Tasavvuf « بسم الله الرحمن الرحيم

Açıklama:
Bu sitedeki yazılardan "TASAVVUF" kategorisine ait olanlarının tümü aşağıdaki alt guruplar altında toplanmıştır. Kırmızı başlıklar o alt gurupların etiketleridir. Altlarında ikişer tane en son yazılar bulunmaktadır. Bir etiket altındaki yazıların tümü için kırmızı başlıklara tıklamalısınız.

» Takva

Ammar bin Yâser (Radiyallah-u anh)- 4

Revda-i Muttahhara (Medine-i Münevvere)

Ammar bin Yâser (Radiyallah-u anh)- 4

İbn-i Abbas’ın rivâyetine göre “Hiç (evvelce) küfürlü ölü olup, (sonra) kendisini hidâyetle dirilttiğimiz ve ona insanlar arasında da bir nûr (imân) verdiğimiz kimse; karanlıklar içinde (küfürde) kalmış olan ve ondan bir türlü çıkamayan kimse gibi olur mu?” âyet-i celîlesinde karşılaştırılan iki kişiden ilki Ammâr bin Yâser, ikincisi, Ebû Cehl’dir.

 Hz. Ammâr’ın faziletleri çoktur. Hakkında hadîs-i şerîfler vardır.

 “Ammâr’a düşman olana Allahü teâlâ düşman olur. O’na buğz edene, Allahü teâlâ buğz eder.”

 “Cennet; Ali, Ammâr, Selmân ve Bilâl’i şiddetle arzu etmektedir.”

 “Her Peygamberin seçkin yardımcı ve yakınları yedidir. Benimki ondörttür. Bunlar: Hamza, Ca’fer, Ebû Bekir, Ömer, Ali, Hasan, Hüseyin, Abdullah bin Mes’ûd, Selmâan, Ammâr, Ebû Zer, Huzeyfe, Mikdâd ve Bilâl’dir.”

 Resûl-i Ekrem efendimizden 62 hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Sahih-i Buhârî ve Müslim’de 7 hadîsi vardır.

Ammâr bin Yaver’in bilinen çocukları Muhammed bin Ammâr ile Ümmü’l-Hakem adında bir kızıdır. Oğlu Muhammed bin Ammâr bin Yâser, hadîs ilminde sika (güvenilir sağlam) sayılmaktadır.

 KAYNAKLAR

1) Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-3, sh-246

2) Eshâb-ı Kirâm sh-312

3) Sîret-i İbn-i Hişâm cild-1, sh-343

4) Ensâb-ül-eşrâf cild-1, sh-156

5) Müsned-i Ahmed bin Hanbel, cild-1, sh-9S, 123, 125, 404       

Cild 1

Sh;224-226

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ammar bin Yâser (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Ebû Zer Ğıfâri (Radiyallah-u anh)- 16

Sevr mağarası yolu (Mekke)

Ebû Zer Ğıfâri (Radiyallah-u anh)- 16

Ebû Zer hazretleri devam ederek, Peygamber efendimize (s.a.v.) Peygamberler ve onlara gönderilen kitaplar hakkında da suâller sorup aldıktan sonra, Sözüne şöyle devam etmiştir. Yâ Resûlallah bana nasihat et dedim. “Sana Allah’tan korkmayı tavsiye ederim, işin başı budur.” Yâ Resûlallah biraz daha dedim. “Sana Kur’ân-ı kerîmi okumayı tavsiye ederim. O senin için yeryüzünde nur, gökte meleklerin övgüsüdür” buyurdu. Biraz daha dedim. “Çok gülmeyi terk et, çok gülmek kalbi öldürür, yüzün nurunu giderir.” buyurdu. Biraz daha nasihat buyur, Yâ Resûlallah dedim. “Susmayı tercih et sadece hayır söyle, bu şeytanı sSenden uzaklaştırır dîne uymakta sana yardımcı olur.” buyurdu. Biraz daha Yâ Resûlallah dedim. “Cihad et, çünkü cihad ümmetimin zühdüdür.” buyurdu. Biraz daha dedim. “Miskinleri (fakirleri) sev, onlarla bulun.” buyurdu. Biraz daha Yâ Resûlallah dedim. “Kendinden aşağı olanlara bak, senden üstün olanlara bakma, çünkü içinde bulunduğun hal senin için nimettir” buyurdu. Biraz daha Yâ Resûlallah dedim. “Akrabanı ziyâret et, onlar seni ziyâret etmeseler de.” buyurdu. Biraz daha Yâ Resûlallah dedim.“Allahü teâlâya itaat et, kınayanların kınamasına aldırma” buyurdu. Biraz daha nasihat et, Yâ Resûlallah dedim. “Acı da olsa Hakkı söyle” buyurdu. Biraz daha istedim. Sonra da elini göğsüme koydu ve şöyle buyurdu. “Tedbir almak gibi akıllılık yoktur. Haramlardan el çekmek gibi vera yoktur. Güzel ahlâk gibi de soyluluk yoktur.” buyurdu.

KAYNAKLAR

1) Hilyet-ül-evliyâ cild-1, sh-156

2) Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-1, sh-219, cild-2, sh-354.

3) El-A’lâm cild-2, sh-140

4) Tehzîb-üt-tehzîb cild-12, sh-90

5) El-İsâbe cild-4, sh-62

6) El-İstiâb cild-4, sh-61 (İsâbe kenarında)

7) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye sh-1002

8) Eshâb-ı Kirâm sh-331

9) Şezerat-üz-Zeheb cild-2, sh-39

10) Cami’u kerâmât-il evliyâ cild-2, sh-83

11) Tezkiret-ül-Huffâz cild-1, sh-17

12) Kâmûs-ul A’lâm cild-2, sh-716

13) Sahîh-i Buhârî, fedâil-ül-eshâb 11, Menakıb-ul-ensâr 33

14) Sahîh-i Müslim Fedâil-ul-eshâb 132

15) Müsned-i Ahmed bin Hanbel cild-5, sh-155

CİLD 1

288-293

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Zer Ğıfâri (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

» Zikir

Zikrin hakikati- 3

Bor-e Veysike (Nusaybin) Çağ-Çağ nehri

Zikrin hakikati- 3

Fena ve yokluk makamına ulaşmayan, bu haller ve keşiflere kavuşmayan kimseyi zikir kaplarsa, bu da “Kimyay-i Saadet “ olur. Çünkü zikir kaplayınca, muhabbet ateşi o kimseyi istila eder. Hatta öyle olur ki, Allah-u Teâlâ’yı bütün dünyadan ve içinde olanlardan daha çok sever.

Saâdetin aslı, ölümle Allah-u Teâlâ’ya dönerkendir. Allah-u Teâlâ’yı müşâhede lezzetinin kemali, muhabbet niktarıncadır. Mahbubi dünya olanlar, yâni dünyayı sevenler, dünyaya aşık oldukları için ondan ayrılırken üzülür ve yanarlar, Müslümanlık ünvanında bunu anlatmıştık.

Bir kimse çok zikir eder de, sofilerde hasıl olan hallerden bir şey hâsıl olmazsa, ye’se düşmemelidir. Çünkü saâdete kavuşmak yalnız bununla değildir.

Kalb zikir nuru ile süslenince saâdetin en büyüğü ele geçmiş demektir. Bu dünyada görülmezse, öldükten sonra görülür. Kalbi Allah-u Teâlâ ile bulundurmak için, onu daima murakabe etmelidir. Hiç unutmamalıdır.
Çünkü devamlı Allah-u Teâlâ’yı zikretmek, hatırlamak, Allah-u Teâlâ’nın melekûtundaki şaşılacak hâllerin anahtarıdır.

Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem);

-“Cennet bahçelerinde durup seyretmek isteyen, “Allah-u Teâlâ’yı çok zikretmelidir.” (İbn Ebi Şeyba Musannaf. Taberâni)

Kısaca bu anlattıklarımızdan, bütün ibadetlerin özünün “zikir” olduğu anlaşıldı.

Hakiki zikir, bir emir veya yasakla karşılaştığı zaman Allah-u Teâlâ’yı hatırlamaktır. Günah ise elini çekmeli, emir ise, yapmalıdır. Eğer zikri bunu yaptırmiyorsa, hayâldir ve işin aslını anlamamıştır.

Devam edecek…

Kimyay-i saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Dilleri ve kalbleri her zaman zikir’le iştigal eden Salih kullarından eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Zikrin hakikati- 2

İki suyun birleştiği yer (Nusaybin)

Zikrin hakikati- 2

Allah-u teâlâ’nın öyle âlemleri vardır ki, bizim onlardan hiç haberimiz yoktur. Onlar bizim için yok sayılır.

Bizim için var olanlar, haberimiz olan şeylerdir. Bizim bildiğimiz âlemleri bir kimse unutursa, onlar da yok olur.

Kendi benliğini unutursa, o da kendisi için yok olmuş olur. Allahu- Teâlâ’dan başka onunla bir şey kalmasa, onun varlığı Hakla olur.

Şöyle ki;

Baktığın zaman göklerden, yerden ve onlarda bulunanlardan fazlasını görmezsen, âlem bundan fazla değildir, hepsi budur, dersin.

Bu kimse de Allah-u Teâlâ’dan başka bir şey görmezse, her şey O’dur. O’ndan başkası yoktur, der.

Bu makamda bulunmakla, onunla Allah-u Teâlâ arasında (manevi) uzaklık kalkar ve beraberlik hasıl olur. Bu tevhid âleminin ve vahdaniyetin başlangıcıdır.

Ancak ayrılığı bilirse, fark ederse, onu Allah-u Teâlâ’dan uzak eder. O ise bunu anlamaz. Çünk ayrılığı iki şey’i bilen kimse bilir. Kendini ve Allah-u Teâlâ’yı.

Bu ise bu halde iken kendini bilmiyor, birden başka bir şey tanımıyor. Ayrılığı nasıl bilsin?

Bu dereceye ulaşınca melekûtta olanlar ona gösterilmeye başlar. Meleklerin ve Peygamberlerin şekillerini güzel sûretlerde ona gösterirler. Allah-u Teâlâ’nın dilediği her şey görünmeye başlar.

Öyle büyük hallere kavuşur ki, anlatmaya gelmez. Kendine gelince, bazen vaki olanların eserleri, kendisinde kalır ve o halleri istemesi kendisini kaplar.

Dünya ve dünyada olanlar, insanların bulunduğu yerler,şey’ler kalbine iyi gelmez, insanlar arasında bulunduğu halde, kalben onlardan uzak olur.

Dünya işeri ile meşgül olanların hallerine şaşar. Onlara rahmet nazarı ile bakar. Çünkü, ne büyük bir işten mahrum kaldıklarını bilir. İnsanlar ise, onun dünya ile meşgül olmamasına gülerler. Hattâ yakında aklını kaçıracağını sanırlar.

Devam edecek…

Kimyay-i saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Dilleri ve kalbleri her zaman zikir’le iştigal eden Salih kullarından eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

» Zühd

Fatima-tüz Zehra (Radiyallah-u anha)- 5

Revda-i Mutahhara (Medine-i Münevvere)

Fatima-tüz Zehra (Radiyallah-u anha)- 5

Hz. Ali (r.a.) bunu işitince mübârek gözleri yaşla doldu. (Yâ Ebâ Bekir ateşimi ziyâde ettin. Lâkin elimin darlığı buna mânidir) dedi. Ebû Bekir (r.a.) (Böyle söyleme. Allahü teâlâ ve Resûlünün yanında dünyâ bir şey değildir. Buna fakirlik mâni olamaz. Var talep eyle dedi. İmâm-ı Ali (r.a.) devesini çözdü, hanesine geldi Peygamberimiz (s.a.v.) Ümmü Seleme’nin (r.anha) evinde idi. Nalınını giyip, gelip kapıyı çaldı. Ümmü Seleme’ye (r.anha) Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Kapıyı aç, gelen o kimsedir ki, Allahı ve Resûlünü (s.a.v.) sever. Onlar da onu severler.” Ümmü Seleme (r.anha) Yâ Resûlallah (s.a.v.) kimdir ki hakkında böyle şehâdet edersin? Resûlullah (s.a.v.) “Kardeşim ve amcamoğlu Ali’dir” buyurdu. (Süratle kapıya gittim. Az kaldı, yüzüm üzere düşecektim. Kapıyı açtım. Ben hareme girmeyince içeri girmedi. Sonra girip:

 “Esselamû aleyke yâ Resûlallah ve berekâtüh” dedi. Resûlullah (s.a.v.) “Ve aleykesselâm ve rahmetullahi ve berekâtüh” diye cevap buyurdu, yanında yer gösterdi. İmâm-ı Ali mahcup vaziyette başını aşağı eğip oturdu. Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

 “Yâ Ali! Öyle zannederim, kibir muradın var. Lâkin söylemeğe hicab edersin. Hicâb etme. Her ne dilersen söyle. Maksûdun hasıl olur” İmâm-ı Ali (r.a.) “Yâ Resûlallah! anam ve babam sana fedâ olsun. Hazretine mâlumdur ki, babam Ebû Tâlib ve anam Fâtıma binti Esed beni senin hizmetine verip, sana teslim eyledi Senin hizmetinle, şeref bulduk. Beni zahiren ve bâtınen terbiye ettin. Hazretinden gördüğüm ihsanı, babamdan ve anamdan görmedim. Senin bereketinle, âba ve ecdadımın tuttukları bâtıl yoldan halasla sırat-ı müstakim üzere olmama sebep oldun. Benim hayatımın sermayesi sensin. Şimdi ricam odur ki, hiç bir munisim ve dert ortağım yoktur. Bir müddetten beri hatırımdadır ki, küstahlığa: cüret edip, Fâtıma’yı (r.anha) talep edeyim.”

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Fatima-tüz Zehra (Radiyallah-u anha) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Ammar bin Yâser (Radiyallah-u anh)- 4

Revda-i Muttahhara (Medine-i Münevvere)

Ammar bin Yâser (Radiyallah-u anh)- 4

İbn-i Abbas’ın rivâyetine göre “Hiç (evvelce) küfürlü ölü olup, (sonra) kendisini hidâyetle dirilttiğimiz ve ona insanlar arasında da bir nûr (imân) verdiğimiz kimse; karanlıklar içinde (küfürde) kalmış olan ve ondan bir türlü çıkamayan kimse gibi olur mu?” âyet-i celîlesinde karşılaştırılan iki kişiden ilki Ammâr bin Yâser, ikincisi, Ebû Cehl’dir.

 Hz. Ammâr’ın faziletleri çoktur. Hakkında hadîs-i şerîfler vardır.

 “Ammâr’a düşman olana Allahü teâlâ düşman olur. O’na buğz edene, Allahü teâlâ buğz eder.”

 “Cennet; Ali, Ammâr, Selmân ve Bilâl’i şiddetle arzu etmektedir.”

 “Her Peygamberin seçkin yardımcı ve yakınları yedidir. Benimki ondörttür. Bunlar: Hamza, Ca’fer, Ebû Bekir, Ömer, Ali, Hasan, Hüseyin, Abdullah bin Mes’ûd, Selmâan, Ammâr, Ebû Zer, Huzeyfe, Mikdâd ve Bilâl’dir.”

 Resûl-i Ekrem efendimizden 62 hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Sahih-i Buhârî ve Müslim’de 7 hadîsi vardır.

Ammâr bin Yaver’in bilinen çocukları Muhammed bin Ammâr ile Ümmü’l-Hakem adında bir kızıdır. Oğlu Muhammed bin Ammâr bin Yâser, hadîs ilminde sika (güvenilir sağlam) sayılmaktadır.

 KAYNAKLAR

1) Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-3, sh-246

2) Eshâb-ı Kirâm sh-312

3) Sîret-i İbn-i Hişâm cild-1, sh-343

4) Ensâb-ül-eşrâf cild-1, sh-156

5) Müsned-i Ahmed bin Hanbel, cild-1, sh-9S, 123, 125, 404       

Cild 1

Sh;224-226

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ammar bin Yâser (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

» Tevbe-i Nasuh

Ebû Said-i Hudri (Radiyallahu anhu)- 11

Ravda-i Muttahhara (Medine-i Munevvere)

Ebû Said-i Hudri (Radiyallahu anhu)- 11

 (Görselerdi nasıl olurlardı?) buyurur. (Görselerdi, daha çok yalvarırlardı ve ondan kurtulmak yoluna daha çok sarılırlardı) derler. Allahü teâlâ, meleklere: (Şahid olunuz ki onların hepsini affeyledim) buyurur. (Yâ Rabbî o zikredenlerin yanında, filan kimse zikir etmek için gelmemişti. Dünya çıkarı için gelmişti) derler. (Onlar benim misafirlerimdir. Beni zikredenlerle beraberim. Onların yanında bulunanlar da, zarar etmezler) buyurur.”

 “Sünnete uygun olarak ezan okuyan müezzinin sesini duyan, insan ve cinler, taşlar, tuğlalar, ağaçlar, kıyâmet günü o müezzin için şehâdet ederler.”

 “Bir kimse, hoşlandığı bir rüya görürse, o, Allah’tandır. Allah’a hamd etsin. Onu sevdiği kimseye anlatsın. Sevmediği bir rüya görürse, o da şeytandandır. Şeytanın şerrinden Allah’a sığınsın. Bu rüyasını da hiç kimseye anlatmasın. Böyle yaparsa, görmüş olduğu kötü rüya kendisine zarar vermez.”

 “Sizden evvelkiler içinde bir adam vardı. Doksandokuz kişi öldürmüştü. Sonra (Dünyanın en büyük âlimi kimdir) diye soruşturdu. Ona bir rahib gösterildi. Bunun üzerine rahibin yanına gitti. (Doksandokuz adam öldürdüm, tevbe etsem olur mu?) diye sordu. Rahip: (Tevben kabul olunmaz) dedi. Bunun üzerine o adam, rahibi de öldürdü. Onunla yüzü doldurdu. Sonra yer yüzü halkının en büyük âlimini sorup araştırdı. Ona âlim bir kimseyi tavsiye ettiler. Âlime sordu. (Yüz adam öldürdüm. Tevbe etsem kabul olur mu?) Âlim: “Evet, senin tevbe etmene kim engel olabilir? Filan yere git, orada Allahü teâlâya ibadetle meşgul olan insanlar vardır. Onlarla beraber Allahü teâlâya ibadet et. Memleketine dönme. Zira orası fena bir yerdir) dedi. Bunun üzerine adam yola çıktı. Yarı yola vardığında öldü. Rahmet melekleri ile azab melekleri bu adam hakkında münâkaşa etkiler. Rahmet melekleri (Bu adam candan tevbe ederek geldi.) dediler. Azab melekleri, (Bu adam hiçbir iyilik işlememiştir) dediler. Bunun üzerine insan kıyafetinde bir melek bunların yanına geldi. Melekler onu aralarında hakem yaptılar. Melek şöyle dedi: (İki taraftaki mesafeyi mukayese ediniz. Hangi tarafa daha yakın ise adam o tarafındır.) Mesafeyi ölçtüler. Adamı varacağı yere daha yakın buldular. Bundan dolayı onu rahmet melekleri aldılar.”

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Said-i Hudri (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Ebû Said-i Hudri (Radiyallahu anhu)- 10

Bab-üs-Selam kapısı (Mescid-i Nebevvi)

Ebû Said-i Hudri (Radiyallahu anhu)- 10

Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:

 “Yatağına girdiğinde üç kerre (Estağfirullah’el azîm, ellezi lâ ilâhe illâ hüvel hayyel kayyûm ve etûbü, ileyhi) diyen kimsenin günahları deniz köpükleri veya Temim diyarının kumları veya ağaç yapraklarının sayısı veya dünyânın günleri kadar çok olsa da, Allahü teâlâ onun günahlarını bağışlar.”

 “İnsanların yaptıklarını yazan meleklerden başka melekler de vardır. Yollarda, sokak başlarında dolaşırlar. Allahü teâlâyı zikredenleri ararlar. Zikredenleri bulunca, birbirlerine seslenirler: “Buraya geliniz, buraya geliniz derler.” Kanadları ile, onları sararlar. O kadar çokdurlar ki, göke varırlar. Kullarının her işini bilici olan Allahü teâlâ, meleklere sorarak: (Kullarımı nasıl buldunuz?) (buyurur. (Yâ Rabbî! Sana hamd ve sena ediyorlar ve senin büyüklüğünü söylüyorlar) derler. (Onlar beni gördüler mi?) buyurur. (Hayır görmediler) derler. (Görselerdi nasıl olurlardı?) buyurur. (Daha çok hamd ederlerdi ve daha çok tesbih ederlerdi ve daha çok tekbir söylerlerdi) derler. (Onlar benden ne istiyorlar?) buyurur. (Yâ Rabbî! Cennetini istiyorlar) derler. (Onlar Cenneti gördüler mi?) buyurur. (Görmediler) derler. (Görselerdi nasıl olurlardı?) buyurur. (Daha çok yalvarırlardı, daha çok isterlerdi. Yâ Rabbî! Bu kulların Cehennemden korkuyorlar. Sana sığınıyorlar) derler. Allahü teâlâ; (Onlar Cehennemi gördüler mi?) buyurur. (Hayır görmediler) derler.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Said-i Hudri (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

» Murakabe

Sıddık’ların murakabeleri

dsc08328-fuadyusufoglu-girnavas.JPG

Girnavas Şelalesi (Nusaybin)

Şibli (r.a.), Süfyan-i Servi (r.a.) nın yanına geldi. Kendisini murakabeye oturmuş, sesiz, haraketsiz bir halde gördü. Vucudunun bir kılı bile kımıldamıyordu.

Şibli (r.a.):

-“Bu güzel murakabeyi kimden öğrendin?” dedi.

Süfyan-i Servi (r.a.):

-“Kediden öğrendim. Onu bir fare deliğinin ağzında, benim bu halimden daha haraketsız avını kollarken gördüm.”dedi.

Amellerden sonra yapılacak muhasebedir. Her gün yatarken, o gün yaptığı işler için nefsi hesaba çekmeli, Sermayeyi kardan ve zarardan ayırmalıdır.

Sermaye farzlardır. Kar da sünnettir ve nafilelerdir. Ziyan ise günahlardır. İnsan ortağına aldanmamak için onunla hesaplaştığı gibi, nefse karşı daha uyanık davranmak lazımdır.

Fakat insanlar, kendilerini hesaba çekmiyorlar. Eğer her gün günah işlediğinde odasına bir taş koysa, kısa zamanda dolardı.

Eğer omuzlarımızdaki katib melekler, her günahı yazmak için ücret isteselerdi, malımızın hepsini vermemiz lazım gelirdi.

Fakat Gaflet ile, çeşitli düşünceler ile bir kaç subhanallah desek, tesbihi alır, sayarız ve yüz kere söyledik deriz de her gün boşuna nice şeyler söyleriz bunları saymayız.

Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâla hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri hesaba çekilmeden önce kendilerini hesaba çeken kullarından eylesin. AMİN…..

Fuad Yusufoğlu

Muhasabe ve murakabe

Girnavas mevkii – Cin tepesi – (Nusaybin)

Allah’u Teala (c.c.) buyuruyor ki:

-”Kiyamet günü terazı kuracağım. O gün kimseye zülüm edilmiyecektır. Herkes dünyada yapmış olduğu zerre kadar iyilik ve kötülüklerini meydana çıkarıp teraziye koyacağım. Herkesin hesabını yapmağa yetişirim…”(Enbiye 47)

Allah’u teala buyuruyor:

Ey İman edenler, sabrediniz, nefsin arzularını haramlardan elde etmemeye uğraşınız. Ve bu cihad de sebat ediniz. (Ali İmran 200 )

Bunun içindir ki:

Basiret sahibleri ve din büyükleri bu dünyaya ticaret için geldiklerini ve burada nefisle alışverişte olduklarını anlamışlardır. Bu Ticarettin kazancı cennet tir, Ziyanı de cehennem dir.

Murakabe:

Nefsi kontrol etmektir. Ondan gafil olmamaktır.

İnsanlar birbirlerinin dışını görürler. Allah’u teala hazretleri (c.c.) ise: hem dışını hem de içini görür. Bunu bilen ve kalbinde bu marifettin galip olduğu kimsenin işleri ve düşünceleri edepli olur. Zaten buna inanmıyan kafirdir. İnanıp da muhalafet etmek ise büyük cesarettir.

Allah’u teâlâ Hazretleri (c.c.) buyurdu:

-”Ey insan seni her an gördüğümü bilmiyormusun? (Alak ; 14.)

Bir Habeşi Resulullah ‘ın (s.a.v.) huzuruna gelip :

-”Çok günah işledim, tövbem kabul olurmu? Dediğinde

Resülullah Sallallahu aleyhi ve sellem;

-”Evet” olur.” buyurunca :

Habeşi :

-“O günahları işleyince O görüyormuydi ?

Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem;

-”Evet” buyurunca

Habeşi bir Ah çekti ve yıkılıp can verdi.

Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

-“Allah’u teala yı görür gibi ibadet ediniz, siz onu görmiyorsanız, O sizi göriyör.”

Mısır Maliye nazırının zevcesi olan Züleyha :Yusuf (a.s.) i kendisine çağırınca önce kalkıp büyük sandığı bir heykelin yüzünü örttü

Yusuf Aleyhis selam;

-“Bunu niçin örtün.”dedi

Zeliha;

-“Ondan utandığım için “ dedi.

Yusuf Aleyhis selam;

-“Sen bir taş parçasından utanıyorsın da, ben yerleri ve yedi kat gökleri yaratan Rabımın görmesinden utanmazmıyım?” Buyurdu .

Abdullah bin Zeyd (r.a.) a;

-”Kendi halını düşünüp, insanlarla uğraşmıyan bir kimse tanıyormusunuz?” Dediler.

Abdullah Bin Zeyd (r.a.):

-”Bir kimse tanıyorum şu anda gelir.” buyurdu.

O sırada Utbet-ül Ğulam (r.a.) içeri girdi;

-”Yolda kimleri gördün ? deyince

Utbet-ül Ğulam (r.a.);

-“Kimseyi görmedim”dedi

Halbuki çarşıdan geliyordu.

Şibli (k.s.), Süfyan-ı Sevri (r.a.) nın yanına geldi, kendisini Murakkaba ya oturmuş, sesiz, haraketsiz bir halde gördü. Vucudunun bir kılı bile kımıldamiyordu.

-”Bu güzel murakkabayı kimden öğrendin? diye sorunca

Süfyan-i Sevri (r.a.);

-“Kediden öğrendim. Onu bir fare deliğinin ağzında, benim bu halimden daha haraketsiz avını kolarken gördüm.” Dedi.

Amellerden sonra yapılacak muhasebede Her gün yatarken, o gün yaptığı işler için nefsi hesaba çekmeli Sermayeyi kâr den ve zarar den ayırmalıdır.

Sermaye; Farzlardır,

Kâr da; Sünetlerdir, ve nafilelerdir.

Ziyan ise; Günahlardır. İnsanın ortağına aldanmamak için onunla hesaplaştığı gibi nefse karşı daha uyanık davranmak lazımdır.

İbn’i Samed (r.a.) büyüklerden idi;

Altmış hicri senelik hayatı’nın hesabını yaptı Yirmi bir bin beşyüz gün idi

-“Ah her gün, en az bir günah yapmış isem yirmi bir bin beş yüz günahtan nasıl kurtulurum, halbuki öyle günlerim oldu ki: yüzlerce günah işledim.” diye bir feryad edip yıkıldı, baktılar ki ruhunu teslim etmişti…

Fakat insanlar, kendilerini hesaba çekmiyorlar. Eğer her gün bir günah işlediğinde odasına bir taş koysa kısa zamanda dolardı.

Eğer;

omuzlarımızdeki katib melekler her günah yazmak için ücret isteseler di malımızın hepsini vermemiz lazım gelirdi .

Fakat gafletle çeşitli düşüncelerle birkaç sübhanallah desek tesbihi alır, sayar ve yüz kere söyledik deriz de hergün boşuna nice şeyler söyleriz bunları saymayız, dille almayız saymış olsak da hergün binleri aşar, sonra da terazide sevap kefesinin ağır basacağını umarız……

İmam-i Gazali (kimya-yi Saadet.)

Allah-u Teala hazrertleri bizleri ve sizleri Hesaba çekilmeden, hesabımızı kendimizin yapmayı, tekrar günah işlemeyen ve tövbe-i nasuh la tövbe eden kullarından eylesin…Amin…

Fuad Yusufoğlu

» Sabır

Sümeyye binti Habbat (Radiyallah-u anha);

Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’in doğduğu ev

Sümeyye binti Habbat (Radiyallah-u anha);

İslâmda ilk şehîd olan hâtûn. Meşhur Sahâbî Ammâr bin Yâsir’in (r.a.) annesidir. Hz. Sümeyye, Ebû Cehilin amcası Ebû Huzeyfe bin Mugîre’nin cariyesi idi. Ebû Huzeyfe, yanında çalışan Yâsîr bin Âmir ile onu evlendirdi. Bu evlilikten Ammar (r.a.) doğdu. Bunun üzerine Ebû Huzeyfe Hz. Sümeyye’yi âzâd etti.

 Hz. Sümeyye ilk müslümanlardandır. Mekke’de müslüman oldu. İlk İslâma giren kadınların yedincisidir. Hz. Yâsir, zevcesi Sümeyye, imânlarından vazgeçmeleri için, başta Mahzûmoğulları olmak üzere, Kureyş müşriklerinin en ağır işkencelerine uğradılar. Fakat onlar, imânlarından ve dinlerinden asla vazgeçmediler. Bütün bu sıkıntılara metanetle sabır ettiler.

 Mekke’de Yâsir ailesinin kendilerine sahip olacak, onları koruyacak kimseleri yoktu. Bu yüzden onlara daha serbest eziyet yapıyorlardı. Hatta bir defasında, Yâsir ailesi ve diğer kimsesiz müslümanlara, zırh giydirip, altta kızgın kum, üstte yakıcı güneş arasında bıraktılar. Bir gün yine Yâsir’e, zevcesi Sümeyye’ye, oğulları Ammar ve Abdullah’a (r.anhüm) Bathâ denilen yerde işkence yapılıyordu. Onların bu halini gören Peygamber efendimiz (s.a.v.) “Sabredin Ey Yâsir ailesi! Size vadedilen yer, sizin mükâfatınız Cennettir” buyurdu. Resûlullah (s.a.v.) Yâsir ailesi için “Allah’ım! Yâsir ailesine rahmet ve mağfiretini ihsan et!” diye duâ buyurmuşlardır. Bir süre sonra Yâsir (r.a.) işkencelere tahammül edemiyerek şehîdlik mertebesine kavuştu. İlk erkek şehîd oldu. Diğer taraftan, Ebû Cehil de Hz. Sümeyye’ye ağır sözler söyledi. Mızrağı ile yaralıyarak, onu şehîd etti.

 Hz. Ammar, annesinin böyle acıklı bir durumda şehîd olmasına çok üzüldü. Durumu Resûlullah’a (s.a.v.) arz etti. Yapılan işkencelerin çok fazla olduğunu bildirdi. Peygamber efendimiz (s.a.v.) Ammar’a (r.a.) sabır tavsiye ettikten sonra şöyle duâ buyurdular: “Allah’ım! Yâsir ailesinden hiç birisine ateş ile azâb etme.”

 Bedir gazasında Ebû Cehil öldürüldüğü zaman, Peygamber efendimiz (s.a.v.) Ammar’a (r.a.): “Allahü teâlâ annenin kâtilini, öldürdü” buyurdu.

KAYNAKLAR

1) El-A’lâm cild-3,

2) El-İsâbe cild-4, sh-334

3) El-İstiâb cild-4, sh-330

4) Tabakât-i İbn-i Sa’d cild-8, sh-264

5) Eshâb-ı Kirâm sh-312           

Cild 2

sh;  49

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Sümeyye binti Habbat (Radiyallah-u anha) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Kırk Hadis: – (17) şükr etmek ve sabr etmek

cimg6092cebellnuedahayakndan1.jpg

Cebelin-nur’un yakından görünüşü

عَجَبَّ لِأَمْرِالْمُؤْمِنِ إنَّ أمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ وَلَيْسَ ذَاكَ لِأَحَدٍ إِلاَّللْمُؤْمِنِ :
إِنْ أصَابَتْهُ سَرّاءُ شَكَرَ فَگانَ خَيْرًا لَهُ وَإِنْ أصاَبَتهُ ضَّراءُ صَبَرَ فَكَانَ جَيْرًا لَهُ

Meali;

Resulüllah sallallahu aleyhi ve sellem; şöyle buyurmuştur;

-“Müminin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir halı vardır: Eğer bir nimete kavuşursa şükreder ve bu onu için bir hayır olur. Eğer bir musibete uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.”

Müslim (r.a.) Darimi (r.a.)

Devam edecek…