‘Tabiin’ olarak etiketlenmiş yazılar
Tâvûs Bin Keysan (Radiyallah-u anh)
27 Ekim 2008Girnavas’tan Nusaybin’in bir başka görünüşü
Tabiinin meşhur hadis âlimlerindendir. Aslen İranlıdır. Kendisine Tâvûs-i Himyeri de denir. Kendisi Eshabi kiramdan yetmiş kişiyi gördüğünü söylerdi.
Hazreti Tâvûs bin Keysan, büyük bir hadis alimi olup, aynı zamanda da fıkıh ve tefsir ilminden pek ileri dereceye sahipti. Sika (güvenilir, sağlam) olduğunda, hadis-i şerif âlimleri söz birliği etmişlerdir.
Hadis-i şerif ilmini; Hazreti Aişe anamız (radiyallahu anha), Hazreti Abdullah ibn-i Ömer, hazreti Ebu Hüreyre, Hazreti Abdullah bin Amr, Hazreti Zeyd bin Erkam gibi güzide Sahabe-i kiram “Aleyhimürrıdvan” den öğrendi.
Kıraat ilmini Hazreti İbni Abbas (r.a.) den tâlim etti. Bu hususta eşine çok az rastlanan bir bilgiye sahibti.
Hazreti Tâvûs (r.a.) dan oğlu Hazreti Abdullah, Hazreti Zühri, Hazreti İbrahim bin Meysere, Hazreti Amr, Hazreti Mücahid (r.a.) gibi büyük zatlar hadis-i şerif rivayet ettiler.
Hazreti Tâvûs (r.a.), Allah-u Teâlâ’ya yalvarmaktan zevk alan bir zat idi. İbadet, bedenleri için gıda, kalbleri için hayat idi. Uzun zaman ayakta ibadet etmekten yorulmazlardı. Çok namaz kıldığı için, alnında secde yeri izi olmuştu.
Bir kimse bir şey sorarsa bütün tefarruatiyla anlatır, başka kimseye sormaya lüzum bırakmazdı.
Hazreti Tâvûs bin Kesyan (r.a.), yatağına yattığı zaman, sağa sola döner rahat edemez, bunun üzerine kalkar sabaha kadar namaz kılar ve:
-“Âbidlerin uykusu, cehennemi hatırlamaktır..” derdi. Böyle kırk sene yatsı namazın abdesiyle sabah namazını kılmıştır. Kırk defa hacca gitti.
Duası kabul olan zâtlardandı. O derece cesur ve kuvvetli kalbe sahibti ki, öldürüleceğini bilse bile gayri meşru bir işi asla yapmaz ve dalkavukluğa kaçacak bir sözü hiç kullanmazdı.
Hazreti Tâvûs (r.a.) ateşten çok korkar, gördüğü yerde aklını kayıbedecek gibi olurdu. Çünkü ateşi görünce cehennemi hatırlardı. Bir defa, ocaktan çıkan alevi görünce bayıldı.
Hazreti Tâvûs bin Keysan (r.a.), hacca gitmelerinden birini şöyle anlatır:
-“Hacca gitmiştim. Yanımda bir de çocuk vardı. Binecek bir hayvanı ve yiyecek bir şeyi yoktu.”
-“Ey çocuk, senin yiyeceğin var mı?” dedim.
Çocuk:
-“En iyi yiyecek takvadır. Kerimlerin evine giderken yiyecek götürmek uygun değildir.” Dedi.
İhram kuşandığımızda hepimiz “LEBBEYK” dediğimiz halde, çocuk söylemiyordu.”
-“Niçin söylemiyorsun?” dedim.
Çocuk:
Devam edecek…
Allah-u teâlâ Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri bu veli kullar hürmetine amellerimizi kendi rızası istikametinde kabul buyursun. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Tâvûs Bin Keysan (Radiyallah-u anh)- 2
27 Ekim 2008çağ-Çağ barajı (Nusaybin)
İhram kuşandığımızda hepimiz “LEBBEYK” dediğimiz halde, çocuk söylemiyordu.”
-“Niçin söylemiyorsun?” dedim.
Çocuk:
-“Red cevabını duymamak için.” Dedi.
Çocuğun bu sözleri üzerine çok ağladım.
Ve dedim ki;
-“Bu çocuk red olunmaktan korkarsa, biz red olunur, kabul edilmezsek halimiz nice olur?”
Mina’ya kurban kesmek için geldik. Kurbanlarımızı kestik, fakat çocuk kesmedi.
O:
-“ Ey benim Allahım! Herkes kurbanlarını kesiyor. Benim kurban kesecek hiçbir malım yok. Ancak, bu küçük vucudumu senin rızan için kurban etmek istiyorum, lütfen kabul buyurur musun Allahım?” diyerek ağlıyordu.
Şiir:
-“Canım kurban ederek, sana kavuşmak isterim.
Bir can için söz etmeğe senden haya ederim.
Bir değil yüz canımı sana feda ederim
Allah’ım rızan için, canımı terk ederim.”
Çocuk kelim-i şehadet getirerek canını cânâna teslim etti. Annesi hadiseyi öğrenince, çok üzülüp ağladı.
Bir ses duydu:
-“Ey Hatun! Senin çocuğun, benim rızama kavuşmak için canınını feda etmek istedi. Kabul ettim. Eğer istersen seninkini de kabul ederim.” Diyordu.
Hazreti Tavus Bin Keysan (r.a.), Doğruyu söylemekten hiç çekinmezdi. Zamanın devlet adamlarına gider, onlara nasihat verirdi. Sultanın açtırdığı kuyudan hayvanını sulamazdı. Yaptığı doğru olan işler için ayıplamaktan korkmaz, ayıplama ile, hak bildiği yoldan ayrılmazdı.
Hazreti Tâvûs Bin Keysan (r.a.) Halife Hazreti Ömer bin Abdulaziz (r.a.) e bir nasihat mektubunda:
-“Kendi amelinin hayırlı olmasını istiyorsan, halkın işlerini de hayırlı insanlara yaptır.” Buyurdu.
Halife Ömer bin Abdulaziz (r.a.) bunu okuyunca:
-“Bu nasihat bana kâfidir.” Demiştir.
Hazreti Tâvûs Bin Keysan (r.a.), bütün işlerini ve hatta konuşmasını iyi niyet ederek yapardı. Kendisine konuş dediklerine konuşmadığı gibi, kendiliğnden konuşmaya başladığı da olurdu.
-“Niçin böyle yapıyorsun?” diye soranlara:
Hazreti Tâvûs Bin Kesyan (r.a.),
-“Niyetimi yapmışsam konuşurum.” Derdi.
Hazreti Tâvûs Bin Kesyan (r.a.), Mekhûl (r.a.) e gönderdiği bir nasihat mektubunda:
Devam edecek…
Allah-u teâlâ Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri bu veli kullar hürmetine amellerimizi kendi rızası istikametinde kabul buyursun. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Tâvûs Bin Keysan (Radiyallah-u anh)- 3
27 Ekim 2008Dara harabeleri (Mardin)
Hazreti Tâvûs Bin Kesyan (r.a.), Mekhûl (r.a.) e gönderdiği bir nasihat mektubunda:
-“Selamun alyeküm, kardeşim Mekhûl, sakın yaptığın ibadetlerin çokluğu sebebiyle kendini Allah-u Teâlâ’nın yanında büyük bir makam sahibi sanmayasın. Çünkü, kendisini böyle bir zanna kaptıranlar ahrette hep eli boş gitmişlerdir.”
-“Eğer, yaptığım ibadetlerin çokluğunu insanlar görsün, beni öğsünler düşünüyorsan, insanlar seni öğerler ve maksadın hasıl olur. Fakat ahrete sen de eli boş dönersin.” Diye yazdı.
Bir gün Şuayb bin Harb, Hazreti Tâvûs bin Kesyan (r.a.) nın yanında ağlamağa başladı. Orada bulunanlar da ağladılar. Kendisinin büyük bir şey yaptığı zannedilince
Hazreti Tavus (r.a.) ona dönerek:
-“Ey Kardeşim! Yaptığın bir günah için yerdekiler ve göktekilerin hepsi de seninle ağlasalar yina de azdır.” Dedi.
Hazreti Tâvûs (r.a.) a:
-“Evinizden hiç çıkmıyorsunuz, hikmeti nedir?” diye sorduklarında
Hazreti Tâvûs (r.a.):
-“İdareciler adaletten ayrıldı, halk fesada uğradı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ın yolu unutuldu. Bunun için dışarı çıkamıyorum. Bir kimse, kölesiyle evladına aynı muamaleyi yapmıyorsa, adaletten ayrılmıştır.” Dedi.
Hasan-i Basri (r.a.), bir gün Kâ’be’de büyük bir topluluğa hadis-i şerif yazdırmakta olan Hazreti Tâvûs (r.a.) un yanına gelip kulağına eğilerek;
-“Eğer kendini beğenme duygusu geliyorsa, burayı terk et.” Dedi.
Hazreti Tavus (r.a.) da dersi bıraktı, oradan derhal ayrıldı.
Hazreti Tâvûs (r.a.):
-“Hastanın, hastalığı halindeki inlemesi defterine yazılır.”
Diyerek hastanın inlemesini hoş görmezdi.
-“Burada bir nev’i şikayeti açıklamak vardır.” Derdi.
Hazreti Tâvûs Bin Kesyan (r.a.) ; 106 (Miladi 724) yılında 90 yaşında hac yaparken, Tevriye gününden bir gün önce vefat etti. Halife Hişam bin Abdülmelik cenaza namazını kıldırdı.
Hazreti Tâvûs Bin Kesyan (r.a.) ın rivayet ettiği bir hadis-i Şerifte Resûlullah (a.s.v.) buyurdu ki;
-“Ben kimin sevgilisi isem Ali (r.a.) de O’nun sevgilisidir.”
Hazreti Tâvûs (r.a.) anlattı:
İsa aleyhis-selam’a sordular;
-“Ey Allah’ın peygamberi bize neyi tavsiye edersiniz?”
İsa Aleyhis-Selam da:
-“Sözünüz zikir, sükûtunuz fikir, bakışınız ibret olsun.” Buyurdu.
Hazreti Tâvûs (r.a.) buyurudular ki;
-“Dilim bir yırtıcı hayvandır ki, onu bırakırsam beni hemen helak eder.”
Çok defa kendi kendine;
-“Keşke ilmi yalnız kendim için öğrenseydim. Çünkü insanlardaki emanet duygusu kalktı.Bilgile amel yok oldu.” Derdi.
Hazreti Tâvûs (r.a.) Buyurdular ki;
-“İbadetlerin en değerlisi, gizliliğine en çok riayet edilendir.”
Hazreti Tâvûs (r.a.) Buyurdular ki;
-“Müslümanda ümid ve korku aynı olmalıdır. Eğer tartılırsa eşit gelmelidir.”
Hazreti Tâvûs (r.a.) Buyurdular ki;
-“Ya Rabbi! Bana çok mal ve evlad yerine, çok ilim ve amel ihsan et.” Diye dua ederdi.
Evine bir hırsız girmişti. Hazreti Tâvûs Bin Kesyan (r.a.) hırsızı yakaladı. Nasihat etti, biraz para verdikten sonra serbest bıraktı.
-“İnsanların başına gelen musibetler, ya malinden ya şöhretindendır. Bunların haricinde insana zarar gelmez.” Buyurdu.
İslam alimleri Ansiklopedisi.
Allah-u teâlâ Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri bu veli kullar hürmetine amellerimizi kendi rızası istikametinde kabul buyursun. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Ca’fer-i Sadık (Radiyallah-u anh)
03 Ocak 2009Çağ-Çağ barajı (Sonbahar mevsimi) Nusaybin
Ca’fer-i Sadık (Radiyallah-u anh)
İslâm âlimlerinin göz bebeklerinden olup, “Seyyid” ve “Oniki İmâm’ın altıncısı,” Hazreti Ali (Radiyallah-u anh ve keremallah-u vecheh) ın torunun torunu olup, Eshab-i Kiramı görmekle şereflenen “Tabiin” devrinin yükseklerinden ve evliyanın büyüklerinden olup, “Silsele-i âliye’nin dördüncüsüdür.”
Künyesi, ‘Ebû Abdullah’tır. Tahir, Fadil gibi bir çok lakabi vardır. En Meşhuru ‘Sadık’ dır.
Babası Muhammed Bakır, onun babası İmâm-i Zeynelabidin, onun babası da Hazreti Hüseyin (r.a.) ve onun babası da Hazreti Ali (r.a.) dır.
Annesi Ümmü Ferve’dır. Annesinin babası Kasım, onun babası Muhammed ve onun babası da Hazreti Ebû bekr-i Sıddık’tır.
Annesinin annesi, Abdurrahman bin Ebû Bekr (r.a.) ın kızı Esmâ (Radiayallah-u anha) dır.
83 (19 Nisan Çarşamba M. 702) Senesinde Rebiul-evvel ayının onyedisinde Pazartesi günü Medine-i Münevverede doğdu. Altmiş beş senelik ömrünün otuz dört senesinde İmâmlık yaptı. 148 (6 Eylül Cuma’ M. 765) Senesinde Recep ayının onbeşinde Pazartesi günü Mekke’de vefat etti. Kabri Cennet-ül-Baki’de olup, babası ve dedesi yanındadır.
Câ’fer-i sadık hazretleri (r.a.), temiz ve yüksek bir nesebe (soya) sahip olduğu gibi ‘g ü l y ü z l ü’ ve tatlı diliydi. Bedeni sanki Nur saçıyordu.
Yüzünün renginde beyaz ve kırmızı karışmış olup, tatlı bir çehresi vardı. Kuvvetli ve orta boylu idi. Kısa ve şişman değildi. Saçı kumrala yakındı. Hazreti Ali (r.a.) ye çok benzerdi. On evladı olup, yedisi erkek, üçü kız idi.
Oğulları; Mûsa Kâzım (r.a.), İshak (r.a.), Muhammed (r.a.), İsmail (r.a.), Abdullah (r.a.), Abbas (r.a.) ve Ali (r.a.) dır. Evladlarının hepsi zamanın süsü, âlimi ve üstünlerinden olup, evliyanın rehberiydiler. Musa Kazım (r.a.) oniki imâmın yedincisidir.
İmâm-i Ca’fer ilmi, oniki imâmdan ‘beşincisi’ olan babası Muhammed Bâkır (r.a.) den öğrendi. İlim ve fazilette zamanın ‘b i r t a n e s i’ oldu. Bütün din bilgilerinde olduğu gibi, zamanın bütün fen ilimlerinde de söz sahibiydi.
Yetiştirdiği talebeler, cebir ve kimya ilimlerinde temel sistematiğini kurmuşlardır. Fizik ve kimya ilimlerinin konusunu teşkil eden madde ve onlar üzerindeki bilgisi, o kadar çoktu ki, bu hususlarda zamanında yaşayan herkese akıl-ilim hocalığı yapardı.
Kimya’nın babası sayılan Cabır (r.a.) de Ca’fer-i Sadık (r.a.) ın talebesidir. İmâm-i Ca’fer (r.a.) in en meşhur talebesi, Hanefi mezhebinin kurucusu ve Ehl-i sünnetin reisi olan İmâm-i A’zam Ebu Hanife Numan bin Sabit’tir (r.a.).
<<<İmâm-i Ca’fer (r.a.) hakkında başka bir yazı>>>
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ca’fer-i Sadık (radiyallah-u anh) ın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Ca’fer-i Sadık (Radiyallah-u anh)- 2
03 Ocak 2009Çağ-çağ barajı (Sonbahar mevsimi) Nusaybin
Ca’fer-i Sadık (Radiyallah-u anh)- 2
İmâm-i A’zam, Cafer-i Sadık (r.a.) derslerine ve sohbetlerine devam ederek, o gizli ve aşikar ma’rifet kaynağından ilim ve evliyalık yolunda çok istifade etti.
İmâm-i Â’zam (r.a.) O’nun huzurunda kavuştuğu yüksek mertebeleri anlatmak için;
-“O iki sene olmasaydıi Nu’man helak olmuştu.” Buyurmuştur.
İmâm-i Â’zam (r.a.), bu sözü ile hocası Ca’fer-i Sadık hazretleri (r.a.) nin büyüklüğünü, kıymetini, kavuştuğu dereceleri anlatmak istemiştir.
Kalbi, bütün kötü huylardan temizleyip, Allah-u Teâlâ’ya kavuşmak için lazım gelen ma’rifetleri, ibadet ve işleri öğreten T a s a v v u f yollarının çeşitli isimler alması başka başka olduklarını göstermez.
Aynı mürşidin talebeleri, birbirlerini tanımak ve hocaları (mürşidleri) ile öğünmek için bulundukları yola, mürşidlerinin isimlerini vermişlerdir.
Hazreti Ebû Bekir (r.a.) vasitası ile gelen yolda “zikr-i hafi” Ya’ni sesiz zikir yapılmış olup, Hazreti Ali (r.a.) vasitası gelen yolda da “zikr-i cehri” ya’ni yüksek sesle zikir yapılmıştır.
Bütün Tasavvuf yolları, İmâm-i Ca’fer Sadık Hazretleri (r.a.) inde birleşmektedir. İmâm-i Ca’fer-i Sadık, iki yoldan Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) a bağlıdır.
Birisi babalarının yolu olup, Hazreti Ali (r.a.) vasıtasi ile Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) a bağlıdır.
Bu yola “v i l a y e t y o l u” denir.
İkincisi annesinin, babalarının yolu olup, Hazreti Ebû Bekir (r.a.) vasitesi ile Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) a bağlanmaktadır.
Bu yola da “N ü b ü v e t y o l u” denir.
İmâm-i Ca’fer-i Sadık (r.a.), hem ana tarafından Ebu Bekr-i Sıddık (r.a.), soyundan, hem de, onun vasitasi ile Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) dan feyz almış olduğu için
-“Ebû Bekr-i Sıddık (r.a.), beni iki hayata kavuşturmuştur.” Buyurdu.
Ca’fer-i sadık hazretleri (r.a.), Resulullah (a.s.v.) tan gelen Peygamberlik (Nübüvvet) üstünlüklerine hazret-i Ebû Bekir (r.a.), Selman-i Farisi (r.a.) ve Kasım bin Muhammed bin Ebû Bekir silsilesi ile kavuşmuştur.
Evliyalık (velayet) üstünlüklerine de Hazreti Ali (r.a.) Hazreti Hasan ve Hüseyin (radiyallah-u anhum), Zeynelabidin (r.a.) ve babası Muhammed Bakır (r.a.) yolu ile kavuşmuştur.
İmâm-i Ca’fer-i sadık’ta bulunan bu iki feyiz ve ma’rifet yolu, birbirleri ile karışmış değildir. İmâm hazretlerinden, Ahrariye büyüklerine, Hazreti Ebû Bekir (r.a.) yolu ile, öteki silsilelere ise, Hazreti Ali (r.a.) yolu ile feyiz gelmektedir.
İmâm-i Ca’fer-i Sadık (r.a.) ın ilimde, Marifette, Zühd, Takva, Kanaat ve bütün güzel ahlaktaki üstünlüğünü, büyüklüğünü duymayan kalmamıştır. Büyükler gibi çocuklar arasında da meşhur olmuştur.
Hikmetli sözleri ve menkıbeleri (İbret dolu hayat olayları) heryere yayılmış, kitablara yazılmıştır. Onun büyüklüğü ba’zı eserlerde şöyle anlatılmaktadır.
<<<Ca’fer-i sadık (radiyallah-u anh) hakkında başka bir yazı>>>
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ca’fer-i Sadık hazretleri (Radiayallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Fuad Yusufoğlu
Cafer-i Sadık (Radiyallah-u anh)- 3
03 Ocak 2009Çağ-çağ Barajı (Sonbahar manzarası) Nusaybin
Cafer-i Sadık (Radiyallah-u anh)- 3
Ca’fer-i sadık (r.a.), Muhammed (Aleyhisselam) ın milletinin (dininin) sultanı, peygamberlik kemâletinin (Üstünlüklerinin) bürhanı (Delili, Senedi), Hakikatların âlimi, Evliyanın gönüllerinin meyvesi, Resülullah (Sallallahu aleyhi ve selem) in varisi, Ariflerin, Hak aşıklarının serveri (Önderi) idi.
Zevk, aşk sahiblerinin rehberiydi. Tefsir, İlminde eşi yoktu. Namazda kendinden geçip düştüğü olurdu.
Ca’fer-i sadık, Ehl-i beytten olup, Ehl-i sünnetin gözbebeğidir. Ehl-i sünnettin reis’i olan İmâm-i A’zam (r.a.) ın ma’rifette, tasavvuf ilimlerin de hocasıdır.
Ehl-i sünnet Vel-cemmaat, Ehl-i Beyt sevgisi ile doludur. Yani Ehl-i Beyti sevenler ve onların yolunda gidenler, aslında Ehl-i sünnet olanlardır.
Ehl-i Beyte olan hakiki ve samimi sevgisinden dolayı, İmâm-i Şafi-i (r.a.) ye (ki, Ehl-i sünnetin imâmıdır) “Rafizi” diyenler oldu. Halbuki O, kimseyi kötülemedi, hepsini sevdi.
Nitekim bütün ehl-i sünnet âlimleri,
-“Ehl-i beyti sevmek ahrete iman ile gitmeye son nefeste selamete, hidayete kavuşmaya sebep olur.” Buyurdular.
İmâm-i Şafi-i (r.a.) buyurdu ki;
-“(Sizi sevmeyi, Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.), Kur’an-i kerimde emrediyor. Namazlarında size dua etmeyenlerin namazlarının kabul olmaması, kıymetinizi, yüksek derecenizi gösteriyor. Şerefiniz ne kadar büyüktür ki Allah-u teâlâ Kur’an-i kerimde sizleri selamlıyor.)”
Tasavvuf ilimlerde yüksek marifetlere kavuşmuş olan bu bilgileri arzu edenlere öğreterek onlara mürşidlik, onlara rehberlik eden Ca’feri sadık (r.a.), kelam, tefsir, hadis ve diğer din ilimlerinde de yüksek derecelere ulaşmıştır.
Bu ilimlerde kendisine izafe edilen eserler sonradan yazılmıştır. Din bilgisi üzerine hiç kitap yazmadı. Kelam ilimde, sapık i’tikat (inanç) sahibi olan ehli bid’ate ve felsefecilere karşı verdiği sağlam, vesikalı cevaplar, bu hususta yazılan ehli sünnetin kelâm kitaplarında yer almıştır.
Ca’feri sadık (r.a.) hazretleri, Ehli sünnet itikatında olmanın şartlarından birisi olan Peygamberimizin dört halifesinin üstünlük ve halifelik sırasını inkar edenlere ve eshabı kirama dil uzatanlara, onları sevmeyenlere karşı vesikaları ile cevap vermektedir.
Birgün, bu konuda bozuk inancı olan sapık birisi, gelip Ca’feri sadık (r.a.)a dedi ki:
-“Ey Ca’fer. Eshab arasında en üstün kimdir?”
Ca’fer-i sadık (r.a.);
-“Ebu Bekri sıddık (r.a.), hepsinden üstündür.
<<<Ca’fer-i sadık (Radiyallah-u anh) nın bir başka yazısı>>>
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ca’fer-i Sadık hazretleri (Radiayallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Fuad Yusufoğlu
Ca’fer-i Sadık (Radiyallah-u anh)- 4
03 Ocak 2009Çağ-Çağ barajı (Sonbahar manzarası) Nusaybin
Ca’fer-i Sadık (Radiyallah-u anh)- 4
Sapık kişi;
-“Böyle olduğunu nerden biliyorsun?”
Ca’fer-i Sadık (r.a.);
-“ Allah u Teâlâ onun için, Resül (a.s.v.) den sonra ‘ikinci’ buyurdu. Bundan üstün şeref olmaz.”
Sapık kişi;
-“Ali (r.a.), Resul (a.s.v.) ün yatağında kafirlerden korkmadan yatmadı mı?”
Ca’fer-i Sadık (r.a.);
-“Ebu Bekir (r.a.) bir şeyden korkmadan önce mağaraya girdi.”
Sapık kişi;
-“Kafirden korkmasaydı girmezdi. Halbuki Allah-u teâlâ Resulün (a.s.v.) e haber verip, Ebu Bekir (r.a.) e korkma dedi. Demek ki korktu.”
Ca’fer-i Sadık (r.a.);
-“O, Resullullah (a.s.v.) a bir zarar gelirse diye korktu. Ayağını bir deliğe koydu. Yılan onu kaç kere ısırdı. Acısına katlanıp, Resul (a.s.v.) i rahatsız etmemek için ayağını çekmedi. Resul (a.s.v.) ü uyandırmamak için hiç seste çıkarmadı. Kendisinden korksaydı, zehirlenerek canını Resul(a.s.v.) e feda etmezdi.”
Sapık kişi;
-“Bakara suresi, ellisekizinci ayetinde “Rüku’da iken sadaka verirler.” Diye medh olunan (öğülen) Ali (r.a.) dır.”
Ca’fer-i Sadık (r.a.);
-“Allah-u Teâlâ mürtedlerle cihad eden bir kavim getirir. Allah-u Teâlâ bunları sever.” Ayeti kerimesi, Ebû Bekir sıddık (r.a.) içindir ve daha çok yükseltmektedir.”
Sapık kişi;
-“Bakara suresi ikiyüzyetmişdördüncü ayetinde,”Mallarını, gece gündüz, gizli, göz önünde verenler.” Medh olunan Ali (r.a.) değil midir?”
Ca’fer-i Sadık (r.a.);
-“Ebû Bekr-i Sıddık’ı medh eden (Velleyl) suresi, şanını çok yükseltmektedir. Çünkü Ebû Bekir (r.a.), kırk bin altın verdi. Kendisine hiç bırakmadı. Allah-u Teâlâ, Resulü (a.s.v.) ne, Cebrail (a.s.) i gönderip;
(-”Ben Ebû Bekir’den razıyım. O Benden razi mıdır?”) buyurdu.
Ebû Bekir (r.a.)
-‘Ben, Allah-u Teâlâ’dan raziyım, raziyım, raziyım’ diye cevab verdi.
<<<Ca’fer-i sadık (radiyallahu- anh) hakkında başka bir yazı>>>
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ca’fer-i Sadık hazretleri (Radiayallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Ca’fer-i Sadık (Radiyallah-u anh)- 5
04 Ocak 2009Çağ-Çağ Barajı (Sonbahar manzarası) Nusyabin
Ca’fer-i Sadık (Radiyallah-u anh)- 5
Sapık;
-“Tevbe suresinin yirminci ayetinde; “Hacılara su vermeği ve Mescidi Harâmi bina etmeği, İman etmekle ve Allah yolunda cihad etmekle bir mi tutuyorsunuz? Hayır, Böyle değildir.” Ali (r.a.) öğülmektedir.
Ca’fer-i sadık (r.a.);
-“Hadid suresi, onuncu ayetinde, “Mekke’nin fethinden önce, sadaka verip, cihad eden ile, fetihten sonra veren ve cihad eden bir değildir. Önce olanın dereceleri daha yüksektir.” Ebû Bekir (r.a.) medholunuyor. Ebû Cehl (Amr bin hişam bin Muğire) Resulullah (a.s.v.) a vurmak istedi. Ebû Bekir (r.a.) yetişip, önledi.”
Sapık;
-“Ali (r.a.) hiç kafir olmadı.”
Cafer-i Sadık (r.a.);
-“Evet öyledir. Fakat, Allah-u Teâlâ, Tevbe suresi, yüzbirinci ayetinde; “Muhacir ve Ensarın önce gelenlerinden Allah-u teâlâ razıdır. Onlara cennet’e sonsuz ni’metler vardır.” Ve Zümmer suresi, otuzüçüncü ayetinde,” Doğru haberle gelen ve O’na inanan için, Cennette, istedikleri her şey vardır.” Ebû Bekir (r.a.) in İmanını medh etmektedir. Başkasının imanı, böyle öğülmedi. Mekke’de, Resulullah (a.s.v.) her ne söylerse, Kafirler, yalan söyliyorsun derdi. Ebû Bekir (r.a.) hemen yetişip, doğru söyliyorsun Ya Resulullah derdi.
Sapık;
-“İmran suresi, yüzellibeşinci ayetinde, Allah-u teâlâ,”Uhud gazasında, şeytana uyup, dağılanlar şikayet etmiyor mu?”
Ca’fer-i sadık (r.a.);
-“Ayet-i Kerimenin sonunu da oku. Bak ne buyuruyor;” (-”Onların bu kusurlarını af ettim.”) Buyuruyor.”
Sapık;
-“Ali (r.a.) yi sevmek farzdır. Şûra suresi yirmiüçüncü ayetinde;”Size islamiyeti bildirdiğim ve cenneti müjdelediğim için, bir karşılık beklemiyorum. Yalnız yakınım olanları seviniz.” Buyuruldu ki, bunlar Ali (r.a.) Fatima (r.anha) Hasan (r.a.) ve Hüseyin (r.a.) dir.”
Ca’fer-i Sadık (r.a.);
-“Ebû Bekir (r.a.) e dua etmek ve onu sevmek farzdır. Allah-u teâlâ Haşr suresi onuncu ayetinde;”Muhacirler’den ve Ensardan sonra, kıyamete kadar gelen mü’minler, Ya Rabbi! Bizi affet ve bizden önce gelen din kardeşlerimizi (yan-i Eshab-i Kiramı) affet derler.” Buyuruyor.
-”Hüseyni (r.a.) Tefsirinde diyor ki; (Alimler buyurdu ki; Eshab-i Kiram’dan birini sevmiyen kimse, Bu ayette bildirilen mü’minlerden olmaz. Bu dau‘dan mahrum olur.)”
<<< Ca’fer-i sadık (Radiyallah-u anh) hakkında başka bir yazı>>>
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ca’fer-i Sadık hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Fuad Yusufoğlu
Ca’fer-i Sadık (Radiyallah-u anh)- 6
04 Ocak 2009Çağ-Çağ Barajı (Sonbahar mevsimi) Nusaybin
Ca’fer-i Sadık (Radiyallah-u anh)- 6
Sapık;
-“Resül (aleyhisselam).” Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin üstünüdür. Babaları ise, daha üstündür.” Buyurdu.
Ca’fer-i sadık (r.a.);
-“Ebû Bekr-i Sıdık (r.a.) için bundan daha iyisini buyurdu. Babam Muhammed Bakır (r.a.) den işittim. Ceddim İmâm-i Ali (r.a.) buyurdu ki; Resulullah (a.s.v.) ın huzurunda idim. Başka kimse yoktu. Ebû Bekir (r.a.) ile Ömer (r.a.) geldi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) buyurd ki; -“Ya Ali! Bu ikisi, cennet erkeklerinin en üstünüdür.”
Sapık;
-“Ya Ca’fer, Aişe (Radiyallah-u anha) mi Üstündür. Fatima (Radiayallah-u anha) mı?
Ca’fer-i sadık (r.a.),
Resulullah (a.s.v.) zevcesi de Cennette onun yanında olur. Fatima (r.a.) Ali (r.a.) nin zevcesi idi. Onun yanında olur.
Sapık;
-“Aişe (r.a.) Ali (r.a.) ile harb etti. Cennete girer mi?”
Ca’fer-i sadık (r.a.);
-“Ahzab suresi, elliüçüncü ayetinde, “Resulullah’ı incitmeyiniz. Ondan sonra zevcelerini nikah ile hiç almayınız. Bunların ikisi de büyük günahtır.” Buyurdu.
-“Beydavi ve Hüseyni (r.a.) tefsirlerinde diyor ki; “Bu ayet gösteriyor ki, Resulullah (a.s.v.) vefat ettikten sonra da, O’na saygı göstermek için zevcelerine saygı lazımdır.”
Sapık;
-“Ebû Bekir (r.a.) in halife olacığını, Kur’an-i kerimde gösterebilir misin?”
Ca’fer-i sadık (r.a.);
-”Hem Kur’an-i kerim de, hem Tevrat’ta ve hem de incilde gösterebilirim. En’am suresi, yüzaltmışbeşinci ayetinde; “Allah-u teâlâ, sizi yer yüzünün halifesi yaptı. Birbirinizin yerini tutarsınız.”
-“Nur suresi ellibeşinci ayetinde; “İman eden ve emirlerimi yapanlarınızı, yeryüzüne hakim kılacağımı söz veriyorum. İsrail oğullarını halife yaptığım gibi, sizi de, birbiriniz ardı sıra halife yapacağım.” Buyurdu.
Beydavi ve Hüseyni (r.a.) diyor ki;” Bu ayet-i kerime gaybten haber verip, Kur’an-i kerimin, Allah kelami olduğunu ve dört halifesinin meşru, haklı olduğunu göstermektedir.”
-“Tevrat’ta ve İncil’de, Feth suresi son ayetinde;”Resulullah (a.s.v.) ve O’unla birlikte olanlar, birbirlerini her zaman ve çok sevreler ve her zaman kafirlere düşman olurlar.” Bütün Eshab bildirilmekte ve Eb-u Bekir (r.a.) ın şerefine işaret edilmektedir.”
-“Bu ayetin sonunda;”Eshabının misalleri tevrat’ta ve İncil’de bildirildi.” Buyuruyor.
-“Ceddim Ali (radiayallah-u anh) nin heber verdiği hadis-i şerifte;”Allah-u Teâlâ, hiçbir peygamberine vermediği kerametleri bana verir. Kıyamette mezardan, önce kalkarım. Allah-u Teâlâ, dört halifeni çağır buyurur. Onlar kimdir Ya rabbi? Derim. Eb-u Bekir’dır buyurur. Yer yarılıp Eb-u Bekir, herkesten önce mezarından çıkar. Sonra Ömer, sonra Osman, Sonra Ali kalkar.” Buyuruldu.
Sapık, hemen söz alıp;
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ca’fer-i Sadık hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Ca’fer-i Sadık (Radiyallah-u anh)- 7
04 Ocak 2009Çağ-Çağ barajı (Sonbahar mevsimi) Nusaybin
Ca’fer-i Sadık (Radiyallah-u anh)- 6
Sapık, hemen söz alıp;
-“Ya ca’fer, bunlar Kur’an-i kerimde var mı?”
Ca’fer-i sadık (Radiyallah-u anh);
-“Zümer suresi altmışdokuzuncu ayetinde;”Peygamber ve bunların şahidleri, hesap için getirilir” buyuruldu (Yahut şehitleri getirilir.) denildi.
Sapık;
-“Ya Ca’fer, şimdiye kadar, üç halifeyi sevmiyordum. Şimdi buna pişman oldum. Tevbe edersem kabul olur mu?”
Ca’fer-i Sadık (r.a.);
-“Çabuk tevbe et. Bu Tevbe, saâdetine alâmettir. Bu hal ile ahrette gitseydin dinin boşa giderdi.”
İmâm-i Ca’fer-i Sadık (r.a.), hadis ilminde sika (güvenilir) bir ravi olup ve kendisinden pek çok hadis-i şerif rivayet edilmiştir.
Bu hadis-i Şerifleri, babasından, o da kendi babasından ve annesinden, Ata bin Ebi Rebâh (r.a.) den ve Zühri (r.a.) gibi bir çok ravi’den alıp öğrenmiş ve kendisinden de Süfyan-i Servi (r.a.), Süfyan bin Uyeyne, İmâm-i â’zâm Ebû Hanife (r.a.), Malik bin Enes (r.a.), Ebu Eyyub-i Sahtiyan (r.a.) i gibi zatlar hadis-i şerif bildirmişlerdir.
Hadis-i Şerifler, Sahih-i Buhari (r.a.) nin dışında kalan kütüb-i sitte’nin hepsinde yer alır. Hadis ilminde, İmâm-i Şafi-i (r.a.) ve Yahya bin Muin (r.a.), O’nun Sika (güvenilir olduğunu bildirmişlerdir.
İmâm-i Âzam Ebu Hanife (r.a.) o’nun hakkında;
-“Ondan daha fakıh (fıkh ilmini bilen) kimse görmedim.” Buyurdu.
Ebû Hatem (r.a.) de, Onun sika (güvenilir) bir ravi olduğunu söyliyor. Salih bin Ebil-Esved (r.a.), İmâm-i Cafer-i Sadık (r.a.) in;
-“Beni kayıbetmeden önce, her ilimden sorunuz. Benden sonra, size, benim gibi söyleyen birisini bulamazsınız.” Buyurduğunu haber verdi.
Her ilimde ‘Üstad’, her ma’rifette ‘Mahir’ idi. Doğruluğu ve ve sadakatı o kadar çoktur ki, bundan dolayı kendisine “S’ADIK” lakabı verildi.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ca’fer-i Sadık hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu









