‘Menkıbeler’ olarak etiketlenmiş yazılar
Nusaybin başkent miydi? 11 Selman-i Farisi(r.a.)
22 Haziran 2008Zeynelabidin Cami Minaresi
Zeynelabidin Camis avlusu
Zeynel abidin (r.a.): Peygamber (s.a.v.) efendimizin soyundan olup hz. Hüseyin (r.a.) 12. oğludur. Onun adıyla anılan Zeynelabidin camii içerisinde medfumdur. Çeşitli seyyah ve tarihçilerin bahsettikleri büyük avlulu İki musluğu olan camii; işte bu CAMİ-İ dir. Zamanı gelince ondan bahs etmeye çalışacağız. İnşaallah.
Selman-ı Farisi(r.a.)
Eshabi kiramın büyüklerindendir. Aslen İranın İsfahan yakınlarındaki bir köyde doğup büyüdü. Gençliğinde Mecusi iken, hiristiyan olmuş ve çeşitli kiliselerde ibadet ve hizmet etmiştir. Bu kiliseden bir tanesi Dünyan’ın ilk üniversitesi olan Nusaybin üniversitesi dir.
Ebel ferec (r.a.) buyurdu ki:
-”Adullah bin Abbas (r.a.) nın yanında idim bana selman-i Farisi (r.a.) nın hayatını şöyle anlattı.”
Selman (r.a.) anlatıyor:
-”Ben önce mucusi idim. Bir hiristiyan kilisesine rasladım. Onların ibadetlerini görünce içim ısındı.
kendilerine;
-”Bu dinin aslı nerededir?” dedim.
bana;
-”Bu dinin aslı Şam’dadır.”dediler.
Ben;
-”Peki.”dedim
Önce kervanla Şama geldim. Şam’da hiristiyan dininin en büyük alimini sordum bana bir alimi tarif ettiler onun yanına gittim
ona durumu anlattım.
Onun yanında kalmak istediğimi, ona hizmet edeceğimi söyleyip ondan bana Nasraniliği öğretmesini Allah’u tealayı (c.c.) tanıtmasını rica ettim. Oda kabul etti. Bende ona hizmet etmeye, kilisenin işlerini yapmaya başladım. Bana dini bilgiler öğretmeye başladı. Fakat sonradan onun kötü kimse olduğunu anladım.
Çünkü:
Hiristiyanların, fakiırlere vermesi için getirdikleri Sadaka altın ve gümüşleri kendine alır, fakirlere vermezdi .
Böylece şahsına 7 küp altın ve gümüş biriktirdi. Fakat bunu benden başka kimse bilmezdi. Bir müddet sonra o âlim vefat etti. Nasraniler onu defn etmek için toplandılar.
Onlara:
-“Neden buna bu kadar hürmet ediyorsunuz? O hürmete layık bir insan değildir.” Dedim.
Onlar da:
-“Sen bunları nereden çıkarıyorsun “dediler. Ve bana inanmadılar.
Bende biriktirdiği altın ve gümüşlerin yerlerini bildiğim için onlara gösterdim. Nasraniler 7 küp altın ve gümüşü çıkardılar.
Ve:
-“Bu defne ve techize layık bir kimse değildir.” Dediler.
Bir yere atıp üzerini taşla kapattılar. Sonra onun yerine başka bir alim geçti. Çok alim ve zahid bir kimse idi. Dünyaya hiç ehemmiyet vermezdi. Ahirette tâlib bir kimse olup, hep ahirreti için çalışıyordu.
Fuad Yusufoğlu
Nusaybin başkent miydi? 12 Selman-i Farisi(r.a.)2
22 Haziran 2008Revda-i Muttahhara (eski)
Ravda-i Muttahhara (Yeni)
çok ibadet ederdi. Onu çok sevdim ve uzun zaman yanında kaldım. Onun ve kilise’nın hizmetini yapar, onunla ibadet ederdim.
Vefat zamanı geldi.
Ben ona:
-“Ey benim efendim; uzun zamandan beri yanınızdayım ve sizi çok sevdim. Sen vefat edince ben ne yapayım. Bana tavsiye eder misin?” Diye sordum…
Bana:
-“Oğlum Şam’da insanları islah edecek kimse yok. Kime gitsen seni ifsad ederler. Fakat Musul’da bir zat vardır. Ona gitmenı tavsiye ederim,”dedi.
Bende;
-“Peki efendim.”dedim.
O zat vefat edince Şam’dan, Musul’a gittim. Onun tarif ettiği zatı buldum. Başımden geçenleri anlattım. Beni hizmetine kabul etti. O’da diğer zatlar gibi çok kiymetli zahıd, abid bir kimse idi. Onun vefat zamanında aynı soruları o’na da sordum.
O’da bana;
-“Nusaybin’de bir zat vardır.” Diye tavsiye etti.
O vefat edince sonra ben de derhal Nusaybin’e gittim. Bahsedilen kimseyi bulup yanında kalmak istediğimi söyledim. İsteğimi kabul etti. Ve bir müddet de onun hizmetinde bulundum. Bu zat da vefat etmek üzere iken beni başka birisine göndermesini söyledim.
Bu sefer bana Amuriye’deki bir Rum şehrinde bulunan başka kimseyi tarif etti. Tarif edilen bu son şahsıda bulup hizmetine girdim.
Uzun bir zamanda onun yanında kaldım. Artık onun da vefati yaklaşmıştı. O’na da beni birine havale etmesini rica edince
-“Vallahı şimdi böyle bir kimse bilmiyorum. Fakat Ahır zaman Peygamberin (s.a.v.) gelmesi yaklaştı. O arablar arasdından çıkacak vatanından hicret edip, taşlık içinde hurması çok olan bir şehre yerleşecek. Alametleri şunlardır; hediye’yi kabul eder, sadakayı kabul etmez, iki omuzu arasında “Nübüvvet mührü” vardır.” Diyerek alametlerini saydı.
Yanında bulunduğum son zat de vefat edince onun tavsiyesi üzerine Arap diyarına gitmeğe hazırlandım.
Bir Müddet ben Amuriye’de çalışıp : bir kaç öküz ile birlikte bir kaç koyun sahibi olmuştum. Beni Kelb Kabilesinden bir kafile Arap beldesine gitmek üzere idi.
Onlara dedim ki:
-“Bu sığırlar ve koyunlar sizin olsun; beni Arap vilayeti’ne götürün.” Dedim. Kabul edip kafilelerine aldılar.
Vadiyül Kura denilen yere gelince bana ihanet ettiler. Bana köle diyerek, beni bir yahudiye sattılar.
Yahudinin bulunduğu yerde Hurma bahçeleri gördüm. Ahir zaman peygamberi (a.s.v.) in hicret edeceği yer herhalde burasıdır diye düşündüm. Fakat kalbim oraya ısınmadı.
Fuad Yusufoğlu
Selman-i Farisi (r.a.) 3
22 Haziran 2008Mescidil Kıbleteyn (Medin-i Munavvara)
Bir müddet yahudi’nın hizmetine kaldım. Sonra beni köle olarak amcasının oğluna sattı. Oda beni alıp Medine’ye getirdi. Medine’ye varınca sanki bu beldeyi önceden görmüş gibiydim. Öylesine ısındım.
Artık günlerim Medine’de geçiyor. Beni satın alan Yahudi nin bağında, bahçesinde çalışıp ona hizmetçilik yapıyordum. Bir taraftan de asıl maksadıma kavuşmak arzusuyla bekliyordum.
Bir gün beni satın alan Yahudinin bahçesinde bir hurma ağaç üzerinde çalışıyordum. Sahibimin yanında biri ile bir ağaç altında oturup konuşmakta idi.
Bir ara dediler ki :
-“Evs ve Hazreç kabileleri helak olsunlar. Mekke’den bir kimse geldi Peygamber olduğunu söyliyor.”
Ben bu sözleri işitince kendimden geçip, az kalsın ağaçtan yere düşüyordum.
Hemen aşağı inip o şahsa:
-“Ne diyorsun.” Dedim.
Sahibim bana bir tokat vurdu ve:
-“Senin nene lazım ki; soruyorsun.? Sen işine bak. “ dedi.
O gün akşam olunca bir miktar hurma alıp hemen Kuba’ya vardım Resullullah (a.s.v.) ın yanına girip;
-“Sen Salih bir kimsenın yanında fakirler vardır, bu hurmaları sadaka getirdim.” Dedim.
Resullullah (a.s.v.) yanında bulunan Ashabe:
-“Geliniz hurma yeyiniz.” Buyurdu. Onlarda yediler, kendisi asla yemedi.
Kendi kendime:
-“işte bir alamet buldum. Sadaka kabul etmiyor.” dedim.
Eve dönüp bir miktar hurma daha Resullullah (a.s.v.) a getirdim.
-“Bu hurmalar hediyedir.” Dedim. Bu defe yanın deki ashab ile birlikte yediler.
-“İşte ikinci alamet budur.” dedim.
Getirdiğim hurmalar 25 tane kadardı. Halbuki yenen hurma çekirdekleri bin kadar di. Resullullah (a.s.v.) mucizesiyle hurma artmıştı. Kendi kendime bir alameti daha gördüm. Dedim.
Resulullah (a.s.v.) ın yanına ikinci defa varışımde bir cenaze defn ediyordu. Nübbüvvet mührünü görmeyi arzu ettiğim için yanına yaklaştım.
Benim muradımı anlayıp, Gömleğini kaldırdı. Mübarek sırtı açılınca Nübüvvet mührünü görür görmez; varıp öptüm. Ve ağladım. O anda Kelime-i Şehadet söyliyerek Müslüman oldum.
Sonrada Resüllullah (a.s.v.) uzun yıllarden beri başımden geçen hadiseleri bir bir anlattım. Halima teaccup edip, bunu eshabi kirama da anlatmamı emir buyurdu.
Ashabi kiram toplandi bende başımden geçenleri bir bir anlattım.
Selman-i Farısi (r.a.) İman ettiği zaman arap lisanı bilmediği için tercuman istemişti. Gelen Yahudi tercuman Selman-i Farısi (r.a.) nın Peygamberimiz (a.s.v.) in meth etmesini, aksi şekilde söyliyordu.
O esnade Cebrail (a.s.) gelip Selman’nın (r.a.) sözlerini doğru olarak Resüllullah (a.s.v.) a bildirdi. Yahudi durumu anlayınca Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman oldu.
Fuad Yusufoğlu
Selman-i Farisi 4
23 Haziran 2008Birinci dünya savaşı sırasında fransız askerlerinin Suriye den görünüşü
Kamışlının Fransızlar tarafından kuruluşu
Selman-e Farisi Veya bazı rivayetlerde olduğu gibi Selman-i farisi (r.a.) Müslüman olduktan sonra, köleliği bir müddet devam etti.
Peygamber Efendimiz (a.s.v.):
-Kendini kölelikten kurtar Ya Selman.” Buyurmasi üzerine sahibine gidip,
Azad olmak istediğini söyledi. Buna zorla razı olan Yahudi;
-”Üç yüz hurma fidanı dikerek, yetiştirip ve hurma verir hale getirmesi, kırk Rükye altın (O zaman ki; ölçüye göre bir miktar altın) vermesi şartiyle kabul etti.
Selma-e Farisi (r.a.) bunu Resulullah (a.s.v.) haber verdi..
Resülulah (a.s.v.) eshabina:
-“Kardeşinize yardım ediniz” buyurdu. onun için Üç yüz hurma fidanı topladılar.
Resulullah (a.s.v.):
-“Bunların çukurlarını hazır edip tamam olunca bana haber verin “buyurdu.
Çukurları hazırlayıp haber verince; Resulullah(a.s.v.) teşrif edince kendi mübarek elleriyle, o fidanları dikti. Bir tanesini de Hz.Ömer (r.a.) dikmişti. Hz.Ömer (r.a.) diktiği hurma hariç bütün hurma fidanları Allah (c.c.) ın izniyle o sene hurma verdi.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve selam meyve vermeyen O bir tane hurmayi de söküp, kendi mübarek elleriyle yeniden dikti. Diktiği hurma ayni anda hurma verdi .
Bundan sonra Selman-e Farisi (r.a.) ehli suffa arasına katıldı. Selman-e Farisi (r.a.) uzak diyarlarden geldiği için eshabi kiramdan birisiyle kardeşlık kurması emir buyurulunca ; Hz.Ebu Derda (r.a.) ile kardeş oldu. Hendek savaşınden itibaren bütün gazalara katıldı.
Selman-e Farisi (r.a.) veya Peygamber (a.s.v.) buyurduğu gibi; Selmanul hayr ( hayırlı Selman) Hendek savaşından sonra hendek kazma fikrini açtığı için, Hendek savaşındeki gayret ve hizmetinden dolayı Resülullah (a.s.v.) ona bu Lakabı taktı..
Selman-e Farisi (r.a.) Müslüman olup kölelikten kurtulduktan sonra, geçimini sağlamak için ince hurma dallarından sepet örüp, satarak geçimini temin ederdi. Kazancının bir kısmını da fakirlere sadaka olarak dağıtırdı. Resülullah (a.s.v.) yakınlarından olup; bazı geceler huzurunda bulunarak baş başa saatlarca sohbetinde kalırdı.
Eshabi kiram (r.a.) tarafından da çok sevilip, hürmet görürdü. Selman-e Farısı (r.a.) DÜNYA YA HİÇ RAĞBET ETMEZDİ. Ayakta duramiyacak hala gelinceye kadar namaz kılar, sonra bedeni yorulunca oturur; dil ile zikrederi..Dili yorulduğu zaman da Allah-u Teala(c.c.) nın yarattığı şeylerdeki hikmetleri düşünürdü ki;
Bu tefekkürün Peygamber (a.s.v.) in buyurduğu;
-“ Bir saat tefekkür bin sene ibadetten hayırlıdır” hadisi şerifle iştigal olurdu…
Selman-e Farisı (r.a.) ehli suffa içerisinde Resülullah (a.s.v.) en yakın olan Kendısı idi. Hz. Aişe Anamız (Radiyallahu Anha) buyurdular ki;
-”Selman-e Farısı (r.a.) geceleri uzun zaman Resülullah (a.s.v.) ile beraber kalırdı. ve sohbetinde bulunurdu. Neredeyse Resülullah (a.s.v.) yanında bizden fazla kalırdı.
Peygamberimiz (a.s.v.);
-“Allah-u Teala (c.c.) bana dört kişiyi sevdiğini bildirdi.; bu dört kişiyi SEVMEMİ EMRETTİ.
Bunlar;
Hz.Ali (r.a.),
Ebu Zer Gifarı (r.a.) ,
Mikdad bin Esved (r.a.)
Ve Selman-e FARISI (r.a.)“ buyurdular..
Devam edecek…
Fuad Yusufoğlu
Selman-i Farisi 5
23 Haziran 2008 Girnavas tepesinden Nusaybin’in görünüşü
Selman-e Farisi (r.a.) Hz.Ebu Bekir (r.a.) devrinde de onun sohbetinden bir an ayrılmayan; Hz Ömer (r.a.) zamanında da İran fethine katılmıştır. İslam ordusunun büyük zaferlere kavuştuğu bu seferlerde; Selman-e Farisi (r.a.) nın çok büyük hizmetleri olmuştur.
İran‘liler hakkında büyük malumat sahıbı idi. Çünkü Kendisi İran’liydi, İran’lileri kendi lisaniyle Dine davet ediyor; Onlara islamiyeti anlatıyordu…
İslam Ordusu İran’nın MEDAYİN şehrini aldıklarında Hz. Ömer (r.a.) onu Medayin valısı yapmıştı. İlmi, Basireti, Vazifesındeki Adaleti ve nezaketi ile Medayin halkı tarafından çok sevilip, sayılırdı. Böylece; İSLAMİYET orada sür’atla yayıldı…
Selma-e Farisi (r.a.) Hz Ömer (r.a.) zamanında; Medayin valısı iken otuz bin kişiye hutbe okuduğu zaman yanında da iki parçadan müteşşekkül bir hırka vardı. Hırkasının bir parçasını namazlık olarak serer namaz kılardı, diğer parçasını da giyerdi…
Resülullah (a.s.v.) Sıdk ve muhabbeti sebebiyle eshabı kiramın (r.a.) seçkinleri arasında; Resülullah (a.s.v.) Tarafından dahil edildi…
Mühacırler; Ensar arasında; Selman-e Farısı (r.a.) (bazı rivayetlere göre Selman-i farısi ) Mühacır’lerden mi? Yoksa Ensar ‘den mi? Meselesinden ihtilaf çıkınca;
Peygamberimiz (a.s.v.):
-“Selman Bizdendir. Ehli beytimdendir.”buyurdu..
Selman-e Farisi (r.a.) hikmetli bazı sözleri :
“-ÜÇ ŞEY BENI DEVAMLI AĞLATTI:
Birincisi
Resülullah (a.s.v.) vefatı. Bu ayrılığa dayanamadım, Durmadan ağlıyorum..
İkincisi:
Kabirden kalktığım zaman; Halim nice olur; Onu bilmediğim için ağliyorum.
Üçüncüsü:
Allah-u Teala (c.c.) ın beni hesaba çektiği zaman Cennetlikmiyim? Cehennemlikmiyim? bilmiyorum O zaman halim ne olur ağlıyorum…
“-Namaz bir ölçektir. Kim dolu dolu ölçer onu hakkiyle kılarsa büyük ecir ve mükafatlara kavuşur; KİM Kİ EKSİK ÖLÇERSE ADABINA uygun kılmazsa Allah-u Teala(c.c.) nın buyurduğu VEYL CEHENEMİ HATIRLASIN…
Ebu Vail diyor ki:
-“Bir arkadaşimla Selman (r.a.) ziyaretine gittik. Bize bir miktar arpa ekmeği ile biraz tuz gerirdi.”
Arkadaşım:
-”Şu tuzun yanında biraz da SAĞTER ( Kekik gibi bir ot) olsaydı.” dedi.
Bunun üzerine Selman-e Farisi (r.a.) matarasını rehin vererek; o otu aldı geldi…
Yemeği bitirince
Arkadaşım:
-”Bize verdiği ni’mete kanaat ettiğimiz için Allah(c.c.) a Hamd ederiz.” Dedi…
Selman (r.a.);
-“Eğer kanaat etseydin benim MATARA rehin olmazdı.”buyurdu.
Allah(c.c.) ondan ebeden razı olsun…Amin…
Şu anda bizim bu şirin sınır kasabasında Onun ismiyle anılan (SELMAN-E PÂK) Camisi diye küçük bir mescıd var…Bu camı Onun MAKAMI Hürmetine inşa edilmiştir.
Daha Müslüman olmadan evvel Nusaybin ‘e gelen Selman-e Farisi (r.a.) burada mukim olduğu için bu isim verilmiştir…Allah (c.c.) Ona rahmet eylesin… O nun makamının hemen yanında bulunan Hazreti Hüseyin (r.a.) 12. oğlu olan ZEYNELABİDİN Hakkında kısa da olsa bazı bilgileri vermek istiyorum…
Allah-u Teala Hazretleri bizleri ve sizleri bu mübarek eshabı kiram (r.a.) hürmetine afv eylesın…Amin…
Fuad Yusufoğlu
Şakik-i Belhi (Radiyallah-u anh)
24 Ekim 2008Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)
Şakik-i Belhi (Radiyallah-u anh)
Şekik-i Belhi (r.a.):
Tebe-i Tabiinden. Evliyanın büyüklerindendir. Künyesi Ebu Ali olup, babasının ismi İbrahimdir.
Şeki-i Belhi (r.a.): İbrahim Edhem (r.a.) in talabesi, Hatim-i Esam (r.a.) ın hocasıdır.
Dünyaya gönül bağlamayıp, haramlardan ve şübhelilerden şiddetle kaçardı. Şübheli korkusuyla mübahların da çoğuna yaklaşmazdı. Ticaretle uğraşırdı. 174 Hicri Miladı 790 senesinde vefat etti.
Hazreti Şakik-i Belhi (r.a.) ın tövbe etmesine Türkistan’deki bir putperest sebeb oldu. Ticaret için Türkistan’ gitti. Merak edip bir puthaneye girdi. Puta, isteklerini yana yakıla anlatan bir putperest’te;
-“Seni ve her şeyi yoktan var eden, Alim ve kudretli bir yaratanın var. Sana hiçbir fayda ve zararı olmayan puta tapacağına Allah-u Teâlâ (c.c.) ya ibadet et.” Dedi.
Putperest:
-“Eğer söylediğin doğru ise, O sana senin memleketinde rızık vermeye Kadirdir. Maden öyledir, niçin ta buralara kadar geldin?” dedi.
Şakik-i Belhi (r.a.) hazretleri, bu söz üzerine derin düşüncelere daldı. Ve Belh şehrinin yolunu tuttu.
Yolda gelirken bir Mecusu ile yolculuk yaptı.
Mecusi, Hazreti Şakik (r.a.) ın Tüccar olduğunu öğrenince:
-“Eğer kısmetin olmayan bir rızık peşinde isen, Kıyamete kadar gitsen onu ele geçirmezsin. Şayet Kısmetin olan bir rızk peşinde isen onun arkasından koşma lüzüm yoktur. Çünkü; Sana ayrılan rızkın seni bulur.” Dedi.
Bu söze Hazreti Şakik-i Belhi (r.a.) hayran kaldı. Dünyaya karşı meyli azaldı. Artık ahret için çalışacağına kendi kendine söz verdi.
Belh Şehrine geldi. Belh’te müthiş bir kıtlık vardı. İnsanlar yiyecek bir şey bulamıyorlardı. Bu yüzden kimsenin yüzü gülmüyordu.
Şakik –İ Belhi (r.a.) çarşıda neş’eli bir köleye;
-“Ey köle herkes üzüntü içinde iken, senin neş’ene sebap nedir?” değince,
Köle;
-“Niçin üzüleyim? Benim efendim zengin bir kimsedir. Beni aç, çıplak bırakmaz ki.” Dedi
Hazreti Şakik (r.a.) bu söze şaştı ve:
-“Aman Ya Rabbi! Az bir dünyalığı olan şu zenginin kölesi böyle neş’eli. Halbuki, sen bütün canlıların rızklarına kefil oldun. Biz niçin gam ve keder içinde olalım.” Deyip Dünya meşgüliyetlerinden elini çekti.
Samimi bir tevbe ile ahrete yöneldi. Allah-u Tâlâ (c.c.) ya olan tevekküllü son derece fazlalaştı.
İbrahim-i Edhem (r.a.) hazretlerinin sohbetlerine başladı. Ondan feyz alarak olgunlaştı.
İbrahim-i Edhem (r.a.) le olan sohbetlerinden birini kendisi şöyle anlattı:
-“Hocam ile Mekke’de buluştum. Bana Hizir aleyhis-Selam ile olan karşılaşmasını anlatı.
Buyurdu ki;
‘Hızır (a.s.) ile bir defa görüştüm. Bana yeşil bir kabın içinde, güzel kokulu sekbaç ismindeki ekşili bir yemekten verdi.
“Bunu ye, Ey İbrahim!”dedi.
Almadım.
Hazreti Hızır Aleyhis-Selam bana :
-“Meleklerden duyduğuma göre, Bir kimse verileni kabul etmezse, bir şey verilmesini istediği yerden eli boş döner.” Buyurdu.
Şekik-i Belhi (r.a.) gençliğinde Gençlerin reisi idi. Bir gün arkadaşlarıyle birlikte, Mecusilerin taptıkları ateşin bulunduğu tapınağa geldiler.
Arkadaşlarına:
-“Haydi içeri girelim Mecusiler ne yapıyorlar? Ateşe nasıl tapıyorlar, bakalım.” Dedi.
İçeride güzel yüzlü bir gencin ateşe tapınmakta olduğunu gördüler. Hazreti Şakik-i Belhi (r.a.) o gence; Müslüman olmasını teklif etti.
O genç Hazreti şakik el belhi (r.a.) yanına gelip ona bir tokat vurdu. Hazreti Şakik-i belhi (r.a.) ve arkadaşları buna bir ma’na veremeyip, dışarı çıktılar.
Hazreti Şakik (r.a.);
-“Kendi kusurlarım sebebiyle…
…/….
Devam edecek…
Allah-u Teâlâ Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Şakik –İ Belhi (r.a.) hazretlerinin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı Afv eylesin. Amin…
Fuad Yusufoğlu
Şakik-i Belhi (Radiayallah-u anh) 2
25 Ekim 2008Şehidilharameyn’de (Tel İrfan) güneşin batışı (Suriye)
Şakik-i Belhi (Radiayallah-u anh) 2
Hazreti Şakik (r.a.);
-“Kendi kusurlarım sebebiyle bu Mecusi Müslüman olmadı. Sözüm Te’sir etmedi.” Diyerek, tevbe ve istiğfar eyledi.
Hatta, kusur ve günahlarının affi için ağladı, çok göz yaşı döktü. Uzun yıllar ilim öğrendi. Büyük alimler arasına girdi. Allah-u Teâlâ(c.c.) nın katında sevilen kimselerden oldu.
Aradan uzun yıllar geçmişti. Bir gün talebeleriyle yine o Mecusilerin tapındığı yere geldiler.
Talebelerine,
-“Gelin Mecusileri görelim de onlar gibi olmadığımız için Allah-u Teâlâ (c.c.) ya şükr edelim.” Buyurdu.
İçeri girdiklerinde ihtiyar bir mecusinin ateşe tapınmakta olduğunu gördüler.
Şakik-i Belhi (r.a.) ona;
-“Niçin Müslüman olmuyorsun? Güzel simalı bir ihtiyarsın.” Deyince,
İhtiyar:
-“Bana İslami anlat.” Dedi.
Hazreti Şekik-i Belhi (r.a.) ona İslamiyeti anlattı, oda Müslüman oldu. Beraberca dışarı çıktılar.
Giderken Hazreti Şekik-i Belhi (r.a.) yeni Müslüman olan ihtiyara:
-“Filan tarihte, mecusilerin bu tapınağında bir genç vardı. Şimdi ne haldedir?” diye sordu.
İhtiyar:
-“İşte ben o gencim.” Dedi.
Hazreti Şakik –i Belhi (r.a.) çok hayret etti ve:
-“Sana o zaman Müslümanlığı anlattım, Müslüman olmanı teklif ettim, kabul etmedin. Şimdi Müslümanlığı anlattım, hemen Müslüman oldun. Hikmeti nedir?” diye sordu.
İhtiyar bunu şöyle cevablandırdı:
-“O zaman senin sözün bana te’sir etmedi. Şimdi ise o kadar nur’lusun ki, benim pislik ve zulmetimi giderip temizledin. Allah-u Teâlâ (c.c.) senin nurunu artırsın.” Dedi.
Oradakiler:
-“Amin.” Dediler.
Bir gün yolda bir gayri Müslim Şakik-i Belhi (r.a.) ye dedi ki;
-“Bir kimse, kendisine rızık verdiği için Allah-u teâlâ (c.c.) ya iman ve ibadet ederse, o kimsenin bu yaptığı yalancılıktır.”
Şakik-i Belhi (r.a.) bunu duyunca yanındekilere;
-“Bu kimsenin söylediği sözü bir yere yazınız.” Buyurdu.
O gayri Müslim dedi ki;
-“Nasıl olur, senin gibi yüksek bir zat, benim gibi birinin söylediği sözü kayd eder mi?”
Hazreti Şakik-i Belhi (r.a.) buyurdu ki:
-“Evet, biz kim olursa olsun doğruyu söyleyen kimsenin sözünü alır, kabûl ederiz. Peygamberimiz fenedimiz Sallallah-u Aleyhi ve selem buyuruyor ki;
‘Hikmet, mü’minin gayb ettiği malıdır. Nerede bulursa alsın.”
Bu sözleri karşısında hayrette kalan gayr-i Müslim:
-“Bana İslamiyeti anlat. Ben de Müslüman olacağım. Senin dinin hak dindir. Tevâzu ve hakkı kabul etmeyi emrtemektedir.” Dedi ve Müslüman oldu.
Zengin olan zatlardan birisi, Hazreti Şekik-i Belhi (r.a.) ye dedi ki;
-“Ben senin ihtiyaclarını kendi malımdan karşılayayım.”
Şakik-i Belhi (r.a.) buyurdu ki;
-“Kabul ediyorum, ama şu şartla, bana verdiklerinden dolayı hazinende nokanlaşma olursa, malların hırsızlar tarafından çalınıp telef olursa, -Olur ya – bir gün bu niyetinden ayrılıp bana nafaka vermekten vazgeçersen, bende bir kabahat görüp vermekte olduğun nafakayı kesersen ve ömrün bitip ölürsen ve ben da nafakasız kalırsam ne olacak? Bütün bunların olmıyacağına dair bana bir teminat verebilirsen teklifini kabul edeyim.”
-“Halbu ki, benim rızkımı öyle bir zat veriyor ki, bütün mahlukların rızklarını verdiği halde hazinelerine zarar verme durumu yoktur. Bu kadar günahlarımız olduğu ve en ince teferuatına kadar bütün yaptıklarımızı bildiği halde ihsan-i ve merhameti o kadar boldur ki, kimsenin rızkını kesmiyor. Sonra onun için ölüm diye bir şey yoktur. Böyle bir zât rızkıma kefil olmuş iken başkasından bir şey beklemekliğim kulluğuma yakışır mı?”
-“Her türlü ayıb ve kusurlardan uzak olan böyle bir zâtı bırakıp da, kendim gibi aciz olan bir kula el açarsam Rabbım gücenmez mi ve böyle yapan kimselerin ne kadar zavallı ve akılsız oldukları meydanda değil midir?”
Bunun üzerine o zengin kimse bir şey diyemedi.
Bir gün kendilerine nasihat kâr etemeyen bir gurub insanlara şöyle buyurdu:
-“Eğer çocuk iseniz mektebe…
Devam edecek…
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Bu mubarek zatler hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin…
Fuad Yusufoglu
Şakik-i Balhi (Radiyallah-u anh)-3
26 Ekim 2008Bir asma yaprakları (Nusaybin)
Şakik-i Balhi (Radiyallah-u anh)-3
Şakik-i Belhi (r.a.):
Bir gün kendilerine nasihat kâr etemeyen bir gurub insanlara şöyle buyurdu:
-“Eğer çocuk iseniz mektebe, deli iseniz timarhaneye, ölü iseniz kabristane gidin. Ama müsliman iseniz Müslüman olmanın şartlarını yerine getiriniz.”
Şakik-i Belhi (r.a.) bir gün hocalarından Ebû Haşim er-Rummâni (r.a.) yi ziyaret etti. Hocası Hazreti Şakik’ın cebini kabarık görünce ne olduğunu sordu.
Hazreti Şakik (r.a.):
-“Dostlarımdan biri, orucunu bunlarla açmanı arzu ediyorum. Lütfen kabul et diye yiyecek bir şeyler verdi. Çok ısrar ettiği için ben de kabul ettim.” Dedi.
Bunun üzerine Hocası:
-“Demek sen akşama kadar yaşayabileceğini düşünüyorsun.” Diyerek sitem etti.
Bir sene Hacca gitmek üzere yola çıktı. Bağdad’a vardığında Halife Harun Reşid bunun geldiğini haber aldı ve yanına çağırttırdı. Hazreti Şakik-i Belhi (r.a.) halifenin yanına geldi.
Halife Harun Reşid sordu:
-“Zâhid olan Şakik-i Belhi sen misin?”
Hazreti Şakik-i Belhi (r.a.):
-“Şakik benim ama zâhid değilim.” Dedi.
Halife Harun Reşid nasihat isteğince
Şakik-i Belhi (r.a.) şöyle buyurdu:
-“Aklını başına topla ve çok dikkatli ol. Allah-u Teâlâ (c.c.) sana Hazreti Ebû Bekr-i Sıdık (r.a.) ın makamını verdi ki, senden, onda olduğu gibi doğruluk istiyor.”
-“Sana Hazreti Ömer-ül Faruk (r.a.) un makamını verdi ki, senden, onda olduğu gibi, hak ile batılı ayırmanı istiyor.”
-“Sana Hazreti Osman-ı Zınnureyn (r.a.) ın makamını verdi ki, senden , onda olduğu gibi haya ve kerem (çok lütuf ve ihsan) sahibi olmanı istiyor.”
-“Sana Hazreti Aliy-yül Mürtezâ (r.a.) nın makamını verdi ki, senden, onda olduğu gibi ilim ve adalet istiyor.”
Harun Reşid:
-“Biraz daha nasihat et.” Deyince,
Hazreti Şakik-i Belhi (r.a.) buyurdu ki;
-“Allahü Teâlâ (c.c.) nın cehennem diye bilinen bir yeri vardır ve seni oraya bekçi yaptı. Eline üç şey verdi ki bunlar: mal, kılınç ve kırbaçtır. İnsanları bu üç şeyle cehennemden uzaklaştır. Muhtaç biri gelirse ona mal ver. Allah-u Teâlâ (c.c.) nın emirlerine aykırı davrananları bu kırbaçla edeblendir, yola getir. Başkalarına haksızlık edenlerin, haksız yere adam öldürenlerin karşısına bu kılınçla sen çık. Eğer bunları yapmazsan Cehenneme ilk gidecek olan sen olursun.”
Halife Harun Reşid:
-“Biraz daha nasihat et.” Dedi:
Hazreti Şakik-i Belhi (r.a.) buyurdu ki;
-“Sen suyun menbai (kaynağı) gibisin. Senin vâlilerin, kumandanların da bu suyun kolları gibidirler. Suyun menbaı saf, temiz, berrak olursa, suyun kolları da berrak olur.”
-“Suyun Menbai temiz olup, kollarda hafif bulanıklık olursa da zararı olmaz. Ama Menbai bulanık olursa, artık suyun kollarının saf ve berrak olmasını ümid etmek mümkün olmaz.”
Harun Reşid :
-“Biraz daha anlat.” Dedi
Hazreti Şakik-i Belhi (r.a.) buyurdu ki:
-“Düşün ki çölün ortasında kaldın, susuzluktan ölmek üzeresin. Birisi getirip bir içim su satsa bu suyu kaça alırsın?”
Harun Reşid de:
-“Ne kadar…
Devam edecek…
Allah-u Teâlâ Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri bu evliyaların yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin.Amin.
Fuad Yusufoğlu
Şakik-i Belhi (Radiyallah-u anh)- 4
26 Ekim 2008Bahçe başı (Baverne) köyü -Nusaybin-
Şakik-i Belhi (Radiyallah-u anh)- 4
Hazreti Şakik-i Belhi (r.a.) buyurdu ki:
-“Düşün ki çölün ortasında kaldın, susuzluktan ölmek üzeresin. Birisi getirip bir içim su satsa bu suyu kaça alırsın?”
Harun Reşid de:
-“Ne kadar istiyorsa ona verir, suyu satın alırım.” Dedi
Hazreti Şakik-i Belhi (r.a.) buyurdu ki:
-“Elinde su bulunan kimse, bu suya mukabil senden servetinin yarısını istese, yina razı olurmusun.”
Harun Reşid:
-“Evet Razı olurum.” Dedi.
Hazreti Şakik (r.a.) buyurdu ki:
Düşün ki servetinin yarısını verip satın aldığın suyu içtin. Bir zaman geçince bu suyu dışarı atmak ihtiyacını duydun, fakat idrar yapamadın Öyle ki ölecek hâle geldin. Birisi çıkıp dese ki, ben senin bu sıkıntından kurtulmana sebeb olurum, lakin bana mukabil olarak mülkünün öbür yarısını isterim, dese ne yaparsın?”
Harun Reşid :
-“Elbette razı olurum. Ben o sıkıntıda iken servetimin ne ma’nâsı var?” dedi.
Bunun üzerine Şakik-i Belhi (r.a.) buyurdu ki;
-“O halde önce içtiğin sonra idrar yoluyla dışarıya attığın bir içim su kıymetinde bile olmayan şu servetine sakın güvenme. Bir kimseye karşı bununla öğünme.”
Bu nasıhatlardan sonra Harun Reşid çok ağladı. Hazreti Şakik-i Belhi (r.a.) yi çok hürmet ve saygı ile uğurladı.
Şakik-i Belhi (r.a.), Mekkeye gitti. Orada çok kimseler etrafında toplanır, sohbetlerinden ve nasihatlerinden istifade ederlerdi.
Birisine dedi ki;
-“Geçimini nasıl temin ediyorsun? Bir şey bulamazsan ne yapıyorsun?”
O kimse dedi ki:
-“Bir şey bulursam şükrediyorum, bulamazsam sabrediyorum.”
Hazreti Şakik (r.a.):
-“Belh şehrinin köpekleri de böyledir. Buldukları zaman, sevinirler. Bulamazlara bekleyip sabrederler.” Buyurdu.
O kimse dedi ki;
-“Peki bu hususta sizin yaptığınız nedir?”
Cevabında Şakik (r.a.):
-“Elimize bir şey geçerse, başkalarını kendimize tercih eder, başkalarına veririz. Geçmezse şükrederiz.”
Bunun üzerine o kimse Şakik-i Belhi (r.a.) hazretlerine sarıldı ve:
-“Vallahi sen büyük bir zatsın.” Dedi.
Hacden dönüp Bağdad’a geldiğinde va’z vermeye başladı. Hep, Allah-u Teâlâ (c.c.) ya tevekkül etmenin lüzumunu anlatırdı.
Birisi gelip, kendinse;
-“Hacca gitmek istiyorum.” Deyince
Şakik (r.a.) o kimseye:
-“Yol harçlığın nedir?” diye sordu.
O kimse:
-“Allah-u Teâlâ (c.c.) nın benim için takdir ettiği rızkın mutlaka bana ulaşacağını, bu rızkı başkalarının alamıyacağını, Allah-u Teâlâ (c.c.) nın takdirinin her zaman benimle beraber olduğunu, hangi halde ve durumda bulunursam bulunayım, Allah-u Teâlâ’nın benim durumumu benden daha iyi bilmekte olduğunu bilirim.” Dedi.
Bunun üzerine Şakik-i Belhi (r.a.):
-“Çok güzel, ne güzel yol harçlığın var. Tevekkül böyle olmalı. Güle güle git kardeşim. Yolun açık olsun.” Buyurdu.
Şakik-i Belhi (r.a.) İmam-i A’zam Ebu Hanife (r.a.) yi çok medh eder şöyle buyuruyordu:
-“İmam-i A’zam Ebû Hanife bu zamanda..
Devam edecek..
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri dünya hayatından ibret alıp tevbe eden salıh kulların yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Şakik-i Belhi (Radiyallah-u anh)- 5
27 Ekim 2008Kasyane (Navale sipi) -Nusaybin-
Şakik-i Belhi (Radiyallah-u anh)- 5
Şakik-i Belhi (r.a.) İmam-i A’zam Ebu Hanife (r.a.) yi çok medh eder şöyle buyuruyordu:
-“İmam-i A’zam Ebû Hanife bu zamanda insanların en ver’a sahibi (haram ve şübhelilerden) sakınanı, en alimi, en çok ibadet edeni, en cömerd olanı, dinin emirlerine uymakta en ihtiyatlı davrananı, Allah-u Teâlâ (c.c.) nın dininde kendi görüşü ile bir şey söylemekten en çok sakınanı idi. Bir mes’eleyi açıklayacağı zaman, bütün talabelerini toplar, hepsi bu mes’elenin dine uygun olduğunu ittifak edince;
-“Bu mes’eleyi filan bölüme yazınız.” Derdi.
Hazreti Şakik-i Belhi (r.a.) nın bir gün yanına bir ihtiyar gelip, Allah (c.c.) a tevbe etmek istediğini bildirdi.
Şakik-i Blhi (r.a.) Ona buyurdu ki:
-“İyi ama, keşke tevbe etmek için bu zamana kadar beklemeseydin.”
O ihtiyar kimse:
-“Öyle ama, yina de ölmeden önce geldiğim için erken gelmiş sayılırım.” Dedi.
Hazreti Şakik-i Belhi (r.a.):
-“Hoş geldin ve ne iyi ettin.” Buyurdu.
Bunun üzerine o kimse tevbe etti ve tevbesinden vaz geçmedi.
Şakik-i Belhi (r.a.) Buyurdular ki;
-“Bir musibet geldiğinde feryad-ü figan eden kimse Allah-u Teâlâ’ya karşı gelmiş olur.Ağlayıp szılamak, belâ ve müsibeti geri çevirmediği gibi, insanın sabredenlere verilen sevab ve mükafattan da mahrum olmasına sebep olur.
Şakik-i Belhi (r.a.) buyurdular ki;
-“Bir kimsenin yanında mübarek bir zâtın iyilik ve güzel halleri anlatılırda, o kimse bundan zevk duymaz ve o mubarek zâta karşı kalbinde muhabbet hasıl olmazsa, bilsin ki kendisi kötü kimsedir.”
Devam edecek…
Allah-u Teâlâ (c.c.) Hazretleri bizleri ve sizleri Bu veli kullar hürmetine Günahlarımızı afv eylesin. Amin…
Fuad Yusufoğlu





