‘Nakşibendi silsilesi’ olarak etiketlenmiş yazılar

DSC_4101 Fuad Yusufoğlu  Muhammed Muta' (k.s.) 1 Tel irfan'da

Şeyh Muhammed Muta’ el-Haznevi (k.s.) Tel İrfan’da

Şeyh Muhammed Muta’ hazretleri (Radiyallah-u anh)- 4

Fazilet ve edep konusundaki üstünlüğüne rağmen kendisini yine de mütevazi ve iyi ahlaklı, sevecen ve güzel bir arkadaş olarak ve tekellüf ve yapmacıktan uzak olarak görürsün.

Ancak! Bu yüzden, gönüller kendisine meylediyor ve insanların aşkı kendisine yöneliyor.

Büyük himmeti kendinse yüce işleri işaretlemiş ve hedef olarak çizmiştir. Ardından kabiliyeti meydana çıkmış ve kendisinin asaleti tecelli etmiştir.

Akranlarını geride bırakmış ve yakınlarını ve dostlarını geçmiştir. Böylelikle de sinelerinde ona karşı gizledikleri kin ve hased gibi art niyetleri ortaya çıkmış ve ona karşı sakladıkları hile, ihanet, düşmanlık ve şiddetli muhalefet açığa çıkmıştır.

Sorumluluk bilinci;

Murşidimiz Muhammed Muta’ hazretleri (k.s.), Nakşibendi tarikatını pederi Muhammed el-Haznevi (Kuddisesirruh) den almıştır. Bu yola çekingen korkakların dalışı gibi değil; şecaatli bir arslanın dalışı gibi dalmış ve bu uğurda muhterem pederine olan güven ve bağlılığını hiç kaybetmemiştir.

Bunun sonucu olarak da, tıpkı kendisinden önceki selefin adeti ve kendisinden sonra gelecek olan halefi için de geçerli olacak aynı kanun üzere, yorgunluk ve bıkkınlıktan bir an duraksamaksızın her daldan ilim ve edep meyvelerini devşirmiştir.

Kendisi kolayı tavsiye eden, güzel görünüşlü, ince kalpli, mükemmel bir akla, sağlam bir dindarlığa sahip, Takva ve Yakin sahibi, doğru sözlü, Sünnet-i Nebevi (s.a.v.) ye devam eden, Şer’i Hükümleri ve Tarikatın adab-ı erkanını koruyan biridir.

Olgunluk ve Kemalı;

Çeşitli akli ve nakli ilimleri kana kana içtikten ve olgunlaşıp kemale erdikten sonra öyleyse kendisinin seleflerinin ve ecdadının makamına geçmiş olması tuhaf bir durum değildir. Muhterem pederine varis ve O’nun irşad seccadesine oturması doğaldır.

Bilakis asıl beklenilen, kendisinin bu derinliğe ve kabiliyete olan irfani eğilimleriyle beraber bereketli ve bol ürün sunamsıdır.

Özellikle de kendisi ikamet ettikleri beldelerde bu uzun süre boyunca muhterem pederi ve dedesi ile beraber yaşadıktan, muhterem pederine Suriye içindeki ve diğer Arap ülkelerindeki yolculuklardan pek çoğunda refaket ettikten ve ayni şekilde ona Avrupa ülkelerine yaptığı uzun yolculuklarında ve oradaki ikametlerinde refaket ettikten sonra O’nun ahlakını ve yapısını daha yakından tanıdı.

Ve O’nun tarikatın adab-ı erkanı uğrunda çabaladığı ve hedeflediği şeyleri daha yakından idrak etti.

Devam edecek….

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Muhammed Muta’ el Haznevi hazretleri (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

DSC_3809  Fuad Yusufoğlu Muhammed Muta' (k.s.) 1 Tel İrfan

Şeyh Muhammed Muta’ el-Haznevi (k.s.) Tel İrfan’da

Şeyh Muhammed Muta’ hazretleri (Radiyallah-u anh)- 5

Öyle ki;

Muhterem pederi Şeyh Muhammed El Haznevi hazretleri (k.s.), O’nun hakkında şöyle buyurdu ki;

-“Oğlum Muhammed Muta’, bütünüyle; baştan ayağa kadar mahza akıldır.”

Bu konuda, er kişilerin, vasıflarında uzman olan bir âlimin tanıklığı sana yeter! Nitekim, bu tanıklık muhterem pederinin irtihalindan sonra doğrulanmıştır.

İnsanlar Şeyh Muhammed Muta’ hazretleri (k.s.) nin başına gelen musibet ve acılara karşı yüce sabit dağların bile sergilemekte acze düştükleri, geösterdiği genişlik, güzel ahlak, sabır, hilim ve vekar gibi Muhammed Muta’ kuddisesiruhu nun kerametlerini bizat gördüler.

Şeyh Muhammed El-Haznevi (kudisesiruhu) nin Onu vasiyet etmesi;

Şeyh Muhammed El haznevi (k.s.), ölüme o gelmeden önce hazırlanmış ve kılıcını sıyırıp bir elinden diğer eline alarak onu bekliyordu. Muhammed (s.a.v.) i mirasını da sağ elinde, sol eline dolaştırıyordu. Ne Necid’teki ne de Ziselem’deki komşularına uğramadan, Mekke’den Medine’ye, Medine’den Mekke’ye gidip geliyordu.

Hiç şüphesiz, tarikatını ve müridlerini zeki, faziletli, soylu ve asil evlad-ı pâkı, âlim, zahid allame, kavrayış sahibi, tartışmasız Muhammed’i Varis Muhammed Muta’ hazretleri (k.s.) ne teslim etmiştir. Alah-u Teâlâ O’nu muhafaza eylesin.

Şeyh Muhammed Muta’ el haznevi hazretleri (k.s.), Şeyh Muhammed El-Haznevi (k.s.) nin evlad-ı pâkı, varisi ve O’nu kendinse seçtiği ve kendinden sonra irşad seccadesine O’nu oturttuğu ‘yegane’ halifesidir.

Nakşibendi tarikatının hilafetini, katarakt ameliyeatı olarak için Almanya’ya gittiği sırada, doğru ilhamların mazharı, şan sahibi insan-ı kamil muhterem pederi Muhammed El Haznevi (k.s.) den, kendi mübarek el yazısıyla yazdığı vasiyetle almıştır.

Şeyh Muhammed El Haznevi (k.s.) Almanya’da bu vasiyete üçü ûlemadan üçü de kendi sırlarını paylaştığı sırdaşlarından olmak üzere altı kişiyi de şahid tutmuştur. Şahidlerin hepside o vakit Avrupa’da kendisine refaket eden Türkiye vatandaşlarıdırlar. Sonra bu vasiyeti kapalı bir zarfın içinde kasasına koymuştur ve bunu Umre’ye seyahat edene kadar hiç kimseye bildirmemiştir.

Muhterem zevcesine eğer kendinden sonra hayatta kalırsa sahip olduğu şeylerin bulunduğu kilitli kasasında bir vasiyetin olduğunu bildirmiştir. Ve muhterem zevcesini kim olursa olsun ondan kimseye bahsetmemesi konusunda uyarmıştır.

-“Eğer sağ salim geri dönersem ne alâ! Aksi takdirde kasa Şeyh (k.s.) in ev halkı, ulemâ ve havastan kimselerden orada bulunanların önünde açılsın ve vasiyette bildirildiği üzere amel edilsin!”

Devam edecek….

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Muhammed Muta’ el Haznevi hazretleri (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

DSC_4109  Fuad Yusufoğlu Muhammed Muta' Tel İrfan

Şeyh Muhammed Muta’ el haznevi (k.s.) Tel İrfan’da

Şeyh Muhammed Muta’ hazretleri (Radiyallah-u anh)- 6

Şeyh Muhammed Muta’ hazretleri (k.s.), yaratılış, ahlak, siret ve kalb temizliği bakımından pek çok övülen meziyetlerle temayüz etmiştir. Ki, bu meziyetler kendisini en yüce makama yerleştirmeye, insanların kendisine muhabbet duymasına ve şeref kadehini ona sunmalarına son derece yeterlidir.

Başka bir insanın başına bir benzerinin geldiğini ne gördüğümüz, ne de duyduğumuz onca belâ ve müsibete rağmen tarikatın yayılmasına istenidiği gibi en sağlam şekilde yapmış ve vazifesini en güzel şekilde yerine getirmiştir.

Nitekim bir kişi ya çocuğuyla ya babasıyla ya sevdiğiyle imtihan olunur. Fakat daha gözü kapalı gençlik baharının ve her şeyden azade olan hayatının başlangıcında, zaman kendisinin üzerine avına atlar gibi atladı. Kader ise kendisine dalgalı bir deniz ya da öfkeli bir arslanın hücümüyle saldırmak için ağzını açtı. Ve çok kısa sürede validesini, pederini, kızkardeşini ve erkek kardeşini yuttu. Ve onu anne şefkatından, baba sevgisinden, bir kardeşin yardımından ve kız kardeşin şefkatından mahrum bıraktı.

Kendisine yardım eden ve üzerindeki yükleri hafifleten bu kimselerin yerine, en yakın akrabalarından, bunun tam tersi bir durum buldu.

Kendisini beldesinden ve evinden çıkardılar. O’na karşı düşmanlıkta birlik oldular, varını yoğunu yağmaladılar. Bütün bunlar sadece, Resulullah (Sallallahua leyhi ve Sellem) e olan mükemmel tabi oluşu sebebiyledir. Dolayısıyla kendisi hem şekil hem de mana itibariyle bir Muhammedi’dır. Gerçekten de bu, yüce sabit dağların onu taşımaktan kaçındıkları ağır bir yük ve büyük bir imtihandır.

Fakat aynı zamanda bu,

-“Allah bir kulunu sevdiğinde onu sınar; eğer sabrederse anu asfiya kılar, razı olursa onu nüceba kılar!” Meailindeki Hadis-i şerif’e uygun olarak Allah’ın itiraz edilemiyecek iradesi ve ondan kaçış olmayan bir kaderidir.

-“Ve Sabredenleri müjdele! Onlar ki, kendilerine bir musibet isabet ettiğinde, (-‘İnne lillahi ve inne ilahi raciun’) Bizler Allah’a aitiz ve yine O’na dönücüleriz.”

Derler.

-“İşte onlara Rablerinden salavatlar ve bir rahmet vardır. Ve işte onlar hidayete erenlerdir!”

Şeklinde buyurarak bu niteliğe sahip kimselere Allah sübhanehu ve Teâlâ’nın bahşetiği mükafat ne güzel ve ne muazzamdır!

Andolsun ki; Allah onu sabrederken ve hayır umarken hatta razı olmuş ve Allah’ın kaderine teslim olmuş olarak bulmuştur. Bu yüzden de Allah insanların kalplerini ona çevirmiş onlar da onu hiçbir kuvvetin, gücü ve ne de malın sağlamasının mümkün olmadığı bir sevgi ile sevmiştir.

Aksine bu Muhabbet saf Allah’ın bir ihsanı ve fazlıdır; Nitekim bir Hadis-i Şerif’te varit olduğu üzere;

-“Allah bir kulunu sevdiğinde Cebrail Aleyhis Selam’a (-“Ben filanı seviyorum sen de sev,)” diye nida eder. Böylece Cebrail Aleyhis Selam de O’nu sever. Sonra Sema ehli’ne, (-“Allah flanı seviyor, sizler de seviniz,)” diye seslenir. Sema’deki melekler de O’nu sever, Yeryüzünde hüsn-ü kabul görmesi sağlanır.”

Devam edecek….

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Muhammed Muta’ el Haznevi hazretleri (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

DSC_3433  Fuad Yusufoğlu Muhammed Muta' (k.s.) 1 Tel İrfan'da

Şeyh Muhammed Muta’ el-Haznevi (k.s.) Tel İrfan’da

ŞeyhMuhammed Muta’ hazretleri (Radiyallah-u anh)- 7

Şeyh Muhammed Muta’ hazretleri (k.s.) nin nitelikleri;

Allah-u Teâlâ kendisini mütebessim, güzel yüzlü ve narin yapılı yaratmıştır. Din konusundaki son derece titizliğine (vera) ve hassasiyetine rağmen ne kötü söz söyler ne de gıybet eder. Ne katı kalpli ve kaba, ne de asık yüzlü ve çatık kaşlı ve ne de kaba yapılıdır. Aksine sevecen, mütebessim, kaynaşan ve kendisine kaynaşılan biridir. Adımlarını yavaşça; ne uzun ne de kısa atar.

Ahlaki nitelikleri;

Kendisi dinde orta yol sahibi, titizlikte (vera) ise hassastır. Allah’tan duyduğu muazzam korku kendisni Allah’ın kullarına zarar vermekten ve onları incitmekten men eder. Allah Teâlâ’nın haklarına zarar vermekten ve onları incitmekten men eder. Allah-u Teâlâ’nın haklarında şöyle buyurduğu kimselerden biridir;

-“Rahman’ın (has) kulları o kimselerdir ki; Yeryüzü’nde tevazu ile yürürler. Kendini bilmezler onlara laf attığında (onları incitmeden) ‘Selam!’ derler (geçip giderler). Ve yine onlar, gecelerini Rablarına secde ederek ve kıyamda durarak geçirirler. Ve yine onlarşöyle derler; -“Ey Rabbimiz! Cehennem azabını üzerimizden sav! Doğrusu onun azabı gelip geçici değil süreklidir!”

Tarikattaki yolculuğu;

Kendisi Terbiye edici İmâm, Islah eden bir davetçi, başarılı bir Muallimdir. Allah-u Teâlâ’ya davet, vaaz, irşad ve Allah kullarını doğru Yol’a sevketme konusunda canlı bir örnektir.

İnsanlara nasihat eder ve onlara dinlerinin inceliklerini öğretir. Onlara Allah’ın onlardan istediklerini ve istemediklerini gösterir.

Sözleriyle ve davranışlarıyla, hatta ve hatta mübarek yüzü ve gülümsemesiyle bile, muhiplerinin ve müridlerinin arasında tam bir eşitlik kurma konusunda son derece hassastır.

Öyle ki;

Kendisiyle beraber olan ve onunla oturan herkes onun kendisini başka herkesten daha çok sevdiğine can-u gönülden inanır. İşte bu yüzden kendisni herkes sevmekte ve kendilerini ona adamaktadırlar.

İdare ve terbiye etmedeki bilgeliği;

İnsanları idare ve onların işlerini düzenleme konusunda metodlarının üzerinde döndüğü eksen, onların ahlak ve adaplarına uygun olan şeylere, İslam’i prensiplere, değerlere ve yüce ideallere tam olarak bağlılık ve İslam’ın ruhunu ve Selef-i Salih (r.anhüm) in Yolunu korumaktır.

O’na göre bir tarikatın şeyhi;

Dine çağıran bir da’vetçi olmasının yanı sıra aynı zamanda Müslümanların bir önderi ve örnek alınan ve o’na göre nakış yapılan bir numunedir. Şeyhlik bir makam, ya da bir liderlik ya da tevesül için bir vesile ve kırıntı toplamak için bir torba değildir.

Devam edecek….

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Muhammed Muta’ el Haznevi hazretleri (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Medine-i Münevvere – çok eski resim – (Mekke müzesinden alınmıştır)

Silsile-i Âliye büyüklerinin isimleri

* * *

Veli;
Müminin sıfatı olarak “veli” kavramı, Allah’ın dostu ve sevgili kulu demektir. Kur’anda Salih ve muttaki olan mü’minlerin Allah dostu (veli) olduğu bildirilmiştir. (Yunus Suresi ayet 10/62-63, A’raf suresi; 7/ 196) Müminlerin velisi ancak Allah, Onun Resul-ü, mü’minler ve meleklerdir (Maide suresi ayet;5/55, Fussilet suresi; ayet, 41/31

Bir fıkıh terimi olarak “veli”, başkalarının üzerinde veya onların hakkında tasarruf etme yetkisine sahip kişi anlamına gelmektedir. Bu yetkiye ise “velâyet” denir.
Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları (Dini kavramlar sözlüğü)

Devam edecek…

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri başta Resulullah efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem, Eshab-i Kiram radiyallah-u anhüm ile “Silsile-i aliyye” de yer alan bu mübarek zatlar hürmetine; dünya ve ahiret saâdetini ihsan eyleyip günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu

Hazreti Hamza (r.a.) nin türbesi UHUD DAĞI (şehidlik)

Hazreti Ebû Bekr-i Sıddık (Radiyallah-u anh)- 12

Hz. Ebû Bekir’in ismi geçince, Hz. Ömer şöyle dedi: “Ömrümdeki bütün Hz. Ebû Bekir’in, bir gün ve gecelik âmeli gibi olmasını isterdim. O’nun o mes’ûd gecesi ki, Resûlullah (s.a.v.) ile birlikte mağaraya gitti. Mağaraya varınca. “Allah için, yâ Resûlallah içeri girmeyin! Ben gireyim, içerde zararlı bir şey varsa, bana gelsin, mübârek zâtınıza bir keder, bir elem gelmesin” dedi ve içeri girdi. İçeriyi süpürüp temizledi. Sağında solunda bir çok irili ufaklı delikler gördü. Hırkasını parçalayıp, delikleri kapadı. Bir iki delik kaldı. Onları da ayakları ile kapayıp, sonra Resûlullaha, içeri girmesini söyledi. Resûlullah (s.a.v.) içeri girdi ve mübârek başını Ebû Bekir’in kucağına koyup uyudu. Ayağını yılan soktu. Resûlullah uyanır korkusuyla, sabredip, hiç hareket etmedi. Gözyaşı Resûlullanın mübârek yüzüne damlayınca: “Ne oldu yâ Ebâ Bekir?” buyurdu.

 Hz. Ebû Bekir ayağım ile kapattığım delikten bir yılan ayağımı soktu. Ayağımı çekersem çıkıp size zarar vereceğinden korkuyorum, dedi. Resûlullah (s.a.v.) ayağını çek buyurdular. Ayağım çekince heybetli ve zehirli bir yılan çıktı. “Ey utanmaz yılan, benim mağara arkadaşıma, sırdaşıma eziyyet etmeğe Allahü teâlâdan korkup, benden utanmıyor musun?” buyurdu. Yılan, “Ey Allahın Habîbi, insanların, cinnin Peygamberi. Sana yalnız insanlar değil, hayvanlar, kuşlar, yılanlar, karıncalar, hepsi âşıktır. Hattâ bu köleniz gözü yaşlı, büyüklerimizden yüksek vasıflarınızı dinlemiş, mübârek yüzünüzü görmeğe âşık olmuştur. Bu mağarayı şereflendireceğinizi biliyordum. Onun için çok zamandan beri bu sıkıntılı mağarada gece gündüz demeyip yolunuzu bekliyordum. Sıddîk, bu karanlık mağaraya sabahı, siz de güneşi getirdiniz. Fakat Sıddîk, sizi görmeme mani olunca benden korku ve haya kalktı. Bu küstahlığa cesaret ettim.” diyerek özür diledi. Resûlullah (s.a.v.) özürünü kabul etti. Hz. Ebû Bekir’in yarasına mübârek tükrüğünden sürdü. Hemen iyi oldu.

 Peygamberimize, (s.a.v.) bir gümüş yüzük hediye getirmişlerdi Hz. Ebû Bekir’e, “Yâ Atik, bu yüzüğü bir kuyumcuya götür. Üzerine (Lâ ilâhe illallah) yazılsın.” buyurdu. Hz. Ebû Bekir yüzüğü alıp kuyumcuya götürdü. Bu yüzüğün üzerine “Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah” yaz, dedi. Resûlullah (s.a.v.). böyle emretmemişdi, fakat Allahü teâlânın ism-i şerîfi ile Resûl-i Ekrem’in ism-i şerîfinin ayrı olmasını uygun görmemişti.

 Kuyumcu Hz. Ebû Bekir’in söylediği gibi yazdı. Hz. Ebû Bekir kuyumcudan alıp, Resûlullaha (s.a.v.) götürürken Hak teâlâ Cebrâil aleyhisselâma, “Çabuk git, Habîbimin yüzüğüne Ebû Bekir ismini yaz, çünkü Ebû Bekir benim ismim ile Habîbimin isminin ayrı olmasını uygun bulmadı. Ben de Habîbimin isminden Ebû Bekir’in ismini ayırmağı uygun görmedim” buyurdu. Cebrâil aleyhisselâm derhal yetişip, mübârek yüzük Hz. Ebû Bekir’in elinde iken ve haberi yok iken yüzüğe Ebû Bekir ismini yazdı. Sonra Ebû Bekir (r.a.) yüzüğü Sultân-ı enbiyâya teslim etti. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) yüzüğe baktılar. Yüzüğün üzerinde (Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah, Ebû Bekir Sıddîk) yazılı idi. Hz. Ebû Bekir’e bu yüzüğün üstüne yalnız Lâ ilâhe illallah yazılması söylenmişti. Halbuki fazla yazılmış hikmeti nedir? diye sordular. Hz. Ebû Bekir çok utandı, terledi. Bir cevap vermeden Cebrâil aleyhisselâm gelip, Hak teâlânın selâmını söyledikten sonra, Ebû Bekir’in kendi adının yazıldığından haberi yoktur, ben yazdırdım. Habîbim üzülmesin buyurduğunu söyledi ve olanları anlattı.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Bekir Sıddık (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Hazreti Ca’fer Teyyar (r.a.) nın makamı

Hazreti Ebû Bekr-i Sıddık (Radiyallah-u anh)- 17

“Takva akıllıca yapılan işlerin en güzelidir. Hakka asî olmak ahmakça yapılan işlerin en çirkinidir. Verilen emâneti yerine getirmek en üstün doğruluk sayılır. Hıyanet olarak da, en önde yalan gelir, “

 Bir defasında bilmeden şüpheli birşey yiyip hemen anlayınca zorla istifra edip, midesini boşalttı ve sonra şöyle duâ etti: “Allahım, bilmeden yaptım. Çıkarabildiğim kadarını çıkardım. Beni bundan ve damarlarımda kalanlardan sorguya çekme!”

 Birine nasihat veriyordu. Sonunda şöyle buyurdu: “Ey kardeşim, sana yaptığım tavsiyeyi aklında tut ve kaybolmamasına dikkat et! Ölümü özüne sevdir. Nasıl olsa gelecek.” Çok kerre dilini parmağıyla tutar ve: “Başıma gelen herşey bunun yüzündendir” derdi. Binekte iken devesinin yuları düşse, verin demez, deveyi çöktürür alırdı. Sebebini sordular, “Resûlullah bana, insanlardan birşey isteme diye emretti” buyurdu.

 “Allah sevgisini hâlis olarak tadanı, bu sevgi, dünyâyı istemekten alıkoyar ve bütün insanlardan uzaklaşır, kesilir.”

 “Ömrünü faydasız, boş şeylerle geçiren, tarlaya tohum ekme vaktini kaçırmış olur. Vaktinde tohum ekmeyen ise, hasat zamanında pişman olur.”

 “Ne söyleyeceğine ve ne zaman söyleyeceğine dikkat et!”

 Ordu kumandanlarını bir yere gönderdiği zaman, onlara: “Kadınları öldürmeyiniz, çocuklara dokunmayınız, ihtiyarlara tecâvüz etmeyiniz, meyvalı ağacı kesmeyiniz, ma’mur yerleri tahrip etmeyiniz, haddi tecâvüz etmeyiniz, korkmayınız ve gıdadan başka bir maksatla koyun ve deve kesmeyiniz ve manastırlarına çekilmiş insanlara zarar vermeyiniz” diye emirler ve nasihatler verdi.

 Bir hutbesinde buyurdu ki: “Ey insanlar, Allah’tan af ve afiyet isteyiniz. Çünkü mü’mine, İslâm’dan sonra af ve afiyetten daha hayırlı bir şey verilmemiştir.”

 “Müslümanlardan hiçbiri, diğerini hakir görmesin! Zira müslümanların küçüğü, Allah yanında büyüktür.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Bekir Sıddık (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Hazreti Hüseyin (r.a.) türbesi

Hazreti Ebû Bekr-i Sıddık (Radiyallah-u anh)- 18

“Allahü teâlâdan, kendisini, kıyâmet gününde cehennem ateşiden korumasını isteyen bir kimse, mü’minlere karşı çok merhametli ve ince kalbli davransın!”

 Oğlu Abdurrahman’ı, komşusu ile münâkaşa ederken gördü ve oğluna gücenerek: “Oğlum, komşu ile dedikodu yapma! Şu gördüğün insanlar dağılır gider ve sen yine komşunla başbaşa kalırsın” dedi.

 Yine bir hutbesinde: Ey insanlar!

 Allahü teâlânın “Ey imân edenler, siz kendinize bakınız, siz doğru yolda bulundukça, yoldan çıkanların size zararı olmaz” (Mâide sûresi 105) âyet-i celîlesini okuyorsunuz, fakat onu yerine koymuyor, başka mânâda kullanıyorsunuz. Zira ben, Resûl-ı Ekrem’den şöyle buyurduğunu işittim: “İnsanlar kötülüğü görüp mani olmadıkları zaman, Allahü teâlânın, onların hepsini âzâba uğratmasından korkulur” dedi.

 Bir gün Eshâb-ı kirâma hitaben buyurdu ki: “Allahü teâlâ size dünyâyı fethettirecek, kapılarını açacaktır. Siz, ihtiyacınızdan fazlasını almayınız!”“Bilmiş ol ki, sabah namazını kılan kimse, Allah’ın himayesindedir. Allah’ın hakkını küçümseme, zira yüzüstü seni Cehenneme atar.”

 “Allahü teâlâya olan hâlis sevginin zevkine varan, dünyâlıktan vazgeçer ve bütün insanlardan yüz çevirir.”

 Hz. Ömer’e şöyle tavsiye buyurdu: “Hak ağırdır. Ağır olduğu kadar da acıdır. Ve aynı zamanda faydalıdır. Bâtıl ise hafif ve aynı zamanda belâlı ve zararlıdır. Eğer tavsiyeme uyarsan, henüz erişemediğin ve mutlak surette sana ulaşacak olan ölümden sevimli bir şey senin için olamaz. Vasiyetime uymazsan da gaybda olan ölümden daha çok buğz ettiğin bir şey olmaz. Halbuki onu önlemeğe gücün yetmez.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Bekir Sıddık (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Bi’a-tür-Rıdvan (Hüdeybiye)

Hazreti Ebû Bekr-i Sıddık (Radiyallah-u anh)- 19

“Kişinin kelâmı, aklının beyânı, faziletinin tercümanıdır.” Yine bir hutbesinde buyurdu ki: Bütün hamd ve senalar Allahü teâlâya mahsustur. O’na hamd eder. O’ndan yardım dilerim. O’ndan af niyaz eder, O’na inanır, O’na güvenirim. Hidayeti Allah’tan bekler, sapıklık düşüklük, şüphe ve körlükten O’na sığınırım. Allah’ın dürüst yürümeyi nasip ettiği kişi dosdoğru yol alır, onun saptırdığı ise ne bir dost, ne de bir mürşid bulabilir… Bütün varlığımla inanırım ki, Allah’tan başka ilâh yoktur. O tektir ve şeriki yoktur. Mülk ve saltanat O’nundur, hamd O’nadır. Dirilten de öldüren de O’dur. Ve O, hiç ölmeyen diridir. Dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltır. Bütün hayırlar O’nun elindedir, O, her şeye gücü yetendir.

 Bütün varağımla inanırım ki, Muhammed Mustafa (s.a.v.) O’nun kulu ve Peygamberidir. “O’nu hak ve hakikat olan dîni tebliğ vazifesiyle göndermiştir ki, Hak din diğer dinlere galip gelsin. Putperestler beğenmeseler de bu böyledir.” (Tevbe 33). O’nu bütün insanlığa bir rahmet ve bütün insanlık için bir dayanak ve delil olarak göndermiştir. O gönderildiği zaman insanlar, olabilecekleri hallerin en kötüsü içindeydiler. Bilgisizlik karanlıklarına gömülmüş durumdaydılar. Dinleri uydurma, davetleri yalan ve sahte idi. Allahü teâlâ hakikat dînini Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm ile aziz kıldı.

 Ey mü’minler, Allah sizin gönüllerinizi birbirinize ısındırdı. O’nun nimeti sayesinde sizler kardeş haline geldiniz. Daha önceleri bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz. Sizi oradan çıkaran O oldu. İşte, Allah size işaretlerini böyle apaçık gösterir ki, doğru yola kavuşabilirsiniz. O halde ey îmân edenler! Allah’a ve O’nun Resûlüne tam uyun! Allahü teâlâ: “Resûle uyan, Allah’a uymuş demektir. Eğer yüz çevirirlerse ey Peygamberim, bu onların bileceği bir şeydir. Biz seni onların başına bekçi göndermedik” buyurmaktadır. (Nisa, 80).

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Bekir Sıddık (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Sevr Mağarası (Mekke)

Hazreti Ebû Bekr-i Sıddık (Radiyallahu anh-u)-20

Ey îmân edenler! Size her iste, her durumda Allahü teâlâdan korkmanızı nasihat ederim. Hoşunuza giden işler kadar, size zor gelen durumlarda da hakikate sarılın. Şunu bilin ki, doğru söz dışında hiçbir kelam hayır ve yarar getirmez. Yalan söyleyen, yaradılış hikmetini saptırmış, bunu yapan ise, helâk olmuştur. Ey insanlar! Büyüklenmekden sakının. Topraktan yaratılıp, yine toprağa dönecek olan bir varlığın kibirlenmesi de, ne demek oluyor? Bugün var, yarın yok olan bir varlığın kendini beğenmesi ne kadar anlamsız!..

 Ey insanlar! Çalışın ve nefislerinizi, içinde yer alacakları ölüm ötesi için hazırlayın. Önünüzde çözümü zorlaşan şeyleri Allah’ın ilmine havale edin. Öbür âleme geçmeden önce bir şey hazırlayın ki, oraya vardığınızda karşınıza çıksın. Çünkü Allahü teâlâ, “Mahşer gününde herkes, dünyâda hayır ve kötülük olarak yaptığı her şeyi hazır bulacak ve isteyecek ki, kötülüklerle arasında uzak bir mesafe bulunsun. Allah size kendinden korkmanızı emreder. Allah kullarını çok esirgeyicidir.” (Al-i İmrân, 30).

 O halde, Allah’tan korkun, O’nun emir ve yasaklarına iyice kulak verin. Sizden önce. gelip geçenlerden de ibret alın. Ve unutmayın ki, Rabbinizin huzuruna mutlaka çıkarılacak ve küçük-büyük bütün davranışlarınızın karşılığını bulacaksınız. Bununla beraber Allah dilediğini bağışlayabilir. O bağışlayıcı ve affedicidir.

 Kendinizi iyi tanıyın, sadece kendi noksanlarınızla meşgul olun. Yardım istenilecek tek kudret sahibi Allahü teâlâdır. O’nun dışında hiçbir güç, ne yapabilir, ne bozabilir.

 “Muhakkak Allah ve melekler, sürekli olarak O Yüce Peygamber’e salât ve selâm getirirler. Ey îmân edenler! Siz de o Yüce Peygamber’e salât ve selâm edin.” (Ahzâb, 56)

 Allah’ım! Kulun ve Peygamberin Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) salât ve selâmların en seçkiniyle salât ve selâm et! Bizleri de o âlemlerin Efendisine salât ve selâm etmekle şereflendir, yücelt! Bizleri, ona gönül verenler arasında haşr et! Bizleri onun havzından su içen bahtiyarlardan kıl! Allah’ım, sana boyun eğmemiz hususunda bize yardımcı ol! Bizleri düşmanlarımız karşısında muzaffer kıl!..

 

KAYNAKLAR

1) Tabakât-ı İbni Sa’d cild-3, sh-169

2) Hilyet-ül-Evliyâ cild-1, sh-28

3) Câmi’u Kerâmât-il-Evliyâ cild-1, sh-75

4) Târîh-i Hulefâ sh-3, 26

5) Tehzîb-üt-tehzîb cild-5, sh-315

6) El-Al’âm cild-4, sh-102

7) Tezkiret-ül-Huffâz cild-1, sh-1

8) Kâmûs-ul-a’lâm cild-1, sh-696

9) Savâik-ul-Muhrika sh-9

10) El-Kâmil fi’t-târîh cild-2, sh-160

11) Târîh-ul ümemi ve’l-mülûk cild-4, sh-46

12) El-İstiâb cild-2, s-243

13) El-İsâbe cild-2, sh-341

14) Sahîh-i Buhârî Babül-hicre,

15) Müsned-i Ahmed İbni Hanbel, cild-1, sh-1

16) Sahîh-i Müslim Fedâil-üs-Sahâbe

17) Tuhfe-i İsnâ Aşeriyye sh-28

18) Hucec-i katiyye sh-8

19) İkd-ül-ferîd, cild-2, sh-142

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Bekir Sıddık (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu