‘zühd’ olarak etiketlenmiş yazılar

dsc08374-8374b-o-r-r-r-r.JPG

Çağ-Çağ deresi -BOR- (Nusaybin)

İmamı şibli (Allah rahmet etsin) der ki:

-“İlk günlerimde, uyku bastığında gözüme tuz sürerdim. Durum daha ağırlaşınca sürmeliği kızartır gözüme sürerdim.”

İbrahim Hakim-i (r.a.) şöyle dediği rivayet edilir.

-“Babamı uyku bastığı zaman denize girer yüzerdi. Denizdeki balıklar da etrafında toplanıp onunla birlikte yüzerdi.”

Vehb İbni Münebbeh (r.a.) in Allah’a gece uykusunu kendinden kaldırması için dua ettiği ve kendisine kırk gün uyku gelmediği söylenir.

Hasan El Halac (r.a.) ise, topuğundan dizine kadar kendine on üç paranga vurup öylece her gün bin rekat namaz kılardı .

Cüneyd Bağdadi (k.s.) ise ilk günlerinde, çarşıya gelir dükkanını açar, içeri girip perdesini çekerek, dört yüz rek’at namaz kılar, sonra evine dönerdi.

Habeşi bin Davud (k.s.) kırk sene yatsı abdestiyle kuşluk namazını kılmıştır.

Müslüman;

Daima temiz ve abdestli olmalıdır. Her abdesti bozulduğunda abdest almalı ve iki rek’at namaz kılmalı. Her oturduğu yerde kıbleye karşı oturmaya gayret etmeli.
Kendisinin Resulüllah (a.s.v.) ın huzurunda oturduğunu, imkanı dahilinde düşünmeli, kendini murakabe altına almalı.Ta ki, işinde ve haraketlerinde sükunet ve vakâr bulunup, Resulüllah (a.s.v.)ın sünnetine muhalif harakette bulunmasın.

Mu’min;

Eza ve cefaya tahammül göstermeli, kötülüğe, kötülükle mukabele etmemeli. Kötülük yapanların ıslahı ve bağışlanması için Allah (c.c.) a yalvarmalı.

Nefsi ve ameli ile kendini beğenmemeğe düşmemeli. Çünkü ucüp şeytanın sıfatındandır. Kendini daima hakir görmeli.

Salih kimseleri ise hürmet ve ihtiramla karşılamalı. Salih olan kimselere hürmet etmeyi bilmeyen kimseye, Allah (c.c.) onların sohbetini haram kılar. Kim ibadet ve taatın büyüklüğü ve muhteremliğini bilmezse, Allah (c.c.) onun kalbinden ibadet ve tâat zevkini alır.

Fudayl bin iyad (k.s.) a sorulur ve denir ki:

-“Ey ebu Ali, kişi ne zaman salih olur?”

Fudayl (r.a.) şu cevabı verir:

-“Niyetinde nasihat, kalbinde korku, dilinde doğruluk, azalarında amel-i salıh bulunduğu zaman.”

Allah-u Teala (c.c.) Mi’raç ‘ta Resülu Ekrem (Sallallahu aleyhi vesselam) efendimize şöyle buyurur:

-“Ey Muhammed (a.s.) eğer insanların en fazla ver’a sahibi olanı olmak istersen, dünyada zahid, ahiret için de rağbetli ol.”

Resulü Ekrem (Sallallahu aleyhi vesselam) der ki:

-“Ey Allah’ım, dünyada nasıl zahid olayım?”

Cenabi hak (c.c.) buyurur:

-“Dünyada yiyeceğin, içeceğin ve giyeceğin kadarını al, gerisini terk et.Yarın için hiçbir şey sağlama. Benim zikrime devam et.”

Resulüllah (Selallahu aleyhi vesselam) buyurur:

-“Ey Rabbım, ben senin zikrine nasıl devam edeyim?”

Allah(c.c.) buyurur:

-“İnsanlarda uzaklaş, yalnız uzlette yaşa. Uykunu namazla geçir. Yemeğin açlık olsun.”

Resulüllah (a.s.v.) buyuruyor:

-“Dünyada zühd, kalbi ve bedeni rahatlaştırır. Dünya yı sevmek ve ona rağbet etmek de GAM VE KEDERİ ÇOĞALTIR. Dünya sevgisi her hatanın başıdır. Her hayır ve taatın başı ise dünyadan yüz çevirmek zühdü takvadır.”

Kalblerin Keşfi (İmam-ı Ğazali)

Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Dünya ya rağbet etmeyen ahreti için Daha çok çalışıp Say eden kullarından eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

dsc00011-cag-cag-baraji-fuadyusufoglu.JPG

Çağ-çağ barajı (Nusaybin)

Musa Aleyhisselam’ın, kendisine alışmış bir arkadaşı vardı. Bir gün arkadaşı Musa Aleyhisselam’a şöyle der:

-“Ey Musa (a.s.) Allah (c.c.) dua et, bana kendisini tam manasiyle bildirsin.”

Musa (a.s.), Allah (c.c.) a dua eder. Musa (a.s.) ın duası kabul olur. Bu bir arkadaşını vahşi hayvanlar içinde bulur ve hemen arkadaşını kaybeder. Bunun üzerine şöyle niyazda bulunur,

Musa Aleyhis selama:

-“Ey RABBIM, Kardeşim, kendisine alıştığım arkadaşım. Ben o onu kayıbettim”

Musa Aleyhisselam’a Allah (c.c.) tarafından şöyle nida gelir:

-“Ey Musa, Beni tam bilen kimse insanların arasına asla katılmaz.”

Haberlerde Şöyle varid olmuştur:

İsa (a.s.) ile Yahya (a.s.) her ne zaman çarşıya çıksalar, kendilerine bir kadın sataşırdı. Bir gün aynı hal vuku bulunca,Yahya (a.s.) şöyle der:

-“Allah (c.c.) a yemin ederim ki, o kadının sataşmasını his etmedim.”

Bunun üzerine İsa (a.s.) sorar:

-“Sübhanallah, vucudun benimledir. Fakat kalbin nerededir.”

Bu soruyu Yahya (a.s.) şöyle cevablandırır:

-“Ey teyzezadem, eğer kalbim bir lahza olsun Allah (c.c.) ın gayrina mutmain olsa, ben Allah (c.c.)ı tam bilmedim zanederim.”

Denilir ki;

Allah (c.c.) ı tam bilmenin doğruluğu, dünyadan tam uzaklaşmak.Yalnız Allah (c.c.) ile olmak ve Allah(c.c.) ın nurunu gördüğü zaman bayılacak şekilde muhabbet şarabından sarhoş olmakla olur.

Mükaşefetti-ül Kulub (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri: Allah (c.c.) ı Tam bilen,Kavrayan ve idrak eden kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc08238-girnavas-cin-tepesi-nusaybin.JPG

Girnavas şelalesi (Nusaybin)

Allah’u Teala (c.c.) buyuruyor ki:

-“De ki ‘Allah’a ve peygambere iman edin’ Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz ki, Allah da o imansızları sevmez.”Ali-İmran 3/32

Yani: Allah (c.c.), kendisine ve peygamberine itaat etmekten, yüz çeviren imansızleri afvetmez. Onların tövbelerini kabul etmez.

Küfreden ve kibirlenmesinden dolayı Şeytan (Aleyhill’anet)ı afvetmediği gibi. Adem (a.s.) ı afvedip tövbesini kabul buyurdu.

Çünkü:

Adem (a.s.) günahını itiraf etmiş, pişman olup kendini kötülemişti. Adem (a.s.) ın işlediği şey her ne kadar hakkıkatta günah değilse de;

-“Çünkü Peygamberler ma’sumdurlar, onlardan günah asla sudur etmez. Doğru olan görüşe göre Peygamberler ne nübüvetten önce ve ne de nübüvvetten sonra günah işlemezler. Fakat görünürde günah suretinde olur.

Bunun için Adem (a.s.) ve Havva (r.a.) beraberce şöyle dua ettiler:

(Adem ile Havva) dediler ki:

-“Ey Rabbımız, kendimize yazık ettik. Eğer bizi bağışlamaz, bizi esirgemezsen her halde zarara uğrayanlardan olacağız.”El-A’raf-7/23

Adem (a.s.) günahına pişman oldu. Sur’atle tevbe etti. Allah-u Teala’nın:

-“Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin” Ez-Zümer-39/53 buyurduğu gibi Allah (c.c.) ın rahmetinden ümidini kesmedi.

Şeytan (aleyhill’anet) ise, günahını itiraf edip, Pişman olmadı. Kendi nefsini kötülemedi ve Allah (c.c.) ın rahmetinden ümidini kesti. Kibirlendi, sur’atla tevbe etmedi.

İBLİS gibi hakaret edenin tevbesi kabul olunmaz. Kimin halı Adem (a.s.) ın halı gibi olursa onun tevbesi kabul olur. Çünkü Şehevi isteklerinden ileri gelen her günahın tevbesi kabul olunması ümid edilir.

Kibiren ileri gelen her günahın tevbesi ise kabul olunması ümid edilmez. Adem (a.s.) günahı şehevi arzu ve isteklerden ileri gelmiştir. Şeytanın günahı ise KİBİRDEN ileri gelmiştir.

Rivayet edilir ki, İblis Musa (a.s.) gelerek şöyle der:

-“Allah (c.c.) seni seçerek Peygamber yaptı ve seninle konuştu.”

Musa (a.s.):

-“Evet, ne istiyorsun, ey kişi ve sen kimsin?”

Şeytan (Aleyhil’lanet):

-“Ey Musa (a.s.) Rabbına ‘Yarattıklarından birisi sana tövbe etmek istiyor ‘ diye söyle”

Bunun üzerine Allah (c.c.) Musa (a.s.) a vahy eder ve şöyle buyurur:

-“Ey Musa Ona ‘ben dilediğini kabul ettim’de. Ey Musa (a.s.) Adem (a.s.) kabrina secde etmesini emret. Eğer onun kabrina secde ederse ben onun tevbesini kabul eder, onu bağışlarım”

Allah (c.c.) ın bu emrini Musa Aleyhisselam şeytan (Aleyhil’lanet) a bildirir.

FAKAT

Şeytan (aleyhil’lanet ) öfkelenerek kibirlenir ve Musa (a.s.) şöyle der:

-“Ey Musa: ben ona cennete secde etmedim. O diri iken secde etmedim, Ölü olduğu halde ben ona nasıl secde ederim.”

Rivayet edilir ki;

Cehennemde şeytanın azabı şiddetlenince ona şöyle denir:

-“Allah (c.c.) ın azabını nasıl buldun?”

Şeytan (Alayhil’lanet):

-“Çok şiddetli “der.

Kendisine denilir:

-“Adem (Aleyhisselam) cennet bahçelerindedir. Ona secde et,Ta ki bağışlanasın.”

Şeytan Adem (a.s.) a secde etmekten kaçınır. Bunun üzerine cehennem ehlinin çektiği azabın yetmiş bin kat fazlası kadar ona azap verilip azabı şiddetlidir.

Şöyle bir hadis rivayet edilir:

-“Allah (c.c.) her yüz bin senede bir şeytanı cehenemden çıkarır. Adem (a.s.) ı da cennetten çıkarır. Şeytan (Aleyhil’lanet) a: Adem (a.s.) a Secde etmesini emreder. Şeytan Adem (a.s.) secde etmekten kaçınır. Etmez. Bunun üzerine Allah(c.c.) onu tekrar cehenneme sokar.

Ey Kardeşlerim:

Şeytanın şerinden kurtulmak isterseniz Allah (c.c.) a sığının ve O’ndan yardım taleb edin.

Kiyamet olduğu zaman, ateşten bir kürsü yapılır. Şeytan (aleyhil’lanet) kürsünün üzerine oturur. Şeytanlar ve bütün kafirler etrafında toplanırlar. Eşşeğin anırması gibi sesi olan şeytan (Aleyhil’lanet) şöyle der:

-“Ey cehennem halkı bugün Rabinızın Va’dını nasıl buldunuz?

Topluluk:

-“Hak ve gerçek “derler.

Sonra iblis:

-“İşte bugün rahmetten ümidimi kestiğim gündür” der.

Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah’u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Şeytan( Aleyhil’lanet) Şerrinden MUHAFEZE eylesin. AMİN….

Fuad Yusufoğlu

Fakr ve zühd

14 Temmuz 2008

dsc02199-fuadyusufoglu.JPG

Girnavas Mevki-i (Nusaybin)

Din yolunun esasi, müslümanlık unvanında söylediğimiz gibi dört asıl üzeredir:

Nefs,
Allah-u Teala (c.c.):
Dünya:
Ahiret:

Bu dört şeyin ikisinden kaçılarak diğer ikisi aranır. Nefisten yüz çevirerek Allah-u Tela (c.c.), dünyadan yüz çevirerek de ahiret aranır.

Sabır, korku ve tövbe hepsi bunun makamlarıdır.

Dünya sevgisi helake götürücüdür. Bundan kurtulmanın ilacinı anlatmıştık.

Dünyayı sevmemek, dünyadan kesilmek ise münciyet kısmındadır.

Şimdi bunu anlatacağız.

Bu da fakr ve zühd den ibarettir. O halde önce faziletini ve hakikatini anlatalım.

Fakrın ve zühdün hakikati:

Fakir;

Kendisine lazım olan şey, yanında ve elinde olmayana denir. İnsanın en önce kendi varlığına ihtiyacı vardır. Sonra devamlılığına, sonra gıdasına, malına ve daha bir çok şeylere ihtiyacı vardır.

Halbuki bunlardan hiç biri onun elinde değildir. O bütün bunlara muhtaçtır.

Gani (Zengin):

Başkasına ihtiyacı olmayandır. Bu da Allah-u Teala (c.c.) dan başkası değildir. O’n dan başka insan, cin. Melek, şeytan ve yaratılanların hepsinin varlığı ve varlıkta durması kendilerinden değildir. O halde aslında hepsi fakirdir.

Bunun için Allah-u Teâla(c.c.):

-“İhtiyaçsız olan Allah’tır, siz hepiniz fakirsınız.” Buyurdu. Muhammed Sure’si Ayet 38.

İsa (Aleyhis selam) fakiri böyle tarıf eyledi ve:

-“Ben amellerimin rehiniyim. Amellerimin, işlerimin anahtarı başkasının elindedir. Bende daha fakir olan kim vardır.” Buyurdu.

Biz mal para bakımından fakiri anlatacağız. İnsanın muhtaç olduğu binlerce şeyden dolayı fakir adedildiklerinden biri olan malı beyan edeceğiz.

O halde, insanın elinde mal bulunmamasına, ya istiyerek ondan el çekmesi, yahut elde edilmemesi sebebiyledir. Elini çekmişse, Zühd denir. Elde edemiyorsa, fakir denir.

Fakirin üç halı vardır:

Birincisi;

Malı olmaması fakat elinden geldiği kadar istemesidir. Buna Haris fakir denir.

İkincisi:

Ne ister, ne de verilince red eder. Verilirse alır, vermezlerse kanaat eder. Buna kanaat sahibi fakir denir.

Üçüncüsü:

İstemez ve verirlerse de almaz. Almayı kötü görür. Buna zahid derler.

Biz önce fakirin, sonra zühdün faziletini bildireceğiz. Çünkü insan mala haris olsa da, malın bulunmaması da bir fazilettir.

Fakirliğin Fazileti:
Devam edecek……

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri dünyaya Haris olmayan kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc06110-fuadyusufoglu-kasyane.JPG

Kasyane (Nusaybin)

Buzu olan, sıcak havada susayınca, suyu onunla soğutup içmeyi çok sever. Bir kimse gelir ve altuna karşılık bu buzu almak ister. Altunun sevgisi soğuk su isteğini giderir.

Der ki;

-“Bu gün ılık su içeyim ve sabredeyim. Bu altunu ise hayatım boyunca yanımda kalır. Bunun yanımda kalması, eriyip su olan ve en çok yanımda bir gece kalan buzdan daha iyidir.

Altunu isteyip buzu istememesi, daha kıymetliyi istemek olup buna
zühd denir.

AÇIKLAMA;

Büyükler buyurmuşlardır;

-”Zühd” arağça harfleriyle ‘zeyn’- ‘h’-'d’ üç harften oluşmüştur.”

‘Zeyn’ yanı “z”=  (Terk-üz ziyneti) Ziynetin terki,”

‘h’= (Terkül Heva-i) Heva’nın terki,

‘d’ = (Terk-üd dünya) dünyanın terki, anlamına gelir.

Diğer bir rivayete göre;

-”‘zeyn yanı “z”= (Zade lil Mi’adi)= Ahiret (Kıyamet) için hazırlık yapmak

‘h’=(Hidayet-ül li din’ni) Dinde hidayet,

‘d’=( Devamün â’l a taâti) Salih amellerin devamlılığı anlamına gelir.)

Arifin dünyadaki halı de böyledir. Dünyanın geçici olduğunu, devamlı geçmekte olduğunu ve ölüm zamanının gelmekte olduğunu görür.

Ahiret ise, saf ve devamlı görüp ancak dünyayı terk etmekle ona kavuşacağını, onu elde edeceğini bilir.

Onun gözünde dünya aşağı görünür ve daha kiymetli olan ahirete kavuşmak için ondan el çeker. Bu hale zühd denir.

Bir şartla ki;

Bu zühd dünyada mübah olan şey’lerde olur. Haramlardan kaçmak zaten farzdır. Bu zühd varlıklı kimse için olmalıdır. Dünyalığı olmayan zühde kavuşamaz, ancak verilen bir şeyi almamakla kavuşabilir. Bu ise tecrübe etmeyince anlaşılamaz.

Çünkü;
Dünyalık elde edilince nefis bir başka şekil alabilir, ve eski halından dönebilir.

Diğer bir şart da, malı saklamayıp vermek, mevki ve makamı terk etmektir. Çünkü mutlak zahid, bütün dünya lezzetlerinden geçmiş, ahiret lezzeti isteyen kimsedir. Bu bir alışveriştir. Fakat bunda çok kar vardır.

Nitekim:

Allah-u Teala (c.c.) buyuruyor ki;

-“Allah cennete karşılık mü’minlerden beden ve mal alır.” Ve yine buyurdu: -“Bu alışveriş size mubarek olsun. Sevininiz ki, bunda çok kazançlısınız.”Tevbe suresi Ayet 111

Bir kimse Abdullah İbn Mubarek (r.a.) e:

-“Ya zahid.”Dedi.

Abdullah İbn Mubarek (r.a.) buyurdu ki:

-“Zahid Ömer ibn Abdulaziz (r.a.) dır. Çünkü dünya malı onun elindedir. Bununla beraber zühd üzeredir. Benim zaten bir şey’im yoktur. Bana zahid demek nasıl doğru olabilir?

İbni Ebi Leyli, İbn Şebreme’ye:

-“Şu Ebu hanifeyi görür müsün? Bu dokamacı oğlu neye fevte versek tersini söyliyor.”

İbni şebreme (r.a.):

-“Bilmiyorum ki, dokumacı oğlu mudur, yoksa başka bir şey midir? Şu kadar biliyorum ki; Dünya yüzünü ona döndü, o ise ondan kaçıyor. Dünya yüzünü bizden çevirdi, biz ise onu arıyoruz.”Dedi.

Buzu altuna satmak her akıllının anlayabileceği kıymetli bir sermaye teşkil eder. Ahirete göre dünya altunun yanındaki buzdan daha aşağıdır. Fakat insanlar üç sebeble bunu görmüyorlar.

Birincisi: İman zayıflığı.

İkincisi: Bulundukları hale, şehvet ve arzularına esir olmaları.

Üçüncüsü:Tehir etmek ve sonra yaparım demeleridir.

Buna da sebep; bulunduğu halde şehvet ve arzularına esir olması, bunlardan kurtulamaması ve va’d edilen için elindekini vermeyi unutmasıdır.

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri BUZU Alltunla değiştirip, bu geçici dünya sevgisine kanmayan kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Zühd’ün fazileti

14 Temmuz 2008

dsc08860-fuadyusufoglu-girnavas.JPG

Girnavas Mevki-i (Nusaybin)

Dünyanın kötülüğü, alçaklığı hakkındeki söylediklerimiz buna delildir. Fakat dünya sevgisi helake, düşmanlığı ise saadete götürür. Şimdi Dünyayı sevmemek hakkında bildirilen haberleri anlatalım.

Zühdün en muazzam övülüşü, Kur’an-i kerimde ilim sahiplerine izafe edilmesidir.

Karun gayet şaşaalı bir şekilde maiyetiyle sokağa çıktığı zaman herkes,

-“Keşke onun yerinde olaydık.” Derdi.

-“İlim sahibi olanlar ahiret sevabı bundan iyidir dediler.” Kasas Suresi Ayet 80.

Bunun için demişlerdir ki, dünyada kırk gün zahid olanın kalbine hikmet çeşmesi açılır.

Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve selem) buyurdu:

-“Allah-u Teâla (c.c.) nın seni sevmesini istiyorsan, dünyada zahid ol.”

Haris’e (Radiyallahu anh) Resulullah(a.s.v.) a:

-“Ben hak mü’minim.” Dediği zaman

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem):

-“Bunun alameti nedir?” buyurdu.

Haris’e (r.a.) cevabında:

-“Nefsim öyle zahid’dir ki, altun ve taş bana göre aynıdır. Sanki cennet ve cehenneme bakıyorum.” Dedi.

Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve selem):

-“İyi muhafaze et, lazım olanı buldun.”Buyurdu.

Sonra (a.s.v.):

-“Bu kalbini Allah-u Tela(c.c.) nın nurlandırdığı bir kalbdır.”buyurdu.

-“Allah-u Teala (c.c.) hidayet vermek istediği kimsenin sinesini İslam için ferah ve geniş eyler.” En’am Suresi Ayet 125 Ayeti kerime geldiği zaman:

-“Ya Resulullah (a.s.v.), bu ferahlık ve genişlik nedir? “ dediler.

Resulullah (a.s.v.) buyurdu ki:

-“Öyle bir nurdur ki, kalbe düşer ve sine onunla ferah ve geniş olur.”
-“Bunun alameti nedir?” dediklerinde:

Resulüllah (a.s.v.):

-“Kalb bu yalancı ve aldatıcı dünyadan kaçar, yüzünü ebedi olan aleme çevirir ve ölmeden evvel ölüm hazırlığı yapar.”Buyurdu.

Resulüllah (a.s.v.) yine buyurdu:

-“Allah-u Teâla (c.c.) dan gerektiği şekilde utanınız.”

-“Utanmıyor muyuz? “dediklerinde.

Resulullah (a.s.v.):

-“Peki, yiyemiyeceğiniz kadar mal niçin toplıyorsunuz? Ve niçin onda oturamıyacağınız binalar yapıyorsunuz?” buyurdu.

Resulüllah (a.s.v.) buyurdu:

-“Allah-u Teeala (c.c.) nın sizi sevmesini istiyoranız, dünyadan el çekiniz.”

Ömer (Radiyallahu anh) buyurdu ki:

-“Dünyada zühd hem kalp, hem beden rahatlığıdır.”

İbni Mes’ud (r.a.) buyuruyor ki;

-“Zahidin iki rekat namazı, müctehidlerin ömrünün sonuna kadar olan ibadetlerinden faziletlidir.”

Sehli Tüsteri (r.a.) buyuruyor ki;

-“Amelin ihlas’la olması dört şeyden korkmadığın zaman mümkündür. Açlık’tan, çıplaklıktan, fakirlikten ve hakirlikten.”

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri İhlasla ibadet eden kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc08328-fuadyusufoglu-girnavas.JPG

Girnavas Şelalesi (Nusaybin)

Şibli (r.a.), Süfyan-i Servi (r.a.) nın yanına geldi. Kendisini murakabeye oturmuş, sesiz, haraketsiz bir halde gördü. Vucudunun bir kılı bile kımıldamıyordu.

Şibli (r.a.):

-“Bu güzel murakabeyi kimden öğrendin?” dedi.

Süfyan-i Servi (r.a.):

-“Kediden öğrendim. Onu bir fare deliğinin ağzında, benim bu halimden daha haraketsız avını kollarken gördüm.”dedi.

Amellerden sonra yapılacak muhasebedir. Her gün yatarken, o gün yaptığı işler için nefsi hesaba çekmeli, Sermayeyi kardan ve zarardan ayırmalıdır.

Sermaye farzlardır. Kar da sünnettir ve nafilelerdir. Ziyan ise günahlardır. İnsan ortağına aldanmamak için onunla hesaplaştığı gibi, nefse karşı daha uyanık davranmak lazımdır.

Fakat insanlar, kendilerini hesaba çekmiyorlar. Eğer her gün günah işlediğinde odasına bir taş koysa, kısa zamanda dolardı.

Eğer omuzlarımızdaki katib melekler, her günahı yazmak için ücret isteselerdi, malımızın hepsini vermemiz lazım gelirdi.

Fakat Gaflet ile, çeşitli düşünceler ile bir kaç subhanallah desek, tesbihi alır, sayarız ve yüz kere söyledik deriz de her gün boşuna nice şeyler söyleriz bunları saymayız.

Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâla hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri hesaba çekilmeden önce kendilerini hesaba çeken kullarından eylesin. AMİN…..

Fuad Yusufoğlu

Bore Beşire Mecido Girnavas mevki-i Nuasaybin

Abdullah bin Amr bin Âs (Radiyallah-u Anhu);

Eshab-i Kiramın büyüklerinden Amr bin Âs (r.a.) ın oğlu babasından önce iman etmekle şereflendi.

Adı Abdullah bin Amr bin Âs bin Vail bin Haşim bin Said bin Sehm bin Amr bin Haris bin Ka’b bin Lüey eı-Kureyşidir.

Müslüman olmadan önce adı Âs idi. Peygamberimiz (s.a.v.) Abdullah olarak değiştirdi. Künyesi, Ebû Muhammed vey Ebû Abdurrahman’dır.

Annesi, Râite binti Münebbih bin Haccac bin Âmir bin Huzeyfe bin Sa’d bin Zehm’dir. Hanımı Peygamber Efendimiz (s.a.v.) in amcası oğlu, Abdullah bin Abbas (r.a.) kızı Umre (r.anha) idi. O Salih hanımdan oğlu Muhammed dünyaya geldi.

Abdullah bin Amr bin Âs (r.a.) babası Amr bin Âs (r.a.) dan 12 (oniki) yaş küçüktü. Yaklaşık 100 yaşında iken 65 (M. 684) yılında Şam’da vefat etmiştir.

Vefat tarihi ve yeri hakkında değişik rivayetler bulunup, Mekke, Tâif, Filistin ve Mısır’da da denilmiştir.

Eshab-i Kiram (r.anhüm) arasında büyük âlim, ibadet ve zühdü çok olan bir zatdı. Kur’an-i Kerim’in tamamını ezberleyen hafızlardandı.

Resulullah Efendimiz (s.a.v.) den çok hadis-i rivayet etmiştir. Ömrünün tamamını ibadet yapmakla geçitmiştir.

Gece sabahlara kadar namaz kılar, gündüzleri de oruç tutardı. Kur’an-i Kerim’i, çok okurdu. Hatta o kadar ki, geceleri lambayı söndürür, daima ağlardı. Ağlamaktan gözleri hastalanmış, ömrünün sonuna doğru görmez olmuştu.

Annesi, Abdullah bin Amr bin Âs (r.a.) için göz ilacı ve sürme yapar, o’na verirdi.

Abdullah bin Amr bin Âs (r.a.), Bedir ve Uhud harbinden başka bütün harplerde Hazret-i Peygamberimiz (s.a.v.) in yanında bulunmuştur.

İlk iki harbe, yaşının küçük olması sebebiyle katılmadı. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında bir çok gazâlara ve seriyyelere süvari olarak katıldı.

Son derece cömert olduğundan eline geçen her şeyi, hemen dağıtır ve herkesi memnun ederdi.

Katıldığı harplar hakkında, açıklayıcı geniş bilgi bulunmamakla beraber, bir çok Hadis-i Şerif’te, onun harbe katılacak askerleri ta’lim ile harbe hazırlamak gibi mühim vazifeleri ifâ ettiği anlaşılmaktadır.

Devam Edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Amr bin Âs (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Bore Beşire Mecido (Girnavas mevki-i) Nusaybin

Ebû Zer Ğıfâri (Radiyallah-u anh)- 8

Ebû Zer Ğıfarı (r.a.), dünyaya hiç değer vermezdi. Son derece kanaatkar, fakir ve yalnız yaşardı.

Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) ona; “Mesih-ül-İslâm” lakabını vermişti.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) e tam bağlanıp, O’nun sevip, beğendiğini seven, Onun sevmediğini ve beğenmediğini sevmeyen Ebû Zer (r.a.) Resulullah (s.a.v.) ın vefatında da yanında bulunmuştur.

Peygamberimiz (s.a.v..) in vefatından sonra da bir köşeye çekilip, son derece mahzun ve yalnız yaşadı. Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) in halifeliği devrinde de böyle yaşayıp, O’nun vefatından sonra Şam’a gitti. Oraya yerleşti. Hazret-i Osman (r.a.) halifeliğine kadar orada kaldı.

Sonra Medine-i Münevvere’ye geldi.

Şam halkına din bilgilerini öğretmekle meşgül oldu. Şüphelilerden ve haramlardan son derece sakınırdı. Evinde bir günlük nafakasından fazlasını bulundurmaz, hep fakirlere dağıtırdı.

Hatta Şam’da bulundukları sırada bir gün Şam valisi tecrübe etmek için onbin dirhem altın göndermişti. Ebû Zer hazretleri (r.a.) altınları hemen fakirlere dağıttı. Yanında tek altın bile saklamadı.

Ertesi gün Vali’nin hizmetçisi gelip,

-“Aman efendim, dün sana getirdiğim altınlar meğerse başkasına gidecekmiş. Yanlışlıkla sana getirmişim.” Deyince

Ebû Zer (r.a.);

-“Oğlum onları fakirlere dağıttım. Sen vali’den iki üç gün mühlert iste, ben bu parayı hazırlarım, iâde ederiz.” Dedi.

VALİ’NIN ADAMI DURUMU VALİ’YE ANLATTI. Vali Ebû Zer (r.a.) in doğru sözlü olduğunu anladı.

Fakat oranın zenginleri Ebû Zer (r.a.) in bu durumunu beğenmediler. Oradan gitmesi için Hazret-i Osman (r.a.) a mektup ile bildirdiler.

Böylece Medine-i Münevvere’ye davet edildi.

Hazret-i Osman (r.a.), Şam halkının kendisinden şikayet sebebini sordu. Ebû Zer (r.a.) de hadiseyi olduğu gibi anlattı.

Bunun üzerine Hazret-i Osman (r.a.);

Devam Edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Zer Ğıfâri (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Aşke keşe (Baverne yolu) Nusaybin

Ebû Zer Ğıfâri (Radiyallah-u anh)- 9

Bunun üzerine Hazret-i Osman (r.a.);

-“Yâ Ebû Zer (r.a.), halkı zühd yoluna zorla sokmak imkansızdır. Benim vazifem, onlar arasında Hak Teâlâ hazretleri’nin emriyle hükmetmek ve onları çalışma, iktisat tarafına teşvik eylemektir.” Buyurdu.

Sonra Ebû Zer (r.a.) hazret-i Osman (r.a.) a

-“Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bana;

-“Binalar Sel dağı’na ulaştığı zaman, sen Medine’den ayrıl.” Diye emretmişlerdi. İzin verirseniz, ben Medine’den gideyim.” Dedi.

Hazret-i Osman (r.a.) müsaade buyurdular ve bir deve sürüsü ile iki köle verdiler. Yetecek miktarda yiyecek ve hadiyeler ile Medine-i Münavvere yakınlarındaki ‘Rebeze’ adındaki yere gitmesini söylediler.

Ailesi de Şam’dan buraya gönderildi. Ebû Zer Ğıfari (r.a.) buraya bir mescit yaptırdı. Vefat edinceye kadar, gelenlere İslâm dinini öğretti. Hadis-i Şerifler rivayet eyledi. Kalan ömrünü burada geçirdi ve orada da vefat etti.

Vefatı pek garip oldu.

Hanımı ona bir elbise aradığında

Ebû Zer (r.a.);

-“Bana elbise deği kefen lazımdır, deyip Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ın kendisine nasıl vefat edeceğini söylediğini bildirdi.”

-“İYİ BİR HABER VAR, YAKINDA RESULULLAH (Sallallahu aleyhi ve sellem) A KAVUŞACAĞIM.

Ve;

-“Ey ölüm çabuk gel ruhum Rabbime kavuşmak sevgisiyle çırpınıyor.” Dedi.

Hasta olduğu bir gün, kızı veya hanımına dönüp;

-“Dışarıdan gelen olup olmadığını” sordu.

Dışarı çıkıp baktıklarında bir şey görünmediğini bildirdiler.

Bunun üzerine;

-“Vefat zamanın henüz gelmedi. Şimdi siz bir koyun kesip hazırlayın. Cenazemde Salih bir topluluk bulunacak. Onlara ikram edersiniz. Yemeği yemeden gitmelerini benim tenbih ettiğimi söylersiniz.” Buyurdu.

Arzusu yerine getirildi.

Devam Edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Zer Ğıfâri (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu