temizlenmek vacib olan ahlak-ı mezmume

4-Benimsenmesi vacib olan güzel ahlak.

Her kısımda ON asıl vardır. Bu kısmın da ismi (Dinde kırk esas kitabı) dır. Dileğen onu başlıbaşına yazar, zira o, Kur’an ilimlerinin hülâsasına müştemildir.

Birinci kısım, ilimler ve esasları hakkındadır ki, onlar da: ONDUR.

1-Allah(c.c.) ın zatı
2-Allah’ın noksan sıfatlardan tenzih,
3-Allah’ın Kudret sıfatı,
4-Allah’ın ilim sıfatı,
5-İrade sıfatı,
6-Allah’ın işitme ve görme sıfatları,
7- Allah’ın kelam sıfatı,
8-Fiiller,
9-Ahiret günü,
10-Nübüvvet. Yani Peygamberlik.

Devam edecek…

DİNDE Kırk Esas (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Kelime-i Tevhid üzere Ahrette göç etmeyi nasib eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Çağ-Çağ deresi (Bor) Nusaybin

Birinci ESAS : ALLAH (C.C.) IN ZAT’I

Hamd edenlerin Hamdi, gönderilen peygamberinin lisanı üzerine indirilen kitab (Kur’an) ile kullarına kendini tanıtan Allah (c.c.) a mahsustur ki,

O:

-“Zatında BİR’dir. Ortağı yoktur. TEK’dir. Onun benzeri yoktur.

Samed’dir. (Herkesten zengindir, kimseye muhtaç değildir, bütün yaratıklar O’na muhtaçtır) O’nun hakkında bunun zıddı tasavvur olunmaz. Yalnızdır, Dengi ve Naziri yoktur.

Kadim’dir, varlığının başlangıcı yoktur.

Ezeli’dir bidayeti yoktur. Varlığı devamlıdır, sonu yoktur.

Ebedidir, nihayeti yoktur.

Kayyumdur (Her şey onunla kaim ve her şeyin varlığı ondandır.) Kendisine ınkıta arız olmaz.

Daimdir. O’nun için Helak yoktur. Daima Celal sıfatları ile muttasıftır. Zamanların bitimi ve ecellerin munkarız olması ile, O’nun hakkında yokluk ve ayrılık ile hükmedilemez bilakis O, evvel, ahır, zahir, batın ve her şeyi hakkiyle bilendir.

Devam edecek….

Dinde kırk esas (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâla hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri sağlam bi ittikad üzere kılsın. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Çağ-Çağ nehri (nusaybin) -BOR-

İkinci ESAS: TAKDİS HAKKINDADIR.

Allah musavver bir cisim değildir. Mahdud ve mukadder cevher de değildir. O, ne miktarda ve ne de parçalanmayı kabul etmekte cisimlere benzemez. O, cevher olmadı ve kendisine cevherler de hulûl etmez.

Allah (c.c.) araz olmadığı gibi arazlara da mahal olmaz. Hiçbir varlığa benzemez, hiçbir varlık da ona benzemez. O’nun gibi bir şey olmadı, o da bir şeyin benzeri değildir. O’nu mikdar, hudud almaz, canibler ihtiva etmez ve cihetler ihata edemez. Gökler O’nu kucaklayamaz. O, irade ettiği anlamda ve buyurduğu vechile arşa istiva etmiştir.

Öyle ki, Allah (c.c.) bu istivada temastan ve istikrardan, mekan tutmak ve ayrılıp intikal etmekten münezzehtir. Arş O’nu taşımaz, bilakis Arş ve hamelei arş onun kudretinin lutfu ile taşınırlar. O’nun kudretinin penceresindedirler. O, Arşın fevkinde ve toprağın nihayetine kadar her şeyin fevkindedir. O, fevkinde oluşla Arşa ve göğe yakın olmaz. Bilakis O, dereceleri toprağa yükseltip yaklaştırdığı gibi Arşa dereceleri yükseltip yaklaştırır.

Bununla beraber O, her varlığa yakındır. O, Kullarına şah damarından da yakındır. O, her şey’e şahittir. Zira zatı cisimlerin zatına benzemediği gibi yakınlığı da cisimlerin yakınlığına benzemez. O, hiçbir şeye ve hiçbir şeyde kendisine hulûl etmez.

Zaman onu içine almasından münezzehtir, mekanın da onu ihtiva etmesinden beridir. O, zaman ve mekân yaratılmadan evvel vardı. O, zaman ve mekân yaratılmadan önce ne idiyse şimdi de O’dur.
Yarattıkları O’nu sıfatları ile tanır. Zatında kendisinden başka varlık bulunmadığı gibi kendisinden başkasında Zâti bulunmaz.

Tağyir ve intikalden münezzehtir. Sonradan var olanlarla mahal olmaz, kendisine arızı şeyler gelmez. Bil’akis Celal sıfatlariyle daim ve ve zevalden münezzehtir.

Sıfatları tam olup daha fazla KEMAL İSTEMEKTEN MÜSTAĞNİDİR. Zatında varlığı akıllarla bilinmiştir. Kendisinden, iyi kişilere bir lütuf ve ni’met olarak, ve Zati İlahiyesine bakmakla ni’metleri tamamlanmaş olmak üzere, Zati ahirette, gözlerle görülecektir.

Devam edecek…

Dinde kırk Esas (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Sağlam bir itikatla Ahrete göç etmeyi Müyyeser eylesin. Amin…

Fuad Yusufuğlu

Çağ-çağ deresi (Bor) Nusaybin

Üçüncü ESAS: KUDRET

Cenab-i Hak (c.c.) Ezeli ve ebedi hayat ile DİRİ’diri

Kadir’dir kudretine karşı çıkacak hiçbir kuvvet tasavvur edilemez.

Cebbar’dır. Kahir’dir, O’na ne kusur ve ne de acz gelmez. O’nu uyuklama ve uyku tutamaz. O’na ölüm ve fanilik arız olmaz. Allah Mülk, Meleküt, İzzet ve Ceberut sahibidir.

Kudret, Saltanat, Kahretme, Yaratma ve Emretme O’na aittir.

Gökler O’nun yed-i kudretinde dürülmüş ve yayılmıştır. Yaratıklar O’nun kudretinin pençesindedir. O, yaratmakta ve yoktan var etmekte tektir. Mahlukatı ve amellerini yaratıp, onların rızıklarını ve ecellerini takdir etmiştir.

Mukadder olan hiçbir şey O’nun kudreti dışına çıkamaz. Hadiselerden hiç biri de onun kudreti harıcında cereyan edemez. Allah’ın mukadderatı sayılamaz ve malûmatının nihayeti yoktur.

Devam edecek…

Dinde kırk Esas (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri tam bir imanla zinetlendirsin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Girnavas civari görüntüsü (Nusaybin)

Dördüncü ESAS: İLİM

Cenab-i Allah (c.c.) Ma’lumatın tümünü bilicidir. Allah’ın ilmi yerlerin dibinden göklerin zirvesine kadar cereyan eden her şey’i kuşatmıştır. Yerde ve gökte zerre kadarı (dahi) O’nun ilminden haric ve uzak kalamaz.

Hatta Allah, kara karıncanın karanlık gecede katı taşın üzerindeki hareketini bilir, zerrenin hava içindeki uçuşunu idrak eder. O, açık – kapalı her şey’i bilendir.

Allah Kadim ve ezeli ilmi ile gönüllerde gizlenenlere ve hatıralardan geçenlere muttali olur. O, daima bu sıfatla mevsuftur.

O’nun bilmesi, zatında yeni hasıl olan ve değişen bir ilimle değildir. O’nun bütün olup, olacağı bilmesi ezeli ve ebedi ilmiyledir.

Devam edecek…

Dinde kırk Esas (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizlere ve sizlere her zaman zikirle çarpan salim bir kalb ihsan eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Nusaybin’de Güneşin doğuşu

Beşinci ESAS: İRADE

NOT:

iRADE VE KADER ÇOK TEHLİKELİ VE ZOR BİR KONU OLDUĞU İÇİN KISIM KISIM OLARAK AÇIKLAMAYA KARAR VERDİM

Fuad yusufoğlu

Kainat, Allah’ın iradesi ile var olmuştur. Hadisatın müddebiri O’dur. Mülk ve melekütte (Madde ve Mana alemimde) az, çok, küçük, büyük, hayır, veya şer, menfaat, veya zarar, İman veya küfür, İrfan veya inkar, kartuluş veya hüsran, fazlalık veya noksan, taat veya isyan, ancak O’nun hükmü ve dilemesi, takdir ve kazasiyle cereyan eder.

Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. Bakanın yüz çevirmesi, ansızın hatıra gelen Allah’ın iradesi dışına çıkamaz. Yaratan ve iade eden (öldükten sonra tekrar dirilten) O’dur.

O istediğini yapar. Hükmünü red edecek, O’nun yaptığını durduracak bir kuvvet yoktur.

Kulun O’na isyandan uzak kalması ancak O’nun rahmeti ve tevfiki iledir. Kulun Allah’a itaat etmesindeki kuvveti ancak Allah’ın yardımı ve iradesiyledir.

İnsanlar, cinler, melekler ve şeytanlar toplanıp âlemdeki bir zerreyi haraket ettirmek veya durdurmak isteseler bunu yapamazlar. O’nun iradesi, sıfatları cümlesinden olup zati ile kaimdir.

Allah (c.c.) sıfatları ile daima böylece mevsuftur. O eşyanın, takdir buyurduğu vakitlerinde vucuda gelmesini ezelde irade buyurmuştur.

Eşya, Allah’ın ezelde irade buyurduğu gibi vucuda gelmiş bu geliş ne bir an önce ve ne de bir an sonra vaki olmuştur. Bilakis, hiçbir değişiklik olmadan Allah’ın ilmi ve iradesine uygun olarak vaki olmuştur.

Allah (c.c.) aman bekleyişine ve düşünceler silsilesine muhtaç olmadan hadisatı idare eder. Bunun içindir ki, bir şey, başka bir şey’i işlemekten O’nu meşgül etmez.

Şübhesiz, bu makam, yani: İrade ve kader bahsi ayakların kaydığı bir konudur. O’nda bir çokların ayakları kayarak, sapıtmışlardır. Zira bu..

Devam edecek…

Dinde kırk Esas (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri bozuk ittikad sahibi olan insanların kaydığı bu Denizden sağ saliman Sağlam bir itikatla geçmeyi halas eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Çağ-ÇAĞ DERESİ (NUSAYBİN) -Bor-

Beşinci ESAS: İRADE- 2

Şübhesiz, bu makam, yani: İrade ve kader bahsi ayakların kaydığı bir konudur. O’nda bir çokların ayakları kayarak, sapıtmışlardır. Zira bu konunun tahkikinin tamamı, tevhid denizinin arkasındeki büyük bir denizinin dalgasına uzanır.

Onlar, münakaşa ve çekişme ile o dalgayı taleb ettiler.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) ise, buyurdu ki;

-“Bir kavim hidayete erdikten sonra, ancak (Kader ve İrade hakkında) münaklaşaya tutuşurlarsa sapıtırlar.”

Onlar (Kader ve İrade konusunda münakaşa edenler) Te’vil ehlinden olmadıkları halde Kur’an ayetlerini te’vil ederek deliller getirdiler.

Eğer herkes te’vil makamına nail olsaydı, Resulullah(Sallallahu aleyhi ve selem) İbni Abbas (r.a.) a dua ederek:

-‘Ey Allahım, onu dinde Fakih yap ve o’na te’vili öğret.’ Buyurmazdı.

Hazreti Yakub (a.s.), Hazreti Yusuf (a.s.) için:

-“Rabbin seni öğlece (ruyada gördüğün gibi) beğenip seçecek, sana hadiselerin te’vilini öğretir.” Yusuf suresi ayet 6 Buyurmazdı

Bu ayetin tefsirinde Kellaf (r.a.) der ki;

-“Hadiselerin te’vilinden Allah(c.c.) ın kitablarının manaları ve Peygamber(a.s.v.) ın sünnetleri ve insanların ayetlerdeki anlıyamadıkları incelik ve derinliği murad edilmesi caizdir. O (Yusuf) insanlara ayetleri ve peygamberlerin sünnetlerini tefsir ve şerh eder. İhtiva ettikleri hükümleri öğrenmekte insanlara rehber olur. Ancak bu konuda bir çoklarının ayakları kaydı ve sapıttılar.”

-“Çünkü onlar, sırf fitne aramak ve te’viline yeltenmek için O’nun müteşabih olanlarına tabi olanlara uyarlar. Halbuki, onun te’vilini ancak Allah (c.c.) bilir ve bir de ilimde RUSUH bulunanlar bilir. Başkaları bilemez. Kader ve irade konusunda münakaşada bulunanlar ilimde rusuh bulmuş yani yüksek derecelere ulaşmış değillerdir. Bilakiz onlar aciz ve ilimde noksandırlar.”

-“İlimde noksan oldukları için bu işin künhünü düşünmeye takatları yetmedi. Ve diğer ilimde noksan ve kusurlu olanlarla ağızları gemlendi ve takatlarının yetmediği konulara dalmaktan men’edilerek onlara : “

Denildi ki;

-“Susun, siza bunun için yaratılmadınız -‘Allah (c.c.) işlediği şeyden sorulmaz, inanlar ise sorulurlar.’

Devam edecek…

Dinde kırk esas (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri bilgi sahibi olmadan boş konuşmayan diline sahib olan Salih kullarının yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu