‘Tasavvuf’ olarak etiketlenmiş yazılar
Ali Nâki (Radiyallah-u anhu);
10 Ocak 2010Cennet-ül Baki’ Kabristanlığı (Medine-i Munevvere)
Ali Nâki (Radiyallah-u anhu);
On iki İmâm’ın “Onuncusu.” Muhammed Cevâd Tâki (r.a.) nin oğludur. Künyesi Ebü’l Hassen’i Askeridir. “Hadi” lakabi ile meşhurdur. 204 (M. 829) yılı Recep ayının onüçünde Medine’de doğdu. 254 (M. 868) de Bağdad’ın Samarra nahiyesinde vefat etti. Kabri oradadır.
Ali Naki (r.a.) Resulullah efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in torunu olup, Hazret-i Ali (r.a.) ile Hazret-i Fatimâ (r.anha) nın evlatlarındandır. Hazret-i Hüseyin (r.a.) in torunlarından olduğu için “Seyyid’dir.
Asıl adı, Naki bin Muhammed Cevad Tâki bin Ali bin Mûsa Kâzım bin Ca’fer-i Sadık bin Muhmammed Bâkır bin Zeynel Âbidin bin Hüseyin bin Ali Ebi Talib’dır.
Devamlı ibadetle meşgul olup, dünyadan elini çekmişti. İmâmlığı otuz yıl, altı ay, yirmiyedi gündür. Hasen-i Askeri, Hüseyin ve Ca’fer adında üç oğlu ve bir de kızı vardı. İmâm-i Ali Naki (r.a.) nin bir çok menkıbeleri vardır.
-“İmâm-i Ali Naki hazretleri (r.a.) birgün Samarrâ civarında bir köye gitmişti.”
Bir köylü kendisni aradı.
-“Falan köye gitti.” Dediler
Köylü de o köye gitti ve Naki hazrteleri (r.a.) nın huzuruna vardı.
Naki Hazretleri (r.a.) köylüye sordu;
-“Bir isteğin mi var?”
Köylü;
-“Hazret-i Ali bin Ebi Talib (r.a.) in sevenlerindenim. Benim çok borcum vardır. Çok zaman geçmesine rağmen borçlarımı ödeyemedim. Bu borcun ağır yükünü kaldıracak sizden başka kimse bilmiyorum.” Deyip, köylü arama sebebini anlattı.
İmâm-i Naki hazretleri üzülmemesini söyleyip köylüyü o gece misafir etti.
Sabahlayin köylüye buyurdu ki;
-“Sana bir söz söyleyeceğim, o sözü aynen yerine getireceksin.”
Köylü;
-“Başüstüne efendim.” Dedi.
İmâm-i Naki hazretleri bir kağıda;
-“Bu köyünün borcu benim borcumdur.” Diye yazıp köylüye verdikten sonra,
Buyurdu ki;
-“Ben yakında Samarra’ya döneceğim, bir cemâat içinde otururken bu kağıdı getir. Borcunu benden yavaşça iste!” Bunun üzerine köylü oradan ayrıldı.
Bir müddet sonra İmâm-i Naki hazretleri (r.a.) Samarrâ’ya döndü.
Bir gün halife ve yakınları ile otururken köylü geldi. Kağıdı çıkarıp borcunu istedi.
İmâm-i Naki hazretleri (r.a.) çok yumuşak konuşup özürler beyân etti ve ileride birgün ödeyeceğini söyledi.
Bunu Halife Mütevekkil duydu. Otuzbin akçeyi hemen İmâm’a gönderdi. Va’d edilen gün köylü geldi. Otuz bin akçayı köylüye verdi.
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Ali Nâki hazretleri (Radiyallah-u anhu) nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Muhammed Cevâd Tâki (Radiyallah-u anhu);
10 Ocak 2010Cennet-ül Baki’ kabristanlığı (Medine-i Münevvere)
Muhammed Cevâd Tâki (Radiyallah-u anhu);
On iki İmâm’ın “dokuzuncu.” Künyesi, Ebû Ca’fer olup, İsmi Muhammed Cevâd bin Ali bin Mûsâ Kâzım bin Ca’fer-i Sadık bin Muhammaed Bâkır bin Zeynel Abidin bin Hüseyin bin Ali Ebi Tâlib (r.anhüm) dir.
Tâki lakabı ile meşhurdur.
195 (M. 810) tarihinde, Receb ayının onunda Medine-i Münevvere’de doğdu. 220 (M. 835) yılında Zilhicce ayının altısında Bağdad’da vefat etti. Kabri, dedesi Mûsâ Kâzım hazretleri (r.a.) nin kabrinin arkasındadır.
Muhammed Cevâd (r.a) Resulullah efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in torunu olup, Hazret-i Ali ile Hazret-i Fâtima (r.anha) nın evladlarındandır. Hazret-i Hüseyin (r.a.) in torunlarından olduğu için “Seyyid”dir.
Muhammed Cevâd Tâki (r.a.) daha küçük yaşta, büyük ve derin bir âlim olmuştur. İmâmlığı onaltı sene iki ay ondört gündür. Halife Me’mûn, kızı Ümmü Fadl’ı Muhammed Cevâd ile evlendirmiş, Medine’ye göndermiştir.
Her yıl Halife Me’mûn, Muhammed Cevâd (r.a.) a onbin dirhem gönderirdi. Ali Naki ve Musa isiminde iki oğlu, Fâtima ve Emmâme isminde iki de kızı vardı. Muhammed Cevâd (r.a.) ın menkıbeleri ve kerâmetleri çoktur.
Şöyle anlatılır;
-“Birgün halife Me’mûn ava çıkarken, çocukların oynadığı sokaktan geçti. Geçtiği esnada, bütün çocuklar sokaktan kaçtı. Yalnız İmâm-i Taki (r.a.) olduğu yerden ayrılmadı.”
Bunun üzerine Halife Me’mûn ona yaklaşarak;
-“Ey çocuk! Bütün çocuklar kaçtığı halde sen neden kaçmadın?” diye sorunca
İmâm-i Taki (r.a.);
-“Ey Emir-ül-mü’minin, yol dar değil ki kenara çekilip genişleteyim. Suçum yok ki, senden korkup kaçayım. Senin suçsuz kişileri incitmeyeceğine inanıyorum.” Diye cevap verdi.
Bu güzel yüzlü ve doğru sözlü çocuk halifenin hoşuna gitti.
Ona;
-“Sen kimin oğlusun?” diye sorunca,
İmâm-i Taki (r.a.);
-“İmâm Ali Rıza’nın oğluyum.” Diye cevap verdi.
Halife, İmâm-i Ali Rıza (r.a.) yı rahmetle andı.
-“Halife bir müddet gittikten sonra, av kuşu olan doğan’ı bir gölün yanında serbest bıraktı. Doğan bir süre sonra, pencesinde yarı canlı bir balıkla geri döndü. Halife bu duruma şaşırdı. Av dönüşü yine aynı yoldan döndüler.”
İmâm-i Taki (r.a.) nin bulunduğu yere gelen halife;
-“Ey Muhammed! Benim av kuşumun ne avladığını biliyor musun?” diye sorunca
İmâm-i Taki (r.a.);
-“Evet ey Halife, Allah-u Teâlâ suda küçük bir balık yarattı, halifenin av kuşu da bunu avladı ki, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ın sülalesinin kerametleri meydana çıksın.” Diye cevap verdi.
Halife Me’mûn hayret içinde Muhammed Cevad (r.a.) ın yüzüne baktı ve;
-“Sen gerçekten İmâm-i Ali Rızâ (r.a.) nın oğlusun.” Dedi.
İmâm-i Taki (r.a.) ye ihsan ve ikramda bulunarak, onu yanına aldı.
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Muhammed Cevâd Tâki hazretleri (Radiyallah-u anhu) nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Mûsâ Kâzım (Radiyallah-u anhu);
10 Ocak 2010Ravda-i Mutahhara şerif (Mmediane)
Mûsâ Kâzım (Radiyallah-u anhu);
Eshab-i Kiram’ın sohbetinde bulunmakla şereflenen Tabiin devrinin yüksek âlimlerinden ve evliyanın büyüklerinden. On iki İmâm’ın yedincisidir. Ca’fer-i Sadık (r.a.) ın oğlu, İmâm-i Ali Rıza (r.a.) nın babasıdır.
Resulullah efendimiz (s.a.v.) ın torunu olup, Hazret-i Ali (r.a.) ile Hazret-i Fâtima (r.anha) ın evlatlarındandır. Hazret-i Hüseyin (r.a.) in çocuklarından olduğu için “Seyyid” dir.
Asıl adı, Musa bin Ca’fer-i Sadık bin Muhammed Bâkır bin Ali Zeynel Abidin bin Hüseyin bin Ali bin ebi Tâlib’dir.
Künyesi, “Ebül-Hasan” ve “Ebû İbrahim’dir. Kâzım, Sabır, Sâlih, Emin… gibi birçok lakabları vardır. En meşhuru “Kâzım”dır. Hilminin (yumuşaklığının) çocukluğundan, kendisine kötülük yapanlara dahi kızmayıp bağışladığından, gazabına hâkim olduğundan “Kâzım” lakabı verilmiştir.
İmâmlığı yirmibeş sene üç ay sürmüştür. Erkek çocukları, Ali Rıza, Zeyd, İbrahim, Ukeyl, Hârun, Hasan, Hüseyin, Abdullah Ekber, Abdullah Asgar, Muhammed, Ahmed, Ca’fer, Yahya, İshak, Abbas, Ebül Kâsım, Hamza, Abdurrahman Kâsım, Ca’fer-i Ekber, Ca’fer-i asgar (r.anhüm) dır.
Kızları ise onsekizdir. Her biri zamanın en çok ibadet edenleri ve kerimeleri idiler.
Annesi cariye idi. Adı; “Humeyde-i Berberiyye” dir. Mekke ve Medine arasında bulunan “ Ebvâ” denilen yerde 128 (M. 745) senesinde Safer ayının yirmiüçüncü Pazar günü doğmuştur. 186 (M. 802) senesinde, Bağdad’da hapishânede iken vefat etti. Bağdad’ın on kilometre kuzeybatısında “Kazimiyye” mahallesinde defin olunmuştur.
Bu mahalle Dicle nehrinden beş kilometre içerdedir. Büyük ve çok süslü bir türbesi ve hemen yanında büyük bir cami vardır. Müslümanların en çok ziyaret ettiği türbelerden biridir. İmâm-i A’zam hazretleri (r.a.) nin türbesi de Dicle kenarındadır.
Mûsa Kâzım hazretleri yüksek bir âlim ve büyük bir evliyadır. Din bilgilerinde ictihad derecesine yükselmişti. Her ilimde imâm, üstâd, büyük bir rehberdi. Çok ibadet ederdi. Geceyi hep namazla geçirirdi. Bu hallerinden dolayı, kendisine “Salih kul” adını verilmişlerdi.
Tasavvuf ilminde, ehl-i sünnet’in gözbebeğidir. Bu ilme ait ma’rifetleri, isyteyen müslümanların kalblerine akıtan bir kaynaktır.
Resulullah efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in üç vazifelerinden biri de, Tasavvuf ma’rifetlerini bilgilerini öğretmek ve kalblere yerleştirmekti.
Bu vazifeyi;
Kendisinden sonra dört halifesi tam olarak yerine getirdiler. Dört halifeden sonra İslamiyet her yere yayılmış ve Müslümanların sayısı çoğalmıştı. İslâm âlimleri, Resulullah (s.a.v.) ın vazifelerini yerine getirmekte aralarında vazife taksimi yaptılar.
Kelâm (akaid, imân) bilgilerini “mütekellimin” adı verilen âlimler yaydılar, öğrettiler. Fıkıf ya’ni amel, ibadetleri ve işleri öğreten âlimlere “Fukaha” denildi. Tasavvuf bilgilerini de on iki imâm ve diğer tasavvuf âlimleri öğretip kalblere akıttılar.
On iki İmâm’ın her biri, ehl-i sünnet i’tikadındaki Müslümanların gözbebeği olmuştur. Onları ve bu aileye mensub olanların hepsini sevmeyi, dünya ve ahret saâdetlerinin sermayesi bilmişlerdir.
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Mûsâ Kâzım hazretleri (Radiyallah-u anhu) nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Muhammed-ül-Bakır (Radiyallah-u anhu);
09 Ocak 2010Muhammed Bâkır Baki’ kabristanı (Radiyallah-u anhunun medfun olduğu yer)
Muhammed-ül-Bakır (Radiyallah-u anhu);
Ehl-i beyt’ten olan on iki İmâm’ın “beşincisi.” Hazret-i Hüseyin (r.a.) in torunu ve İmâm-i Zeynel Âbidin (r.a.) ın oğludur. 57 (m. 676) Senesinde Medine’de doğdu. 113 (M. 731) de orada vefât etti.
Medine’deki Bâki’ kabristanında babasının yanına defnedildi. Ca’fer-i Sâdık (r.a.) ın babasıdır. Künyesi Ebû Ca’fer’dir.
Muhamed Bâkır (r.a.) Medine’nin büyük fıkıh âlimlerindendir. Eshab-i Kiram’dan Hazret-i Cabir ve Hazret-i Enes (r.anhüm) ve ayrıca Tabiinden olan büyük zatlardan hadis-i şerifler rivayet etti.
Ebû İskah es-Sebil, Atâ bin Ebi Rebah, Âmir bin Dinar, İbn-i Şihabez-Zühri, Reb’i bin Heysem, Haccac bin Ertad, Mekhul eş-Şami, İmâm-i Evzâi, İmâm-i A’meş, Kâsım bin el-Fadl ve İbn-i Cüreyc, İmâm-i Buhari ile İmâm-i Müslim (r.anhüm) ve başka âlimler de kendisinden hadis-i şerif rivayet ettiler.
Zamanında, bütün dünyadaki evliyanın feyz kaynağı olup, evliyalık yolunda olanlara feyz, bunun vasıtası ile verildi.
İmâmlığı ondokuz sene sürdü. Bütün ilimlere vâkıf olduğu için kendisine, ilimden ve fazilette üstün ma’nasına “Bâkır” denilmiştir.
Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Ömer (r.anhüm) ü çok severdi. Zamanında ba’zı kimselerin bunlara düşmanlıkta bulunduklarını ve bunu da Ehl-i beyte olan sevgilerinden yaptıklarını iddia ettiklerini duyunca çok üzüldü.
Buyurdu ki;
-“Ben Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) le, Hazret-i Ömer (r.a.) e düşmanlık eden kimselerden uzağım. Onlar da benden uzaktırlar.”
Muhammed Bâkır (r.a.) ın ilim ve hikmet dolu sözleri çoktur;
-“Bir gün, sohbet esnasında, Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) den rivayetle bir hadis-i şerif okudular.”
Orada bulunanlardan birisi dedi ki;
-“Hayır, bu hadis-i şerifin râvisi, Hazret-i Ebû Bekir değil, başka bir zattır.”
Bunun üzerine Hazret-i İmâm;
-“Bu hadis’in ravisi Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) dir.” Buyurdu.
O kimse ikna olmayıp, i’tiraza devam edince, İmâm-i Muhammed Bâkır (r.a.) toparlandı, ellerini dizlerine koydu ve;
-“Ey Hazret-i Ebû Bekir! Bu hadis-i şerifin râvisi siz değil misiniz?” dedi.
Bunun üzerine;
-“Evet, ya Muhammed bin Ali, doğru söyliyorsun. O hadis-i şerifin benim.” Sesi duyuldu ki, herkes bu sesi işitti.
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Muhammed-ül-Bakır hazretleri (Radiyallah-u anhu) nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
On iki İmâm (Radiyallah-u anhüm);
09 Ocak 2010
Ca’fer-i Sadık türbesi (Baki’ mezarlığı)
On iki İmâm altın silsilesi;
1-Hazret-i Aliy-ül Mürteza (r.a.)
2-Hazret-i Hasan (r.a.)
3-Hazret-i Hüseyn (r.a.)
4-Zeynelâbidin (r.a.)
5-Muhammed-ül-Bakır (r.a.)
6-Ca’fer-i Sadık (r.a.)
7-Musa Kazım (r.a.)
8-Ali Rıza (r.a.)
9-Muhammed Cevad Takı (r.a.)
10-Ali Nâki (r.a.)
11-Hasan Askeri (r.a.)
12-Muhammed Mehdi (r.a.)
Mahmud-i Encirfağnevi (Radiyallah-u anhu)- 2
04 Ocak 2010
Mahmud-i Encirfağnevi hazretleri (r.a.) nin mübarek kabirleri
Mahmud-i Encirfağnevi (Radiyallah-u anhu)- 2
Bunu duyunca Mevlânâ Hafizuddin (r.a.) ona;
-“Niyetiniz böyle dürüst olunca, böyle zikr etmeniz helâl olur.” Dedi.
Ve hakikatın mecazdan ayrılma hududunun olması için, sesli zikrin sınırını (şartını) rica etti.
Bunun üzerine Mahmud-i İncirfağnevi (r.a.) şöyle buyurdu;
-“Sesli zikir ancak, dili yalandan ve gıybetten, boğazı, mi’desi haram ve şüpheliden temiz, kalbi riyadan ve gösterişten uzak, sırrı Rabinden başka her şeye teveccühden münezzeh olan yapabilir.” Buyurdu.
Büyük âlim Ali Râmiteni (r.a.) anlatır;
-“Hâce Mahmud-i İncir fağnevi zamanında, dervişlerden biri Hızır Aleyhis selam’ı gördü.”
Ve O’na;
-“Bu zamanda kendisine uyulacak şeyh kimdir?” diye sordu.
Hızır Aleyhis selam;
-“Şimdiki halde, bu dediğiniz sıfatları taşıyan Hâce Muhammed-i İncirfağnevi hazretleri (r.a.) dir.” Dedi.
Ali Ramiteni hazretlerini (r.a.) nin önde gelen talebelerinden ba’zıları, Hızır Aleyhis selam ile görüşüp o sualı soran zatın, Ali Ramiteni hazretleri (r.a.) nin kendisi olduğunu bildirmişlerdir.
Bir gün Hâce Ali Râmiteni (r.a.), Hâce Muahmud-i İncirfağnevi (r.a.) nin bağlıları ile Râmiten sahrasında zikr ile meşgül olurken, havada uçan büyük beyaz bir kuş gördüler.
Onların başlarının üzerine gelince, açık bir dille;
-“Ey Ali, kâmil er ol!” sözlerini söyledi.
Bu kuşu görmek, söylediklerini duymakla, arkadaşlarını bir hal kapladı, kendilerinden geçtiler. Sonra kendilerine geldiklerinde, kuştan ve konuşmasından sordular.
Ali Ramiteni (r.a.);
-“O, Hâce Mahmud-i İncirfağnevi (r.a.) idi. Allah-u Teâlâ ona bu kerameti ihsan eyledi. Evliyalık yolundaki çok yüksek makamında, binlerce söz ve kelâm ile daima uçmaktadır. Şimdi Hâce Dıhkân hazretleri (r.a.) hastadır, son anlarını yaşamaktadır. O’nu ziyarete, yoklamağa gidiyor. Çünkü o, Allah-u Teâlâ’dan son nefeste, kendisine yardımcı olması için evliyasından birini göndermesini istemişti. Hâce Mahmud (r.a.), bu sebeple onun yanına gidiyor.” Buyurdu.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin onbirincisi olan Mahmud-i Encirfağnevi (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Adülhâlık Goncdüvâni (Radiyallah-u anhu)- 4
03 Ocak 2010
Abdülhalık-ı Goncdüvan-i Hazretleri (r.a.) nin mübarek kabirleri
Adülhâlık Goncdüvâni (Radiyallah-u anhu)- 4
Misafir hayret etti ve;
-“Efendim! Son nefeste iman selâmeti ile gidebilmemiz için bize de duâ buyurur musunuz?” diye arzuda bulundu.
Abdülhâlık Goncdüvân hazretleri (r.a.);
-“Her kim farzları edâ ettikten sonra duâ ederse, duâ’sı kabul olur. Sen, farz olan ibadeti yaptıktan sonra duâ ederken bizi hatırlarsan, biz de seni hatırlarız. Bu durum hem senin, hem de bizim için duâ’nın kabûl olmasına vesile olur.” Buyurdu.
(-“Allah-u Teâlâ, Resulullah (s.a.v.) ın ve evliyasının duâsını kabul edeceğini Kur’an-i kerim’de bildirmektedir;”
Nitekim hadis-i şerifte;
-“Saçları dağınık ve kapılardan kovulan öyle kimseler vardır ki, bir şey için yemin etseler, Allah-u Teâlâ, onları doğrulamak için o şeyi yaratır.” Buyurdu.
(-“Allah-u Teâlâ sevdiği kullarını yalancı çıkarmamak için, yemin ettikleri şeyleri bile yaratınca, duâlarını elbette kabul buyurur.)
Allah-u Teâlâ Mü’min suresinin altmışıncı ayetinin meâlinde;
-“Bana duâ ediniz! Duânızı kabul ederim.” Buyurdu.
(-“Duâların kabul olması için şartlar vardır. Bu şartlari taşıyan duâ elbet kabul olunur. Herkes bu şartları bir araya getiremediği için, duâlar kabul olmuyor. Bu şartları yaptıklarına güvenilen âlimlerin, velilerin duâ etmeleri için onlara yalvarmak şirk olmaz. Allah-u Teâlâ, sevdiklerinin ruhlarına işittirir. Onların hatır için istenileni yaratır. Onların ruhları diri iken de, öldükten sonra da, Allah-u Teâlâ’nın verdiği kuvvet ile ve izin ile dirilere yardım ederler. Böyle inanarak evliya’dan yardım istemek, Allah-u Teâlâ’dan başkasına tapınmak olmaz. Allah-u Teâlâ’ya tapınmak, O’na inanmak, Ondan istemek olur.”)
Abdülhâlık Goncdüvâni hazretleri (r.a.) vasiyetnâme risâlesinde ma’nevi oğulları Hâce Evliyâyı Kebir’e buyurdular ki;
-“Sana vasiyet ederim ki, ey oğul;”
-“Her halinde ilim, edeb ve takva üzere ol! İslam âlimlerinin kitablarını oku! Fıkıh ve hadis öğren! Câhil tarikatçılardan sakın! Şöhret yapma! Şöhret’te âfet vardır. Arslandan kaçar gibi cahillerden kaç! Bid’at sahibi sapıklar ile ve dünyaya düşkün olanla ile arkadaşlık etme! Helâl’dan ye! Çok gülme! Kahkaha ile gülmek gönlü öldürür. Herhese şefkat ve merhamet et! Kimseyi hakir görme! Kimse ile münakaşa, mücâdele etme! Kimseden bir şey isteme! Tasavvuf büyüklerine dil uzatma! Onları inkar eden felakete düşer, Mayan fıkıh, evin mescid olsun!
Tasavvuf’ta meşhur olan (onbir temel kelime) Abdülhâlık Goncdüvânı hazretlerin’nin sözleridir.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin dokuzuncusu olan Abdulhâlık Goncdüvâni (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Adülhâlık Goncdüvâni (Radiyallah-u anhu)- 3
03 Ocak 2010
Abdülhalık-ı Goncdüvan-i hazretleri (r.a.) mübarek kabirleri
Adülhâlık Goncdüvâni (Radiyallah-u anhu)- 3
Abdülhâlık Goncdüvân hazretleri (r.a.) nin huzuruna bir kimse gelip;
-“Eğer Allah-u Teâlâ beni Cennet ile Cehennem arasında muhayyar kılsa, ben Cehennemi seçerim. Zira bütün ömrümde nefsimin arzusu üzerine amel etmedim. O halde Cennet nefsin muradıdır. Cehennem ise, Allah-u Teâlâ’nın muradıdır.” Dedi.
Abdülhâlık Goncdüvâni hazretleri (r.a.) bu sözü red ederek;
-“Kulun seçme hakkı yoktur. Her nereye git derlerse oraya gideriz. Nerede kalın derlerse orada kalırız. Kulluk budur. Senin dediğin kulluk değildir.” Buyurdu.
O kimse de,
-“Efendim! Tasavvuf yolunda bulunan kimseye şeytan yaklaşabilir mi?” diye sordu.
Abdülhâlık Goncdüvân hazretleri (r.a.);
-“Tasavvuf yoluna yeni gelmiş bir talebe, nefsini emmâre olmaktan kurtaramamış ise, bir şeye öfkelendiği zaman şeytan ona yaklaşabilir. Şayet nefsi mutmaine derecesine çıkmış ise, o kimsede öfkelenmek yerine, gayret hasıl olur. Her ne zaman gayret etse, şeytan ondan kaçar. Bu kadar sıfat o kimseye kafidir. Yeter ki, Hakka yönelsin. Allah-u Teâlâ’nın Kitabına ve Resulünün (s.a.v.) sünnetine sarılsın. Bu iki nûr arasında tasavvuf yolunda yürüsün.” Buyurdu.
Abdülhâlık Goncdüvâni hazretleri (r.a.), Allah-u Teâlâ’nın indinde duasi makbul olan kimselerden idi. İnsanlar ve cinler onun duasına kavuşmak için, uzak yerlerden bile gelirlerdi.
Birgün Abdülhâlık Goncdüvâni hazretleri (r.a.) nin huzuruna uzak yerden bir misafiri biraz sonra da yanlarına, güzel suretli, temiz giyimli bir genç geldi. Abdülhâlık Goncdüvani hazretleri (r.a.) nden “duâ” isteyip hemen ayrıldı.
Misafir;
-“Efendim! Bu gelen genç kimdi acaba? Gelmesi ile gitmesi bir oldu.” Dedi.
Abdülhâlık Goncdüvâni hazretleri (r.a.) da;
-“Bizi ziyarete gelip duâ isteyen bir melek idi.” Buyurdu.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin dokuzuncusu olan Abdulhâlık Goncdüvâni (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu