‘şefkat’ olarak etiketlenmiş yazılar
Cömertlik- 2
17 Mayıs 2008Çağ-Çağ Barajı (Nusaybin)
Ebul Hasan Medain (r.a.) i Buyuruyor :
Hasan, Hüseyin ve Abdullah bin Cafer (Ridvanıllahı aleyhim ecmain.) Hacca gittiler. Deveyi bir yere otlatmaya bıraktılar. Aç ve susuz oldukları halde ihtiyar bir kadının yanına gidip,
-“İçecek bir şeyin var mi ? “ dediler,
İhtiyar kadın;
-”Var.” dedi.
Bir koyun vardı, sağdı ve sütünü onlara verdi .
-”Yiyecek bir şeyin varmıdır?” dediler
İhtiyar kadın;
-”Yoktur, bu koyunu kesin yiyin.” dedi. Koyunu kestiler yediler .
Ve;
-“Biz Kureyşdeniz. Bu seferden dönünce yanımıza gel sana iyilik yapalım.” dediler. Ve gittiler.
Kadının Kocası eve dönünce kızdı ve
-“Koyunu tanımadığın insanlara verdin.” Dedi..
Bir Zaman geçti
İhtiyar kadın ve kocası Fakirlik yüzünden Medine’ye düştüler. Yiyecek bir şey satın almak için deve gübresi toplayıp sattılar.
Günleri böyle geçiyordu. Bir gün ihtiyar kadın bir mahalleye gitti. Hazreti Hasan (r.a.) evinin kapısı önünde duruyordu. Onu tanıdı.
Ve;
-“Ey nine beni tanıyor musun? “ buyurdu.
İhtiyar kadın;
-”Hayır.” dedi
-”Ben senin filan zamandeki misafirinim.” Buyurdu. Sonrada bin koyun ve bin altın vermelerini söyledi. Onu kendi kölesiyle Hazreti Hüseyin (r.a.) yanına gönderdi.
Hazreti Huseyin (r.a.)
-”Kardeşim sana ne verdi?” Buyurdu.
İhtiyar kadın;
-”Bin koyun ve bin altın verdi.” dedi.
Hazreti Hüseyin (r.a.) da o kadar vermelerini söyledi. Ve kölesiyle Abdullah Bin Cafer (r.a.) gönderdi.
Abdullah (r.a.);
-”Sana ne verdiler.” Dedi
İhtiyar kadın;
-”İki bin koyun ile iki bin altın.” dedi.
O da iki bin koyun ve iki bin altın verdi
-“Eğer önce bizim yanımıza gelseydin, onlara sıkıntı vermezdiniz.” Emr eti iki bin koyun ve iki bin altın verdiler.
Kadın bu nimetlerle kocasının yanına geldi…
Kab (r.a.) buyuruyor:
-”Her gün herkese iki Müvekel melek vardır, seslenir:
-”Ya Rabbi, malı korur gözetirse malını telef eyle, Hayra harcarsa karşılığını ver.” derler…
Ebu Hanıfe (r.a.) Buyuruyor :
-”Bahil adil bilmem ve şahidliğinı kabul etmem. Çünkü: Bahillik ona mani olur ve hakkından fazlasını alır.”
Yahya bin Zekeriye (a.s.) Şeytanı gördü:
-”Kime daha düşmansın, kimi daha çok seviyorsun?” dedi.
Şeytan (aleyhil’lanet);
-”Bahil olan zahidı de çok severim çünkü bütün canını dişine takarak çalışır, ve bahilliği, yaptıklarını yok eder. Cömert olan günahkari hiç sevmem. Çünkü: istediğini yer, istediği yere gider, ama korkarım ki cömertliği ona rahmet eder ve tövbe ede.”
Abdullah bin Cafer (r.a.) bir defe yolculıkta bir hurma bahçesine uğradı.
Bahçenin bekçisi siyahi bir köle idi. Köleye üç parça ekmek getirdiler. Bir köpek geldi, birini ona attı köpek onu yedi, öbürünü de attı onu de yedi, üçüncüsünü de attı, onu da yedi.
Abdullah bin Cafer (r.a.) buyurdu.
-”Senin ücrettin nedir” dedi.
Köle;
-”İşte bu gördüğün üç parça ekmek.” dedi.”
Abdullah bin Cafer (r.a.);
-”Niçin hepsini köpeye verdin?” Buyurdu.
Köle;
-”Burada köpek yok idi. Bu köpek uzak yerden gelmiş idi. Aç durmasını istemedim. Dedi.”
Abdullah bin Cafer (r.a.);
-”Sen bugün ne yiyeceksin? Buyurdu.
Köle;
-”Sabredeceğim, bir şey yemiyeceyim.”dedi.
Abdullah bin Cafer (r.a.);
-“Sübhanallah, aşırı cömerdim diye beni ayıpliyorlar, bu köle benden daha cömerttir.” Buyurdu.
Abdullah bin Cafer (r.a.) Bunun üzerine o köleyi satın aldı . O hurmalığı da satın aldı. O köleyi azad eyleyip hurmalığı ona bağışladı.
İmami Şafi’i (r.a.) Mekke ‘ye gitti, yanında on bin altın vardı. Mekke’nin dışında çadır kurdu. O altınları eteğine doldurup kendisine SELAM verene bir avuç altın verdi.Yatsı namazına kadar böyle yaptı. Eteğin de bir tane bile kalmamıştı…
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah’u Teala Hazrertleri (c.c.) bizleri ve sizleri bahilkten koruyup, Cömert kullarından eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Merhametin fazileti
17 Mayıs 2008Kasyane (Nusaybin)
Rivayet edilir ki;
İsa (aleyhisselam) bir gün dışarı çıkar. Bir elinde bal, diğer elinde kül olduğu halde şeytana rastlar.
İsa (aleyhisselam) iblise sorar:
-“Ey Allah (c.c.) ın düşmanı, bu bal ile külü ile ne yapıyorsun?”
Şeytan (Aleyhilla’net ) cevab verir:
-“Balı, giybet edenlerin dudaklarına sürerim taki giybet etmelerinde tat bulup ileri gitsinler, külü ise yetimlerin yüzüne serperim, ta ki herkes onlara öfkelensin.”
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) buyurmuştur ki;
-“Yetim dövüldüğü zaman, onun ağlamasından Allah (c.c.) ın arşı titrer.
Allah (c.c.) buyuruyor ki;
-“Ey Meleklerim, babasını toprakta kayıb ettiğim bu yetimi kim ağlattı?”
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) buyuruyor:
-“Kim ki, yemesinden, içmesinden yetime yedirir, içirirse, Allah (c.c) ona CENNETİ VACİP KILAR.”
Revzat-ül Ulema’da şöyle zikredilir:
Bir gün Hazreti Ali (radiyallahu anhu- Kerremellahü vecheh) ağliyordu:
Kendisine:
-“Niçin ağliyorsun?”denildi.
Hazreti Ali (Keremelahü vecheh) şöyle cevab verdi:
-“Yedi günden beri bana misafir gelmedi. Allah (c.c.) katında, itibarımın düşmüş olmasından korkuyorum.”
Resulullah (a.s.v.) buyuruyor ki;
-“Allah (c.c.) ın rızasını istiyerek kim bir aç’ı doyurursa O’na Cennet vacip olur. Kim ki, aç olan kimseden yemeği menederse, Allah (c.c.) kıyamet günü ona rahmet etmez. onu cehennemde azablandırır.”
Resulullah (a.s.v.) buyuruyor ki;
-“Cömert olan kimse, Allah (c.c.) a yakındır. Cennete yakındır, İnsanlara yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri olan kişi ise, Allah (c.c.) tan uzaktır, cennetten uzaktır, insanlardan uzaktır, Cehenneme yakındır.”
Resulullah (a.s.v.) buyuruyor ki:
-“Allah (c.c.) katında, cömert olan cahil kişi, cimri olan ABİD’DEN DAHA SEVİMLİDİR.”
Resulullah (a.s.v.) buyuruyor ki;
-“CÖMERTLİK, cennet ağaçlarından bir ağaçtır, onun dalları yeryüzüne uzanmıştır. Kim onun dallarından birine yapışırsa, o dal onu CENNETE GÖTÜRÜR.
Cabir (r.a.) rivayet edilmiştir ki; Resulullah (a.s.v.) soruldu:
-“Ey Allah (c.c.) ın Resulu, amellerin hangisi daha efdaldır?”
Resulullah (a.s.v.) buyurdular:
-“Sabır ve cömertliktir.”
Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Yediklerinden, içtiklerinden yetime ikram eden CÖMERT kullarından eylesin. AMİN…..
Fuad Yusufoğlu
Havf ve reca- 2
25 Haziran 2008Dara Harabeleri (Mardin)
Anlatırlar ki;
Gazvelerden birinde bir çocuk esir almışlardı. Açık artırmaya çıkarılmıştı . Çok sıcak bir gün idi. Çadırda duran bir kadının gözü o çocuğu aldı.
Çadırdan çıkıp koştu. Çadırdekiler de arkasından koştular. O çocuğu alıp bağrına bastı. Güneşte yanmasın diyekendini ona gölge eyledi. Ve;
-“Bu benim çocuğumdur.”dedi.
Bunu gören adamlar ağladılar. Ve o çocuğa olan şefkatının, merhametinin çokluğundan yaptıkları işten vazgeçtiler.
Sonra Resulullah (a.s.v.) oraya geldi.
Vak’ayı ona anlatılar. Kalblerindeki merhamete ve çocuğa ağlamalarına memnun oldu ve:
-“Bu kadının şefkat ve merhametine şaştınız mı?” Buyurdu.
-“Evet .” Dediler.
Resulullah (a.s.v.) Buyurdu ki;
-“Allah-u Teala (c.c.) hepinize, bu annenin çocuğuna merhamet ve şefkatından daha merhametlidir. Oradaki Müslümanlar ,benzeri görülmemiş bir neşe ile oradan dağıldılar.
İbrahim Edhem (k.s.) buyurdu;
Bir gece yağmur yağıyordu.Tavaf yapamadım.
-“Ya Rabbi beni günahdan koru hiç günah işlemiyeyim.”dedim.
Kabe’den bir ses duydum.
-“Sen günahsızlık istiyorsun Bütün kullar da senin gibi istiyor. EĞER HEPİNİZİ GÜNAHDEN KORURSAM, İHSAN VE MERHAMETİMİ KİME AŞİKAR EDEYİM ?”
Böyle hadisi şerifler ve haberler çoktur. Üzerinde korku galip olana bunlar şifa olur.
Resulullah (a.s.v.) buyurdu;
-“Kul günah işleyince günah yazılır.”
Dinleyenlerden bir köylü;
-“Tevbe ederse?” dedi
Resulullah (a.s.v.)
-“Silerler.” buyurdu.
köylü;
-“Bile bile işlerse.”
Resulullah (a.s.v.)
-“Yazarlar.” buyurdu.
Köylü;
-“Tevbe ederse?” dedi.
Resulullah (a.s.v.)
-“Silerler.” buyurdu.
köylü ;
-“Ne zamana kadar? dedi.
Resulullah (a.s.v.):
-“İstiğfar ettiği müddetçe, Kul İstiğfar etmekten bıkmayınca, Allah-u Teala (c.c.) afv etmekten usanmaz. İyilik yapmaya niyet edince, o işi yapmadan Melek sevab yazar. Yaparsa on sevab yazar. Böylece yedi yüz misline kadar fazla yazar. Günah işlemeye niyet edince yazmaz. İşleyince bir günah yazar. Onun için de Allah-u Tealanın (c.c.) afvı vardır.” Buyurdu.
Bir kimse Resulullah (a.s.v.) a;
-“Ben yalnız Ramazan ayında oruç tutarım, başka oruç tutmam. Beş vakit namazımı kılarım, fazla kılmam. Allah (c.c.) bilir ki; malım, param yoktur, zekat veremiyorum. Hacca gidemiyorum. Yarın kıyamette halım ne olacak?” Dedi.
Resulullah(a.s.v.) güldü ve
-“Eğer kalbini riyakarlıkten ve hasedden, dilini giybetten ve yalandan, gözünü namahreme bakmaktan ve Allah-u Teala(c.c.) nın kullarına hakaret ile bakmaktan korusan, cennette benimle olursun.” Buyurdu.
Bir A’rabi Resulullah (a.s.v.):
-“Kiyamet günü hesabi kim yapar? Dedi.
Resulullah (a.s.v.)
-“Allah-u Teala (c.c.) yapar.” Buyurdu.
A’rabi;
-“Bizzat kendisi mi yapar?” dedi.
Resulullah(a.s.v.)
-“Evet buyurdu.”
A’rabi güldü.
Resulullah (a.s.v.)
-“Ey A’rabi niçin güldün?” buyurdu.
A’rabi
-“Kerim olan galib olunca Afv eder, hesab sorarsa kolaylık gösterir.” Dedi.
Resulullah (a.s.v.)
-“Doğru söyledi. Allah-u Teala(c.c.) dan kerim kimse yoktur. BU A’RABİ AKILLIDIR.“ Buyurdu.
Sonra buyurdu ki;
-“Allah-u Teala, Kabe’yi şerefli ve büyük kıldı. Eğer bir kulu onu yıkar, taşını taşından ayırırsa ve yakarsa, işlediği günah Allah’u Teala (c.c.) nın EVLİYA KULLARINDAN birini aşağı görmekle işlediği günahdan daha azdır.”
A’rabi;
-“Allah-u Teala(c.c.) nın evliya kulları kimlerdir?” Dedi.
Resulullah (a.s.v.) buyurdu:
-“Bütün MÜ’MİNLER ALLAH-U TEALA(C.C.) EVLİYASIDIR. (Evliya sevgili kul demektir.) Allah (c.c.) iman edenleri sever (Bakara-2) ayetini duymadın mı?”
Yine (a.s.v.) buyurdu;
-“Allah-u Teala (c.c.) nın yüz rahmeti vardır. Doksan dokuzunu kiyamette ayırmış, ve bu dünyaya bir rahmet’ten fazla ayırmamıştır. Bütün kalbler bu bir rahmetle, merhamet buluyor. Annenin çocuğuna merhameti, hayvanın yavrusunu koruması bu merhamettendir. Kiyamet günü bu rahmet o doksan dokuz rahmetle bir araya gelir ve Müslümanlara saçılır. Her rahmet göğün veyerin tabakalarından defalarca büyüktür.” Buyurdu.
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala (c.c.) Hazretleri bizleri ve sizleri Havf ve Reca (Allah’den korkmak ve onun afv-ı için daime ümidli olmak) üzere kılsın. Amin…
Fuad Yusufoğlu
Huzur evleri
28 Haziran 2008Möjdank mevki-i Navale sipi
Önce Huzur ne demektir onu bir öğrenmeye çalışalım…
Huzur demek Allah (c.c.) verdiği büyük ni’metlerden bir ni’mettir….
Evet huzur demek;
Rahatlık demek.
Huzur demek;
Sevgi demek.
Huzur demek;sevilmek demek.
Huzur demek; Allah(c.c.) tan gelecek ecelden başka dünyadaki her şeyden korkusuz olmak.
Huzur demek; Emin demek ve böylece daha çok Allah (c.c.) ın ni’metlerini sayabiliriz …
İnan ki Allah (c.c.) nimetleri say say bitmez Bizim ömrümüz bitecek ama o ni’metler bitmez…
Hasılı kelam say sayabildiğin kadar..
Ben dikkat ederseniz sizlerle yeni tanıştığım zaman da söylemiştim. Ben asla siyasetle uğraşmam. Daha doğrusu anlamam anlamadığım şeylerle de uğraşmam…Kesin kes bu böyle biline…
Evet gelelim ne demek istediğime;
Huzur evleri için tv den yayınlanan o korkunç olaylardan bahs etmek istiyorum, İnsanlık dramından bahsetmek istiyorum.
İşte birkaç gün bu haberler konuşulacak ve aradan bir zaman geçtikten sonra takibler başlayacak, soruşturmalar …
Birkaç günlük veya aylık hapisler bir birini kovalayacak…Sonra tahliyalar…ve Beraatlar…
Başka bir şey var mı?
Bazılarına göre bitti ..Tamam…Ama bana göre bitmedi Huzur evlerdeki yakınlarının konuşmalarını dinledim..
Heyhat …Heyhat ki ne heyhat…Evet şayet devletin veya hükümetin veya görevlilerin suç u % 10 ise Huzur evlerdeki yakınların suçu %90 dır…
Nasıl mı? Evet niçin olduğunu bu gariban izah etmeye çalışacak..
Evet …
Şimdi ben sizlere yanı bu yazımı okuyanlara bir sorum olacak…
Ey İnsanlar Yaşlı bir insanın günde veya ayda harcayacağı gider ne kadar? sizce..
Üç aşağı beş yukarı günde 5 ytl Ayda 150 ytl. Zaten yaşlarından dolayı devlet bu yaşlılara maaş bağlamış…Ayda onlara 300 ytl veya 400 ytl maaşları var. Yanı bir yaşlı insan giyecek ve yiyecek dahil o parayı ancak harcar… geriye ne kalıyor…
Geriye kalan en mühim şey Sen, ben veya bir başkası annemizi babamızı veya halamızı, teyzemizi;Ya hanımız için, ya oğlumuz için, ya kızımız rahatsızlık duymasın diye onları Huzur evlerine yerleştiriyoruz..
Ey insan;
Sen annene ve babana bakman gerekirken huzur evlerine koyuyorsun…
Sen rahatsız olmayasın diye..ve sonra da efrafa kendini haklı çıkararak konuşmalar yapıyorsun …
Kimsesizler harıç. Evet bu duruma göre suç sizlerindir…
Bizlerindir…
Yanı kendi babasını veya annesini istemiyenlerindir…
Görevliler ..
Evet o görevliler varya; İşte bunlar (Allahul a’lem) rahat bir şekilde ölmiyeceklerdir..
İşte bu yaratıkların sonu Nedamettir..Bunu onlarda bilsinler; Bunlar daha dünyada iken başlarına gelecek felaketi yakında hisedeceklerdir…Ama ya ahrette Evet Ahiret azabi (neazallah) çok çok şiddetlidir..Allah(c.c.) bizleri ve sizleri tecrube etmesin…Çok çok zordur…Allah(c.c.) bizleri ve sizleri korusun..Amin…
Bir ebeveyn Fakır olsa; Oğlu veya kızı kendi alın teriyle helal parayla kazanmış olsa yanı o çocukların kendi kazncı olsa O ebeveynler o maldan serbestçe harcayabilirler.
Çünkü çocuklar da ebeveynlerindir. Mallarıda ebeveynlerindir..Çünkü Allah (c.c.) bu çocukları Anne ve babayı vesile ederek dünyaya getrmiştir…
Bu çok mühim bir konudur…Onun için ben daha evvelde Manevi dokunmazlık diye bazı satırları karalamıştım…
Evet Anne ve baba DOKUNMAZDIRLAR…İşin garip tarafı bu dokunmazlık insanlar tarafından, devletler tarafından veya hükümetler tarafından verilmemiş…Yüce YARADANIMIZ, Mevlamız, Rabbımız (c.c.) tarafından verilmiş bir DOKUNMAZLIKTIR…
Allah (c.c.) bizleri ve sizleri Kendi rızası için Ebeveynlerine hizmet eden insanlardan eylesin..AMİN….
Fuad Yusufoğlu
Tevbe-i nasuh- 4
05 Temmuz 2008Nevale reş (Nusaybin)
Genç günahını şöyle anlattı:
-“Ben yedi seneden beri kabirlerde kefen soyuyordum. Bir gün Ensardan bir kız vefat etmişti. Onun kabrini de soydum, kefenini aldım yürüdüm, epeyce gitmiştim ki, şeytan (aleyhilla’net) bana vesvesesiyle galabe çaldı.
Bunun üzerine geri döndüm, kefenini aldığım kızın ırzına geçtim Sonra kızdan ayrılıp epeyce gitmiştim ki, bir de baktım kız ayağa kalkmış bana şöyle haykırıyordu:
-“Ey Genç, yazıklar olsun sana. Her zalimden, nazlumun hakkını alacak olan Hakim-i mutlak olan Allah (c.c.) tan utanmıyormusun? Beni ölüler diyarında çıplak bıraktın. Allah (azze ve celle) nın huzurunda cünüp olarak durdurdun.”
Hazreti Ömer (r.a.) dedi ki:
-“Bunun üzerine Resulullah (salallahu aleyhi vessellem) yerinden sıçrayıp gencin kafasından iterek şöyle buyuruyordu:
-“Ey Fasık, senin yerin ateştir. Çık yanımdan çık.”
Bunun üzerine genç Resulullah (a.s.v.)ın yanından çıktı. Tam kırk gün tevbe ederek Cenab-ı hakka yalvardı.
Kırk gün tamamlandıktan sonra başını göğe kaldırıp, Allah (c.c.) a şöyle niyazda bulundu:
-“Ey Muhammed (a.s.v.) ın, Adem (a.s.)in, İbrahim (a.s.) ın Allah’ı: eğer benim tevbemi kabul buyurup beni bağışladınsa, bunu Muhammed (a.s.v.) e ve ashabına bildir. Hayır eğer tevbemi kabul buyurmadınsa, gökten bir ateş gönderip beni o ateşle yak. Ve beni ahiret azabından böylece kurtar.”
Hz. Ömer (r.a.) şöyle devam eder:
-“Bunun üzerine Peygamber (Sallallahu aleyhi vesellem) e Cebrail (a.s.) inerek şöyle dedi:
-“Ey Muhammed (s.a.v.) Rabinin sana selamı vardır. Rabbin sana şöyle diyor: ”Mahlukâtı sen mi yarattın?”
Resulullah (a.s.v.) bana şöyle mukabelede bulunuyor:
-“Şüphe yoktur ki; beni ve bütün mahlukâtı yaratan Allah (c.c.) tır. Bana ve onlara rızık veren de O’dur.
Cebrail (a.s.) dedi:
-“Allah-u Teala (c.c.) sana “ BEN O GENCİ AFETTİM” buyuruyor”
Bunun üzerine Resulullah (Aleyhisselatu ve selam) genci çağırıp Allah (c.c.) ın onu afettiğini kendisine müjdeledi.
Mükaşafet-ül Kulub (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala hazretleri (c.c.) Bizleri ve silzeri Günahlarına Tevbe-i Nasuh’la tevbe eden kullarından eylesin. AMİN….
Fuad Yusufoğlu
İnsanlara hüküm etmek
05 Temmuz 2008Girnavas Mevki-i (Nusaybin)
İnsanlara hâkim olmak büyük bir iştir.
Adâletle, doğrulukta olursa yeryüzünde Hak Teâlâ (c.c.) nın halifesi olur.
Adâlet ve şefkatten uzak olunca da şeytanın halifesi olur.
Çünkü;
Vali’nin (devlet reisinin) zulmünden daha büyük fesat sebebi yoktur. İnsanlara hâkim olmak, onları idare etmenin aslı ilim ve ameldir. Hükümdârlık ilmi uzundur.
Kısaca bilmesi lâzım gelenler şunlardır:
Hükümdâr;
Bu dünyaya ne için geldiğini bilmeli, ebedî yerini de bilmelidir. Dünya onun için bir konak yeridir; daima kalacağı bir yer değildir. İlk konağı ana rahmi, son durağı mezar olan bir yolcudur.
Ömründen geçen her yıl, her ay ve her gün, hakiki istirahat yerine kendisini yaklaştıran bir merhaledir. Herkes bu köprüden geçecektir. Hayat köprüsünü kurmakla zaman geçirip, gidilmesi icap eden yeri unutan akılsızdır.
Akıllı o kimsedir ki;
Geçici olan bu dünyada yol azığından başka bir şey’le uğraşmaz, dünyadan ihtiyacı ve zarureti kadarına kanaat getirir. Bundan fazlası öldürücü zehirdir. Öleceği zaman bütün hazinelerin toprak altında olmasını ister.
O hâlde dünya malı ne kadar çok toplanırsa, derdi ve ayrılık elemi o kadar çok olur. Kendi nasibi ise, kendine yetecek olandan fazla değildir. Diğerleri ise öbür dünya için günah ve vebâl olur.
Ölüm zamanında can vermesi de o kadar zor olur. Bu, kazandıkları helâlden olduğu zamandır. Eğer haramdan mal ve para toplamışsa, bunun azâb ve cezası çok şiddeti olur.
Allah-u Teala (c.c.) nın indinde âdil bir padişah olmaktan büyük ibâdet ve tâat yoktur.
Resulallah (s.a.v.) buyurdu ki:
“-Adil bir sultanın bir günlük adâleti, altmış senelik ibadetten üstündür.”
Kiyamet gününde arş-ı ilahının gölgesinde bulunacak yedi sınıf kimseden birincisi, ADİL SULTANLARDIR.
Resulullah (a.s.v.) buyurdu:
“-Adil Sultan için her gün altmış müctehid-i sıddıkının ameli göğe çıkarılır.”
Dediğimiz adâlet on kaideyi gözetmekle elde edilir:
BİRİNCİ KAAİDE:
Bir işle karşılaştığı zaman kendini me’mur, başkasını âmir kabûl etmelidir. Kendisi için razı olmamalıdır. Eğer razı olursa hâkim olmakta hıyanet ve zulüm etmiş olur.
İKİNCİ KAAİDE: İşi olanların huzuruna gelmeyi gözetmelerini hor tutmamalı ve bunun tehlikesinden sakınmalıdır.
Kimyay-i Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala (c.c.) hazretleri Bizlere idare eden: Adaletle hüküm eden Adil hükümdarlari Başımıza hükümlü kılsın. AMİN….
Fuad Yusufoğlu
İnsanlara hüküm etmek- 4.
05 Temmuz 2008Subaşı (Ava sipi) Nusaybin
SEKİZİNCİ KAAİDE:
Şakîk-i Belhi (k.s.) Harun Reşid’in yanına gidince:
Halife Harun Reşid:
-“Zâhid olan Şakik sen misin?” Dedi.
Şakik-i belhi (k.s.)
-“Şakik benim, ama zahid değilim.” buyurdu.
Halife Harun Raşid:
-“Bana nasihat ed.”dedi.
Şakik-iBalhi (k.s.) buyurdu ki:
-“Allahü Teâla seni Hazret-i Sıddîk’in (radyallahu anh) yerine oturttu. Onun gibi, senden de sıdk (doğruluk) istiyor.”
-“Hazret-i Faruk’un yerine oturttu. Onun gibi, senden de hak ile bâtılı (doğru ve yanlışı) ayırmanı istiyor.”
-“Hazret-i Zinnureyn’in (Osman’ın ) (radıyallahu anh ) yerine oturttu. Onun gibi, senden de hayâ ve kerem istiyor.”
-“Hazret-i Ali’nin (radıyallahu anh) yerine oturttu. Onun gibi senden de ilim, cömertlik ve âdâlet istiyor”
Harun Reşid:
-“Biraz daha nasihat et.” dedi.
Şakik-i Belhi (k.s.) Buyurdu ki:
-“Allahü Tealâ’nın bir binası vardır.”
-“Ona cehennem denir.”
-“Seni o binanın kapıcısı yaptı ve sana üç şey verdi:
Beytü’l Mala aid mal,
Kılıç,
Ve kamçı.
-”Bunları sana verdi ve bu üç şey ile insanları Cehenneme yaklaştırma, buyurdu. Bir iş için yanına gelirlerse, senden bir şey isterlerse, vermemezlik etme. Allahü Tealâ’nın emrine uymayanları bu kamçı ile cezalandır. Haksız yere, bir kimseyi öldüreni ölenin velisinin izni ile bu kılıçla öldür. Bunları yapmazsan Cehenneme gidenlerin öncüsü sen olursun, diğerleri senin arkandan gelir.”
Harun Reşid:
-“Biraz daha nasihat buyurun”dedi.
Şakik-i Belhi (k.s.) Buyurdu ki:
-“Kaynak sensin, memurların, etrefındaki nehirler gibidir. Menba’ berrak olursa, nehirlerdeki bulanıklığın zararı olmaz. Ama menba’ bulanık olursa, nehirlerin berraklığı düşünülemez.”
Devam edecek….
Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teâla Hazretleri (c.c.) Bizlere Adaletle hüküm eden, Hükümdarlar nasib eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Duâ’nın önemi- 3
12 Temmuz 2008Navale reş’ın bittiği yer Beyaz suyun başı (Nusaybin)
Sahihi Buharı ve Müslim’de Ebu Hüreyre (radiyallah-u anhu) rivayet edilir:
Hazret-i Seyyid-il Mürselin (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki;
-“Şiddetli Beladan, bedbaht olmaktan kötü iş işlemekten ve düşmanımı sevindirmekten sana sığınırım.”
O halde DUÂ Belaleri def eder. Bedbahtlığı giderir, kaza-i muallakı tebdil eder. Mu’minler daima Allah-u teala(c.c.) ya yalvararak ve hatta ağlayıp sızlıyarak DUÂ etmelidir.
Munacaat:
Ey vasıtasız yaratan Ey Ezelden var olan Ey Kalblerdeki zulmeti gideren Ey cesedlere RÜYET veren Gül bahçesinin bülbülleri sana hamd ve sena nameleri eder. Gülistanın gülleri, senin ni’met ve ihsanlarını söyler.
İlahi:
Olgun ve saf kalbler hürmetine; Cennetteki kusursuz huriler hürmetine; kuvvetli iman ve yakın sahıbleri hürmetine; kalbini dünya çer- çöplerine bağlamıyan Allah (c.c.) adamlarının hürmetine; beni şehvete esir olmaktan, nefsimin peşinde koşmaktan muhafeze eyle. DÜNYANIN TATLI GÖRÜNÜŞÜNE ALDANMAKTAN KORU.
Naklolunur ki;
Hasan-el Basri (r.a.) bir cenazenin arkasından kabristane gitti. Meyyit’i defn ettikten sonra bir köşeye oturup murakabeye daldı. Ferezdak adlı bir şair vardı ki, fısk ve fucuruyla meşhür idi. Uzaktan bakıyor ve çok ağliyordu.
Hasan-i Basri (r.a.) Ferezdak’a:
-“Niçin ağliyorsun?”
Ferezdak:
-“Ey İmam. Kendi perişan halıma ağliyorum. Halk bana bakıp, ne kötü kimsedir derler. Sana bakıp, ne iyi kimsedir derler. Eğer Hak teala (c.c.) nın muamelesi, halkın dedikleri gibi olursa, halim çok fena.”
Hasan-el Basri (r.a.):
-“Ey Ferezdak Güvendiğin hiçbir amelin varmı ki ona bağlansan bari.” dedi.
Ferezdak:
-“Üç şeyim var. Onlarla ümid varım.”
-“Birincisi: yetmiş yıl İslamda sakal ağartım.”
-“İkincisi: Allah-u Teala (c.c.)yı bir bilirim.”
-“Üçüncüsü: Günahkar olduğumu biliyorum.”
Bir zaman sonra Ferezdak vefat etti. Hasan-i Basri (r.a.) rü’yasında, Ferezdak’ı cennet de geziyor gördü:
-“Ey Ferezdak Hak Teâla (c.c.) sana neyledi.”
Ferezdak:
-“Ya İmam Hak Teala (c.c.) beni, yetmiş yıllık tevhidime bağışlayıp afv etti.”
İlahi;
Adem (Aleyhisselam) ı, topraktan yaratıp, hilafet makamına geçirdin. Bizlere, karşılıksız keramet tacını giydirdin. Lutfunu bizden eksik etme. Biz düşkünlerin elinden tutup kaldır.
İlahi;
Kullarının dünyada dört şeyi var. İkisi kötü, ikisi iyidir. Kötü olanların biri ahirette de kötüdür. Bunlardan biri küfr, diğeri günahlardır. Küfr, günahtan daha kötüdür.
İyi olanların biri ahirette de iyidir. Bunlardan biri İman, diğeri taattır. İman taattan üstündür.
Ya Rabbi
O İki kötünün daha kötüsü olan küfrü terk ettik. Ve iki iyinin en iyisi olan iman hürmetine günahlarımızı afvedip, kusurlu ibadetlerimizi kabul eyle.. AMİN…
Mearicün Nübüvve (Altiparmak)
Allah-u Teala haretleri (c.c.) bizleri ve sizleri günahlarımızı kendi rahmetiyle afv-u mağfiret eylesin….AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Muhabbet’in alametleri- 2
15 Temmuz 2008Üçüncü Alâmet:
Allah-u Teâla(c.c.) yı daima kalbinde bulundurmak ve zorlamaksızın buna kendini vermektir. Çünkü bir şey’i seven kimse onu anar. Sevgi tamam olunca artık onu hiç unutmaz.
O halde kalbini zorla zikir üzerinde bulunduruyorsa, asıl sevdiğinin, zikri kalbine galib olan şey olmasından korkulur. Allah-u Teâla (c.c.) nın sevgisi galib olmayabilir. Fakat onun sevgisinin sevgisi galib olabilir ve sevmek isteyebilir. Sevgi başkadır, sevgiyi istemek başkadır.
Dördüncü Alâmet:
Kur’an-i kerim’i ve Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) i ve onunla ilgisi olan her şey’i sevmektir. Sevgi kuvvetli olunca bütün insanları sever. Çünkü hepsi o’nun kullarıdır Belki bütün mahlukatı sever. ÇÜNK HEPSİNİ O YARATMIŞTIR. Nitekim, bir kimse bir kimseyi sever ise; Onun kitab ve yazılarını da sever.
Beşinci Alâmet:
halvet ve münâcatı çok istemelidir. Bir an evvel akşam olmasını bütün engellerin aradan kalkmasını ve halvette Allah-u Teâla (c.c.) yı münâcât etmesini ister.
Uyku ve konuşmayı gece gündüz halvetinen çok severse sevgisi zayıf olur.
Dâvud Aleyhis selam’a vahiy gelip;
-“Ya Dâvud, İnsanlardan hiç kimse ile ünsiyet etme, benden kesilirsin. Bilhassa iki kimse ile, Biri sevap kazanmakta acele edip buna geç kavuşursa tembellik eder. Öteki de beni unutup kendi haline kanaat eder. Bunu tanımanın nişanı şudur ki; Onu kendi haline bırakırım ve onu dünyaya hayran ederim.”
Altıncı Alâmet:
İbadetleri kolay yapar, ibadetler kendisine ağır gelmez. Büyüklerden bir diyor ki;
-“Yirmi senedir canımı dişime takıp ibadet ettim Sonra yirmi sene o ibadetten zevk aldım.”
Sevgi kuvvetlenince ibâdetteki lezzet hiçbir yerde bulunmaz. Nerede kaldı ki zor gelsin.
Yedinci Alâmet:
Allah-u Teâla (c.c.) ya itaat eden bütün kulları sever. Hepsine, merhametli ve müşfik olur. Bütün âsileri ve kafirleri düşman tutar. Nitekim Sûre-i Feth’de Peygamber efendimizin (Sallallahu aleyhi ve selem) ashabını överken,
-“Kafirlere karşı çok şiddetli ve sert, kendi aralarında çok merhametli ve şefkatlidirler.” Feth suresi Ayet 29
Peygamberlerden biri:
-“Ya Rabbi, Senin evliya ve sevgili kulların kimlerdir?” diye sorunca
Allah-u Teâla hazretleri (c.c.);
-“Çocuğun annesine tutkun olduğu kadar Bana tutkun olanlar. Kuşun yuvasına sığınması gibi Benim zikrime sığınanlar. Günah işleyenlere karşı kızgın, korkusuz, kaplan gibi olanlar.” Buyurdu.
Bu ve böyle misaller çoktur. Sevgisi tamam olanda hepsi bulunur. Bir kısmı bulunursa sevgisi de o derece olur.
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teâla Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Muhabbeti hakiki olarak kavrayan ve Kalbden seven kullarından eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Kırk Hadis:-( 21) Küçüklere merhamet etmek
20 Temmuz 2008
Cebelin-nur dağında bir ağaç
لَيْسَ مِنّا مَنْ لَمْ ىَرْحَم صَغيِرَنَا وَيُوقّْرْ كَبِيرَنَ
Meali;
Resulüllah Sallallahu aleyhi vesellem Şöyle buyurmuştur;
-“Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.”
Tirmizi (r.a.) Ebu Davud (r.a.)