‘Tasavvuf’ olarak etiketlenmiş yazılar

Sünneti seniye

27 Mayıs 2008

dsc00010-fuadyusufoglu-cag-cag-baraji-nusaybin.JPG

Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)

Hasen-i Basri (r.a.) den rivayet edilmiştir:

Der ki :

Resulullah (Salallahu aleyhı vesellem) Zamanında “Ya Muhammed, biz Rabbımızı seviyoruz” dediler. Bunun üzerine bu ayeti kerime nazil oldu:

Yüce Allah (c.c.) Buyuruyor:

-”Habibim de ki; eğer Allah’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın “

Bişr-i Hâfi (r.a.) rivayet edilmiştir:

Der ki :

“-Ben Resulullah (sallallahu aleyhı veselem) i Ruyada gördüm

Bana;

-“ Ey Bişr, Allah seni akranın arasında ne ile yükseltı biliyormusun? “ buyurdu .

Ben ;

-”Hayır Ya Resulullah (a.s.v.)” deyınce.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Selam ) şöyle buyurdular :

“-Salih kişilere hizmet etmen, kardeşlerine nasihat etmen, dostlarını ve benim sünnetimi yerine getirenleri sevmen ve benim sünnetime tabı olmanla.”

Nitekim peygamberimiz (aleyhisalatu vesselam) buyurdular:

“-Kim ki benim sünnetimi işler, ihya ederse o beni sevmiş olur. Kim ki benı severse o kiyamet günü cennete benimle beraber olur.

Envarül aşıkin (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri Bizleri ve sizleri Resulullah (Aleyhis salatu ve selam ) ın sünnetlerini yerine getirenlerden ve onlarla amel edenlerden eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

dsc00137-fuadyusufoglu-beyaz-su-nusaybin.JPG

Beyaz su başı -ava sipi- (Nusaybin)

Naklolunur ki;

Hayri Nessah (k.s.) Hazretlerının müridleri, bir kiliseye uğrayıp sonra şeyhın huzuruna geldiler.

Hayrı Nessah (k.s.) sordu:

”-Nerede idiniz ?

Müridleri;

“-Bir kiliseye uğradık

Hayri Nassah (k.s.);

“-Bana ne hediye getirdiniz ?

Müridleri;

“-Kiliseden ne hediye getirilir ? dediler.

Bunun üzerine Hayri Nessah (k.s.) buyurdu ki :

“-Benimle gelin, ne hediye getirıleceğini size göstereyim.”

Beraber gittiler, kiliseye vardılar Kafirler hazreti İsa Aleyhis selam’in tasviri resmini duvara çizmişlerdi. Şeyh hazretleri yüzünü o resme dönüp

-(“Sen mi söyledin bu insanlara ki, Allah’u Teala (c.c.) den ayrı olarak, beni ve annemi Mabud tutunuz.”) Mealindeki ayeti kerimeyı okudu .

Bunun üzerine O resim yere döküldü ve duvarın her zerresi

-(“Leilaha ilallahu vahdehu leşerike leh.”) diyerek feryada başladı. Orada bulunan kafirlerin hepsi bu hadiseyı görünce Müsluman oldular..

Nakledilir ki;

Fasık ve facir bir kimse bir gün hasta oldu. Öleceğinin yaklaştığını anladı. Amel defterinde bir iyilik görmeyip hep günahlarla dolu olduğunu müşahede etti…

Cun-u gönülden bir (ah) etti ve dedi ki;

“-Ey dünyanın ve Ahiretın sahibi afv et şu fakır kulunu ki; NE DÜNYASI VARDIR NE DE AHİRETİ.

Bu şekilde can verdi. Akşam oldu Basra sakineleri rüyalerinde gördüler ki;

-“Filan yerde bir veli vefat etti. Kim onun cenaze namazını kılarsa bütün günahları afv olup, cümle ibadetleri kabul olur.”

Sabah oldu halk toplandı. Namazını kılıp defn ettiler. Akşam oldu Basra evliyasınden bir zat rüyasında o kimsenin Cennetin orta yerinde oturduğunu gördü

Dedi ki;

“-Sen dünyada çok perişan bir halde idin. Bu makama ne ile geldin ? “

O zat cevab verdi:

“-Baktım ki ömrüm azaldı. Öleceğim yaklaştı amelime baktım hiç hayırlı amelim yok. Sahibimizin (c.c.) RAHMET hazinesine baktım. Uçsuz bucaksız buldum.”

-”Vakte ki: benı kabre koydular.”

Keremi bol olan Allah (c.c.) buyurdu ki:

“-Ey günahkar kul. abidlerin ibadeti bana faydası olmaz. Asilerin isyanı, bana zarar vermez. Benim rahmet hazinelerim günahkarlar içindir üzülme senı afv ettim.”

-”Ey Rabbımız;”

-”Bugun bizde asi ve müflislerdeniz Rahmetinden bizi mahrum eyleme. Amin.”

Nakledilir ki;

Bir gün bir fakir eski elbise ile bir padişahın meclisine girdi. Padişah bu dervişin gelmesini beyenmedi.

Padişah yakınlarından birisi dedi ki;

“-Ey derviş Padişahın huzuruna böyle eski elbise ile gelmenin ayıb olduğunu bilmez misin ?”

Fakir:

“-Padişah huzuruna eski elbise ile girmek ayıp değildir. Fakat Padişahın huzurundan eski elbise ile çıkmak ayıptır.”dedi.

Padişah bu sözden hoşlanıp çok ihsan yaptı. Kiymetli elbiseler vererek gönderdi..

-“İlahi!”

-”Biz fakırleri de huzurundan çıplak gönderme kiyamet gününde, Enbiya ve evliyalar taclar giydikleri vakit bizleride HABİBİ’nin (a.s.) Hürmetine mahrum eyleme. Amin.”

Mearicün Nübüvve (altıparmak)

Allah-u Teala (c.c.) Hazretleri bizleri ve sizleri Yarın kiyamet gününde herkesin nefsi nefsi dedikleri bir zamanda Habibi (a.s.v.) nin şefaatına nail eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

…İbret…

02 Haziran 2008

cap461-cennettil-baki-kabristanifuadyusufoglu.bmp

Cennettül-baki-kabristani (Medine-i munavvara)

Bu mezarlıkta Peygamberimiz (a.s.v.) in ehli beytinden ve Sahabe-i kiram (Rıdvanıllahı Teâlâ aleyhi ecmain ) den onbin kişiler bulunuyor.

Naklolunur ki;

Malik Bin dinar (k.s.) Hazretleri kabristandan geçerken bir mevta’yı defn ettiklerini gördü:

Yere oturdu. Çok ağladı.

Kendi kendine dedi ki:

“-Ey Malik yakın zamanda sen de bunun gibi olursun. Ölüm sana da gelecektir.

Sonra dervişlerine döndü ve:

“-Ben ölünce kefene koymayın, ayağıma ip takın. Yüzüm üzerine sürükleyin. Kabir yanına getirin.”

Ve deyin ki:

-”(İlahi İşte Kaçkın Malik’i getirdik.’)

-”Kiyamet kopunca başımı kabirden çıkardığım zaman bakın ki;”

-”Yüzüm siyah mı olmuştur, yoksa beyaz mı?”

-”Kitab verilirken bakın Kitabımı sağdan mı verirler, soldan mı?”

-”Mizana bakın sevablarım mı ağır gelir günahlarım mı?”

”Ey günahkarlar, şimdi dostlarımdan ayrılınız” kelime-i İlahisi söylenince bakın ki Cennet yoluna mı gidiyorum, Cehennem yoluna mı?”

Malik Bin dinar bu vasiyetini, böylece tamamladı. Derinden bir ah çekti. Ve canını Huda’ya teslim etti.

Sonra bir ses işitildi:

“-Malik bin Dinar bütün tehlikelerden kurtuldu, Rahman’ın Rahmetine kavuştu.”

-“İlahi biz fakır kullarını son nefesimizde geniş olan lûtfuna ve büyük keremine mahzar kıl.”

-”Ruh kuşumuzun”

“Rabbine rücu et” nidasıyla melekler aleminden uçmak nasib eyle… Amin.”

Mearicün Nübüvve (Altıparmak)

Allah bizleri ve sizleri Evliyaullah olan sevgili kullarının yüzü suyu hürmetine Afv eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Yetimi gözetmek

20 Haziran 2008

dsc00993-sinne-dize-mevkisifuadyusufoglu.JPG

Sinne dize Mevki-i (Nusaybin)

Kocası ölüp birkaç yetimi kalan bir kadın varmış. Çok yoksul bir duruma düşmüşlerdi. Onun – bunun azarlamasından korktukları için memleketlerinden göçerek başka bir yere gittiler.

Gittikleri yerde terk edilen bir mescide konakladılar. Bu kadın, kızlarını mescitte bırakarak onlara yiyecek bir şey bulmak için dışarı çıktı. Kasabanın ileri gelenlerinden birine uğradı, ona durumunu anlattı.

Adam kadının sözüne inanmadı. Müslüman olan bu adam kadına:

“-Fakir olduğunu bildirecek bir delil getirmen gerekir.”dedi…

Kadın:

“-Ben buranın yabancısıyım.”dedi…

Adam kadından yüzünü çevirdi, ihtiyacını gidermedi. Kadın sonra bir mecusinin evine gitti, durumunu anlattı. Ev sahibi onu doğruladı ve karılarından birini gönderip kadını ve kızlarını evine getirdi. Onlara çok ikramda bulundu.

Gece olduğu zaman o Müslüman, rüya’sında, kıyametin koptuğunu ve başının üstüne livaül Hamd çekilmiş olduğu halde Resulallah’ın (s.a.v.) durduğunu ve yanında büyük bir köşk bulunduğunu gördü. Bunun üzerine

Adam:

“-Ey Allah’ın Resulü bu kimin içindir?”dedi..

Resulallah (s.a.v.):

“-O Müslüman olan bir adam içindir.” buyurdu…

Adam:

“-Ben muvahhid, müslümanım.”dedi…

Resulallah (s.a.v.):

“-Bunun için bana delil getir.” buyurdu…

Adam hayret içinde kaldı. Resulallah (s.a.v.) kadının durumunu ve ona yapılanı haber verdi.

Adam gayet mahzun ve mukadder olarak uyandı. Çünkü kadını reddetmiş idi. Sonra kadını aramaya kalkıştı. Kadının bir mecusinin evinde bulunduğunu öğrendi. Mecusiden kadının ve kızlarının kendisine verilmesini istedi. Fakat Mecusi kabul etmedi.

“-Onlar bana rahmet ve bereket getirdi.” dedi.

Adam mecusiye:

“-Şu bin dinarı al onları bana teslim et.” dedi.

Mecusi bunu da kabullenmekten kaçındı. Adam mecusiyi zorlamak isteyince, Mecusi ona şöyle dedi:

“-Senin benden almak istediğin şey’e ben daha layıkım. Rü’yanda gördüğün o köşk benim için yaratıldı. İslamlığınla bana karşı iftihar ediyorsun. Allah (c.c.) yemin ederim ki, ben ve ailem bu kadının vasıtasiyle Müslüman olmadan evimizde uyumadık. Ben de rü’yamda senin gördüğünü gördüm.

Resulallah (s.a.v.) bana şöyle buyurdu:

“-Kadın ve kızları senin yanıda mı?”

Ben:

“-Evet.” diye cevap verdim..

Resulallah (s.a.v.) buyurdu:

“-O köşk ve ev halkınındır.”

Bunun üzerine adam mecusinin evinden müteessir ve kederli ayrılıp gitti.

Mukaşefetil Kulub (İmam-ı Gazali)

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri yetim hakkını gözeterek riayet eden kullarından eylesin… AMİN…
Fuad Yusufoğlu…

dsc00303-si.JPG

Navale reş (Nusaybin)

Ebu Hureyre (Radıyallahu Anhu) den rivayetle: Peygamber(Aleyhisselatu vesselam) Buyuruyor:

-“Allah (c.c.) ın Evliyasına Düşmanlık edene Allahu Teala(c.c.) ONUNLA ŞAVAŞIRIM.”Buyuruyor..

(Hadisi Buhari rivayet etmiştir.)

Bu Hadisi şerif Yalnız Müslümanlar için değil Bütün dünya’ya ŞAMİLDİR.

Bu Allah (c.c.) tarafından bir uyarıdır…Onun için herkes aklını başına toplayıp Allah (c.c.) in Sevgili VELİ Kulları hakkında ulu orta konuşmasın. Zararlı çıkarlar..hem de çok zararlı…
Mazaallah… Sonu felakettir…

Allah-u Teala hazretleri bizleri ve sizleri Allah (c.c.) in evliyalarına karşı : Saygılı ve hürmet eden kullarınden eylesin…amin…

Fuad Yusfoğlu

DSC_0653  Fuad Yusufoğlu Ravda-i Mutahhara (Sallallahu aleyhi ve sellem)

Revda-i Mutahhara (Sallallahu aleyhi ve sellem)

Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)

Tabiin’in büyüklerinden, Medine-i Münevvere’deki yedi büyük âlimden biri. İnsanları hakka da’vet eden onlara doğru yolu gösterip, hakiki saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i âliye” denilen büyük âlim ve velilerin üçüncüsüdür.

Adı Kasım bin Muhammed bin Ebû Bekr-i Sıdık et-Teymi’dir. Babası Muhammed, Hazret-i Ebû Bekir’in oğludur. Annesi Sevde (r.anha), Yezdücerd’in kızı olduğundan, İmâm-i Zeynelabidin ile teyze çocuklarıdır.

Babası Mısır’da şehid edilip küçük yaşta yetim kalınca, halası ve Peygamberimiz (s.a.v.) in mübarek hanımı Hazret-i Âişe (r.anha) nin yanında büyüdü.

Tabiin devrinde ve Hazret-i Osman (r.a.) ın hilafeti zamanında 31 (M. 653) yılında doğdu ve101 (M. 721) veya 106 (M. 725) yılında Mekke ile Medine arasında “Kudeyd” denilen yerde hacca veya umreye giderken vefat etti.

Kasım Bin Muhammed (r.a.), Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddık (r.a.) ın torunudur. Eshab-i Kiram’dan birçoğuna yetişmiş ve onlardan birçok ilim öğrenip başta halası Hazret-i Âişe (r.anha), Ebû Hureyre, Abdullah bin Abbas, ve Abdullah ibn-i Ömer Hazret-i Muâviye (r.anhüm) gibi meşhur sahabilerden hadis-i şerif rivayetinde bulunmuştur.

Kendisinden de, Tabiin’in büyüklerinden oğlu Abdurrahman, Sâlim bin Abdullah, İmâm-i Şa’bi, akranlarından İbn-i Amr, Yahya bin Said ve Sa’d bin Said el-Ensari, Abdullah bin Ömer, Sa’d bin İbrahim, Abdullah bin Avn (r.anhüm) ve daha birçoğu hadis-i şerif rivayet etmişlerdir.

Tasavvuf ilminde mütehassıs idi. Vera’ ve takva’da (Allah’ın haram ettiklerinden sakınıp kaçmada) eşi yoktu.

Dedesi Ebû Bekr-i Sıdık (r.a) Peygamber efendimiz (s.a.v.) den ve Peygamberlerden sonra insanların en üstünü oldu. Resulullah (s.a.v.) daki bütün üstünlükler, ilimler ve feyizler onda toplanmış ve her bakımdan üstün olmuştur. Kalbe, ruha ait ilimlerin kaynağı idi.

Resulullah (s.a.v.) ın Peygamberlik vazifelerinden biri de, Kur’an-i kerim’in ma’nevi hükümlerini, ya’ni Allah-u Teâlânın zat’ına ve sıfatlarına ait ma’rifetleri, yüksek bilgileri, ümmetinin kalblerine akıtmaktı.

Resulullah efendimiz (s.a.v.), tasavvuf ilminin bu yüksek ma’rifetlerinin hepsini, Hazret-i Ebû Bekr-i Sıdık (r.a.) ın kalbine akıttı. O ruh ilminde de bir mütahassıs oldu. Hazret-i Ebû Bekr-i Sıdık (r.a.) da Resulullah (s.a.v.) dan aldığı bu feyizleri, Eshab-i Kiram’dan Selman-i Farisi (r.a.) nin kalbine akıttı. Ruhu yükselten ve onu besleyen bu ma’rifetlere, Kasım bin Muhammed (r.a.) da, Selaman-i Farisi (r.a.) nin sohbetlerinde bulunarak yetişip bir ruh mütahassısı olmuştu.

Silsel-i Âliye büyüklerinden dördüncüsü olan İmâm-i Ca’fer-i Sadık (r.a.) da, bunun sohbetinden feyz aldı (Bakınız, Ca’fer-i Sâdık).

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin üçüncüsü olan Kâsım bin Muhammed (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC01640   Fuad Yusufoğlu Girnavas mevki-i (Nusaybin)

Girnavas mevki-i (Nusaybin)

Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)- 2

Kâsım bin Muhammed (r.a.), hadis ve fıkıh ilminde zamanın en yükseği idi. İlimde ve takvada eşine rastlanmıyacak bir yüksekliğe erişmişti.

Büyük hadis ve fıkıh âlimlerinden Yahya bin Said (r.a.);

-“Medine’de Kâsım (r.a.) dan üstün bir kimseye yetişmedik.” Derken,

İbn-i Sa’d (r.a.) da; “Tabakat” adındaki eserinde;

-“Kâsım, hadis ilminde “sika” (güvenilir) bir ravi, fıkıh ilminde yüksek bir âlim ve her bakımdan imâm, önder olan zattı. Çok hadis-i şerif bilirdi. Takva ve verâ’ sahibi idi.” Diyerek kendisini medh etmekte, övmektedir.

Ebâ’z-Zenâd (r.a.) da;

-“Ben Kâsım (r.a.) dan daha çok hadis ve fıkıh bilen bir kimse görmedim.” Demektedir.

Yine büyük hadis âlimlerinden Süfyan İbn-i Uyeyne (r.a.) de, Kâsim bin Muhammed (r.a.) in de devrinin en büyük âlimi olduğunu söylemiştir.

Ömer bin Abdülaziz (r.a.) de;

-“Eğer birini yerime “halife” seçmem icab etseydi Kâsım (r.a.) ı seçerdim.” Dediği rivayet edilmiştir.

Ömer bin Abdülaziz (r.a.), halifeliği zamanında Kâsım bir Muhammed (r.a.) i halası Hazret-i Âişe (r.anha) ye ait olan ne kadar hadis-i şerif ve başka rivayetler biliyorsa, onların hepsini toplamakla görevlendirilmiştir.

Hatta Ömer bin Abdülaziz (r.a.) bir keresinde, ilmin yok olup, âlimlerin son bulması endişesi üzerine Medine valisi Ebû Bbekir bin Muhammed bin Hazne’ye mektup yazarak şöyle demiştir.

-“Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ın hadis-i şeriflerini, sünnetlerini, Amre binti Abdurrahman el-Ensari’nin ve Kâsım bin Muhammed (r.anhüm) rivayetlerini araştır ve yaz! Zira ben ilmin yok olup, âlimlerin de tükenmesinden korkuyorum.”

Amre ve Kâsım bin Muhammed (r.a.nhüm) in her ikisi de Hazret-i Âişe (r.anha) nin talebesi olup, O’nun Resulullah (s.a.v.) tan rivayet ettiği hadis-i şerifleri en iyi bilenlerdi.

Kâsım bin Muhammed (r.a.), hadis-i şerifleri hem ma’nasına ve hem de lafzlarına, harflarına dikkat ederek rivayet ederdi. Halbuki Tabiin’den bazı hadis âlimleri hadis-i şerifleri ma’nası ile rivayet etmekte bir beis görmüyorlardı. Fakat tabiinden muhaddislerin çoğu hadis-i şeriflerin, Peygamber efendimiz (s.a.v.) den işitildiği şekilde rivayet edilmesi üzerinde ittifak etmişlerdir.

Kâsım bin Muhammed, hadis-i şerif rivayet ederken en ince noktalarına kadar dikkatli haraket eder, bir harfın bile değiştirilmesini uygun görmezdi.

Kâsım bin Muhammed (r.a.), fıkıh ilminde de yüksek bir âlimdi. Medine’de yetişen ve kendilerine “fukaha-i seb’a” adı verilen yedi büyük âlimlerinden birisiydi.

Allah ve Resulü adına konuşmanın ve dini mes’elelerde fetva vermenin mes’uliyetini en iyi şekilde idrak edenlerdendi.

Yahya bin Said (r.a.) in bildirdiği şu sözleri bunu açıkça göstermektedir;

-“İnsanın, Allah’ın hakkını bildikten sonra cahil olarak yaşaması, bilmediği şeyi söyleyerek fetva vermesinden hayırlıdır.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin üçüncüsü olan Kâsım bin Muhammed (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC03374   Fuad Yusufoğlu Mardin İli'nin Gündüz (Uzaktan) görünüşü

Mardin İli’nin gündüz (Uzaktan) görünüşü

Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)- 3

Halbuki, Abdurrahman bin Ebû Zenâd (r.a.) O’nun hakkında;

-“Peygamberimiz (s.a.v.) in sünnetini Kâsım bin Muhammed (r.a.) den daha iyi bilen birisini görmedim. Hatta öyle idi ki, sünneti bilmeyeni âlim saymazdı.” Diyor.

Kendisine bir mes’ele sorulunca;

-“Anlamıyorum, bilmiyorum!” derdi.

O’na sormayı çoğalttıkları zaman da;

-“Vallahi, sorduğunuz her şeyi bilmiyoruz. Şayet bilseydik, sizden saklamazdık. Çünkü bildiklerimizi saklamamız bize helâl olmaz.” Derdi.

Dini mes’eleler hakkında çok hassas davranır, ancak açık olanları hakkında fetva verirdi. Her sabah Mescid-i Nebi’ye gelir, iki rek’at namaz kılar, sonra Resulullah (s.a.v.) ın minberi ile kabri arasında oturur, kendisine sorulan mes’elelere fetvâ verirdi.

Nitekim mezheb imâmlarından Mâlik bin Enes (r.a.) de onun hakkında;

-“Kâsım (r.a.), bu ümmetin, fakıhlarında idi.” Buyurmuştur.

Kâsım bin Muhammed (r.a.), çok mütevazi, alçak gönüllü idi.

Bir gün köylünün birisi O’na gelip;

-“Sen mi daha çok biliyorsun, Sâlim bin Abdullah mı?” diye sordu.

O’na cevap olarak;

-“Burası Sâlimin evidir.” Deyip başka bir şey konuşmadı.

Muhammed bin İshak (r.a.) bunun hakkında;

-“O benden daha iyi bilir deyip, yalan söylemeyi veyahut ben ondan daha iyi bilirim diyerek kendisini üstün göstermeyi istemedi.” Derdi.

Halbuki Kâsım bin Muhammed (r.a.), her ikisinden daha çok âlimdi.

Ebû Eyyûb-i Sahtiyanı (r.a.) de;

-“Ondan daha faziletli bir kimse görmedim.” Derdi.

İmâm-i Buhâri (r.a.) de;

-“Zamanın en faziletlisiydi.” Demiştir.

Hazret-i Âişe (r.anha) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in yağmur yağdığını gördüğü zaman;

-“Allahım! Onu bereketli, mübarek eyle!” diye duâ ettiğini bildirdi.

Resulıullah efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki;

-“Muhakkak ki, Allah-u Teâlâ sizn herbirinizi, yavrunuzu beslediğiniz gibi yiyecekle rızıklandırır. Hatta onu Uhud dağı kadar yapar.”

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir keresinde;

-“Sizden öncekilerden mahşerde gölgelenecek olanların kimler olduğunu biliyor musunuz?” deyince,

Eshab-i Kirâm (r.anhüm);

-“Allah ve Resulü daha iyi bilir!” dediler.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki;

-“Onlar, kendilerine haklarından bir şey verildiği zaman kabul ederler. Kendilerinden bir şey istendiğinde hemen verirler ve insanlar hakkında kendileri için olan hüküm gibi hüküm verirler.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin üçüncüsü olan Kâsım bin Muhammed (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC04912   Fuad Yusufoğlu Mardin şehrinin gece (Uzaktan) görünüşü

Mardin İli’nin gece (Uzaktan) görünüşü

Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)- 4

Yine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki;

-“Bir kimse, bir kadının güzelliğine bakmak isteyip de, ondan gözünü çevirirse, Allah-u Teâlâ onun kalbine ibadet zevkini sokar ve böylece ibadetin tadını bulur.”

Kâsım bin Muhammed (r.a.) şöyle bildiriyor;

-Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) in eshabından birisi’nin gözleri görmeyip, a’mâ oldu.”

Bu zat şöyle dedi;

-“Ben Peygamberimiz (s.a.v.) i görmek için gözlerimin görmesini istiyordum. Fakat şimdi Resulullah (s.a.v.) ahrette irtihal etti. Allah’a yemin ederim! Eğer Yemen’deki Tübâle beldesinin geyiklerinin bir geyiğindeki gözler bende olsa artık buna sevinmem.”

İmâm-i Buhâri (r.a.), Kasım bin Muhammed (r.a.) in;

Bülüğa erdiğimiz günden beri hep üç rek’at vitir namazı kılındığını gördük.” Dediği naklediyor.

Kâsım bin Muhammed (r.a.), şöyle bildiriyor;

-“Bir gün halam Hazret-i Âişe (r.anha) nin yanına vardım.”

O’na;

-“Ey Ana! Bana Peygamber Efendimiz (s.a.v.) in kabrini aç!” dedim.
Bunun üzerine bana Hücre-i Seâdeti açtı. Üç kabir gördüm. Pek yüksek değillerdi. Pek yerle beraber de değillerdi. Üzerlerine kızılca bahta taşcağızları dökülmüştü. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) in şeferli kabri hepsinden ilerde idi.Hazret-i Sıdık (r.a.) ın başı, Fahri kâinat hazretleri’nin mübarek sırtı hızasında, Hazret-i Ömer (r.a.) in başı da Resulullah (s.a.v.) in ayağı hizasında idi.”

Yine Kâsım bin Muhammed (r.a.) anlatıyor;

-“Adetim üzere yine bir gün sabah namazını kıldıktan sonra halam Hazret-i Âişe (r.anha) yi ziyarete gittim.”

O kuşluk namazını kılıyor ve namazında;

-“Allah, lütuf edip bizi kavurucu azâbdan korudu.” Ayet-i kerimesini okuyor, ağlıyor ve durmadan tekrar ediyordu. Beklemekten usandım. O bitirmedi, ben de bırakarak çarşıya çıktım.”

Kendi kendime;

-“İşimi bitireyim, sonra ziyaretine giderim.” Dedim

İşimi bitirip döndüğümde yine aynı halde âyet-i kerimeyi tekrar ederek ağlamakta olduğunu gördüm.

Buyurdular ki;

-“Bizden önce yaşayan büyüklerimiz, başa gelen musibetleri güzellikle karşılamayı, kendilerine verilen ni’metleri de tezellül (alçak gönüllülük) ederek karşılamayı severlerdi.”

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin üçüncüsü olan Kâsım bin Muhammed (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Çağ-Çağ barajı (Sonbahar mevsimi) Nusaybin

Ca’fer-i Sadık (Radiyallah-u anh)

İslâm âlimlerinin göz bebeklerinden olup, “Seyyid” ve “Oniki İmâm’ın altıncısı,” Hazreti Ali (Radiyallah-u anh ve keremallah-u vecheh) ın torunun torunu olup, Eshab-i Kiramı görmekle şereflenen “Tabiin” devrinin yükseklerinden ve evliyanın büyüklerinden olup, “Silsele-i âliye’nin dördüncüsüdür.”

Künyesi, ‘Ebû Abdullah’tır. Tahir, Fadil gibi bir çok lakabi vardır. En Meşhuru ‘Sadık’ dır.

Babası Muhammed Bakır, onun babası İmâm-i Zeynelabidin, onun babası da Hazreti Hüseyin (r.a.) ve onun babası da Hazreti Ali (r.a.) dır.

Annesi Ümmü Ferve’dır. Annesinin babası Kasım, onun babası Muhammed ve onun babası da Hazreti Ebû bekr-i Sıddık’tır.

Annesinin annesi, Abdurrahman bin Ebû Bekr (r.a.) ın kızı Esmâ (Radiayallah-u anha) dır.

83 (19 Nisan Çarşamba M. 702) Senesinde Rebiul-evvel ayının onyedisinde Pazartesi günü Medine-i Münevverede doğdu. Altmiş beş senelik ömrünün otuz dört senesinde İmâmlık yaptı. 148 (6 Eylül Cuma’ M. 765) Senesinde Recep ayının onbeşinde Pazartesi günü Mekke’de vefat etti. Kabri Cennet-ül-Baki’de olup, babası ve dedesi yanındadır.

Câ’fer-i sadık hazretleri (r.a.), temiz ve yüksek bir nesebe (soya) sahip olduğu gibi        ‘g ü l    y ü z l ü’ ve tatlı diliydi. Bedeni sanki Nur saçıyordu.

Yüzünün renginde beyaz ve kırmızı karışmış olup, tatlı bir çehresi vardı. Kuvvetli ve orta boylu idi. Kısa ve şişman değildi. Saçı kumrala yakındı. Hazreti Ali (r.a.) ye çok benzerdi. On evladı olup, yedisi erkek, üçü kız idi.

Oğulları; Mûsa Kâzım (r.a.), İshak (r.a.), Muhammed (r.a.), İsmail (r.a.), Abdullah (r.a.), Abbas (r.a.) ve Ali (r.a.) dır. Evladlarının hepsi zamanın süsü, âlimi ve üstünlerinden olup, evliyanın rehberiydiler. Musa Kazım (r.a.) oniki imâmın yedincisidir.

İmâm-i Ca’fer ilmi, oniki imâmdan ‘beşincisi’ olan babası Muhammed Bâkır (r.a.) den öğrendi. İlim ve fazilette zamanın       ‘b i r      t a n e s i’ oldu. Bütün din bilgilerinde olduğu gibi, zamanın bütün fen ilimlerinde de söz sahibiydi.

Yetiştirdiği talebeler, cebir ve kimya ilimlerinde temel sistematiğini kurmuşlardır. Fizik ve kimya ilimlerinin konusunu teşkil eden madde ve onlar üzerindeki bilgisi, o kadar çoktu ki, bu hususlarda zamanında yaşayan herkese akıl-ilim hocalığı yapardı.

Kimya’nın babası sayılan Cabır (r.a.) de Ca’fer-i Sadık (r.a.) ın talebesidir. İmâm-i Ca’fer (r.a.) in en meşhur talebesi, Hanefi mezhebinin kurucusu ve Ehl-i sünnetin reisi olan İmâm-i A’zam Ebu Hanife Numan bin Sabit’tir (r.a.).

Devam edecek…

<<<İmâm-i Ca’fer (r.a.) hakkında başka bir yazı>>>

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ca’fer-i Sadık (radiyallah-u anh) ın yüzü suyu  hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu