‘tefekkür’ olarak etiketlenmiş yazılar
Tefekkür
03 Mart 2008
Karanfil
Allah Teala (c.c.) Kur’anı Kerimde şöyle buyuruyor:
-”Hakikat göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde (ve uzayıp kısalmasında) temiz akıl sahipleri için elbet ibret vardır.”
Bu ayeti okuyup da O’nu düşünmeyen kimseye yazıklar olsun.
Hasan-i Basri (r.a.) şöyle der:
-”Allah (c.c.) ı bir saat düşünmek, bir geceyi ibadetle geçirmekten hayırlıdır.”
Ömer Bin Abdulaziz (r.a.) şöyle buyurmuş:
-”Allah’ın (c.c.) nimetleri hakkında düşünmek, ibadetin en efdalidir.”
Bir zaman Ebu Şureyh (r.a.) yolda yürüyordu, bir kenara oturdu ve elbiselerine bürünerek ağladı.
Kendisine;
-”Seni ağlatan nedir?” diye sorulunca
Şöyle cevap verir:
-”Ömrümün bitişine, amelimin azlığına ve ecelimin yaklaşmasına ağlıyorum.”
Hasan-i Basri (r.a.):
-“Aklı olanlar daima zikirden fikre, fikirden zikre geçerler. Ta ki kalplerinin konuşmasını isterler. Kalpleri de konuşur.”
Davud el-Tai Hazretleri (k.s.) mehtaplı bir gecede damının üzerinde bulunuyordu. Göklerin ve yerin sırları hakkında düşünüyordu. Göğe bakarken ağlıyordu, bir ara komşusunun bahçesine düştü. Ev sahibi onu hırsız sanarak yatağından sıçradı. Elinde kılıcıyla üzerine yürüdü. Davud (r.a.) u gördüğünde geri döndü.
Kılıcını yere bırakıp şöyle dedi:
-”Seni damdan atan nedir?”
Davud el-Tai (r.a.) şöyle cevap verdi:
-”Bunu anlamadım, farkında değildim.”
Allah’ın bir evliyası yolda yürürken düşmemek için bir kadının omzuna dayandı.
Onu görenler;
-”Bu nice iştir?” dediler.
Kendisi:
-”Düşmemek için duvara dayandığımı sandım, farkında değilim.” dedi.
Mükâşefet ül-Kulûb (İmam-i Gazali)
Allah (c.c.) bizleri ve sizleri hakkıyla tefekkür eden salih kullarından eylesin. Âmin
Allah korkusu- 2
22 Mart 2008Kasyane- Navale sipi- (Nusaybin)
Kıyamet günü bir kul getirilir. Günah ve sevabı tartılır. Günahları ağır gelince cehenneme atılması emredilir.
Bu arada gözlerinin kirpiklerinden bir kıl şöyle der:
“-Ey Rabbim, senin peygamberin Muhammed (s.a.v.) kim Allah korkusundan ağlarsa, Allah’u Teala o gözü cehennem ateşine haram kılar.” Buyurmuştur. Ben ise senin korkundan dolayı dünyada iken ağladım.”
Bunun üzerine Allah’u Teala (c.c.) o kimseyi affedip, dünyada iken ağlayan o bir kirpik teli bereketi sebebiyle cehennem ateşinden kurtarır.
Cebrail (a.s.) de:
-”Filan oğlu filan bir kirpik sebebiyle kurtulmuştur.” diye durumu ilan eder.
Anlatılır ki, Muhammed ibni Münzir (r.a.) ağladığı zaman yüzünü ve sakalını göz yaşları ile mesh eder.
Ve derdi ki:
-”İşittim ki cehennem ateşi, göz yaşları değen yeri yakmazmış.”
Hasan-i Basri (r.a.) zamanında fısku fıcurla meşhur olan FEREZDAK isminde bir kimse varmış.
Bir gün Hasen-i Basri (r.a.) hazretleri bir mezarlıkta defin işiyle uğraşiyordu …
Bir duvar dibinde uzaktan onu seyr eden Ferezdak kendi kendine şöyle düşündü…
-”Hasan-i Basri (r.a.) nın arkasından bu kadar insan yürüyor herkes ona salih insan diyor, Benim için insanlar bak şu günahkar, asi diyorlar ” dedi.
Duygulanıp İçin için ağlamaya başladı.
Hasen-i Basri (r.a.) hazretleri onu görünce
-”Ey Ferezdak neyi düşünüyorsun? ” diye sorunca
Ferazdak:
-”Efendim! Ben kendimle sizi mukayese ediyor daha dünyada iken sizin için ne iyi insan, benim için ne fena insan diyorlar. Aceba ahirette benim halım nice olur diye onu düşünüyorum ve kendi halima ağliyorum.” dedi.
Şeyh Hasan-el Basri (r.a.) hazretleri oradan ayrılır.
Ferazdah kendi kendine düşünür. Ve:
-”Bu kadar günahla yarın nasıl Yüce Rabbımın huzuruna çıkacağım.” derinden bir ah çekip tevbe eder.
Gece ferezdak vefat eder. Vefat ettiği gece Hasan-i Basri (r.a.) hazretleri rüyasında Allah tarafından ilham gelir :
-”Benim bir veli kulum bu gece vefat etti yarın namazını kıl en güzel şekilde defn et.” buyurdu.
Sabahlayın kalktığında Ferezdak’ın vefat ettiğini görür. Namazını kılar ve güzel bir şekilde onu defn eder…
Mükaşefetül Kulub (İmam-i Ğazali)
Allah-u teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri kendisinden korkup göz yaşı döken halis kullarından eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
İhlas- 3
01 Haziran 2008Beyaz suyun siyah suyla karıştığı yer (Aşağıdan görünüşü)
Beyaz suyun siyah suyla karıştığı yer (Yukarıdan görünüşü)
İbrahim Havas (k.s.) anlatır:
Bir sene hac’ca gitmeye niyet ettim. Bu niyetle yola çıkıp ne zaman Kabe’i şerif tarafına gitmek istedimse gayri ihtiyari ters istikamete doğru gidiyordum
Allah’u teala (c.c.) nın iradesi beni bu tarafa çekiyordu. En sonunda İstanbul tarafına gitmeğe karar verdim. Şehre girdim. Yüksek bir köşk gördüm. Kapısı önünde bir takım insanlar toplanmıştı.
Yaklaştım.:
-“Niçin toplandınız .” Dedim.
Köşkün kapısında bulunanlardan biri;
-”Rum Kayserının kızı delirmiş çare bulmak için doktorlar toplandı.” dediler.
Bunda bir hikmet olsa gerekir Dedim. Orada Kayserın kızını on dördüncü AY gibi nurlu bir şekilde gördüm.
Bana baktı, Selam verdim
-”Aleyküm selam ey İbrahim Havas.” dedi.
Ben;
-”Beni nereden tanıyorsun ? ” dedim.
Kız:
-”Canımı Canana teslim etmek istedim ve Hak Teala’nın (c.c.) sevdiği bir kulunu yanımda bulundurmasını niyaz ettim.”
Buyurdu ki:
-”Üzülma yarın İbrahim Havas dostumu sana gönderirim”
Ben;
-”Peki hastalığın nedir ?” dedim.
Şöyle cevab verdi:
-”Bir gece dışarı çıkıp ibret nazarı ile Gökyüzüne baktım. Hak (cela ve ala ) hazretleri teceli ederek beni benden aldı. Kendimden geçtim. (Allah Ahad ve Resul’u Ahmed) Kelimesi dilime, manası Kalbime geldi. Bu kelimeyi dilimden düşürmez oldum. Bu sebepten bu halime delilik alameti, bana da deli dediler.”
Ben;
-”Bizim diyara gelmek istermisin?” Dedim.
Kız;
-”Sizin diyarde ne vardır?” Dedi.
Ben de;
-”Mekke, Medine, Beytül Mukaddes oradadır.”dedim.
Bunun üzerine bana
-”Sağ tarafıma bak. “Dedi.
Sağ tarafına Baktım.
Bir düzlükte Mekke, Medine ve Beytül Mukaddes karşımda duruyor gördüm.
Az sonra
-”Vakit yaklaştı. İstek ve arzu haddı aştı.” dedi. Ve kelime-i şehadet getirip, ruhunu teslim etti.”
İlahi
Biz fakır kullarını son nefesimizde geniş olan Lütfüne ve büyük Keremine mazhar kıl Ruh kuşumuzun “Rabbine rucu et” nidasiyle Melekler aleminden uçmak nasib eyle….
Mearicün Nübüvve (ALTİ PARMAK)
Allah bizleri ve sizleri Evliyaullah olan sevgili kulların yüzü suyu hürmetine Afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Dünya sevgisi
19 Haziran 2008Navala sipi (Kelehke şeyh atman) Nusaybin
Hükemaden biri der ki:
-”Dünyadan sana verilen her şey, senden önce başkasına verilmişti. Senden sonra da başkasına verilir. kalbini ona nasıl bağlarsın?
Çünkü;
Dünyadan nasibin kuşluk ve akşamdan fazla değildir. Bu kadar zaman için kendini helak etme Dünyada mümkün mertebe ORUÇLU ol (sakın), ahirette orucunu aç (her nimeti ye) Çünkü dünyanın sermayesi hevâ, karı ise cehennemdir.”
Hasen-i Barsi (r.a.) buyurur :
-”Dünyadan giden hiç kimse yoktur ki, ölüm zamanında üç hasret boğazını tutmasın :
-“Topladı doyamadı,
-“Umduğuna kavuşamadı,
-“Ahiret azığını gerektiği gibi hazırlamadı.”
Kimyay-ı Saadet (İmami Ğazali)
Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Dünya sevgisinin şerrinden korusun. Amin
Fuad Yusufoğlu
İbret- 3
27 Haziran 2008DARA HARABELERİ (Bir zamanlar burası kocaman bir şehirdi. Ya Şimdi..)
Zülkarneyn,
Bir gezisinde kavimlerden bir kavme uğrar. Burada halkın elinde insanların yiyeceklerinden hiçbir şey yoktur. İnsanlar kabirler kazarlar. Sabah olduğu vakit kabirlerin yanlarına gidip onları süpürürler, temizlerler ve namazlarını kılarlar.
Karınları acıkınca da hayvanların ot yediği gibi onlar da ot yerler. Yerin bitkilerinden yemeleri onların hayatını zorlaştırmıştır. Zülkarneyn hükümdarlarına adam göndererek:
-“Zülkarneyn’in davetine icap et.”diye haber gönderir.
Hükümdar:
-“Benim onda ihtiyacım yoktur. Eğer onun bir isteği varsa kendisi bana gelsin” der. Adam gelip durumu anlatınca:
Zülkarneyn:
-“Doğru söyledi” der ve kalkıp hükümdarın yanına gider.
Hükümdara:
-“Ben sana, bana gelmen için sana adam gönderdim. Kabul edip gelmedin. İşte ben geldim.” der.
Hükümdar:
-“Eğer benim sana ihtiyacım olsaydı gelirdim” der.
Bunun üzerine Zelkarneyn hükümdara şöyle der:
-“Sizi öyle bir halde görüyorum ki, bu hal üzere olan bir milleti görmedim.”
Hükümdar:
-“Nedir o hal” diye sorunca…
Zülkarneyn:
-“Sizin ne malınız var, ne de mülkünüz. Gümüş ve altını elde edip ondan faydalanamazmısınız ?” der.
Hükümdar şöyle der:
-“Biz altın ve gümüşü kerih görürüz. Çünkü kim onlara sahip olursa, nefsi onu zorlar ve onu bundan daha üstün bir şeyi elde etmeğe çağırır.”
Zülkarneyn:
-“Size ne oluyor ki, kabirler kazdınız. Sabah olduğu vakit onlara bakiyor, süpürüp temizliyorsunuz. Sonra da yanında namaz kılıyorsunuz “der.
Hükümdar:
-“Biz kabirlere baktığımız vakit, bizi kabirlerimiz uzun amelden menediyor. Kötülük yapmiyoruz.” Der.
Zülkarneyn:
-“Görüyorum ki, sizin yerden kopardığınız bitkiden başka yiyeceğiniz yoktur. Canlı hayvan edinmezmisiniz ki, sağar, onlara ve onlardan daha başka hususlarda faydalanırsınız.”der.
Hükümdar şöyle cevab verir.
-“Biz karınlarımızı hayvanlara kabir yapmağı kerih görürüz. O yer bitkilerin bize yeter derecede bir yiyecek olduğunu görürüz. Az bir yiyecek ademoğluna yeter.”
Sonra o yerin hükümdarı elini Zülkarneyn’ın arkasına vurur, Sonra onabir kafatası gösterip şöyle der:
-“Ey zülkarneyn, bu kimdir biliyormusun ?
Zülkarneyn:
-“Hayır, kimdir o ? diye sorunca.
Hükümdar şöyle cevab verir:
-“O dünya hükümdarlarından bir hükümdardır. Allah (c.c.) onu yeryüzü halkına hükmetmek için kuvvet, kudret ve saltanat vermişti. Fakat o Halkına zulm etti. Azdı. tuğyan etti. Allah (c.c.) onun bu amellerini görünce onu ölümle vucudundan ayırdı. Şimdi yere atılmış bir taş gibi oldu. Allah (c.c.) onun amellerini kayd etti. Kiyamet günü onun cezasını verecek.”
Sonra başka bir kafatası alıp Zülkarneyn’e:
-“Ey Zülkarneyn bu kimdir biliyormusun? diye sordu.
Zülkarneyn:
-“Bilmiyorum O, kimdir? “ dedi.
Hükümdar:
-“Bu da o deminkinden sonra Allah(c.c.) ın kendisine hükümdarlık verdiği bir hükümdardır. Kendisinden önce geçen hükümdarın, halka yaptığı zülmü haksızlığı görüp, hayret ediyordu. Bunun için kendisi alçak gönüllü oldu. Allah(c.c.) tan korktu. Kendi tabası halkına adaletle muamele edilmesini emretti. Sonra gördüğün gibi (ölüp bir kemik) oldu. Allah (c.c.) onun amellerini kayd etti. Ahrette onu mükafatlandıracaktır.” Dedi.
Daha sonra Hükümdar Zülkarneyn’ın kafasına işaret ederek şöyle dedi:
-“Bu kafa tası da bu kafataslari gibi olur. Ne yaptığına DİKKAT et ey Zülkarneyn.”dedi.
Bunun üzerine Zülkarneyn ona:
-“Benim sohbetimde bulunurmusun? Seni kendime kardeş edineyim. Vezir yapayım. Allah (c.c.) ın bana verdiği şeylere seni ortak edeyim.” Der.
Hükümdar:
-“Benim, seninle bir arada bulunmam doğru olmaz. Top yekun bir olmamız da mümkün değildir.” Der.
Bunun üzerine Zülkarneyn:
-“Niçin? diye sorunca.
Hükümdar:
-“Çünkü bütün insanlar sana düşmandır. Bana ise dostur.” Der.
Zülkarneyn:
-“Niçin “ diye sorunca.
Hükümdar:
-“Çünkü insanlar, senin elinde bulunan mal, mülk ve dünya saltanatı için sana tecevuz ederler. Benim mal-mülk ve dünya sultanatından hiç birini kabul etmeyip red ettiğim için ve benim katımda ihtiyacım kadar bir şey bulunduğu için bana tecevuz edecek hiçbir kimse bulunmaz.” Dedi.
Zülkarneyn bu hadiseden öğüt alarak ve hayretler içinde kalarak ayrılır gider.
Mükaşefe-tül Kulub (İmam-i Ğazali)
Allah(c.c.) bizleri ve sizleri İskendere el Zülarneyn gibi İbret alan SEVGİLİ kullarının yüzü suyu hürmetine, Kalb gözümü açık eylesin. AMİN..
Fuad Yusufoğlu
Havf’ın elde edilmesi- 2
13 Temmuz 2008Girnavas Mevki-i (Nusaybin)
-“Niçin ağliyorsunuz?” buyurdu;
Cebrail (a.s.) ve Mikail (a.s.):
-“Ya Rabbi mekrinden emin değiliz.”deiler.
Allah-u Teâla (c.c.):
-“Böyle olmak gerekir, emin olmamalı.”
Muhammed ibn Münkedir (r.a.) der ki:
-“Cehennem yaratıldığı zaman, bütün melekler ağlamaya başladı. İnsanlar yaratılınca, ağlamayı kestiler. Cehennemin kendileri için yaratılmadığını anladılar.
Resulüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu:
-“Cebrail (Aleyhis selam) bana her geldiği zaman, Allah(c.c.) korkusundan titriyor görürdüm.”
İmam-i Mucahid (Rahmatullahı aleyh) der ki:
-“Davud (aleyhisselam) başını secdeye koyup, kırk gün ağladı. Gözyaşının ağtığı yerde otlar büyüdü.
-“Ya Davud, niçin ağlıyorsun? Açsan, sana yemek vereyim, elbisen yoksa, elbise göndereyim.”diye bir ses geldi.
Davud (Aleyhisselam):
-“Hazin bir sesle inledi. Nefsinin ateşi oradaki otları yaktı. Sonra Allah-u Teâla (c.c.) tevbesini kabul etti. Ya Rabbi, kusurumu elime yaz da, unutmayayım.”dedi.
Duası kabul edildi.
Elini yemeye ve içmeye uzatmazdı ki, önce o kusuru görmesin ve ağlamasın. Bazen kendisine bardakla su verirlerdi. Bardak tam dolu olmazdı. Göz yaşları ile dolardı.
Anlatırlar ki;
Davud (aleyhis selam) o kadar ağlardı ki, takatı kalmadı ve:
-“Ya Rabbi ağlamama merhamet etmezmisin? “dedi.
Vahiy geldi ki;
-“Ağlamaya ait sözler söylersin, kusurunu unuttun mu?”
Davud (Aleyhis selam):
-“Ya Rabbi, nasıl unuturum, kusurumdan önce Zebur okuduğum vakit, akan sular durur, kuşlar başıma toplanır, dağlardaki vahşi hayvanlar mihrabımı, etrafımı sarardı. Bu gün bunlardan hiç birisi olmuyor. Ya Rabbi, bu ne büyük korku, ne müdhiş iştir.” Dedi.
Allah-u Teala (c.c.) buyurdu ki;
-“O teatteki ünsten, bu ise kusurunun korkusundandır. Ey Davud. Adem benim kulum idi Onu kudret elim ile yarattım. Ona kendi ruhumdan üfledim. Meleklerin ona secde etmesini emr ettim. Ona keramet hil’atını verdim. Vekar tacını başına koydum. Yalnızlığından yakındı, Havva’yı yarattım. İkisini de Cennette koydum. Bir kusur işledi. Mahcup ve çıplak huzurumdan uzaklaştırdım. Ey Davud dinle, doğru dinle Bana teat ettin. İstediğini verdim. Kusur etti, mühlet verdim. Şimdi bütün bunlarla bana geldin, Kabul ettim.”
Yahya ibn Ebikesir (r.a.) der ki;
Bildirdiler ki;
Davud (Alayhisselam) kusuru için sesli ağlamak istediği zaman, yedi gün bir şey yemedi, hanımlarının yanına gitmedi. Sonra sahraya çıktı. Oğlu Süleyman (Aleyhisselam) a
-“Davud’dun (aleyhisselam) ağlamasını duymak isteğen mahlukatın toplanması için, Seslenmsini söyledi. İnsanlar şehirlerden, kuşlar yuvalarından, Vahşi hayvanlar…
Devam edecek…..
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teâla hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri her zaman kendisinden korkan kullarından eylesin. AMİN………
Fuad Yusufoğlu
Tefekkür’ün hakikatı
14 Temmuz 2008Girnavas (cintepesi) mevki-i
Tefekkür, ilim öğrenmek istemektir. Kendiliğinden elde edilmeyen ilimler öğrenilmelidir. Bu da bir başkasının bildiklerini kendisinin de bilmesiyle meydana gelir.
Böylece iki marifet birleşir, aralarında üçüncüsü doğar, erkek ve dişiden çocuk meydana gelmesi gibi olur.
Bu iki marifet, üçüncü marifetin aslı olur. Sonra bir başkası ile birleşir, ondan da dördüncüsü meydana gelir. Bunun gibi ilimlerin çoğalması, nihayete doğru gider.
Bu yolla ilim elde edemeyen, asıl olan ilimlerin yolundan gitmemiştir. Böyle bir kimse sermayesi olmadan ticarete atılan kimseye benzer ki, bir şey yapamaz.
Eğer bilirse, fakat aralarını nasıl birleştireceğini anlayamazsa sermayesi olup alışveriş ilmini bilmeyene benzer.
Bunun hakikatini anlatmak uzun sürer. Burada bir misal vermekle yetinelim. Ahiret’in dünyadan daha iyi olduğunu bilmek isteyen kimse, dünyadan iki şey’i bilmeyince bunu anlayamaz.
Biri:
Sonsuz olanın geçici olandan iyi olduğunu bilmektir.
Diğeri de:
Ahiret’in sonsuz, dünyanın geçici olduğunu anlamaktır. Bu iki aslı bilince, zaruri olarak, ahiret’in dünyadan iyi olduğunu bildiren ilimler ondan meydana gelir. Bu meydana gelmekle mu’tezilenin dedikleri gibi demek istemiyoruz. Bu ise ayrı ve uzun bahistir.
Bundan anlaşıldı ki,
Bütün tefekkürün hakikati, kalbde hazır olacak iki ilmi aramaktır. İki atın birleşmesinden koyun doğmadığı gibi, herhangi iki ilimden de istenen ilim doğmaz.
İlimden her çeşidin, ayrı iki aslı vardır. Bu iki asıl kalbde bulunmayınca bu beklenen meydana gelmez.
Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teâla (c.c.) bizleri ve sizleri tefekkürün hakikatını idrak eden kullarından eylesin. AMİN….
Fuad Yusufoğlu
Tefekkür için ne gereklidir
14 Temmuz 2008Girnavas Mevki-i (Nusaybin)
İnsanı zülmet ve cehalet içerisinde yaratılmışlardır. Bu cahillik içinde kendini bu zulmetten, karanlıktan çıkarmak ve ne yapması gerektiğini ve bunlara hangi yoldan gideceğini bilmesi için bir nura, ışığa muhtaçtır.
Maksada kavuşmak için dünya tarafından mı, ahiret tarafından mı gidileceği, yahut kendisiyle mi, yoksa Allah-u Teala (c.c.) ile mi meşgül olması gerektiği ancak marifet nuru ile anlaşılır.
Marifet nuru ise tefekkürden meydana gelir. Karanlıkta yolda yürüyemeyen bir kimse, çakmak taşı ile elindeki mum sebebi ile halı değişir, görmeye başlar.
Yolu yol olmayandan ayırır ve yürümeğe başlar. Bunun gibi asıl olan o iki ilim ve onların birleşmesinden meydana gelen üçüncü ilim, iki çakmak taşı gibidir.
Tefekkür çakmak taşlarını birbirine vurmak gibidir. Marifet ise onlardan meydana gelen ışık gibi olup onunla kalbin halı eğişir, kalbin hali değişince iş ve ameller değişir ve mesela ahiretin daha iyi olduğunu görüp; sırtını dünyaya, yüzünü ahirete döner.
O halde marifete tabi, marifet de tefekküre tabidir. Demek ki tefekkür bütün iyiliklerin aslı ve anahtarıdır. Üstünlüğü bununla ortaya çıkar.
Düşünce meydanı sonsuzdur. Çünkü ilimlerin sonu yoktur. Hepsinden düşünmek caizdir. Fakat din için olmayanları anlatmak maksadımızın dışındadır. Din ile ilgisi olanları uzun anlatmakla sonu gelmeyeceğinden hülasetten anlatabiliriz.
Din için lüzumlu olan işlerden maksadımız; kul ile Allah-u Teala (c.c.) arasında olan işlerdir. Bu kendi yolu olup bununla Allah-u Teal(c.c.) ya kavuşur.
Kulun tefekkürü ya kendin de, yahut Allah-u Teala (c.c) da olur. Allah-u Teala (c.c.) da olursa, ya zatında, ya sıfatlarında ya fiillerinde ve yarattıklarındaki şaşılacak şekillerde ve hallerde olur.
Kendisini düşünür veya Allah-u Teala (c.c.) nın, sevmediği kendi sıfatını tefekkür ederse; bu düşünce ve tefekkür onu Allah(c.c.) tan uzaklaştırır. Bu günahtır ve insanı helaka götürür.
Bu düşünce ve tefekkürü Allah-u teala (c.c.) nın sevdiklerinde ve O’na yaklaştıran şeylerde olursa tat olur. Ve kurtuluşa sebep olur.
O halde hulasamızın mevzuu bu dört meydandır. Bu da aslında ikidir. İyi ve kötü olanlar.
Kul, bir aşık gibidir. Düşüncesi, ya maşukunun cemalında ve güzel endamında; yahut işlerinde, sözlerinde, ahlak ve huyunda olur.
Kendi hakkında düşünmesi, ya maşukunun yanında daha kıymetli olmak, yahut da onun sevmediği bir şeyden sakınmak için olur. Aşk ile olan her düşünce bu dört şey’in dışında olmaz. Din aşkını ve Allah (c.c.) sevgisini düşünmek de böyledir.
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri ibret almak için iyi şeylerde tefekkür eden kullardan eylesin. AMİN…
Fuad Yusfuoğlu
Tefekkür- 2
14 Temmuz 2008Girnavas mevki-i (Cin tepesi)
Yeryüzünde çeşitli hayvanlar vardır. Bir kısmı yürür, bir kısmı uçar, bir kısmı sürünür, kimi iki ayaklı, kimi dört ayaklıdır. Bazısının da çok ayakları vardır.
Havadaki kuşlara ve yerdeki böceklere bakın. Hepsinin şekli ayrı, görünüşü başkadır. Hepsinin görünüşü birbirinden güzeldir. Hepsine lazım olan şeyler verildi.
Her birine kendi yemeğini nasıl elde edeceği öğretildi. Yavrusunu koruyup nasıl büyüteceği, yuvasının nasıl yapacağı öğretildi.
Karıncaya bakın. Vaktinde gıdasını nasıl topluyor. Eğer buğdayı bulup taşıyamazsa ortadan kırıp ikiye bölüyor.
Örümceğe bakın, yuvasını nasıl yapıyor. Ve bunu yapmak için geometri kaidesine nasıl dikkat ediyor. Tükürüğünden iplikler yapıp iki duvar arasını örüyor.
Bir taraftan yapmağa başlayıp diğer tarafta götürüyor. Sonra iplikçiği boynuna alarak, boynu üzerine indirip bazısını uzak, bazısı yakın olmuyor. Düzgün bir şekil meydana geliyor. Sonra kendini bir köşesinde baş aşağı sarkıtıp bekliyor.
Ta ki bir sinek uçsun da kendisine gıda olsun. Yaptığı ağ sineğin ayak ve kanatlarına dolanıp uçmasına mani olunca hemen üzerine atılıyor, bunu yiyor ve bir diğerini avlamağa koyuluyor.
Arıya bakın, evini altı köşeli yapıyor. Çünkü dört köşe yapsa köşeler işe yaramayacak ve boş kalacaktı. Daire gibi yuvarlak yapsa deliklerin dışı boş kalacaktı.
Şekiller içerisinde daireye altıgenden daha yakın olan yoktur. Matematikçilerin sözü böyledir.
Allah-u Teala (c.c.) kendi lütuf ve rahmetiyle bu küçük hayvana öyle inayette bulunmuştur ki, ona en doğrusunu ilham eylemiştir.
Sivrisineğe de ilham eyleyip gıdasının senin kanında ve deri’nde olduğunu bildirmiştir. Ona ince uzun ve içi boş bir hortum verip, senin derini onunla deler ve kanını emer.
Bunun yanında ona bir his verip elini hareket ettirdiğin zaman kendisini yakalayacağını bilip kaçar. Ona iki de kanat lütfedip uçmasını, çabuk kaçmasını ve çabuk geri gelmesini sağlamıştır.
Eğer ona fazl ve inayetin den akıl ve dil vermiş olsaydı öyle şükrederdi ki, insan şaşırıp kalırdı.
Lakin o yine de hal diliyle şükür ve tesbih ediyor.
-“Fakat siz onların tesbihlerini iyi anlamazsınız.” Buyuruldu. İsra suresi Ayet 44.
Hayvanlardan hiçbir hayvan yoktur ki; lisanı hal ile kendisini yaratanın Celalini medh etmesin. Belki bütün bitkiler de aynı şekilde söylemektedir. Hatta alemin zerrelerinden bir zerre yoktur ki, aynı sözü söylemesin. Fakat insanlar bunu duyamazlar.
Nitekim Allah-u Teâla (c.c.):
-“Şüphe yok ki, onlar işitmekten azl edilmişlerdir. Buyuruyor. Ve yine buyuruyor:” hiçbir şey hariç değil, hepsi O’nu hamd ile tsbih eder. Fakat siz onların tespihini iyi anlayamazsınız.”
Bu da harikuladeliklerden sonsuz bir alem dir; anlatılması mümkün değildir.
Devam edecek…
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teâla (c.c.) bizleri ve sizleri Kendi ayetlerinde tefekkür eden ve bu tefekkürü kendisine ibret kabul edip ve halis ameller işleyen kullarından eylesin. AMİN….
Fuad Yusufoğlu
Tefekkür- 3
14 Temmuz 2008Girnavas Mevki-i (Nusaybin)
Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki;
-“Bir saat tefekkür, bir sene ibadetten hayırlıdır.”
Kuran-i Kerim’de bir çok yerlerde işin sonunu düşünmek ve ibretle bakmak emrolunuyor. Bütün bunlar tefekkürdür.
Tefekkürün faziletini bilen kimse hakikatini ve nasıl olduğunu bilmeyebilir. Tefekkür hangi şey’de olur, niçin olur? Ve neticesi nedir? Anlamayabilir.
O halde bunu açıklamak gerekiyor. Biz önce, faziletini, sonra hakikatini ve niçin olduğunu, en sonra da hangi şey’lerde olacağını anlatacağız.
Tefekkürün Fazileti:
Bir saati bir senelik ibadetten üstün olan bir işin derecesi pek büyük olur.
Hz. Aişe anamız (Radiyallah-u anha) buyuruyor ki;
-“Resulüllah (aleyhis selam) namaz kılıyor ve ağlıyordu. Namazdan sonra,
-“Niçin ağlıyorsun? Allah-u Teâla (c.c.) senin her şey’ini afv etmiştir.” Diye sordum.
Buyurdu ki;
-“Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ve gündüzün birbiri arkasından gelmesinde, akıllı kimseler için ayetler, işaretler vardır.” Ali İmran suresi Ayet:190.”-“ Ayeti kerimesi, bana indirilmiş iken nasıl ağlamam”
Bundan sonra:
-“Bu ayeti okuyup tefekkür etmeyene yazıklar olsun.” Buyurdu.
İsa (Aleyhis selam) a;
-“Ey Ruhullah, yeryüzünde senin gibisi var mı?
İsa (Aleyhis selam);
-“Evet vardır.
-“Sözleri zikir,
-“Susması fikir
-“(Düşünce) ve bakışı ibret almak için olan benim gibidir.” Buyurdu.
Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve selem) buyurdu ki;
-“Gözlerinize ibadetten pay veriniz.”
Sahabeleri (r.a.);
-“Bunu nasıl yapalım.” Dediklerinde,
Resulüllah (Aleyhis selam) buyurdu ki;
-“Kur’ani kerim’i Mushaf tan okumakla, onu tefekkür eylemekle ve ondaki akıllara durgunluk veren hallerden ibret almakla.”
Ebu Süleyman-ı Darani (r.a.) diyor ki;
-“Dünyayı tefekkür, ahiret’te perde olur. Ahiret’i tefekkürün neticesi, hikmet ve kalbin hayat bulması olur.”
Davud-i Tai (r.a.) göklerin melekütunu tefekkür eder ve ağlardı. Hatta bir gün ağlarken damdan komşusunun avlusuna düştü. Komşusu sıçrayıp kılıcını alıp yanına gitti. Eve hırsız geldi zanetmişti. Onu görünce,
-“Seni buraya kim attı.”Dedi.
Davud-i Tai (r.a.):
-“Kendimden geçmiştim, bilmiyorum.” Buyurdu.
Tefekkürün Hakikati:
Devam ededcek….
Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teâla Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Gün ve gecelerini tefekkürle geçiren ve bu tefekkürlerden ibret alan kullarından eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu