‘Tasavvuf’ olarak etiketlenmiş yazılar
Allahın Sevgili Kulları
26 Şubat 2008Çağ-çağ nehri (şelale)
Yeryüzünde dört kısım evliya vardır:
Birincisi:
Kendisi Allah (c.c.) evliyası olduğunu bilir, onun etrafındaki insanlar da veli olduğunu bilir.
İkincisi:
Kendisi Allah’ın evliyası olduğunu bilir, onun etrafındaki insanlar onun veli olduğunu bilmez.
Üçüncüsü:
Kendisinin veli olduğunu bilmez. Etrafındaki insanlar O’nun veli olduğunu bilirler, bir şeyler sezerler.
Dördüncüsü:
İnsanlar veli olduğunu bilmez Kendisi de veli olduğunu bilmez.Yalnız Allah (c.c.) bilir. Onun için kapımıza gelen insanlara karşı hoşgörülü olmamız gerekir.
Büyüklerimiz buyurmuşlardır ki:
-“Her kimi görürsen Hızır bil, her geceyi Kadir gecesi bil.”
Misafir (k.s.) isminde Allah’ın (c.c.) bir evliyası vardı. Çoğu zaman ailesinden ayrı inzivaya çekilir, günlerce tek başına Allah (c.c.) a ibadetle meşgul olurdu. Bir gece ansızın eve gelir, Hanımına şunları söyler:
-“Hanım bu gece her kim ailesiyle ilişkiye girerse Allahu Teala (c.c.) Hazretleri onlara salih veli çocuklar nasip eder.”
Hanımı ona itiraz eder.
-“Bahil olma, bu bana söylediklerini halka da söyle. Evin damına çık, herkese seslen.”
Misafir (k.s.) dama çıkar:
-“Ben binitimi hazırladım, her kim binitini hazırlarsa binsin.” diye nidâ eder.
Deniliyor ki:
O sese icabet edenlere Allah (c.c.) o gecede kırk evliyayı ana rahmine halk etti.
Aradan zaman geçmiş, Misafir (k.s.) ın hanımı hamile kalmış, Allahın sevgili kullarından Seyyah birkaç velî seyahat hâlindeyken, Misafir’in (k.s.) köyüne uğramışlar. Evlerinin önünden geçerken bakmışlar ki: Misafir (k.s.) hanımı hamile, evinin önünü süpürüyor. Hanımının yanından geçerken hafif bir sesle:
-“Esselâmun Aleykum.” Diyerek yollarına devam ederler.
Aradan zaman geçer;
Misafir (k.s.) ın hanımı doğum yapar. Doğan çocuğa ADE‘ ismini verirler
Dört beş yıl sonra Seyyah olan Allah’ın (c.c.) evliyaları tekrar Misafirin (k.s.) köyüne uğrarlar, manevî nazarlarla etraflarına bakarlar, görürler ki dört beş yaşında oğlan bir çocuk arkadaşları ile oyun oynuyor. Hemen tanımışlar,
Çocuğun Yanına gidip:
-“Esselâmun Aleykum.” demişler.
Henüz çocuk yaşta olan Ade’ bin Misafir (k.s.):
-“Aleykümesselâm, Aleykümesselam.” diye cevap vermiş.
Seyyah olan Allah’ın evliyaları çocuğa:
-“Biz sana bir sefer selâm verdik, sen ise selamımıza iki sefer cevap verdin. bunu sebebi hikmeti nedir?” diye sorarlar.
Henüz çocuk yaşta olan Ade’ bin Misafir (k.s.):
-“Şayet İsa (Aleyhisselam) hürmetine edepsizlik olmasaydı, ben anamın karnında iken, sizler köyümüzden geçip, anneme selam verdiğinizde, o zaman ben size cevap verecektim. Bir sefer sizlere selâm borcum vardı. İşte şimdi onun için iki sefer selamınıza cevap verdim.” dedi.
Bu mübarek zatın ismi Ade bin Misafir (k.s.) diye kitaplarda geçer. Zamanla çok büyük bir evliya olur.
Allah (c.c.) bizleri ve sizleri bu mübarek veli zatların yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin.. Âmin.
Fuad Yusufoğlu
Allah’a Teslimiyet
28 Şubat 2008
Çağ-çağ barajı (Nusaybin)
İki genç ilim tahsili yapmak, bir mürşit bulmak için bir yolculuğa çıkarlar. Uzun bir yolculuktan sonra bir mürşidin yanında ilim öğrenmeye çalışırlar. Aradan uzun yıllar geçer. Allahu teâlâ ( c.c.) o iki gence çeşitli hikmetler verir.
Bir gün gençlerden bir tanesi başını göğe kaldırıp Levh-i mahfuz‘a bakar. Levh-i mahfuz’da cehennemlik olanların isimlerinin içinde mürşidinin ismini görür. Çok üzülürler.
İsmi cehennemlik olan bir insanın yanında kalmak istemezler. Hocalarının yanına gidip buradan ayrılmak için izin isterler.
Hocaları: -”Oğullarım, daha ilminizi bitirmediniz. Ayrılmayın, öğrenecek daha çok şeyiniz var.” diye ısrar ettiyse de talebeler ayrılmak isterler.
Hocaları: -”Oğlum sakın siz Levh-i mahfuz’daki cehennemlik olanların isim listesi içinde benim ismimi görmüş olmayasınız?”
Öğrenciler bunu duyunca şaşkın şaşkın bakakaldılar
Hocaları;
-”Şayet bunun için gidiyorsanız, gitmeyin. Ben tam 20 yıldır bu yazıyı her gün görüyorum, ama ümidimi Yüce Rabbimden hiç kesmiyorum. Benim görevim Allah’a kulluk etmektir. Allah’ın (c.c.) hikmetini sorgulamak değildir.” der.
Öğrenciler daha da çok hayrete düşerler.
Ertesi sabah gene Levh-i mahfuz’a bakarlar ki mürşitlerinin ismi cennetlik insanların içinde yer almış. Hep beraber Allah’a (c.c.) şükür secdesi yapmışlar.
Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri halis ve muhlis kullarından eylesin. Âmin.
Fuad Yusufoğlu
Tefekkür
03 Mart 2008
Karanfil
Allah Teala (c.c.) Kur’anı Kerimde şöyle buyuruyor:
-”Hakikat göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde (ve uzayıp kısalmasında) temiz akıl sahipleri için elbet ibret vardır.”
Bu ayeti okuyup da O’nu düşünmeyen kimseye yazıklar olsun.
Hasan-i Basri (r.a.) şöyle der:
-”Allah (c.c.) ı bir saat düşünmek, bir geceyi ibadetle geçirmekten hayırlıdır.”
Ömer Bin Abdulaziz (r.a.) şöyle buyurmuş:
-”Allah’ın (c.c.) nimetleri hakkında düşünmek, ibadetin en efdalidir.”
Bir zaman Ebu Şureyh (r.a.) yolda yürüyordu, bir kenara oturdu ve elbiselerine bürünerek ağladı.
Kendisine;
-”Seni ağlatan nedir?” diye sorulunca
Şöyle cevap verir:
-”Ömrümün bitişine, amelimin azlığına ve ecelimin yaklaşmasına ağlıyorum.”
Hasan-i Basri (r.a.):
-“Aklı olanlar daima zikirden fikre, fikirden zikre geçerler. Ta ki kalplerinin konuşmasını isterler. Kalpleri de konuşur.”
Davud el-Tai Hazretleri (k.s.) mehtaplı bir gecede damının üzerinde bulunuyordu. Göklerin ve yerin sırları hakkında düşünüyordu. Göğe bakarken ağlıyordu, bir ara komşusunun bahçesine düştü. Ev sahibi onu hırsız sanarak yatağından sıçradı. Elinde kılıcıyla üzerine yürüdü. Davud (r.a.) u gördüğünde geri döndü.
Kılıcını yere bırakıp şöyle dedi:
-”Seni damdan atan nedir?”
Davud el-Tai (r.a.) şöyle cevap verdi:
-”Bunu anlamadım, farkında değildim.”
Allah’ın bir evliyası yolda yürürken düşmemek için bir kadının omzuna dayandı.
Onu görenler;
-”Bu nice iştir?” dediler.
Kendisi:
-”Düşmemek için duvara dayandığımı sandım, farkında değilim.” dedi.
Mükâşefet ül-Kulûb (İmam-i Gazali)
Allah (c.c.) bizleri ve sizleri hakkıyla tefekkür eden salih kullarından eylesin. Âmin
Salavat
04 Mart 2008
Çağ-Çağ Nehri (Nusaybin)
Bir gün Peygamber Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve selem) dışarı çıktı, halinde bir neşe alameti vardı.
Buyurdu ki;
-“Cebrail (Aleyhisselam ) geldi ve dedi ki: Allah-uTeala (c.c.) buyuruyor: Ümmetinden birisi sana salavat okuyunca benim ona on rahmet vermemi, sana selam verince, ona on defa selam (selamet) vermemi beğenmez misin?”
Yine (s.a.v.) buyurdu:
-“Çok olsun, az olsun bana salavat getiren kimseye meleklerin hepsi salavat getirir.” T.(1/279)
Ve yine (s.a.v.) buyurdu:
-“Bana salavat okuyan kimseye on iyilik yazılır ve on kötülüğü silinir. N.İbn.Hibban(1/279)
Ve yine (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu:
-“Bir kimse yazdığı bir şey’de, bana da salavat yazarsa, benim ismim o kitabda kaldığı müddetçe melekler onun için istiğfar ederler.” (Taberani)
Dünya niyeti ile bir mübahı terk etmek, yine dünyadandır. Böyle işlerle uğraşırsa başka şeylere düşer. Hatta helal’dan çok yiyen, muttekilerin derecesine eremez. Çünkü helal ile doyunca, şehvet harakete gelir. Caiz olmayan şeyler yapabilir.
Kadınlara, kızlara bakmak tehlikesi doğurabilir. Dünya ehlinin malına, servetine, bağ ve apartmanlarına imrenerek bakmak da, dünya hırsını harakete getirir. Onlar gibi olmak ister. Ve haram toplamaya başlar.
Bunun içindir ki, Resulullah Aleyhisselatu ve selam :
-“Dünya sevgisi, bütün günahların başıdır.” Buyurdu.
Yanı mübah olan şeylere düşkün olmak, kalbi dünyaya çevirir. Bunu da günah işlemeden yapamaz. Hatta Allah-u Teala (c.c.) yı unutmaya başlar.
Bütün kötülüklerin başı ise KALBİN Allah-u Teala (c.c.) den gafil olmasıdır. Süfyan-i Servi (r.a.) gayet süslü bir evin kapısı önünden geçiyordu. Yanında birisi vardı. O eve baktı.
Süfyan-i Servi (r.a.)
-“Bakma “dedi.”Ve Eğer siz buna bakmasaydınız, onlar bu kadar masraf etmezlerdi. Bunun israf günahına siz de ortak oluyorsunuz.” Buyurdu.
Ahmed bin Hanbel (r.a.) e caminin ve evin duvarlarını sıva etmeği sordular. Buyurdu ki;
-“Yer için olur. Bu da toz toprak kalkmayacak kadar olmalıdır. Ama duvarları yapmayı iyi görmem. Çünkü süse kaçmaktır.”
Din büyükleri buyurmuşlardır ki;
-“Dar ve ince elbise giyenin, dini de dar ve ince olur.” Bu babın hulasası, harama düşmek korkusuyla helalden elini çekmektir.
Zünnun-i Mısrı (r.a.) yi hapsetmişlerdi. Günlerce aç kalmıştı. Müridlerinden olan bir kadın iplik parası ile hazırladığı yemekten gönderdi. yemedi.
Kadın gücenip;
-“Helal para ile hazırladığımı biliyorsunuz, niçin yemediniz?” dedi.
Zünnun-i Mısrı (r.a.)
-“Evet, yemek helal idi fakat zalimin tabağı içinde getirdiler.” buyurdu.
Yemeği zindancıların tabağında getirmişlerdi. Bundan sakınmasının sebebi, bir zalim eli ile kendisine vermeleri idi. O elin kuvveti haramdan gelmiş olabilirdi.
Sıdıkların vera’ı en yüksek derecedir. Fakat bunun hakıkatını bilmeyenler vesveseye düşer.
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah (c.c.) bizleri ve sizleri Helal kazancı kendine şiar eden ve helal lokma peşinde sa’y eden kullarından eylesin. AMİN….
Fuad Yusufoğlu
Helal kazanç
15 Mart 2008
Seyid Bahaaddin bahçesi- Kasyane- (Nusaybin)
Dünya;
Ahiret yolunun konağı olunca ve insan bu yolda yemeğe, içmeye ve giyinmeye muhtaç olunca, bu da insanın çalışıp kazanması olmadan mümkün olmayınca çalışmanın edeplerini elbette bilmesi, soruşturması lazım gelir.
Kendini ve çoluk çoluğunu kimseye muhtaç etmemek onların ihtiyacını helalden kazanmak dinimizde cihat sayılır. Çünkü helal kazanç ibadet etmekten daha üstündür.
H.z. isa (Aleyhis Selam.) bir adama
-”Ne iş yapiyorsun?” dedi.
Adam :
-“İbadet ediyorum “dedi
İsa (Aleyhis Selam):
-”Yemeğin nereden geliyor” buyurdu
Adam:
-“Benim bır kardeşim var o getiriyor “dedi
İsa (Aleyhis Selam) :
-“Kardeşin senden çok ibadet ediyor. “buyurdu.
Lokman (a.s.) oğluna vasiyet etti.
-”Ey oğlum helal kazanmaktan el çekme;”
-”Fakir ve insanlara muhtaç olan kimsenin dini az, aklı zayıf ve mürüvveti yok olur. İnsanlar ona hakaret gözü ile bakarlar.”
-”Helal lokma yemenın sevabı çoktur. Çalıştığın helal ise senın çocukların o paradan nemalanarak gelişirler. O zaman uzuvları Allah yolunda hareket ederler.”
Haram lokma yiyenlerın 7 azası, istese de istemese de günah işler
Helal lokma yiyenlerın bütün bedeni ibadet eder. Hayır işlemesi kolay ve tatlı olur.
Abdullah bın Tusteri (r.a.) buyuruyor:
-“İmanın hakikatına varmak için 4 şey lazımdır:
Bütün farzları edeple yapmak,
Helal yemek,
Görünen ve görünmeyen haramlardan sakınmak,
Sonuncusu da ölünceye kadar bunlara sabretmek.
Büyük alimlerden birisi:
-“Nereden geldiğini anlamadan bir şey yemezdi. Bir gün annesi ona bir bardak süt verdi. Sütü nereden aldığını, parasını nereden verdiğini ve kimden aldığını sordu. hepsini anlayınca bu koyun nerede otlamış dedi. Müslümanların hakkı olan bir yerde otlamıştı sütü içmedi.
Annesi: Ona
-”Oğlum Allah (c.c.) sana merhamet eder, iç.” dedi.
Büyük Alim annesine;
-”Günah işlemekle Allah (c.c.) ın Rahmetine kavuşmak istemem” dedi” ve içmedi
Kimya-yı Saadet İmam-i Ğazali
Allah’u Teala hazretleri (c.c) bizleri ve sizleri helal rızık peşinde koşan, helal rızık yiyen ve çocuklarını helal rızıkla besleyen kullarından eylesin...AMİN…
Manen kâr ve zarar
19 Mart 2008Geliye Şame Mevki-i (Navale)
Alaaddin el-Haznevi (k.s.) bir sohbetlerinde şöyle buyurdu;
-”İskender El-Zülkarneyn ordusuyla birlikte bir sefere çıkar. Karanlık bir bölge olan (Taristan) den geçerken, askerlerinin ayakları bazı cisimlere takılır.”
Ardından şöyle bir ses işitilir;
-”Yerdeki bu cisimlerden payını alan da pişman olacak, almayan da pişman olacak!..”
Askerlerden bir kısım:
-”Madem ki pişman olacağız, neden alalım?” dediler.
Askerlerın diğer kısmı ise meraklarından:
-”Alsak da, almasak da madem ki pişman olacağız, bari biraz alalım.” dediler.
Karanlık bölgeden çıktıktan sonra, aldıkları cisimlere baktılar. Az sonra cisimlerin her birinin mücevherat parçaları olduklarını görürler.
Yerdeki mücevheratı almayan askerler:
-”Keşke biraz alsaydık da mahrum olmasaydık.” dediler.
Yerdeki mücevheratları alan askerler ise:
-”Keşke biraz daha fazla alsaydık.” diye pişman oldular.
Dünyada iyi amel işlemeyen insanın ahiretteki hali, mücevheratları almayan askerlerin akibeti gibi olacaktır:
-”Keşke birazcık iyi şeyler yapsaydım..”der.
Bu bir pişmanlıktır.
Dünyada salih amel işleyen, insanın ahiretteki durumu ise, mücevheratları alan askerlerin hali gibi olacaktır:
-”Keşke daha çok iyi amel işleseydim de, daha fazla kazançlı çıksaydım.” der.
Bu da bir pişmanlıktır.
Cüneyd Bağdadi (r.a.) der ki;
-“İmam Şafi-i (r.a.), dünyada gerçeği söyleyen müridlerdendi. Bir gün, bir din kardeşine; öğüt verdi, Allah’ın azabı ile onu korkuttu ve şöyle dedi:
-”Ey kardeşim, dünya kaygan bir yerdir.”
-“Dünya ne kadar mamur olursa olsun, sonu harap olacaktır.”
-“Dünyada yaşayanlar, er geç kabri ziyaret edeceklerdir.”
-“Dünyada toplu olanlar ayrılmaya mahkumdur.”
-“Dünya zenginliğinin sonu fakirliktir.”
-“Dünyada çok mal kazanmak itibar sağlar.”
-“Dünyadaki güçlükler kolaydır.”
-“Ey kardeşim, Allah’a yönel, Allah’ın verdiği nimete razı ol. Fani dünyadan, baki olan ahiretine boş gitme.”
-“Zira dünyada yaşaman, yıkılmaya yüz tutan duvar gibidir.”
-“Amelini çoğalt.”
-“Uzun emelleri kısalt…”
Bazı ehl-i hikmet der ki:
-”Dünyada sahip olduğun hiçbir şey yoktur ki, senden önce onun bir sahibi olmasın.”
-“Senden sonra da onun bir sahibi olacaktır.”
-“Dünyada gece ve gündüz yeyip içeceğinden başka bir şey elde edemezsin. Öyle ise seni dünyaya olan ihtirasın helak etmesin.”
-“Dünyayı terk et, âhiret için hazırlan.”
-“Dünya malının başı hevay-i nefistir, onun kokusu da Cehennem ateşidir…”
Allah-u Teala (c.c.). bizleri ve sizleri cehennem ateşinden korusun. Amin
Fuad Yusufoğlu
Allah korkusu
22 Mart 2008Kasyan gölü navala sipi (Nusaybin)
Etrafımızda bir kamera varken, doğru dürüst konuşamıyor, konuşmalarımız kayıt altına alınıyor diye, temkinli sözler sarf ediyoruz. Hele ailemizin istemediği insanlarla gezmemiz halinde ise tanımasınlar diye ellerimizle yüzümüzü kapatiyoruz.
Yahut bir arkadaşımız aleyhinde konuştuğumuzda birisi gizli kamerayı alıp, kamerayı arkadaşımızın yanında açıp izlettirdiğinde, utancımızdan kaçacak delik arar, yerin dibine girmeyi arzularız…
Ama Allah’u teala hazretlerinin (c.c.) kamerasinden haberdar deyiliz. kamerasının ne şarjı tükenir nede kasetleri biter….
Rivayet edilir ki:
Adamın biri bir kadına göz koyar. Bu kadın ticaret için bir kafileyle yola çikar. Konak yerlerinden birinde mola verirler Akşam olunca, Adam da kadına içindekini döker.
Kadın ona der ki:
“-Git bak bakalım, herkes uyumuş mu?”
İstediğini kabul ettiğini sanan adam, sevinir ve kafilenin etrafını dolaşır. İnsanların uyuduğunu görünce hemen kadına döner ve:
“-Evet herkes uyumuş der:
Bunun üzerine kadın:
“-Yüce olan Allah (c.c.) hakkında ne dersin? Acaba O da uyumuş mudur?” der.
Bu soruya karşı adam;
“-Şüphesiz ki, Allah (c.c.) uyumaz, onu asla ne uyku ne de uyuklama tutmaz.” der.
Adamın bu cevabından sonra kadın şöyle der:
“-Hiç şüphe yoktur ki, uyumayan uyuklamayan Allah (c.c.) bizi görüyor.” İnsanların görmesinden korkuyoruz, Halbuki, Allah (c.c.) ın görmesinden korkmamız daha layik değilmi dir?”
Kadının bu sözlerini duyan erkek, kendisini yaratan Allah (c.c.) tan korkarak, kötü fikrinden vaz geçer ve tövbe ederek yurduna döner.
Bu adam vefat ettiğinde bunu rüyada görenler olur Ve kendisine denir ki:
-”Allah sana ne muamelede bulundu?”
Adam:
-”Allah’tan korkup da o günahı terk ettiğimden Allah (c.c.) beni affetti” der.
Rivayet edilir ki;
Sevdiği bir kadını Kabe’nın yanında gören bir adam: onu sevdiğini onunla birlikte olmasını istedi.
Kadın;
-”Beni takıp et “dedi.
Sevinen adam kadının arkasından gitti, kadın Kabe-i Şerife vardığında adama:
-”Haydı gel istediğini yap.”
Adam;
-”Burada insanlar var, utanıyorum.”dedi.
Kadın;
-”Burada çok az insan topluluğu bulunduğu halde onlardan utanıyor, ama yarın ‘Arasat’ meydanında toplanacak insanların önünde utanmaktan çekinmiyor musun?” dedi.. Bunu duyan adam başını eğerek oradan ayrılır…
Ahnef bin Kays (r.a.) Allah’ın evliyalarındandı,
bir arkadaşiyle Hac farizasını yerine getirmek için sefere çıktı.
Arkadaşiyle birlikte epey yol katettiler, bir şehrin yakınlarında konakladılar. Erzak almak için arkadaşı şehre indi, kendisi çadırında kaldı.
Bir müddet sonra Ay yüzlü bir kadın yanına gelerek;
-”Ver “dedi.
Ahnef bin kays (r.a.) da ekmek istiyor zanederek ona bir parça ekmek uzattı.
Kadın:
-”Bunu istemiyorum, senden kadınların erkeklerden istediğini istiyorum.”dedi
Bunun üzerine Ahnef bin Kays (r.a.) öyle bir çığlık atıp bağırdı ki kadın korkudan kaçmaya başladı, sonra abasını başına çekip ağlamaya başladı.
Bir müddet sonra arkadaşı döndüğünde onun çok ağladığını gördü, nedenini sorunca kendisinin çocuklarını özlediğini onun için ağladığını söyledi.
Arkadaşı:
-”Daha iki gün olmadı evden ayrılalı sende başka bir hal var deyip ısrar edince arkadaşına başından geçenleri anlatır.
Arkadaşı ondan daha çok ağlamaya başladı.
Ahnef bin kays (r.a.);
-” Benim başıma bir musibet geldi diye ağladım, sen ne için ağliyorsun?” dedi.
Arkadaşı;
-”Şayet ben senin yerinde olsaydım senin gibi sabredemezdim diye ona ağliyorum” dedi.
Allah’u Teala Hazretleri (c.c) bizleri ve sizleri kendisinden korkup utanan kullarından eylesin. Amin…
Fuad Yusufoğlu
Allah korkusu- 2
22 Mart 2008Kasyane- Navale sipi- (Nusaybin)
Kıyamet günü bir kul getirilir. Günah ve sevabı tartılır. Günahları ağır gelince cehenneme atılması emredilir.
Bu arada gözlerinin kirpiklerinden bir kıl şöyle der:
“-Ey Rabbim, senin peygamberin Muhammed (s.a.v.) kim Allah korkusundan ağlarsa, Allah’u Teala o gözü cehennem ateşine haram kılar.” Buyurmuştur. Ben ise senin korkundan dolayı dünyada iken ağladım.”
Bunun üzerine Allah’u Teala (c.c.) o kimseyi affedip, dünyada iken ağlayan o bir kirpik teli bereketi sebebiyle cehennem ateşinden kurtarır.
Cebrail (a.s.) de:
-”Filan oğlu filan bir kirpik sebebiyle kurtulmuştur.” diye durumu ilan eder.
Anlatılır ki, Muhammed ibni Münzir (r.a.) ağladığı zaman yüzünü ve sakalını göz yaşları ile mesh eder.
Ve derdi ki:
-”İşittim ki cehennem ateşi, göz yaşları değen yeri yakmazmış.”
Hasan-i Basri (r.a.) zamanında fısku fıcurla meşhur olan FEREZDAK isminde bir kimse varmış.
Bir gün Hasen-i Basri (r.a.) hazretleri bir mezarlıkta defin işiyle uğraşiyordu …
Bir duvar dibinde uzaktan onu seyr eden Ferezdak kendi kendine şöyle düşündü…
-”Hasan-i Basri (r.a.) nın arkasından bu kadar insan yürüyor herkes ona salih insan diyor, Benim için insanlar bak şu günahkar, asi diyorlar ” dedi.
Duygulanıp İçin için ağlamaya başladı.
Hasen-i Basri (r.a.) hazretleri onu görünce
-”Ey Ferezdak neyi düşünüyorsun? ” diye sorunca
Ferazdak:
-”Efendim! Ben kendimle sizi mukayese ediyor daha dünyada iken sizin için ne iyi insan, benim için ne fena insan diyorlar. Aceba ahirette benim halım nice olur diye onu düşünüyorum ve kendi halima ağliyorum.” dedi.
Şeyh Hasan-el Basri (r.a.) hazretleri oradan ayrılır.
Ferazdah kendi kendine düşünür. Ve:
-”Bu kadar günahla yarın nasıl Yüce Rabbımın huzuruna çıkacağım.” derinden bir ah çekip tevbe eder.
Gece ferezdak vefat eder. Vefat ettiği gece Hasan-i Basri (r.a.) hazretleri rüyasında Allah tarafından ilham gelir :
-”Benim bir veli kulum bu gece vefat etti yarın namazını kıl en güzel şekilde defn et.” buyurdu.
Sabahlayın kalktığında Ferezdak’ın vefat ettiğini görür. Namazını kılar ve güzel bir şekilde onu defn eder…
Mükaşefetül Kulub (İmam-i Ğazali)
Allah-u teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri kendisinden korkup göz yaşı döken halis kullarından eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Leyl
28 Mart 2008Kasyane navala sipi (Nusaybin)
Seleften bazılarından rivayet edilir ki:
-“Allah (c.c) çok sadık olan kullarından birine şöyle ilham eder:”
-”Benim kullarımın içinde öyle kullarım vardır ki, onlar beni severler, ben de onları severim.”
-“Onlar bana müştaktırlar, ben de onlara müştakım.”
-“Beni zikrederler, bende onları zikrederim. (zikirlerini kabul ederim)
-“Onlar bana bakarlar, bende onlara bakarım.”
-“Eğer sen de onların yolundan gidersen seni severim.”
-“Eğer onların yolundan ayrılırsan, sana öfkelenirim.”
O salih kul Allah’a şöyle niyazda bulunur:
-”Ey Rabbım, onların alametleri nelerdir?
Allah (c.c.) buyurdu:
-”Müşfik bir çobanın koyunlarını koruduğu gibi, onlar kendilerini gündüzün şerrinden korurlar.”
-“Güneş battığında kuşun yuvasına kavuşmağa iştiyak ettiği gibi, onlar da güneşin batmasına müştak olurlar.”
-“Onları gece bürüyüp örttüğü, karanlıklara karıştığı, yatakların serildiği ve her seven sevdiği ile baş başa kaldığı zaman, benim için divane dururlar. Yüzlerini bana çevirirler benim kelamımla bana münacat ederler.”
-“Benim ni’metlerime şükrederek bana boyun eğerler. Kimi feryat eder, kimi ağlar, kimi Ah-u zar eder, kimi şikayetçi olur.”
-“Kimisi ayakta, kimi oturmuş, kimi rükuda, kimi secde de benim için meşakkatlara katlanmaları nazarımdan kaçmaz.”
-“Beni sevdiklerinden, bana ettikleri şikayetlerden haberdarım onlara ilk önce verdiklerim üç tür:”
1-Onların kalbine kendi nurumdan veririm. Benim onlardan haberdar olduğum gibi onlar da benden haberdar olurlar.”
2-Gökler ve yerin içinde ne varsa hepsi onların sevap defterlerinde bulunsa, bunları onlar için az görürüm.”
3-Onlara teveccüh ederim. Ben kime teveccüh edersem, ona ne vereceğimi hiç bir kimse bilemez.”
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah’u teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri geceleri yatmayıp zikirle geçiren sevgili kullarının yüzü suyu hürmetine affeylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
İhlas
22 Nisan 2008Sera’mdan yetiştirdiğim bir GÜL (Nusaybin)
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem);
-”Allah’u teala hazretleri Buyuruyor ki: İhlas benim sırlarımdan bir sırdır. Onu sevdiğim kulun kalbine yerleştiririm.”buyurdu.
Muaz bin cebel (r.a.) buyurdu ki:
-”İhlas ile amel et, az de olsa yetişir.”
Ma’ruf-i Kerhi (r.a.) kendini kamçı ile döver
Ve;
-”Ey nefsim, İhlas üzere ol, kurtulursun” derdi.
Ebu Süleyman (r.a.) diyor ki;
-”Ömründe bir adım ihlasla atmış olana müjdeler olsun. Çünkü onunla Allah’u teala den başkasını istememiştir.”
Büyükler den birini ru’yada gördüler.
-“Allahu teala sana ne yaptı.” diye sordular.
Buyurdu ki:
-”Onun için yaptığım şeyi sevab defterinde gördüm, hata yoldan kaldırdığım bir nar tanesi bile. Külahimda bulunan bir ipek telini günah kefesinde gördüm. Yüz altın kiymetinde merkebim ölmüşti, onu sevab kefesinde görmedim. Halbu ki evimde ölen kediyi sevab kefesinde görmüştüm.”
Allah’u teala’ya.
-”Ya Rabbi, kediyi sevap kefesinde görüyorum de merkebi görmiyorum”dedim.
–“O gönderdiğin yerdedir diye bir ses geldi.
-“Ölünce, Allah’ın la’netine git,” dedin.
-”Allah yolunda deseydin o nu da bulurdun.”
-”Allah’u teâlâ (c.c.) için sadaka vermiştim. Fakat insanlar görmüşlerdi. İnsanların görmesine sevinmiştim. Onu ne lehimde nede aleyhimde gördüm.”
Biri anlatır :
-“Allah yolunda denizde harbe gitmiştim, bir arkadaşim bir heybe satiyordu.
-“Alayım işime yarar, filan şehirde satıp biraz para kazanırım.” dedim.
O gece ru’yamda gördüm ki:
-“Gökten iki kimse indi. Biri diyerine, gazilerin ismini yaz; ve yine yaz ki, filan kimse görmek için, filan kimse ticaret için, filan kimse gösteriş için, desinler diye harbe gitmiştir.
Sonra bana baktı ve filan kimse ticaret için gelmiştir yaz” dedi.
Dedim ki:
-“Allah Allah …Benim halime bir bakın : Ticaret yapacak bir şeyim yoktur. Ben Allah rızası için gelmiştim.”
-“Ey şeyh, O heybeyi kar için satın almadın mı?”dedi
Bunu duyunca ağladım ve;
-“ Ben kattiyen tüccar değilim,” dedim.
Diğer Meleğe;
-”Allah yolunda harbe gelmiştir. Yolda kâr etmek için bir heybe satın almıştır. yaz, Allah’u Teala (c.c.) o nun hakkında nasıl dilerse öyle hüküm etsin”dedi.
Bunun için demişlerdir ki ihlasla geçen bir saat, ebedi kurtuluşur. İhlas çok aziz dir
Demişlerdir ki:
-”İlim tohumdur,”
-”Amel bitkidir,”
-”İhlas ise onun suyudur…””
Ebu Hamıd Muhammed bin Muhammed ĞAZALİ (Kimya-yi saadet)
Allahu teâlâ hazretleri (c.c.) bizlerin ve sizlerin Amellerini tam bir İHLAS la kabul eylesin. AMİN
Fuad Yusufoğlu