‘Cennet’ olarak etiketlenmiş yazılar
Gaflet
28 Haziran 2008Dar harabeleri (Burası Bir zamanlar meşhür bir şehirdi Ya şimdi..)
Gaflet ;
pişmanlığı artırır.
Gaflet ;
Ni’meti giderir.
Gaflet ;
Hizmeti engeller.
Gaflet ;
Hasadi ziyadeleştirir.
Gaflet;
Rusvaylık ve nedameti artırır.
Rivayet edilir ki;
iyi kişilerden biri hocasını ru’yada görür ve ona sorar.
-“Sizce hangi sebepten duyulan pişmanlık daha büyüktür ?”
Hocası şöyle cevab verir:
-“Gafletten dolayı duyulan pişmanlık.”
Gene Rivayet edilir ki;
Zinnuni mısrı (k.s.) yi biri rüyasında görür ve ona der ki:
-“Allah (c.c.) sana ne yaptı?”
Zinnuni Mısrı (k.s.) cevap verir:
-“Allah (c.c.) beni huzurunda durdurdu ve şöyle buyurdu:
-“Ey İddiacı, ey yalancı beni sevdiğini iddia ettin, fakat sonra benden gafil oldun.”
Sen gaflet içindesin, kalbin gaflette bulunuyor,
Ömür gitti, günahlar olduğu gibi duruyor.
Rivayet ediliyor.
Salihlerden biri ru’yasında babasını görür, der ki;
-“Ey baba nasılsın, halin nasıldır ?”
Babası cevap verir:
-“Ey oğlum, dünyada gaflet içinde yaşadık.”
Yakup (a.s.) ile ölüm meleği Azrail (a.s.) kardeş gibi görüşürlerdi. Bir gün ölüm meleği Yakup (a.s.) i ziyaret etti, bu sırada Yakup (a.s.) ona dedi ki;
-“Ey Ölüm meleği, ziyaretime mi geldin, yoksa ruhumu kabzetmeğe mi?”
Ölüm meleği:
-“Sırf ziyaret için geldim.”
Yakup (a.s.):
-“Senden bir isteğim var.”
Ölüm meleği:
-“Nedir o?”
Yakup (a.s.):
-“Ecelim yaklaşıp, canımı alacak olduğun zamanı bana bilidirir misin?”
Ölüm meleği:
-“Peki, sana iki veya üç elçi gönderirim.”
Yakup (a.s.) in eceli geldiğinde kendisine ölüm meleği geldi.Yakup (a.s.) ona şöyle dedi:
-“Beni ziyaret için mi geldin, yoksa canımı almak için mi?”
Ölüm meleği:
-“Canını almaya geldim.”
Bunun üzerine Yakup (a.s.):
-“Sen bana , daha önce iki veya üç haberci göndereceğini söylememiş miydin?”
Ölüm meleği :
-“Ben söylediğimi yaptım.Sana göndrdiğim haberciler şunlardır:”
1-Önceden saçların siyah iken beyazlaşması
2-Vucudun güçlü, kuvvetli iken sonra zayıf düşmesi ,
3-Vucudun dimdik iken sonra kamburlaşması.
-“İşte Ey Yakup (a.s.) benim, adem oğluna ölümden önce gönderdiğim habercilerim bunlardır.”
Ebu Ali ed-dekkak der ki:
Kibar-i Meşayıhtan salıh birzat bir gün hastalandı. Ziyaretine gidip yanına girdiğim de etrafında talebeleri oturuyorlardı. Çok ihtiyar olan bu zat ise ağliyordu.
Kendisine dedim ki;
-“Ey Ustad, dünyadan göçüyorum diye mi ağliyorsunuz?”
Adam cevap verdi:
-“Hayır, ona değil, namazımı geçirmeme ağliyorum.”
-“Nasıl olur bu dedim. Siz devamlı namazınızı kılardınız?”
Salih adam :
-“Ben namazı mı kılardım, fakat bu günüme kadar yaşadım, bütün secdelerimi gaflet için de yaptım. Ben başımı secdeden gaflet içinde kaldırdım. İşte şimdi ben gaflet içinde ölüyorum. Sonra hoş ve derin bir nefes alarak şu şiir’i söyledi:
Dirileceğimi, kıyamet günümü düşündüm,
Vucudumun, kabirde durup sabahlayacağını düşündüm,
Dünyada ki şan ve şöhretimden sonra, yalnız başıma kalacağımı,
Günahımla rehin olup, toprakta yatacağımı ,
Düşündüm, enine – boyuna uzunca hesabımı,
Düşündüm, kitabim verildiği zaman ki, perişan halimi,
Fakat RABBİM,yaratanım, ümidim sendedir.
Uyunül-Ahber’de Şakik El belhi (k.s.) nin şöyle söylediği nakledilir:
İnsanlar üç söz söylerler, fakat fiilleriyle ona muhalefet ederler.
1-Biz,Allah(c.c.) ın kullariyiz derler. Halbuki onlar hür olanlar gibi iş yaparlar. İşte bu sözlerine muhalif olan haraketleridir.
2-Şüphesiz, Allah(c.c.) bizim rızıklarımıza kefildir derler, fakat kalblerini ancak dünya ve dünya malını toplamak tatmin eder. Bu da söyledikleri sözün hilafina olan harakettir.
3-Biz elbette öleceğiz derler, fakat ölmiyecek olan gibi amel ve harakette bulunurlar. Bu da sözlerine uymayan husustur.
Ey kardeşim, kendine bir bak.Yüce olan Allah(c.c.) ın huzurunda, hangi bedenle duracaksın. O’nun sorularına hangi dille cevab vereceksin. Sana az ve çok yaptıklarından sorulduğu zaman ne cevab vereceksin.
Allah(c.c.) in sualine, öyle bir cevab hazırla ki, cevabın doğru olsun. Allah (c.c.) tan korkunuz. Çünkü Allah (c.c.) hayır ve şer, yaptıklarınızın hesabinden haberdardır. Sonra müslümanlara, Allah (c.c.) ın emrini terk etmemeleri, gizli ve aşikar onu bilmeleri hususunda öğüt verdi.
Peygamberimiz (a.s.v.) den rivayet edilmiştir. Buyuruyorlar ki;
-“Arşın altında şöyle yazılmıştır: Ben (Allah), bana itaat edenin isteklerini veririrm. Beni seveni severim. Benden isteğenin isteğini veririm. Benden Afv taleb edeni de yarlığarım.”
Akıllı olan MÜSLÜMAN, Allah ( c.c.) a itaat ederken, ihlas ve korku ile itaat eder. Onun hükmüne ve takdirine rıza gösterir. Ondan gelen musibetlere sabreder. Verdiklerine kanaat edip, ni’metlerine Şükr eder.
Mükaşefe-tül kulub (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala (c.c.) Hazretleri bizleri ve sizleri Gaflet uykusundan uyanmayı, İhlas üzere amel etmeği nasib eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Tevbe-i nasuh- 6
05 Temmuz 2008Navale Reş (Nusyabin)
Abdullah bin Ömer (r.a.) şöyle der:
-“Kim ki, yapmış olduğu günahı hatırlar ve ondan dolayı; kalbi korkudan titrerse, onun günahı levh-i mahfuz’dan kaldırılmıştır.”
Rivayet edilir ki, biri Adullah bin Mesud (r.a.) a sordu:
-“Ben bir günah işledim.Tevbe edersem Allah(c.c.) kabul eder mi?”
İbni Mesud (r.a.) adamdan yüzünü çevirdi, cevap vermedi.
Sonra dönüp adama bakınca gözlerinden yaşlar aktığını gördü. Bunun üzerine adama şöyle dedi:
-“Cennetin sekiz kapısı vardır. Hepsi açılıp kapanır. Ancak Tevbe kapısı kapanmaz. Kapının kapanmaması için bir melek bırakılmıştır.Tevbe et Me’yüs olma.”
İbni Abbas (r.a.) dan rivayet edilmiştir. Resülullah (a.s.v.) buyurdu:
Kul tevbe ettiği zaman, Allah (c.c.) onun tevbesini kabul eder, günahları yazan meleklere o günahı unutturur. Azalarına da yaptıkları günahı unutturur.Yer yüzünde ki, günahı işlediği yeri de, gökteki makamı nı da unutturur. Bunlara kulun günahlarını unutturur ki, kiyamet günü kulun aleyhine şehadet edecek kimse bulunmasın.
Tevbe-i Nasuh:
kulun içten, dıştan pişman olarak ve bir daha o günahi işlememeğe azmetmek suretiyle yapılan tevbedir. Allah (c.c.) kabul buyurduğu tevbe de işte böyle olanıdır. Zahiren tevbe edip, içten pişman olamayanın hali buna benzer:
Bir mezbele ki üzerine atlas örtülmüş, İnsanlar ona baktıklarında imrenirler. Fakat örtü mezbelenın üzerinden kaldırıldığında insanlar ondan tiksinirler ve yüz çevirirler. İşte ihlassız, dıştan ibadet edenlerin halı de böyledir.
İnsanlar onlara gıpta ederek bakarlar, fakat kiyamet günü perdeler kaldırıldığında melekler onlardan kaçarlar bunun içindir ki;
Resülullah (a.s.v.) buyurulmuştur:
-“Şüphesiz, Alah(c.c.) sizin şeklinize, kiyafetinize bakmaz. Belki Allah(c.c.) sizin kalblerinize bakar.
İbni Abbas (r.a.) ın şöyle dediği rivayet edilir:
-“Nice tevbe eden vardır ki, kıyamet günü tövbe ettiğini sanarak gelir,Halbuki tevbe etmiş değildir. Çünkü o, pişmalık günahı tekrar işlememeğe azm etmek;
Hakkını yediği kimselere imkan dahilinde haklarını iade etmek ,mümkün değilse hellallaşmak, bu da mümkün değilse onun için dua yapmak suretiyle tevbe kapılarını kuvvetlendirmektir.
Ebulleys’in (k.s.) tefsirinde de böyledir.
Akıllı olan kimseye yaraşan odur ki; geçmiş günahlara tevbe etsin. Allah (c.c.) yaklaştıracak ve ahiret gününden kurtaracak güzel amelleri düşünsün.Tevbe etmekte acele ederek, boş amelleri bırakarak Allah (c.c.) ın zikrine devam etsin. Allah (c.c.) ın yasak kıldığı şeyleri terk etsin. Nefsin heva ve hevesine, şehevi isteklere uymuyarak, nefsı sabretmeye davet etsin.
Nefis bir puttur. Kim ki nefsine taparsa o kimse puta tapmış olur. Allah (c.c.) a İHLAS ile ibadet ederse, işte o kimse nefsi tepelemiş olur..
Kimyay-i Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala (c.c) bizleri ve sizleri bir daha günah işlemeyen Tevbe-i nasuh yapan kullarından eylesini AMİN….
Fuad Yusufoğlu
İnsanlara hüküm etmek- 2
05 Temmuz 2008Girnavas Mevki-i (NUSAYBİN)
İKİNCİ KAAİDE:
İşi olanların huzuruna gelmeyi gözetmelerini hor tutmamalı ve bunun tehlikesinden sakınmalıdır. Kendisinin göreceği bir müslümanın işi olduğu müddetçe, nâfile ibadetlerle uğraşmamalıdır. Zira Müslümanların işlerini görmek, bütün nafile ibâdetlerden üstündür.
Bir gün Ömer İbn Ablulâziz (Rahmetullahi Aleyh) ikindiye kadar insanların işlerini gördü. Yoruldu ve dermansız kaldı. Evine gidip bir saat dinlenmek istedi.
Oğlu:
-”Şu saatte ölmeyeceğinden emin misin? Bir kimsenin seninle bir işi olur ve sen bunda nasıl eksiklik yapabilirsin?” Deyince.
-”Doğru söylüyorsun” buyurup kalktı ve dışarı çıktı.
ÜÇÜNCÜ KAAİDE:
Şehvetleriyle, istekleriyle uğraşmayı kendine âdet etmemelidir. Güzel, süslü elbiseler giymek, tatlı leziz yemekler yemek gibi. Belki her şey’de kanaati gözetmelidir. Zira kanaatsiz adâlet olamaz.
Ömer İbn Hattab (r.a.) Selmân-ı Fârisi (r.a.) ye;
-”Benim hallerimden beğenmediğin bir şey duydun mu?” Diye sorunca
Selman-i Farisi (radiyallah-u anh);
-”Duydum ki sofranda iki kap yemek oluyor ve iki gömlek bulunduruyormuşsun, birini gündüz, birini gece giyiyormuşsun.” dedi.
Hazret-i Ömer (Radıyallahu Anh);
-”Daha başka bir şey duydun mu?” Deyince;
Selman-i Farisi (radiyallah-u anh);
-“Hayır” diye cevap verdi.
DÖRDÜNCÜ KAAİDE:
Elinden geldiği müddetçe bütün işlerinin esası, sertlik değil, rıfk ve yumuşaklık olmalıdır.
Resulullah (s.a.v.) buyurdu:
-“Emrimdekilere rıfk ile muamele eden padişaha, kıyâmette rıfk ile muamele ederler.”
Hişam İbn Abdülmelik halife idi. Büyük alimlerden olan Ebu Hâzım’dan
-“Bu işte kurtuluş tedbiri nedir?”diye sordu.
-“Aldığın her gümüşü ve parayı helâlden alasın ve yerine sarfedesin.” dedi.
Ve yine dedi ki:
-“Cehenneme dayanamayan, Cenneti daha çok sever.”
BEŞİNCİ KAAİDE:
Bütün halkını memnun ve razı etmeye uğraşmalıdır. Ve bunu şeriata uygun yapmalıdır.
Resulullah (a.s.v.):
-“Padişahların en iyisi sizi seven ve sizin kendisini sevdiğinizdir. En fenası da size düşman olup la’net eden ve sizin de ona düşman olup lanet ettiğinizdir.” Buyurdu.
Kimya-yi Saadet (İmam-ii Ğazali)
Allah-u Teala (c.c.) Hazretleri Bizlerin başına Adaletle hüküm eden Adil Hükümdarlar Nasib eylesin…AMİN…..
Fuad Yusufoğlu
İnsanlara hüküm etmek- 3
05 Temmuz 2008Girnavas mevki-i (Nusaybin)
BEŞİNCİ KAAİDE:
Bütün halkını memnun ve razı etmeye uğraşmalıdır. Ve bunu şeriata uygun yapmalıdır.
Resulullah (a.s.v.):
-“Padişahların en iyisi sizi seven ve sizin kendisini sevdiğinizdir. En fenası da size düşman olup la’net eden ve sizin de ona düşman olup lanet ettiğinizdir.”Buyurdu.
ALTINCI KAAİDE:
Hiç kimsenin şeriata uymayan rızasını aramamalıdır. Çünkü şeriatın kabûl etmediği bir şey ile bir kimsenin kendisinden râzı olmamasından kendisine zarar yoktur.
Ömer bin Hattâb (radiyallahu anhu) buyurur:
-“Her sabah kalktığım zaman insanların yarısı benden razı olmazlar.” buyurur. Elbette kendisinden hak alınanlar hoşnud olmazlar. O hâlde herkes hoşnud ve memnun edilemez. Câhil o kimseye denir ki, Hak Teâlâ’nın rızasını, insanların rızası için bırakır.”
Hazret-i Muâviye, Hazret-i Âişe (radiyallahu anha) ye mektup yazıp, nasihat istedi.
Hazret-i Âişe (radiyallahu anha) şöyle yazdı:
-“Resûlallah (Aleyhissatâtü vesselâm) den duydum ki:
-“İnsanların rızasını değil Allahû Tealâ’nın rızasını arayandan, Allah razı olur. İnsanları da ondan razı eder. İnsanların rızasını arayandan, Allahû Tealâ razı olmaz ve insanları da ondan razı etmez.”
YEDİNCİ KAAİDE:
Başkanlığın çok zor olduğunu bilmelidir. Allahın kullarının işlerini iyi yapmak büyük bir iştir. Bunu yerine getirmeye uğraşan ve muvaffak olan en büyük saâdete kavuşmuştur. Bunun hakkını vermezse, kimsenin düşmediği felâkete duçâr olmuştur.
Resulallâh (Sallâllahû Aleyhi ve Selem) buyurdu ki:
-“İki kimse arasında hükmedip zulmederse, Allah’ın lâneti zalime olsun.
Yine (a.s.v.) buyurdu:
-“Üç kimse vardır ki, yarın kıyamet günü Allahü Teâlâ onlara bakmaz:
Yalan söyleyen sultan,
Zina eden yaşlı
Ve kibirli fakir..”
Yine (a.s.v.) buyurdu:
-“Kıyamet günü ümmetimden iki sınıf şefaate kavuşmaz: biri zâlim sultan, diğeri dinde taşkınlık yapıp hududu aşan bid’at sahibi.”
Ömer bin Hattâb (Radıyallahu Anh) bir cenazenin namazını kıldırmak istedi.
Bir başkası ileri geçti ve namazı kıldırdı. Mevtayı mezara koyunca elini kabrinin üzerine koydu ve
-“Ya Rabbi! Eğer ona azâb edersen, sana âsi olduğu içindir. Şayet rahmet edersen, senin rahmetine muhtaçtır. Ey mevta, ne mutlu sana ki, ne helife idin, ne tanınmış bir kimse idin, ne bir kâtip idin, ne yardımcı idin, ne de maliye memuru idin.” dedi,
Ortadan kayboldu.
Hazret-i Ömer (Radıyallahu Anh) onu aramalarını buyurdu. Bulamadılar. Hızır Aleyhisselâm idi dediler.
Resûlallah (Sallâllahu Aleyhi ve Selem ) buyurdu:
-“Kıyamet günü sultanları toplarlar ve: siz benim koyunlarımın çobanı idiniz. Yeryüzünün vilâyet ve memleket (valilik ve sultanlık) hazinesinin sahibi idiniz. Niçin benim emrettiğimden daha çok had vurdunuz ve ceza verdiniz?”
Derler ki:
-“Ya Rabbi! Senin emrini tutmadıkları için kızmıştık.”
-“Pekiyi, sizin kızmanız, benimkinden fazla mıdır? buyurur.”
Bir başkasını getirirler.
Ona;
-“Niye had cezasını az vurdun?”
-“Ona acıdım Ya Rabbi.” der.
-“Senin acıman, benim acımamdan çok mudur?” buyurur.
Her ikisini de yani fazla vuranı da, az vuranı da tutarlar ve Cehennemin bir köşesini onlarla doldururlar.
Hazret-i Ömer ( Radıyallâhu anh) kendi bekçisinin yerine gece dolaşırdı, Maksadı nerede bir eksiklik görse, onu tamamlamak idi.
HazretiÖmer (Radiyallah-u Anhu) Buyurdu ki:
-“Fırat nehrinin kenarında bir uyuz koyunu öldürürlerse, hesap günü olan kıyamet gününde onu benden soracaklarından korkarım.”
Halbukki onun öyle bir adâleti ve ihtiyatı vardı ki, hiç kimse o dereceye ulaşamaz.
SEKİZİNCİ KAAİDE:
Daima dinini seven ve kayıran âlimleri görmeye susamalı, nâsihatlerinl dinlemeyi candan istemeli ve dünyayı seven ve isteyen alimlerden kaçmalıdır.
Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala (c.c.) hazretleri bizleri ve sizleri ameli Salih işleyen ve kendisine itaat eden kullarından eylesin. AMİN….
Fuad Yusufoğlu
İnsanlara adalet’le hüküm etmek-2
05 Temmuz 2008
Beyaz su Başı (Ava sipi)
Zahidlerden biri zamanın halifesinin yanına geldi.
Halife:
-“Bana nasihat et.”dedi.
Buyurdu ki:
-“Ben Çin’e bir yolculuğa çıkmıştım. O memleketin kral’ı sağır idi. Çok ağlıyor ve diyordu ki;
-’Kulağımın duymadığına değil, kapıma gelen ve feryad eden mazlumların sesini duyamadığıma ağlıyorum. Fakat gözüm görüyor. Gidiniz, ilân ediniz, zulme uğrayan kırmızı elbise giysin.”dedi.
Böylece her gün bir fil’e binip etrafı dolaşır, kırmızı elbiseli olanları çağırırdı.
-”Ey Emirel Müminin; bu dediğim kafir ülkesinde bulunan bir kral’ının Allah (c.c.) ın kullarına olan şefkat ve merhametidir. Sen ise Mü’minsin ve Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) in ehlibeytindensin. Senin şefkat ve merhametinin ne kadar icap ettiğini artık sen düşün.”Dedi.
Süleyman ibn Abdulmelik (r.a.) halife idi.
Birgün:
-“Bu dünyanın ni’metlerinden bu kadar istifade ettim. Kiyamette halim ne olur?” diye düşündü.
Zamanın alim ve zahidi olan Ebu Hazım (r.a.) a bir kimse gönderip
-“Orucun ne ile açıyorsun, bana ondan gönderin” dedi.
O da kızarmış buğday kepeği gönderdi
Ve Ebu hazım (r.a.) a:
-“Ben gece bundan yerim.”dedi.
Halife Süleyman ibn Abdülmelik, bunu görünce ağladı ve kalbine büyük hal zahir oldu. Üç gün hiçbir şey yemeden oruç tuttu. Üçüncü günün akşamı, gönderilen o şeyle iftar etti.
Derler ki;
O gece hanımı ile yattı ve oğlu Abdulaziz (r.a.) dünyaya geldi. Ondan da adalet ile cihanda bir tane olan ve Ömer ibn Hattab (r.a.) benzeyen Ömer ibn Abdülaziz (r.a.) dünyaya geldi.
Bunun ise, Ebu Hazım (r.a.) ın gönderdiği o yiyeceğin BEREKETİNDEN İSTİFADE etmek niyeti ile olduğunu bildirmiştir.
Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala (c.c.) bizleri ve sizleri Kendi sevgili Veli Kulları yüzü suyu hürmetine AFV eylesin. AMİN….
Fuad Yusufoğlu
Dinde kırk esas: Kur’an okumak-3
07 Temmuz 2008Çağ-Çağ deresi (Nusaybin)
5- Kur’an okumanın batını sırlarından beşincisi, yalnız ayetlerin manalarının sırlarını anlamak ve nurlarını almakla kalmaman, belki onlara heva ve asarini katarak ruhun o hayatı yaşamandır.
Bu ancak okuduğun ayetin manevi havası içine girerek her anlayışa göre sende bir hal ve vecd bulunur. Allah (c.c.) ın rahmet ve mağfiretinden bahs eden ayet-i okurken sevincinden uçacak derecede ruhuna bir bir sevinçlik duyarsın.
Allah(c.c.)ın gazabından ve azabının şiddetinden bahs eden ayet-i okurken de, korkudan ölecekmişsin gibi ezilip, küçülürsün ve kendini zasyıf görürsün.
Allah (c.c.) dan, O’nun isimlerinden ve O’nun azametinden bahs eden ayet-i okuduğun zaman, Allah (c.c.) ın Allah(c.c.) ın celalını müşahade etmekten mahv olmuş casına başını büker kendini küçük görürsün.
Kafirlerin, çocuk ve zevce gibi Allah (c.c.) hakkında müstahil olan şeyleri Allah (c.c.) a isnad ettiklerini beyan eden ayet-i okurken ise, utancından mahv olacakmışsın gibi sesini kısalttıp, ezilip büzülürsün.
Ve böylece, on sınıfın her sınıfındaki ayetleri okurken o ayetlerin ifade ettiği vecd ve havayı ruhunda his edersin.
Ey okuyucu:
Sen de bu üç alemden mürekkebsin. Sende her alem den bir cüz vardır. Ve yine bil ki, marifet nurları gayb aleminden kalbe gelir. Çünkü kalb gayb alemindendir. Korku, sevinç, heybet ve diğer hallerden olan marifetin eserleri ceberut aleminden iner,
Onun ineceği yer de alemlerinden başka bir alemdir ki, birincisine kalb ismini verdiğimiz gibi O’na da göğüs ismini verdik. Çünkü ceberut âlemi ğayb âlemi ile gözle görülen alemin arasındadır.
Göğüs kalb ile azalar arasında olduğu gibi. Ağlamak, sızlamak ürpermek ve damarların titreşimi gibi haller şahadet alemindendir. Onların ineceği yer de azalardır. Çünkü azalar şehadet alemindendir.
Bil ki, Ey okuyucu:
KURA’N-İ KERİM GÜNEŞ GİBİDİR. Marifet sırlarının ondan kalbe akışı da güneş ışınlarının yeryüzüne akışı gibidir.
Ve korku, haşyet, ve heybetin ve diğer hallerin eserleri göğse sirayet etmesi, ışınların parlamasına uyarak, güneşin haraketinin toprak içine sirayet etmesine benzer.
Çünkü Allah (c.c.) tan korkmak marifet nurunun eseridir.
Cenab-i Hak (c.c.) buyuryor ki:
-“Kullarından, Allah’tan ancak alimler korkar” Fatır suresi Ayet 28
Ağlamak, terlemek, ürpermek ve titremek gibi azalarda meydana gelen hareket ve değişiklikleri Haşyetten (Allah korkusundan) meydana gelir.
Diğer haller ise, güneş ışınlarının yükselmesiyle, buharların ve dumanların hareketi gibidir. Hareket hararete, hararet ışınlara, tabiidir. Işınlar da yer ile güneşin birbirleri karşısında bulunmasına bağlıdır.
Öyle ise sen de kalbinin yüzünü Kur’an güneşine çevirerek onun hizasında bulunmaya çalış, ve yer, güneşin karşısında ve hizasında bulunarak onun ziyası ile aydınlanıyorsa, sen de Kur’an’ın nurlarından aydınlan.
Eğer buna gücün yetmezse, << Tuur>> run sağ yanından ( sağ duyun canibinden ) gelen sese kulak ver. O’nun etrafında bir ateş bulursan ordan bir kor al ve onunla kandili yak.
Eğer yakıtın safî ise ona eteş dokunmasa bile ışık verir, ve fakat ateş dokunduğu zamanda ondan ziyalar yayılır, böylece ateş ile doğru yolu bulursun. O, senin hakkında ziya ve ışıklar saçan güneşin yerini tutar.
Devam edecek…
Dinde kırk esas(İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Kur’anın şefaatına nail eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Her halde Allah Azze ve celle’yi zikretmek- 2
07 Temmuz 2008Çağ-Çağ deresi (Nusaybin)
Resulullah (Sallallah-u aleyhi ve selem) Şöyle buyuruyor:
-“Kim, cennet bahçelerinden nimetlenmek, yemek, içmek isterse, Allah (c.c.) ı zikretsin.
Ey okuyucu: Bil ki;
Kalbinin duyduğu her zikri koruyucu melekler işitir. Zira onların şuuru senin şuuruna yakındır. Onda da bir sır vardır. Hatta zikir olunana (Allah’a tam manasiyle varmanla zikrin şuurundan uzaklaştığı vakit, meleklerin şuurundan da uaklaşır. Senin zikrinden haberin olmadığı gibi meleklerin de olmaz. Kalb zikri anlayıp ona iltifat ettiği müddetçe o, Allah (c.c.) tan kaçınmış olup gizli şirkten kurtulamaz. Taki bir ve hak olan Allah(c.c.) olan aşkı ile kendinden geçmiş, kendini yok etmiş ola. İşte o hale TEVHİD HALİ denir.
Bil ki: Ey okuyucu!
Şübhesiz, iman, ilim ve zevk birbirinden uzak üç derecedir.
Mesele: Cinsi munasebete kudreti olmayan kimsenin, başkasına da cinsi münasebete bulunma kudretinin bulunduğunu ve cimadan zevk aldığını hakkında hüsnü zanda bulunduğu ve kendisini yalanla itham etmediği kimseden duyması ile tasdik etmesi düşünülür. İŞTE BU İMANDIR.
Ve yine cima zevkinin başkasında bulunduğunu delil ile bilmesi mümkündür. O da İLİMDİR. Ki, Onun kaynağı KİYASTIR.
Mesele, yemeğe olan isteğine ve yemekten aldığı zevke bakar, onunla cinsi munasebette ki zevki karşılaştırarak kıyas eder. İşte bu kıyasla bilişine İlim denir.
Bütün bunlar zevkin hakıkatının kendisinde bulunmasını idrak etmekten uzaktır. Hastalık ta böyledir, onu sıhhatlı ve cahil olan bilir ve ona inanır. Bu iman olduğu gibi, hata olmayan doktorun hastalığı delille bilmesi de ilimdir. Hasta olmayan kimse için zevk hasıl olmaz, Hastalığın zevkini (acısını) ancak hasta olan tadar.
Devam edecek….
Dinde kırk esas (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri Konuşmaları ZİKİR susmaları ZİKİR Bakışları ZİKİR olan kullar hürmetine Afv eylesin. AMİN….
Fuad Yusufoğlu
Allah (c.c.) a İman etmenin fazileti
12 Temmuz 2008Benim köyüm(veysike) Nusaybin
İbni Abbas (radiyallah-u anhu) dan rivayet edilir ki;
Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu:
-“Hiç bir ümet yoktur ki, bunların bazısı cennete bazısı cehennemde olmasın, ancak benim ümmetimin hepsi cennettedir.”
Matrak ibni Cedale adında bir köylü Resulüllah (a.s.v.) ın huzuruna geldi ve sordu:
-“Ya Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) Senin ümmetinin diğer ümmetlerden üstünlüğü nedir?”
Resulüllah (a.s.v.):
-“Benim ümmetimin diğer ümmetlere üstünlüğü, benim diğer nebilere üstünlüğüm gibidir.”
Köylü:
-“Nasıl Mesela?”
Resulüllah (a.s.v.):
-“Kiyamet günü Mahşer yerinde Peygamberler gelir. Kimine tek bir kimse uymuş, kimine iki veya üç kimse tabi olmuştur. On kişiden fazla ümmeti olan peygamberler pek azdır. Benim ümmetimin hesabını ise Allah-u Teala (c.c.) dan başka kimse bilemez.”
Köylü:
-“Kiyamet günü senin Ümmetin kaç bölük olur?”
Resulüllah (a.s.v.):
-“Dört bölük olup hepsi cennete olurlar. Bir bölüğü hesabsız ve azabsız cennete girer.”
Köylü:
-“Onlar hangileridir ? Ne amel işlemişlerdir?”
Resulüllah (a.s.v.):
-“Hak Teala (c.c.) nın birliğine ve benim hak Peygamberliğime şehadet ettikleri için.”
Köylü:
-“Bu şehadeti eden şehidlerden olur mu?”
Resulüllah (a.s.v.):
-“Olur.”
Köylü:
-“İkinci bölük kimlerdir ?”
Resullah (a.s.v.);
-“Hesabları kolay olur ve sonra cennete girerler.”
Devam edecek…..
Mearicün Nübüvve (Altiparmak)
Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri İslamiyetle şereflendirdiği için Yüce Rabbımıza Şükr edelim…ELHAMDULİLLAHI RABBİLALEMİN.
Allah (c.c.) bizleri ve sizleri Efdalul Mahlukat olan Habibi Muhammed Mustafa (a.s.v.) ın Şefaatına nail eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Allah (c.c.) a İman etmenin fazileti-2
13 Temmuz 2008Çağ-Çağ barajı mesire yeri (Nusaybin)
Köylü:
-“Üçüncüsü kimlerdir?”
Resulüllah (a.s.v.):
-“Küçük ve büyük günahlardan sual olunup sonra cennete girenlerdir.”
Köylü:
-“Bunlar niçin hesab olunurlar?”
Resulüllah (a.s.v.):
-“Bunların çok günahları vardır da onun için.”
Köylü:
-“Bunların günahlarını ne yaparlar?”
Resulüllah (a.s.v.):
-“Müşriklere yükletirler.”
Köylü:
-“Müşrikler başkasının günahını niçin yüklenirler?”
Resulüllah (a.s.v.):
-“Onlar ateş için yaratılmışlardır. Şirklerinden ve küfürlerinden dolayı cehenneme girerler. Mü’minlerin gunahı da bunlara yüklenir.”
Köylü:
-“Bunlar hakkında ayet nazil oldu mu?”
Resulüllah (a.s.v.):
-“Evet Allah-u Teala (c.c.) : (‘Elbette onlar kendi günahlarını ve mü’minlerin günahlarını yüklenirler.’)”
Köylü:
-“Bunlar ne bedbaht kimselerdir ki başkalarının günahlarını da yüklenirler.”
Köylü:
-“Ya Resulüllah (a.s.v.) dördüncü bölük kimlerdir?”
Resulüllah (Aleyhis selam):
-“Onlar cennete benim şefaatım ile girerler.”
Köylü:
-“Sübhanallah Senin şefaatın ile de cennete girilir mi?”
Resulüllah (Sallallahu aleyhi e sellem) tebessüm edip buyurdular ki;
-“Bilmez misin ki Cennetin anahtarları bendedir ve kiyamet günü cennetin muhafızı benim ?”
Köylü:
-“Ben niçin Cennetin muhafızı olup, anahtarları elinde olan kimse ile berabar olmayayım? Eğer iman edersem bana cennetin kapısını açar mısın ?”
Resulüllah(a.s.v.):
-“Evet açarım.”
Köylü:
-“Ehli beytime de açar mısın?”
Resulüllah (a.s.v.):
-“Eğer iman ederlerse onlara da açarım.”
Köylü; Şehadet getirip müslüman oldu.
Ve dedi ki:
-“Bana (siz nesiniz) diye sorarlarsa ne cevab vereyim ?”
Resulüllah (a.s.v.):
-“Müslimanız, de.”
Köylü:
-“Müslümanın manası nedir?”
Resulüllah (a.s.v.):
-“Cehennem ateşinden kurtulmuş insan demektir.”
Köylü:
-“Benim adım Matrah’tır.İsterim ki değiştiresin.”
Resulüllah (a.s.v.):
-“Müslim desinler.”
Köylü; Bu isimle daima övündü,
Dedi ki;
-“Ya Resulüllah (a.s.v.) Ümmetinin bundan başka ismi var mıdır?”
Resulüllah (a.s.v.):
-“Bir isimleri de Mü’mindir.”
Köylü:
-“Mü’min ne demektir?”
Resulüllah (a.s.v.):
-“Kiyametin dehşetinden emin olan demektir.”
Köylü:
-“Mü’min günah işler mi?”
Resulüllah (a.s.v.):
-“Eğer günah işlemeseler, Hak Teala (c.c.) günah işleyen başka bir taife getirir. Onları afv edip, Cennete sokar. Böylece kerem ve ihsanını geösterir.”
Köylü:
-“Elhamdulillah ki, beni senin ümmetinden eyledi.”
Resulüllah (a.s.v.):
-“Bundan büyük ni’met olur mu ki, Hak Teala (c.c.) seni cehennemden ve küfürden halas edip, İmana getirdi. Lat ve Uzza putlarına secde etmekten kurtarıp kendinin hizmetine kabul etti.”
Mearicün Nübüvve (Altiparmak)
Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri İslamiyetle şereflendirdiği için Yüce Rabbımıza Şükr edelim…ELHAMDULİLLAHI RABBİLALEMİN.
Allah (c.c.) bizleri ve sizleri Efdal-ul Mahlukat olan Habibi Muhammed Mustafa (s.a.v.) ın Şefaatına nail eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Kelime-i Tevhidin fazileti
13 Temmuz 2008Girnavas Mevki-i (Nusaybin)
Kelime-i Tevhid
“Kelime-i tevhid” ifadesi kelime ve tevhid sözcüklerinden oluşan bir isim tamlamasıdır.
Kelime + Tevhid = Kelime-i Tevhid
“Kelime”, söz anlamına gelir. “Tevhid” ise Allah’ın bir ve tek olması demektir.
Kelime-i tevhid Türkçede “Tevhid cümlesi” olarak ifade edilebilir. Kelime-i tevhid söyleyen kişi şunlara inandığını açıklamış olur;
Allah dışında inanıp boyun eğilecek hiçbir varlık yoktur. O, ibadet edilmeye layık tek ve biricik ilâhtır. Hazreti Muhammed (a.s.v.) O’nun eliçisidir.
İnsanlar bu sözü inanarak söylerlerse “Mü’min “olurlar.
Diyanet vakfı yayınları.
Keime-i Şehadet;
“Kelime-i Şehadet” ifadesi de kelime-i tebhid gibi iki sözcükten oluşan bir isim tamlamasıdır.
Kelime + Şehadet= Kelime-i şehadet
“Şehadet “ sözcüğü, bir şey’in gerçekliğini doğrulama, tasdik etme anlamına gelir.
Kelime-i Şehadet ile Kelime-i Tevhid yakın anlamlara ve farklı söyleyiş biçimlerine sahip iki ifadedir.
Kelime-i şehadet;
-“Ben kabul ederim ki, Allah’tan başka İlah yoktur. Ve yine kabul ederim ki, Muhammed (a.s.v.), O’nun kulu ve elçisidir.” Anlamına gelir.
Diyanet vakfı yayınları.
Naklolunur ki:
Kıyamet günü mizan kurulur. Ameller tartılır. Bir kimsenin günahı ağır gelip Cehenneme emredilir. Melekler o kimseyi Cehenneme götürürler. Cehennem kapısını büyük bir taşın kapamış olduğunu görürler.
Taş dile gelir der ki;
-“Habib-i Ekrem (Sallallahu aleyhive sellem) ın mübarek başı için yemin ve kasem ederim ki, bir gün bu kimse beni göstererek (Şu taş şahidim olsun ki ; Allah-u Teâlâ birdir. Muhammed mustafa (aleyhisselatu ve sellam) Allah-ü Teâlâ (c.c.) nın hak peygamberidir.) dedi.
Bunun üzerine hitab-i İlahi geldi:
-“Bu kimseyi bu taşın şehadetine bağışladım.”
Hak Teala (c.c.) bir taşın şehadetiyle, cehenneme müstehak olan bir kulunu azad ederse, biz fakirleri de Habibi (a.s.v.) nın şefaatiyle cehenemden elbette azad eder.
Naklolunur ki:
Hazreti Emiril Mü’minin Ömer ibn-ül Hattab (Radiyallahu anhu) ı vefatından sonra ru’yada gördüler.
Ve:
-“Hak Teâlâ hazretleri (c.c.) sana ne muamele etti?”diye sordular.
Hazreti ömer (r.a.):
-“Beni bir serçeye bağışladı. Bir çocuk, onu bağlamış idi. Elinden kurtardım, salıverdim. Hak Teâlâ hazretleri (c.c.) beni afv etti.”
İmam-i Ali (radiyallahu anhu) vefatından sonra görüp halınden sual ettiklerinde:
-“Hak Teâlâ (c.c.) beni bir karınca için afv etti. Karınca suya düşmüş idi. Onu sudan alıp kuru yere koymuş idim” buyurdu.
İmam-i Azem Ebu Hanife (r.a.) halınden sordular.
Buyurdular ki:
-“Kaleme bir sinek konmuş idi. Kendisi uçuncaya kadar kovmadım. Onun için Allah (c.c.) beni afv etti.”
Mearicün Nübüvve (Altiparmak)
Hepiniz şahid olun ki;
Ben fuad yusufoğlu günahkar bir kul olarak; Şahadet ederim ki; Allah (c.c.) bir’dir. Muhammed (Aleyhis selatu ve sellam) onun Resulü ve habib’idir.
Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Son nefesimizde Kelime-i tevhid üzere Ahirete intikal etmeği nasıb-u muyesser eylesin. AMİN….
Fuad Yusufoğlu