‘Meryakup kilisesi’ olarak etiketlenmiş yazılar
Nusaybin Bir başkent miydi? 2
21 Haziran 2008Meryahup kilisesinin mayın tarlasında kalan kapısı (Yeni resim)

Meryahub Kilisesinin Mayın tarlasında kalan kapısı
Nusaybin hudud kapısı (Eski Belediye Başkanı)
Nusaybin;
Yazları sıcak ve kurak, kışları genellikle yağışlı geçer. Bağ ve bahçeleriyle çok meşhurdir. Hele bir (ŞAPERZEN diye ) Üzüm çeşidi var ki; Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bu üzüm çeşidini başka memleketlere kısmet etmemiş, çok çok lezzetli bir üzüm cinsi.
Ayrıca İlk bahar’dan başlamak üzere Mayıs-Haziran ayları: Mavi incir, Temmuz Ağustos Ayları : Sari İncir, Eylül Ekim Kasım Ayları hata ertesı yıla kalan Siyah incir…
Beyaz su dediğimiz kaynak daha önce de belirtildiği üzere Nusaybin’ın kuzeyinde 25 km uzaklıktaki bir dağdan doğar. Şehrin su içme şebekesi buradan sağlanır…
Ben bir Dini kitab ta okudum.
Bu beyaz su Eski zamanda çok bol akıyormuş. Nehrin taşmasıyle Nusaybin’i iki sefer yerle bir olmuş. O zamanın Kralı Hürmüz: Kaynak suyunu azaltmak için girişimlerde bulunmuş. Hala eski kalıntılariyle Meşhur olan HÜRMÜZ KALESİ bulunmaktadır. Bu suya zamanla çeşitli adlar verilmiştir. Hürmüz nehri, Hınıs nehri diye en son olarak da Baraj yapıldığı ve Çağçağ Baraj adıyla adlandırıldı. ÇAĞÇAĞ Suyu adını almıştır.
Beyaz su dedik…Beyaz su öyle durudur ki…biz küçüklüğümüzde 2 metre derinliğine 2,5 lira atardık o 2,5 lira suyun dibinde görülüyordu…işin garıb tarafı 1 metre derinliğinde paranın yazı mı tura mı olduğu görülüyordu. İşte öyle berrak, duru bir kaynak…
Doğduğu dağdan 3 km yol aldıktan sonra hemen yakınındaki dağdan doğan SİYAH SU ile birleşir.
Adete yılan kavisler çizerek dağlar arasındaki vadiden kıvrıla kıvrıla akar…akar…akar…
İçinde tatlı su balıkları yaşar. Çok lezzetli balık çeşidleri vardır… Bu suda eskiden çok fazla çeşitli balıklar yaşardı…Hele bir cins balık vardi ki (BİLLURRİ) İşte bu balık cinsi 50 cm. Bazen 60 -70 cm. Sudan havaya sıçrar insanların başları üzerinde uçarak atlarlardı…Ama ya şimdi…Evet şimdi o balık cinsine ya rastlanamıyor veya çok çok nadır bulunur…BİLİNÇSİZCE AVLANILDIĞI İÇİN nesli tükendi veya tükenmek üzere.
Beyaz su başına tatil günlerinde bağ ve bahçelerine başta Gaziantep, Şanlı urfa, Diyarbakır, Batman, Mardin, Şırnak illeri ile ilçelerinden buraya piknik yapmaya gelirler. Hafta sonları buraya en az 100 bin yabancı insan ziyaret eder…Bizler; yerliler olarak hafta sonları kalabalık olduğu için, misafirlerimiz çok olduğu zaman; piknik alanına gitmeyiz…
1184 yılında Nusaybin’e uğrayan Meşhur SEYYAH İBN CÜBEYR Yazdığı seyahetnamesinde Nusaybin’i
-“Zahiri GENÇ ,PARLAK.. BATINI İHTİYAR, Manzarası hoş, önü arkası ZÜMRÜT döşemesi denemeye layık yeşillikleriyle, çiçekleriyle süslü ; bağı, bahçesi çok meyvesi bol, geniş sofa yerleri olarak öğmüştür. Bir Cami-i ve yanında ki su havuzu, iki musluğu, iki medresesi, bir hastanesi ve ortasında geçen Nehrin üzerindeki sağlam köprüsü (Bağdat Köprüsü) “ Olduğunu yazmıştır.
1320 yılında Nusaybin’e gelen ARAP Coğrafyacısı İbn-i Batatuta Seyahetnamesinde;
Fuad Yusufoğlu
Nusaybin bir başkent miydi ? 10
22 Haziran 2008Serçikan kalesi ( SARGATHON)
Mardin’in uzaktan görünüşü
İslam tarihçisi Ebu Yusuf Yakub’un belrtiği gibi:
Mezopotamyanın bir kısmı Romalillere bir kısmı da İran’a aitti. İki halkın ortasındeki sınır olarak kabul edilen bu günkü adiyle Serçikan Kalesı olarak anılan (Sarja) kalesi adı altında Sargathon Kalesi idi…
Hala bu serçıkan kalesının bir kısmı ayakta duruyor…Tem yolu üzerinde Nusaybin’a tahminen 10 km uzaklıktadır…
Halife Ömer(r.a.) zamanında 634 – 644 araplar İyaz bin Gânem (r.a.) Komutanlığımda bir ordu ile 639 yılında Nusaybin (Nasibeyn) üzerine yürüdü. Şehir kısa bir muhasaraden sonra şartlarla teslim oldu..
İslam fethinden sonra Nusaybin (Nasibeyn) Doğu cezire bölgesinin büyük idare merkezi olma özelliğini sürdürdü…Şu an da halen Ticari özelliğini kayıbetmemiş…Civar illerden ve kasabalardan Nusaybin’e gelip kaçak mal aliş verişini yaparlar…
Araplar Nusaybin’e Nasibeyn adını vermişler Yanı (iki nasib- iki kısmet) Her ne hikmetse hakıkatten burada kat kat iyilikler ve hizmetler olur. Ah keşke bir İnsan çıksa hem millet adına hem de Devlet adına Her ne ad altında olursa olsun; Buraya bir el atsa ve bazı hizmetler sunsa…Ne güzel olurdu
…Ama neredeeeeeeee…
Devam edecek…
Fuad Yusufoğlu
Nusaybin başkent miydi? 11 Selman-i Farisi(r.a.)
22 Haziran 2008Zeynelabidin Cami Minaresi
Zeynelabidin Camis avlusu
Zeynel abidin (r.a.): Peygamber (s.a.v.) efendimizin soyundan olup hz. Hüseyin (r.a.) 12. oğludur. Onun adıyla anılan Zeynelabidin camii içerisinde medfumdur. Çeşitli seyyah ve tarihçilerin bahsettikleri büyük avlulu İki musluğu olan camii; işte bu CAMİ-İ dir. Zamanı gelince ondan bahs etmeye çalışacağız. İnşaallah.
Selman-ı Farisi(r.a.)
Eshabi kiramın büyüklerindendir. Aslen İranın İsfahan yakınlarındaki bir köyde doğup büyüdü. Gençliğinde Mecusi iken, hiristiyan olmuş ve çeşitli kiliselerde ibadet ve hizmet etmiştir. Bu kiliseden bir tanesi Dünyan’ın ilk üniversitesi olan Nusaybin üniversitesi dir.
Ebel ferec (r.a.) buyurdu ki:
-”Adullah bin Abbas (r.a.) nın yanında idim bana selman-i Farisi (r.a.) nın hayatını şöyle anlattı.”
Selman (r.a.) anlatıyor:
-”Ben önce mucusi idim. Bir hiristiyan kilisesine rasladım. Onların ibadetlerini görünce içim ısındı.
kendilerine;
-”Bu dinin aslı nerededir?” dedim.
bana;
-”Bu dinin aslı Şam’dadır.”dediler.
Ben;
-”Peki.”dedim
Önce kervanla Şama geldim. Şam’da hiristiyan dininin en büyük alimini sordum bana bir alimi tarif ettiler onun yanına gittim
ona durumu anlattım.
Onun yanında kalmak istediğimi, ona hizmet edeceğimi söyleyip ondan bana Nasraniliği öğretmesini Allah’u tealayı (c.c.) tanıtmasını rica ettim. Oda kabul etti. Bende ona hizmet etmeye, kilisenin işlerini yapmaya başladım. Bana dini bilgiler öğretmeye başladı. Fakat sonradan onun kötü kimse olduğunu anladım.
Çünkü:
Hiristiyanların, fakiırlere vermesi için getirdikleri Sadaka altın ve gümüşleri kendine alır, fakirlere vermezdi .
Böylece şahsına 7 küp altın ve gümüş biriktirdi. Fakat bunu benden başka kimse bilmezdi. Bir müddet sonra o âlim vefat etti. Nasraniler onu defn etmek için toplandılar.
Onlara:
-“Neden buna bu kadar hürmet ediyorsunuz? O hürmete layık bir insan değildir.” Dedim.
Onlar da:
-“Sen bunları nereden çıkarıyorsun “dediler. Ve bana inanmadılar.
Bende biriktirdiği altın ve gümüşlerin yerlerini bildiğim için onlara gösterdim. Nasraniler 7 küp altın ve gümüşü çıkardılar.
Ve:
-“Bu defne ve techize layık bir kimse değildir.” Dediler.
Bir yere atıp üzerini taşla kapattılar. Sonra onun yerine başka bir alim geçti. Çok alim ve zahid bir kimse idi. Dünyaya hiç ehemmiyet vermezdi. Ahirette tâlib bir kimse olup, hep ahirreti için çalışıyordu.
Fuad Yusufoğlu

