‘Menkıbeler’ olarak etiketlenmiş yazılar
Ümmü Süleym (Rumeysâ) Radiyallah-u anha- 10
03 Mayıs 2009Mescid-i Nebevvi
Ümmü Süleym (Rumeysâ) Radiyallah-u anha- 10
Hz. Ümmü Süleym, hadîs ilminde çok bilgi sahibiyi. O da, birçok dîni mes’eleleri halleder, Eshâb-ı kirâmın çözemediği birçok mahrem meselelere cevap verirdi. Kendisinden Hz. Ebû Hureyre, oğlu Enes bin Mâlik, Hz. Zeyd bin Sâbit, Hz. Ebû Seleme ve Hz. Amr bin Âs gibi bazı Eshâb-ı kirâm, hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Bir ara Eshâb-ı kirâmdan Hz. Zeyd bin Sâbit ve Hz. Abdullah İbn-i Abbâs, bir mes’ele hakkında ihtilâfa düşmüşlerdi. Gelip kendisine sordular. O da meseleyi halletti ve ikisinin de ikna olacağı cevaplar verdi. Ümmü Süleym (r.anha) mahrem meseleleri Resûlullah’a (s.a.v.) sormaktan çekinmezdi. Çünkü Peygamberimizin süt teyzesi idi
Resûl-i Ekrem efendimiz (s.a.v.) da’vetlere icâbet eder ve verilen ziyafetin sadaka olup olmadığını sormazdı. Çünkü âdet olarak ziyafetler sadaka olarak değil, hediye olarak verilirdi. Bunun gibi Hz. Enes’in annesi Ümmü Süleym ve yine Enes’in rivâyet ettiği üzere, bir terzi Resûl-i Ekrem’i da’vet etmiş ve Resûl-i Ekrem’e kabak yemeği ikram etmiştir. Ayrıca İranlı bir zât Resûl-i Ekrem’i da’vet etti. Resûl-i Ekrem: “Âişe de beraber mi?” diye sordu. O ise: “Hayır” deyince, Resûl-i Ekrem: “Ben de gelemem!” buyurduktan sonra, adamın tekrar daveti üzerine Hz. Âişe (r.anhâ) ile davete icâbet ettiler. Da’vet eden kendilerine, yemek olarak erimiş kuyruk yedirdi. Resûl-i Ekrem, hepsinin yemeğini yedi ve kendilerine bir şey sormadı.
KAYNAKLAR
1) El-İstiâb cild-4, sh-455
2) El-İsâbe cild-4, sh-461
3) Hilyet-ül-evliyâ cild-2, sh-57
4) Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-8, sh-424
5) Müsned-i İbn-i Hanbel cild-3 sh-105
6) Sahîh-i Buhârî (Kitab-ül-Cenaiz) Bâb. 42
7) Sahîh-i Müslim (Kitâb-ül-Libâs) H. No: 23
8) Şevâhid-ün-Nübüvve Cüz-5, sh-12
İslam âlimleri ansiklopedisi cilt 2 sh; 64…68
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ümmü Süleym (Radiyallah-u anha) nın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Ümmü Hirâm (Radiyallah-u anha)- 2
03 Mayıs 2009Ravda-i Mutahhara
Ümmü Hirâm (Radiyallah-u anha)- 2
Halife Hz. Osman’ın izniyle, Hz. Mu’âviye, Kıbrıs Adası’ndaki insanların da se’âdete kavuşmaları, Cehennem’den kurtulmaları için 28 (m. 647) senesinde bir deniz seferi düzenledi.
Bu sefer müslümanların ilk deniz savaşıydı. Bu sefere gönüllü seçilen kimseler arasında Eshâb-ı kirâmın ileri gelenleri de katıldı. Bunlar Hz. Ebû Zer, Hz. Ebû’d Derdâ, Hz. Ubâde bin Sâmit (r.anhüm) ve hanımı Ümmü Hıram (r.anha) idi.
Hz. Mu’âviye, bu orduya Hz. Abdullah İbn-i Kays’ı kumandan tayin etti.
Deniz yoluyla yolculuk başladı.
Hz. Ümmü Hıram, seksenaltı yaşında olmasına rağmen bu zahmetli yolculuğa katlanıyor, oradaki insanlara İslâmiyeti bildireceklerini, onların da kurtuluşa, se’âdete kavuşacaklarını düşenerek, teselli buluyordu.
Bu uğurda şehîd olmak en büyük arzusuydu.
Çünkü şehîdler hakkında Peygamber efendimiz:
“Şehidleri yıkamayınız. Çünkü kıyâmet gününde her yere misk ü anber gibi koku saçacaklardır.”
“Şehidin kul borcundan başka bütün günahlarını Allahü teâlâ afv eder..”
“Kanının ilk damlasıyla şehîdin bütün günahları bağışlanır.”
“Şehid Cennette makamını görür.”
“Kabir azabından kurtulması için kendisine imdad ve yardım olunur.”
“Şehidin başına, dünyâdan ve dünyâdakilerden daha hayırlı ve değerli olan Yakuttan Vakar Tacı konur.”
“Şehid, yakınlarından yetmiş kişiye şefaat eder.”
“Şehidler Cennetteki nimetleri görünce: Keşke, Allahın bize neler ikram ettiğini, kardeşlerimiz de bilselerdi de cihaddan çekinmeseler, çarpışmaktan korkup düşmandan yüz çevirmeselerdi, derler.” buyurmuşlardı.
Bu müjdelerin yanında bir kaç günlük zahmetin hiç kıymeti olmadığını, en iyi Peygamberimizin (s.a.v.) arkadaşları biliyordu. Çektikleri eziyet ve sıkıntılar bunu çok güzel anlatıyordu. Ümmü Hıramda (r.anha) bu arzu ve istekle yaşının çok ileri olmasına rağmen ordunun içindeydi.
Mısır’dan gelen İslâm askerleri de kendileriyle birleşince Kıbrıs Rumlarına:
Müslüman olmalarını, yoksa cizye vermelerini, bunu da kabul etmezlerse savaş yapacaklarını bildirdiler. Kıbrıslılar teslim olmayacaklarını bildirince şiddetli çarpışma oldu. Kıbrıs Rum donanması İstanbul’a kaçtı.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ümmü Hirâm (Radiyallah-u anha) nın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Ümmü Hirâm (Radiyallah-u anha)- 3
03 Mayıs 2009Ravda-i Mutahhara
Ümmü Hirâm (Radiyallah-u anha)- 3
Hz. Ümmü Hıram, çok yaşlı olmasına rağmen, yerinde duramıyor, bir an önce neticeye varmak istiyordu.
Genç askerler, Hz. Ümmü Hırâm’ın bu haline şaşıyorlar, ona bakarak gayrete geliyorlardı.
Rumların donanması kaçınca savaş sahilde devam etmeye başladı. İslâm askeri bir çıkarma hareketiyle iç kısımlara daldılar.
Askerlerle çıkarmaya katılan Hz. Ümmü Hıram, Larnaka yakınlarında atının ayağının sürçmesiyle düşerek çok özlediği şehîdliğe kavuştu.
İslâm askerlerinin karşısında tutunamayan Rumlar emân dilediler. Barış teklif edip, cizye vermeyi kabul ettiler.
Hz. Ümmü Hırâm’ın kabri Kıbrıs’da Larnaka şehrinin Tuz Gölü kıyısındadır. Osmanlılar Kıbrıs Adası’ın 978 (m. 1570) senesinde feth edince kabrini imâr ettiler. Hala Sultan deyip, kabri üzerine türbe, yanına tekke ve cami yapardılar.
Ümmü Hıram (r.anha), âlemlere rahmet olarak yaratılan, iki cihan Sultanı Hz.Muhammed’in akrabası, Eshâb-ı kirâm ve Ensâr’dan mücâhide ve şehîd oıması gibi pekçok üstünlükler sahibidir. Fazilet ve kemâli çoktur.
Resûlullah’a (s.a.v.) hizmet edip, hürmet gördü. Müslümanlar O’na daima hürmet edip, duasını alırlardı.
Kabrinden dahi yüzyıllardır feyz ve berekât saçmaktadır. Kabri devamlı ziyâret edilir. Kurak zamanlarda müslümanlar O’nu araya koyarak Allahü teâlâdan yağmur isteğinde bulunurlar.
Türkler O’na Hala Sultan deyip çok hürmet eder. Osmanlılar zamanında ve sonrasında gemiler Hala Sultan Türbesi istikâmetinde geçerken, toplarını çevirirler ve mübârek makamı ziyâret maksadı ile selâmlarlardı.
Ümmü Hıram (r.anha) cihad hakkında hadîs-i şerîf rivâyet etti. Kendisinden Enes bin Mâlik, Ubâde bin Sâmit, Amr bin Esved, Ata Yesâr, Ya’lâ bin Şeddâd bin Evs (r.anhüm) hadîs-i şerîf rivâyet ettiler.
KAYNAKLAR
1) El-İsâbe, cild- 4, sh-441
2) Tabakât-ı İbn-i Sa’d, cild-8, sh-434
3) Üsûd-ül-gâbe cild-5, sh-575
4) Umdet-ül-Kâri cild-6, sh-616
5) Eshâb-ı Kirâm sh-402
6) El-İstiâb cild- 4, sh-443
İslam âlimleri ansiklopedisi CİLD ; 2 SH; 62-63
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ümmü Hirâm (Radiyallah-u anha) nın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Übeyy bin Kab (Radiyallah-u anhu);
03 Mayıs 2009Mina (Akabe cemaratı’ndan genel görünüş)
Übeyy bin Kab (Radiyallah-u anu);
Eshâb-ı kirâmdan, Hazrec kabilesinin Hudeyle kolundan. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 35 (m. 656) senesinde Medine’de vefât etti. Cenaze namazını Hz. Osman kıldırdı. Baki’ kabristanında medfundur. Annesi Neccâr hanedanından Süheyl’dir. Hz. Übeyy İslâmiyetin Medine taraflarında yayıldığı sıralarda, ikinci Akabe biâtından önce müslüman oldu; daha sonra yetmiş kişi ile Akabe’ye iştirak ederek, müslümanlığını ve Resûlullaha olan bağlılığını kuvvetlendirdi. Hicretten sonra Resûlullah kendisini Aşere-i mübeşşereden (Cennet ile müjdelenen) Said bin Zeyd ile kardeş yaptı. Peygamberimizle birlikte bütün gazalara iştirak etti. Yüce kitabımız Kur’ân-ı kerîmin en güzel şekilde okunmasında ve toplanmasında büyük hizmetleri olmuştur. Peygamber efendimiz “Kur’ân-ı kerîm’i en iyi okuyanınız Übeyy bin Ka’b’dır.” buyurmuştur. “Kur’ân okuyanların efendisi” ve Ensârın efendisi, lakâbları da O’na aittir. Zekât emri geldikten sonra Resûlullah kendisini Benî Huzeym, Benî Kudâme, Benî Saad ve Benî Uzre kabilelerinde zekât toplamakla vazifelendirdi. Bu vazifeyi hakkıyla yerine getirdi. Hicretten sonra ilk vahiy kâtibi olmak şerefine nail oldu. Resûl-i Ekrem zamanında Kur’ân-ı kerîm’i tamamen ezberledi.
Katıldığı bütün gazvelerde büyük kahramanlıklar gösterdi. Uhud savaşında çarpışırken kendisine bir ok isabet etmiş, ok çıkarılıp yeri dağlanarak tedavi edilmişti.
Resûlullah (s.a.v.) bir gün Hazret-i Übeyy’e: “Yâ Ebe’l-Münzir! Allah’ın kitabından ezberlediğin âyetlerden hangisi büyüktür?” buyurdu. O da “Allahü lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyül-kayyûm” (Âyet-el-kürsî)’dir cevabını verince, mübârek elini Übeyy bin Ka’b’ın göğsüne vurarak: “İlim sana mübârek olsun” buyurmuştur.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Übeyy bin Kab (Radiyallah-u anhu) nın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Übeyy bin Kab (Radiyallah-u anhu)- 2
03 Mayıs 2009Mina (Akabe cemaratınden genel görünüş)
Übeyy bin Kab (Radiyallah-u anu)- 2
Übeyy bin Ka’b (r.a.) Kur’ân-ı kerîmi en güzel okuyanlardan biriydi. Bir gün Resûlullah kendisine: “Yâ Übeyy, Allahü teâlâ bana, senin üzerine Beyyine sûresini okumamı emretti.” buyurunca, “Yâ Resûlallah, Rabbim zât-ı âlinize bizzat, benim ismimi verdi mi?” diye sormuş, evet cevabını alınca, sevincinden gözleri yaşarmıştır. Peygamber efendimiz, kendisine Ebû Münzir künyesini vermiş, adına ilâveten de “Seyyid-ül-Ensâr” lâkabını koymuştur.
Resûlullahın vefâtından sonra Hz. Ebû Bekir, Kur’ân-ı kerîmi toplama vazifesini üzerine almıştı. Bütün Eshâb-ı kirâm aynı vazifeye katılmış olup, Übeyy bin Ka’b (r.a.) da Kur’ân-ı kerîmi toplama ve yazma işinde görevlendirilmiştir.
Hz. Ebû Bekir döneminde önemli görevlerde bulunan Übeyy bin Ka’b (r.a.), Hz. Ömer devrinde de, Hazrec kabilesini, müşavere meclisinde temsil etmiştir. Ayrıca boş zamanlarında müslümanlara dersler vermiş, ilim öğretmiştir. Ayrıca bu devirde fetva vazifesini de üzerine almış, başka görevler verilmek istenince de kabul etmemiş, yalnız Ramazan ayında Mescid-i Nebevîde kılınan teravih namazlarında imamlık görevini kabul etmiştir. Hz. Ömer de kendisine “Ebu’t-tufeyl ve seyyid-il-müslimîn künyesini” vermişlerdir.
Hz. Osman devrinde Kur’ân-ı kerîmin çoğaltılma işlerinde Übeyy bin Ka’b (r.a.) heyetin başkanı olmuş, başka önemli görevlerde de bulunmuştur.
Übeyy bin Ka’b (r.a.), hayatını İslâmî ilimlere adamış bir Sahâbî idi. Kur’ân’da, tefsîrde, hadîste, büyük bir imam olup, ünlü fakîhlerdendir. Medine-i Münevvere’de Übeyy bin Ka’b (r.a.) Peygamber efendimizin (s.a.v.) meclisinden hiç ayrılmazlardi. Bu sebeple Resûlullahtan (s.a.v.) ilim öğrenme şerefine sahip olmuştur. Birçok defalar Peygamberimizin (s.a.v.) mübârek iltifatlarına mazhar olan Übeyy’in (r.a.), Tevrat’a, İncil’e ve diğer semavi kitaplara ait bilgisi çok fazlaydı. İlmî yönden çok geniş bir kültüre sahip olması sebebiyle Hz. Ömer kendisine çok hürmet gösterir, danışılman gereken konularda onun salahıyetli (yetkili) olduğunu söylerdi.
Übeyy bin Ka’b (r.a.) Kur’ân-ı kerîm’i bizzat Peygamber efendimizden (s.a.v.) öğrenenler arasındadır. Her âyet-i kerîmenin manâsını iyi bilirdi.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Übeyy bin Kab (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Übeyy bin Kab (Radiyallah-u anhu)- 3
03 Mayıs 2009Arafat bölgesi
Übeyy bin Kab (Radiyallah-u anu)- 3
Übeyy bin Ka’b (r.a.) talebelerine karşı çok edebli, nazik ve disiplinli bir Sahâbî idi. Derslerinin ciddi ve düzenli olmasını ister, boş söz ve soruları dinlemez, lüzumlu sorulara titizlikle cevap verirdi. Talebelerinden ayrı bir yere oturmaz, onlarla aynı seviyede bulunur, öylece ders verirdi.
Übeyy bin Ka’b’ın (r.a.) başka bir özelliği de, Kur’ân-ı kerîmi bizzat kendi el yazısıyla yazması idi. Yazmış olduğu bu Mushafa da “Hz. Übeyy Mushafı” denilmektedir. Übeyy bin Ka’b (r.a.) s tefsîr ilmine hizmet eden müfessirlerin başında gelmektedir. Kur’ân-ı kerîmi bizzat Kur’ân-ı kerîm ile tefsîr eder, Esbâb-ı nüzul (İnme sebepleri) hakkında geniş bilgiler verirdi.
Hadîs ilminde de büyük bir muhaddis idi. Hadîs nakil ve rivâyet konusunda da çok ihtiyatlı hareket etmiş, toplam 164 hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir.
Übeyy bin Ka’b (r.a.) Eshâb-ı kirâmın müctehidlerindendi. Hz. Ebû Bekir devrinde fıkıh konusunda bir otoriteydi. Bu durumunu Hz. Ömer zamanında da muhafaza ederek ortaya çıkan bir çok meseleyi fetvalarıyla hal yoluna koymuştur.
Übeyy bin Ka’b (r.a.) mescide gelip gidenlerin temiz ve tertipli olmalarını çok isterdi. Aksi durum vâki olduğunda çok üzülürlerdi, ikinci bir husus olarak da bid’atten çok kaçınırlar, doğruyu açıklamakdan hiç çekinmezlerdi. Resûlullah (s.a.v.) den ne görmüşlerse aynısını harfi harfine yaparlar, onun gibi yaşamaya çok dikkat gösterirlerdi. Peygamber efendimize (s.a.v.- karşı sevgi ve hürmeti de sonsuzdu.
“Hanînü’l-Ciz (Kuru hurma direğinin ağlaması) mu’cizesinin şahitlerinden ve râvilerinden birisi de Hz. Übeyy (r.a)’dır. Mescid-i Nebevî’de minber yapılmadan önce Resûlullah orada bulunan kuru bir hurma direğine yaslanarak, hutbelerini verirlerdi. Minber yapıldıktan sonra, Resûlulluhın (s.a.v.) o direği terk etmesi üzerine direk, kalababk bir cemaatin huzurunda inleyerek ağlamıştı, Resûlullah bunun üzerine, “O’nun ağlaması, yanında okunan zikir ve hutbedeki zikr-i ilâhinin ayrılığındandır” buyurmuştur. Sonra Resûlullah direğin yanına gelerek onu kucakladı ve birşeyler konuştu. Hurma ağaa, Resûlullaha (s.ay.) “Cennete beni dik ki, benim meyvelerimden Cenâb-ı Hakkın sevgili kulları yesin. Hem bir mekân ki orada beka bulup, çürümek yoktur.” dedi. Resûlullah (s.a.v.) “Peki öyle yaparım” dedi ve ilâve etti: “Ebedi âlemi, geçici âleme tercih etti.” Daha sonra direk minberin altına konuldu. Mescid genişletilmek için minber yıkılacağı sırada Übeyy bin Ka’b (r.a.) direği yanına aldı ve çürüyünceye kadar muhafaza etti.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Übeyy bin Kab (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Übeyy bin Kab (Radiyallah-u anhu)- 4
03 Mayıs 2009Mescid-i Kıbleteyn’de bir hurma fidanınım yemiş verme halı
Übeyy bin Kab (Radiyallah-u anu)- 4
Bütün hayatını Kur’ân-ı kerîmin hizmetinde geçiren Hz. Übeyy (r.a.) buyurdular ki: “Mü’min dört vasfından belli olur. Belâ ve musîbete maruz kaldığında sabreder. Nimet ve ikrama mazhar olduğunda şükr eder, konuştuğu zaman doğru konuşur. Hükmettiği zaman adalete riâyet eder.”
“Mü’min beş nûr içinde dönüp dolaşır. Cenâb-ı Hakkın “Nur üzerine nur” buyurması buna işarettir. Onun sözü nur, ilmi nur, girdiği yer nur, çıktığı yer nûr ve kıyâmet günü gideceği yer nurdur.”
Birgün Resûlullah (s.a.v.) mübârek ellerim, Übeyy’in (r.a.) göğsüne koydular ve buyurdular ki: “Yâ Rabbi! Burayı şekden (şüphe) ve tekzibden (yalanlamaktan) koru.” Hz. Übeyy buyuruyor ki: “O anda bana öyle bir hal oldu ki gümüş gibi beyaz bir yer gözüme göründü ve ben de oradan Rabbime sanki nazar ediyorcasına korkudan ter içinde kaldım.”
Kays bin Übâde hazretleri buyuruyor ki: “Ben Resûl-i Ekrem’in Eshâbım görmek için Medine’ye geldim. Gördüklerim içinde en çok Übeyy bin Ka’b (r.a.)dan hoşlandım. Her zaman onun yanında olmak isterdim. Hep ön safta namaz kılardı. Ben de ona yatan yerde bulunurdum. Birgün namazdan sonra bana buyurdu ki: “Sen tüccar mısın?” “Evet” dedim. Bana buyurdular ki: “Tüccarların çoğu helâk olurlar (Sen onlardan olma). Lakin ben müslüman olan tüccarlara çok acırım.”
Übeyy bin Ka’b (r.a.), Enes bin Ali’ye buyuruyor ki: “Sizler iki şeyi yapınız: Birisi hak yoldur ki, O İslâm dinidir, ikincisi de, Resûlullahın (s.a.v.) sünnet-i seniyyesidir. Kim ki bu iki şeye riâyet eder ve onunla beraber Allahü teâlâyı zikr ederse, O’nun korkusundan gözlerinden yaş gelirse o kimsenin vücuduna ateş temas etmez. Kim ki İslâm yolunun üzerinde olsa ve sünnet-i seniyyede yaşasa, Allahü teâlâyı çok zikretse ve O’ndan çok korksa bütün günâhları dökülür. Sonbaharda ağaçların yaprakları sararıp solduğunda bir rüzgâr vurduğu zaman o gevşemiş bütün yapraklar nasıl dökülürse, O’nun aşkı ve korkusuyla ağlayıp, bedeni titreyen kimsenin de o yapraklar gibi günâhları dökülür.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Übeyy bin Kab (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Übeyy bin Kab (Radiyallah-u anhu)- 5
03 Mayıs 2009Uhud dağı (Peygamber Aleyhis selam’ın dişleri şehid olunca kaldığı mağara)
Übeyy bin Kab (Radiyallah-u anhu)- 5
Ebû Ali buyuruyor ki, bir şahıs Übeyy bin Ka’b’ın (r.a.) yanına geldi ve dedi. ki “Bana nasihat et.” Hz. Übeyy de ona buyurdular ki: “Allahü teâlânın kitabım yani Kur’ân-ı kerîmi kendinize imam yapın; yine Onu kendinize hâkem yapın. O size yeter. O’nun hükmüne râzı ol. Bu kitap öyle bir kitaptır ki, Resûl-i Ekrem bize bırakmıştır ve sizin üzerinize öyle bir şahittir ki, sizden ve sizden evvel gelenlerden zikretmiştir. Aranızda olan hükmü de açıklamıştır. Sizlere ve sizlerden sonrakilere de çok güzel hâkemdir.”
Ubeyy bin Emir dedi ki, bir sohbette Übeyy bin Ka’b (r.a.) bana buyurdular ki: “Kim ki Allahü teâlânın rızası için elindekini verirse muhakkak Allahü teâlâ da ondan daha iyisini ona ihsan eder ve hesapsız şekilde sevab yazar. Kim ki bunun aksini yapar, Allahü teâlâ elindekini de alır ve ona günâh yazar.
Übeyy bin Ka’b (r.a.) buyurdu ki: “Bir gün Resûl-i ekremden işittim. “Kim dünyâda hayır amel işlerse, ona çok müjdeler vardır. Allahü teâlâ ona âhirette çok ihsanlarda bulunacaktır. Lakin kim ki, bu dünyâ için çalışırsa ona âhiretten hiçbir nasip yoktur.”
Yine Übeyy hazretleri, Peygamberimizin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir “Yâ Rabbi! Bizim hatalarımızı affet. Amden (bilerek) ve sehven (bilmiyerek) yaptığımız bütün kusurlarımızı bağışla, yâ Rabbi, senin verdiğin bereketten bizi mahrum etme. Yâ Rabbi, senin harâm kıldığın şeylerle de beni helâk etme.”
KAYNAKLAR
1) Üsûd-ül-gâbe, cild-1, sh-61
2) El-İsâbe cild-1, sh-31
3) Tezkiret-ül-huffâz, cild-1, sh-16
4) Tabakât-ul-huffâz sh-5, 6
5) Hulâsatü tezhibi’l-kemâl sh-21
2) Şezerât-üz-zeheb cild-1, sh-37
7) Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-3, sh-498
8) Tabakât-ul Kurrâ İbnil Cezerî cild-1, sh-31
9) Tabakât-ul-Kurrâ liz-Zehebî cild-1, sh-32
10) El-İber cild-1, afi. 23
11) Tabakât u Şiranî sh-44
12) Hilyet-ül-evliyâ cild-1, sh-250
13) Eshâb-ı Kirâm sh-176
CİLD 2 SH; 59…61
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Übeyy bin Kab (Radiyallah-u anhu) nın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Ebû Hureyre (Radiyallah-u anhu);
03 Mayıs 2009Tomurcuk gül
Ebû Hureyre (Radiyallah-u anhu);
Meşhur Sahâbî. Eshâb-ı kirâm arasında en çok hadîs-i şerîf bilen ve rivâyet edenlerdendir. İsmi hakkında değişik rivâyetler olup, en doğru rivâyete göre isminin Abdurrahman bin Sahr olduğu bildirilmiştir. Yemen’in Devs kabilesindendir. Künyesi Ebû Hureyre’dir. Bu künyenin verilişi hakkında kendisi şöyle demiştir: “Ben çocukken koyunlarımızı güderdim. Küçük bir kedim vardı. Gündüz onu yanıma alır, onunla oynardım. Gece otların arasına bırakırdım. Bu sebeple babam bana Ebû Hureyre (Kedicik babası)” dedi. Bir rivâyeti de şöyledir “Bir gün kaftanımın içinde küçük bir kedi taşıyordum. Resûlullah (s.a.v.) gördü. “Nedir bu?” buyurdu. Ben de, “kedicik” dedim. Bunun üzerine Resûlullah bana “Ey kedicik babası” buyurdu. Ebû Hureyre (r.a.) 57 (m. 678) senesinde 78 yaşında iken Medine-i Münevvere’de vefât etti.
Ebû Hureyre (r.a.) hicretin 7. senesinde (m. 628) Hayberde müslüman oldu. Gençliğinde fakirlik ve sıkıntı içinde yaşamıştır. Müslüman olduğunda 30 yaşını geçmişti. Yemendeki Devs kabilesinin en ileri gelenlerinden ve meşhûr şair olan Tufely bin Amr (r.a.) vasıtasıyla müslüman oldu. Tufeyl bin Amr (r.a.) Peygamber efendimizin (s.a.v.) duası ve emri üzerine kabilesini İslâma davet edince ilk kabul eden Ebû Hureyre (r.a.) oldu. Hicretin 7. yılında Tufeyl bin Amr (r.a.) îmân edenlerle birlikte Yemen’den ayrıldılar. Yetmiş kişiden fazla bir kafile halinde Medine’ye geldiler. Ebû Hureyre biran önce Peygamberimizi (s.a.v.) görmek, Ona kavuşmak aşkıyla yanıyordu. Yolculuğun uzun sürmesinden sıkılıyor, sabırsızlanıyordu. Bu halini su beyitle dile getirmiştir:
“Yâ leyleten min tûlihâ ve anâihâ,
Âlâ ennehâ min daret-il küfri necceti.”
(Ey yolculuk gecesi! Bıktım yolun uzunluğundan ve sıkıntısından. Fakat bu yolculukdur, kurtaran beni küfür ve inkâr yurdundan…)
Ebû Hureyre (r.a.), Medine’ye geldiği sırada Peygamberimiz (s.a.v.) Hayber’in fethine gitmişti. Bu gelişini şöyle anlatmıştır. “Resûlullah (s.a.v.) Hayber’de bulunduğu sırada Medine’ye Muhâcir olarak geldim. Sabah namazını Resûlullahın (s.a.v.) vekil bıraktığı Siba’ bin Urfuta’nın (r.a.) arkasında kıldım. Birinci rek’âtte Meryem sûresini, ikinci rek’âtte Mutaffifîn sûresini okudu. Namazdan sonra Siba’ bin Urfuta’nın (r.a.) yanına vardık, bize bir miktar yiyecek ikram etti.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Hureyre (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Ebû Hureyre (Radiyallah-u anhu)- 2
04 Mayıs 2009D.S.İ. Piknik alanı (Çağ-Çağ barajı) Nusaybin
Ebû Hureyre (Radiyallah-u anhu)- 2
Peygamberimiz (s.a.v.) Hayber’de olduğu için Medine’ye gelen bu kafile doğruca Haybere hareket etti. Oraya vardıklarında Peygamberimiz (s.a.v.) Natat kalesini fethetmiş, Kâtibe kalesini de kuşatmıştı. Peygamberimizin (s.a.v.) yanına vardıklarında Ebû Hureyre’ye bakıp, “Sen kimlerdensin?” buyurdu. O da: “Devs kabilesindenim!” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) “Devs içinde kimi gördümse, onda hayır gördüm” buyurdu. Bundan sonra Ebû Hureyre (r.a.) Peygamberimize (s.a.v.) müslüman olduğuna dair bîat etti. Eliyle musafeha ederek, müslüman olduğunu bildirdi. Gelirken yolda kölesini kaybetmişti. Ebû Hureyre (r.a.) Peygamberimizle (s.a.v.) otururken kölesi çıkageldi. Peygamberimiz (s.a.v.) “İşte kölen geldi!” buyurdu. Bunun üzerine Ebû Hureyre (r.a.): “Şahid ol ki o, hürdür. Ben onu Allah rızası için azâd ettim” dedi. Hayber’in fethinden sonra Peygamber efendimiz (s.a.v.) Ebû Hureyre’ye (r.a.) ve Yemen’den gelen Devs’lilere Hayber’de alınan ganimetlerden hisse verdi. Sonra Medine’ye döndüler. Bundan sonra Ebû Hureyre (r.a.) Yemen’e dönmeyip Medine’de kaldı.
Ebû Hureyre (r.a.), Peygamberimizin (s.a.v.) yanına geldikten sonra artık O’ndan hiç ayrılmadı. Ticâret, mal, servet gibi hiçbir meşgalesi yoktu. Bunlarla hiç uğraşmadı. Eshâb-ı kirâmın en fakiri olup, Eshâb-ı Suffa arasına katıldı. Eshâb-ı Suffa, Mescid-i Nebî’de kalır hep ilimle meşgul olurdu. Ebû Hureyre (r.a.), Peygamberimizin (s.a.v.) hep huzurunda bulundu. Bu hal Peygamberimizin vefâtına kadar dört sene sürdü, işçilik yaparak geçimini temin ederdi. Yemen’den gelen annesi de yanında kalmakta idi.
Peygamberimizin (s.a.v.) yanında devamlı bulunduğu için pekçok hadîs-i şerîf işitmiş ve rivâyet etmiştir. Bir gün Peygamberimize (s.a.v.) şöyle demiştir: “Yâ Resûlallah (s.a.v.) senden işittiklerimi hâfızamda fazla tutamıyorum.” Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) “Örtünü uzat” buyurdu. O da ridasını uzattı. Resûlullah (s.a.v.) Ona duâ etti, iki mübârek eliyle üç defa O’na doğru nûr saçtı ve “Örtünü göğsüne sür” buyurdu. O da sürdü. Böylece Allahü teâlâ O’na öyle bir hâfıza ihsan etti ki, işittiği hiç bir şeyi unutmadı, ömrü de uzun oldu. Böylece çok hadîs-i şerîf rivâyet etti.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Hureyre (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu









