‘cehennem’ olarak etiketlenmiş yazılar

dsc00382-fuadyusufoglu-nusaybin-girnavas-mevki-i.JPG

Girnavas mevki-i (Nusaybin)

BEŞİNCİ KAAİDE:

Bütün halkını memnun ve razı etmeye uğraşmalıdır. Ve bunu şeriata uygun yapmalıdır.

Resulullah (a.s.v.):

-“Padişahların en iyisi sizi seven ve sizin kendisini sevdiğinizdir. En fenası da size düşman olup la’net eden ve sizin de ona düşman olup lanet ettiğinizdir.”Buyurdu.

ALTINCI KAAİDE:

Hiç kimsenin şeriata uymayan rızasını aramamalıdır. Çünkü şeriatın kabûl etmediği bir şey ile bir kimsenin kendisinden râzı olmamasından kendisine zarar yoktur.

Ömer bin Hattâb (radiyallahu anhu) buyurur:

-“Her sabah kalktığım zaman insanların yarısı benden razı olmazlar.” buyurur. Elbette kendisinden hak alınanlar hoşnud olmazlar. O hâlde herkes hoşnud ve memnun edilemez. Câhil o kimseye denir ki, Hak Teâlâ’nın rızasını, insanların rızası için bırakır.”

Hazret-i Muâviye, Hazret-i Âişe (radiyallahu anha) ye mektup yazıp, nasihat istedi.

Hazret-i Âişe (radiyallahu anha) şöyle yazdı:

-“Resûlallah (Aleyhissatâtü vesselâm) den duydum ki:

-“İnsanların rızasını değil Allahû Tealâ’nın rızasını arayandan, Allah razı olur. İnsanları da ondan razı eder. İnsanların rızasını arayandan, Allahû Tealâ razı olmaz ve insanları da ondan razı etmez.”

YEDİNCİ KAAİDE:

Başkanlığın çok zor olduğunu bilmelidir. Allahın kullarının işlerini iyi yapmak büyük bir iştir. Bunu yerine getirmeye uğraşan ve muvaffak olan en büyük saâdete kavuşmuştur. Bunun hakkını vermezse, kimsenin düşmediği felâkete duçâr olmuştur.

Resulallâh (Sallâllahû Aleyhi ve Selem) buyurdu ki:

-“İki kimse arasında hükmedip zulmederse, Allah’ın lâneti zalime olsun.

Yine (a.s.v.) buyurdu:

-“Üç kimse vardır ki, yarın kıyamet günü Allahü Teâlâ onlara bakmaz:

Yalan söyleyen sultan,

Zina eden yaşlı

Ve kibirli fakir..”

Yine (a.s.v.) buyurdu:

-“Kıyamet günü ümmetimden iki sınıf şefaate kavuşmaz: biri zâlim sultan, diğeri dinde taşkınlık yapıp hududu aşan bid’at sahibi.”

Ömer bin Hattâb (Radıyallahu Anh) bir cenazenin namazını kıldırmak istedi.

Bir başkası ileri geçti ve namazı kıldırdı. Mevtayı mezara koyunca elini kabrinin üzerine koydu ve

-“Ya Rabbi! Eğer ona azâb edersen, sana âsi olduğu içindir. Şayet rahmet edersen, senin rahmetine muhtaçtır. Ey mevta, ne mutlu sana ki, ne helife idin, ne tanınmış bir kimse idin, ne bir kâtip idin, ne yardımcı idin, ne de maliye memuru idin.” dedi,

Ortadan kayboldu.

Hazret-i Ömer (Radıyallahu Anh) onu aramalarını buyurdu. Bulamadılar. Hızır Aleyhisselâm idi dediler.

Resûlallah (Sallâllahu Aleyhi ve Selem ) buyurdu:

-“Kıyamet günü sultanları toplarlar ve: siz benim koyunlarımın çobanı idiniz. Yeryüzünün vilâyet ve memleket (valilik ve sultanlık) hazinesinin sahibi idiniz. Niçin benim emrettiğimden daha çok had vurdunuz ve ceza verdiniz?”

Derler ki:

-“Ya Rabbi! Senin emrini tutmadıkları için kızmıştık.”

-“Pekiyi, sizin kızmanız, benimkinden fazla mıdır? buyurur.”

Bir başkasını getirirler.

Ona;

-“Niye had cezasını az vurdun?”

-“Ona acıdım Ya Rabbi.” der.

-“Senin acıman, benim acımamdan çok mudur?” buyurur.

Her ikisini de yani fazla vuranı da, az vuranı da tutarlar ve Cehennemin bir köşesini onlarla doldururlar.

Hazret-i Ömer ( Radıyallâhu anh) kendi bekçisinin yerine gece dolaşırdı, Maksadı nerede bir eksiklik görse, onu tamamlamak idi.

HazretiÖmer (Radiyallah-u Anhu) Buyurdu ki:

-“Fırat nehrinin kenarında bir uyuz koyunu öldürürlerse, hesap günü olan kıyamet gününde onu benden soracaklarından korkarım.”

Halbukki onun öyle bir adâleti ve ihtiyatı vardı ki, hiç kimse o dereceye ulaşamaz.

SEKİZİNCİ KAAİDE:

Daima dinini seven ve kayıran âlimleri görmeye susamalı, nâsihatlerinl dinlemeyi candan istemeli ve dünyayı seven ve isteyen alimlerden kaçmalıdır.

Devam edecek….

Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala (c.c.) hazretleri bizleri ve sizleri ameli Salih işleyen ve kendisine itaat eden kullarından eylesin. AMİN….

Fuad Yusufoğlu

dsc00147-beyaz-su-basi-fuadyusufoglu.JPG

Kasyane (Nusaybin)

Harun Reşid, vezirlerden olan Abbas ile Fudeyl ibn İyad (k.s.) ın yanına gitti. Kapıya varınca Kur’an-ı Kerîm okuduğunu duydu. Şu âyet-i kerîmeyi okuyordu.

-“Dünyada kötü iş işleyenler bu işlerini, iman eden ve iyi iş işleyenlerle bir tutacağımızı zannettiler. Bu düşünce ve hükümleri çirkindir.”

Sonra, Harun Reşid vezirine

-“kapıyı çal.” dedi.

Veziri Abbas kapıyı çaldı ve:

-“Emîrü’l Mü’minin geldi, kapıyı aç” dedi.

Fudayl bin İyad (r.a.);

-“Emîrü’l Mü’min’in benim yanımda ne işi vardır?” buyurdu.

Vezir’i Abbas:

-“Emîrü’l Mü’minîne itaat et.” dedi.

Fuadeyl Bin İyad (r.a.):

Kapıyı açtı. Gece idi. Mumu söndürmüştü. Harun Reşid musafaha için karanlıkta elini uzattı.

Fudayl ibn İyâd (r.a.) elini tutunca:

-“Ah bu yumuşak el, eğer Cehennemden kurtulursa.”

Buyurdu ki:

-“Ey Emrîrü’l-Mü’minin kıyamet günü için Allahu Tealâ’ya vereceğin cevabları hazırla. Çünkü her Müslüman ile seni teker teker sorguya çekecek ve senden adâlet isteyecektir.”

Harun Reşid ağlamaya başladı.

Veziri Abbas:

-“Daha söyleme, Emirü’l-Mü’minini öldüreceksin.”dedi.

Fudayl bin iyad ( r.a.) Buyurdu:

-“Ey Hâmân, sen ve senin kavmin onu helâk eylediniz ve bana, onu öldürecek misin? diyorsun.

Harun Raşid vezirine dedi ki:

-“Sana hâmân demesinin sebebi, beni Fir’avunla bir tutmasını gösteriyor.”

Bunun üzerine, Harun Reşid Fudeyl bin İyad’ın önüne bin altın koyup

-“Bu helâldir, annemin mehir parasındandır.”dedi.

Fudayl bin İyad (r.a.);

-“Ben sana elinde olanları sahibine ver diyorum, sen ise bana veriyorsun!” Buyurdu.

Yanından kalktı ve gitti.

Ömer ibn Abdülaziz (r.a.) Muhammed ibn Ka’bi’l-Kurezi (r.a.) ye

-“Adâlet nasıl olur? Bana anlat.” dedi.

Buyurdu ki:

-“Müslümanlardan senden küçük olanlara baba, büyük olanlara oğul, senin gibi olanlara kardeş ol. Herkesin cezasını, günah ve kuvvetine uygun yap. Sakın kızarak bir kamçı vurma, yerin Cehennem olur.”

Devam edecek….

Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri SETTAR İsmiyle SETR eylesin. AMİN….

Fuad Yusufoğlu


dsc00140-beyaz-su-basi-fuadyusufoglu.JPG

Beyaz su Başı (Ava sipi)

Zahidlerden biri zamanın halifesinin yanına geldi.

Halife:

-“Bana nasihat et.”dedi.

Buyurdu ki:

-“Ben Çin’e bir yolculuğa çıkmıştım. O memleketin kral’ı sağır idi. Çok ağlıyor ve diyordu ki;

-’Kulağımın duymadığına değil, kapıma gelen ve feryad eden mazlumların sesini duyamadığıma ağlıyorum. Fakat gözüm görüyor. Gidiniz, ilân ediniz, zulme uğrayan kırmızı elbise giysin.”dedi.

Böylece her gün bir fil’e binip etrafı dolaşır, kırmızı elbiseli olanları çağırırdı.

-”Ey Emirel Müminin; bu dediğim kafir ülkesinde bulunan bir kral’ının Allah (c.c.) ın kullarına olan şefkat ve merhametidir. Sen ise Mü’minsin ve Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) in ehlibeytindensin. Senin şefkat ve merhametinin ne kadar icap ettiğini artık sen düşün.”Dedi.

Süleyman ibn Abdulmelik (r.a.) halife idi.

Birgün:

-“Bu dünyanın ni’metlerinden bu kadar istifade ettim. Kiyamette halim ne olur?” diye düşündü.

Zamanın alim ve zahidi olan Ebu Hazım (r.a.) a bir kimse gönderip

-“Orucun ne ile açıyorsun, bana ondan gönderin” dedi.

O da kızarmış buğday kepeği gönderdi

Ve Ebu hazım (r.a.) a:

-“Ben gece bundan yerim.”dedi.

Halife Süleyman ibn Abdülmelik, bunu görünce ağladı ve kalbine büyük hal zahir oldu. Üç gün hiçbir şey yemeden oruç tuttu. Üçüncü günün akşamı, gönderilen o şeyle iftar etti.

Derler ki;

O gece hanımı ile yattı ve oğlu Abdulaziz (r.a.) dünyaya geldi. Ondan da adalet ile cihanda bir tane olan ve Ömer ibn Hattab (r.a.) benzeyen Ömer ibn Abdülaziz (r.a.) dünyaya geldi.

Bunun ise, Ebu Hazım (r.a.) ın gönderdiği o yiyeceğin BEREKETİNDEN İSTİFADE etmek niyeti ile olduğunu bildirmiştir.

Devam edecek…

Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala (c.c.) bizleri ve sizleri Kendi sevgili Veli Kulları yüzü suyu hürmetine AFV eylesin. AMİN….

Fuad Yusufoğlu

dsc09184-fuad-yusufoglu-cag-cag-deresi.JPG

Çağ-Çağ deresi (Nusaybin)

5- Kur’an okumanın batını sırlarından beşincisi, yalnız ayetlerin manalarının sırlarını anlamak ve nurlarını almakla kalmaman, belki onlara heva ve asarini katarak ruhun o hayatı yaşamandır.

Bu ancak okuduğun ayetin manevi havası içine girerek her anlayışa göre sende bir hal ve vecd bulunur. Allah (c.c.) ın rahmet ve mağfiretinden bahs eden ayet-i okurken sevincinden uçacak derecede ruhuna bir bir sevinçlik duyarsın.

Allah(c.c.)ın gazabından ve azabının şiddetinden bahs eden ayet-i okurken de, korkudan ölecekmişsin gibi ezilip, küçülürsün ve kendini zasyıf görürsün.

Allah (c.c.) dan, O’nun isimlerinden ve O’nun azametinden bahs eden ayet-i okuduğun zaman, Allah (c.c.) ın Allah(c.c.) ın celalını müşahade etmekten mahv olmuş casına başını büker kendini küçük görürsün.

Kafirlerin, çocuk ve zevce gibi Allah (c.c.) hakkında müstahil olan şeyleri Allah (c.c.) a isnad ettiklerini beyan eden ayet-i okurken ise, utancından mahv olacakmışsın gibi sesini kısalttıp, ezilip büzülürsün.

Ve böylece, on sınıfın her sınıfındaki ayetleri okurken o ayetlerin ifade ettiği vecd ve havayı ruhunda his edersin.

Ey okuyucu:

Sen de bu üç alemden mürekkebsin. Sende her alem den bir cüz vardır. Ve yine bil ki, marifet nurları gayb aleminden kalbe gelir. Çünkü kalb gayb alemindendir. Korku, sevinç, heybet ve diğer hallerden olan marifetin eserleri ceberut aleminden iner,

Onun ineceği yer de alemlerinden başka bir alemdir ki, birincisine kalb ismini verdiğimiz gibi O’na da göğüs ismini verdik. Çünkü ceberut âlemi ğayb âlemi ile gözle görülen alemin arasındadır.

Göğüs kalb ile azalar arasında olduğu gibi. Ağlamak, sızlamak ürpermek ve damarların titreşimi gibi haller şahadet alemindendir. Onların ineceği yer de azalardır. Çünkü azalar şehadet alemindendir.

Bil ki, Ey okuyucu:

KURA’N-İ KERİM GÜNEŞ GİBİDİR. Marifet sırlarının ondan kalbe akışı da güneş ışınlarının yeryüzüne akışı gibidir.

Ve korku, haşyet, ve heybetin ve diğer hallerin eserleri göğse sirayet etmesi, ışınların parlamasına uyarak, güneşin haraketinin toprak içine sirayet etmesine benzer.

Çünkü Allah (c.c.) tan korkmak marifet nurunun eseridir.

Cenab-i Hak (c.c.) buyuryor ki:

-“Kullarından, Allah’tan ancak alimler korkar” Fatır suresi Ayet 28

Ağlamak, terlemek, ürpermek ve titremek gibi azalarda meydana gelen hareket ve değişiklikleri Haşyetten (Allah korkusundan) meydana gelir.

Diğer haller ise, güneş ışınlarının yükselmesiyle, buharların ve dumanların hareketi gibidir. Hareket hararete, hararet ışınlara, tabiidir. Işınlar da yer ile güneşin birbirleri karşısında bulunmasına bağlıdır.

Öyle ise sen de kalbinin yüzünü Kur’an güneşine çevirerek onun hizasında bulunmaya çalış, ve yer, güneşin karşısında ve hizasında bulunarak onun ziyası ile aydınlanıyorsa, sen de Kur’an’ın nurlarından aydınlan.

Eğer buna gücün yetmezse, << Tuur>> run sağ yanından ( sağ duyun canibinden ) gelen sese kulak ver. O’nun etrafında bir ateş bulursan ordan bir kor al ve onunla kandili yak.

Eğer yakıtın safî ise ona eteş dokunmasa bile ışık verir, ve fakat ateş dokunduğu zamanda ondan ziyalar yayılır, böylece ateş ile doğru yolu bulursun. O, senin hakkında ziya ve ışıklar saçan güneşin yerini tutar.

Devam edecek…

Dinde kırk esas(İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Kur’anın şefaatına nail eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc09192fuadyusufoglu-bor-e-veysike.JPG

Çağ-Çağ deresi (Nusaybin)

Resulullah (Sallallah-u aleyhi ve selem) Şöyle buyuruyor:

-“Kim, cennet bahçelerinden nimetlenmek, yemek, içmek isterse, Allah (c.c.) ı zikretsin.

Ey okuyucu: Bil ki;

Kalbinin duyduğu her zikri koruyucu melekler işitir. Zira onların şuuru senin şuuruna yakındır. Onda da bir sır vardır. Hatta zikir olunana (Allah’a tam manasiyle varmanla zikrin şuurundan uzaklaştığı vakit, meleklerin şuurundan da uaklaşır. Senin zikrinden haberin olmadığı gibi meleklerin de olmaz. Kalb zikri anlayıp ona iltifat ettiği müddetçe o, Allah (c.c.) tan kaçınmış olup gizli şirkten kurtulamaz. Taki bir ve hak olan Allah(c.c.) olan aşkı ile kendinden geçmiş, kendini yok etmiş ola. İşte o hale TEVHİD HALİ denir.

Bil ki: Ey okuyucu!

Şübhesiz, iman, ilim ve zevk birbirinden uzak üç derecedir.

Mesele: Cinsi munasebete kudreti olmayan kimsenin, başkasına da cinsi münasebete bulunma kudretinin bulunduğunu ve cimadan zevk aldığını hakkında hüsnü zanda bulunduğu ve kendisini yalanla itham etmediği kimseden duyması ile tasdik etmesi düşünülür. İŞTE BU İMANDIR.

Ve yine cima zevkinin başkasında bulunduğunu delil ile bilmesi mümkündür. O da İLİMDİR. Ki, Onun kaynağı KİYASTIR.

Mesele, yemeğe olan isteğine ve yemekten aldığı zevke bakar, onunla cinsi munasebette ki zevki karşılaştırarak kıyas eder. İşte bu kıyasla bilişine İlim denir.

Bütün bunlar zevkin hakıkatının kendisinde bulunmasını idrak etmekten uzaktır. Hastalık ta böyledir, onu sıhhatlı ve cahil olan bilir ve ona inanır. Bu iman olduğu gibi, hata olmayan doktorun hastalığı delille bilmesi de ilimdir. Hasta olmayan kimse için zevk hasıl olmaz, Hastalığın zevkini (acısını) ancak hasta olan tadar.
Devam edecek….

Dinde kırk esas (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri Konuşmaları ZİKİR susmaları ZİKİR Bakışları ZİKİR olan kullar hürmetine Afv eylesin. AMİN….

Fuad Yusufoğlu

dsc07028-fuadyusufoglu-cag-cag-baraji.JPG

Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)

Denilir ki:

-“Cenâb-ı Hak konuşan ve konuşmayan bütün mahlukâtı dilli olarak yarattı. Halbuki balığın yaradılışında dili yoktur.

-“Bunun hikmeti nedir?”

Cevabında:

-“Çünkü, Allah Teâlâ (c.c.) Âdem (a.s.)’ı yarattığı zaman meleklere;
Âdem (a.s.) e secde etmelerini emretti. Şeytan hariç bütün melekler, Âdem (a.s.) e secde ettiler. Allah (c.c.) şeytana la’net etti ve cennetten attı, şeklini değiştirdi,

Şeytan yeryüzüne indi. Hemen denizlere doğru yürüdü, şeytanı ilk gören balık oldu. Şeytan balığa Adem (a.s.) ın yaratıldığını ve onun deniz hayvanlarını avlayacağını bildirdi. Balık, bütün deniz hayvanlara Adem (a.s.) hakkında edindiğini ulaştırdı. Bunun için Allah (c.c.) onun dilini giderdi.

Ömer Bin Dinâr (r.a.)’dan rivayet edilmiştir:

Der ki:

-“Medine halkından birinin, bir kız kardeşi vardı. Medine’nin bir mahallesinde oturan bu kız kardeşi hastalandı. Kardeşi onun ziyaretine giderdi. Sonra bir gün kız kardeşi vefat etti.

Cenazesini kaldırıp kabre denettikten sonra ailesine döndü. Sonra yanında bulunduğu para cüzdanını kabre düşürdüğünü hatırladı.

Arkadaşlarından birini alıp kabre geldiler. Kabri açtılar para cüzdanını buldular,

Yanındaki arkadaşına:

-“Sen az çekil, ben ona bakayım, bakalım ne haldedir. Lahd’ın bir kısmını kaldırınca ne görsün, kabrin içi alev alev ateş olmuş.

Hemen anasının yanına gelerek kız kardeşinin dünyada iken neler yaptığını bildirmesini istedi.

Annesi şöyle cevap verdi:

-“O komşuların kapılarına gider, kulağını kapılarına koyup konuşmalarını dinlerdi. Sonra bunu ona, buna yaymaya çalışırdı.

Annesinin verdiği bilgiden koğuculuğun kabir azabına sebep olduğunu anladı. Kabir azabından kurtulmak isteyen onu bunu çekiştirmekten ve koğuculuk yapmaktan şiddetle kaçınsın.

Ebulleys el-buhari’den rivayet edilmiştir.

Ebulleys el-buhari hacca gitmek üzere evinden çıktığı vakit cebine iki dinar para koyar. Mekke yolunda gidip gelirken eğer birinin aleyhinde konuşursam bu iki dinarı tasadduk edeceğim diye yemin eder.

Mekke’ye gidip haccını yapıp evine döner. İki dinar halen cebindedir. Bu hususta kendisine soranlara şu cevabı verir:

-“Yüz defa zina yapmam, bir kere gıybet etmemden daha iyidir. “

Ebu hafs el-kebir de şöyle der:

-“Bir ramazan orucunu tutmamam, benim için birini gıybet etmekten daha iyidir.”

Sonra devamla şöyle dedi:

-“Kim, bir fıkıh bilginini çekiştirirse, kıyamet günü alnında –bu, Allahın, rahmetinden ümitsiz kalmıştır- yazılı olarak gelir.”

Enes bin Malik (r.a.) rivayet ediyor:

Resülullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

-“Mi’rac gecesindeki yolculuğumda, bir kısım insanlara uğradım. Onlar yüzlerini tırnaklarıyla tırmalıyorlar ve pislik yiyiyorlardı.

Cebrail a.s.)’ a:

-“Bunlar kim?” diye sordum.

Cebrail (a.s.) dedi ki:

-“ Bunlar dünyada gıybet ederek insanların etini yiyenlerdir.”

Ebu Hureyre (r.a.) der ki:

Devam edecek….

Kalblerin keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri giybet’ten kaçınan ve giybet yapmayan kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Uzun emel

10 Temmuz 2008

dsc09583-fuadyusufoglu-girnavas-tepesi.JPG

Girnavas mevki-i (Nusaybin)

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki;

-“Sizin için korktuklarımın en FAZLA KORKUNCU iki şeydir:

1-Uzun Emel,

2-Heva ve hevese uymak.

-“Uzun emel ahireti unuturur. Heva ve hevese uymak da doğru yoldan meneder.

-“Ben üç şeyin, üç şeyi getireceğine kefilim:

1-Var gücü ile dünyaya sarılmak. Bu öyle bir fakirlik getirir ki,
ONDAN SONRA ZENGİNLİK BULUNMAZ.

2-Dünyaya haris olmak. Bu da öyle bir meşgüliyet getirir ki, artık
ONDAN KURTULMANIN İMKANI BULUNMAZ.”

3-Kendisi bile yemez bir hale gelerek Dünya malına bağlanmak, cimri olmak. Bu hal ise, bir ğam, keder getirir ki, artık
ONDAN SONRA SEVİNÇ VE FERAHLIK YOKTUR.”

Hz. Ali (radiyallahu anhu- keremellahu vechu) Hz.Ömer (r.a.) şöyle der:

-“İki dostuna (hz. Peygamber Aleyhisselam ve Hz Ebu bekir Radiyallahu anhu) e kavuşmak istersen, yamalı elbise ve ayakkabi giy. Doyasiye yeme. Uzun emelli olma.”

Adem (aleyhis selam), oğlu Şit (a.s.) e beş şeyi vasiyet etti. Ve onun da evladlarına vasiyet etmesini emretti.

1-Oğullarına söyle, Dünyaya bel bağlamasınlar, ona tamah etmesinler. Ben baki olan cennete bağlandım da, Allah (c.c.) beni oradan çıkardı.

2- Oğullarına söyle, kadınların heva ve heveslerine uymasınlar. Ben karımın heva-i nefsine uyup yasak kılınan ağacın meyvesinden yedim, sonra pişman oldum.

3- Çocuklarına söyle, yapmak istediğiniz her işin sonucuna bakın. Eğer ben yaptığım işin akıbetini düşünseydim, bana gelen musibete uğramazdım.

4- Oğullarına söyle, kalbiniz bir şeyden korktuğu zaman onu terk ediniz. Çünkü ben yasak kılınan ağacın meyvesinden yediğin zaman kalbime bir korku geldi. Fakat ben dönmedim. Sonra pişman oldum.

5- Oğullarına söyle, işlerinizde istişare ediniz. Eğer ben, meleklere istişarede bulunsaydım, uğradığım musibete uğramıyacaktım.

Mücâhid der ki:

Abdullah bin Ömer (r.a.) bana şöyle söyledi:

-“Sabah olduğu vakit akşama, akşam olduğu vakit sabaha ulaşacağına güvenme. Ölmeden önce hayatının kıymetini, hastalanmadan önce sıhhatinin kıymetini bil. Zira yarın, isminin ne olacağını bilemezsin.”

Resulullah (s.a.v.) ashabına şöyle buyurur:

-“Hepiniz Cennete girmek istiyor musunuz?”

Ashab:

-“Evet, Ey Allah’ın Resulu.” Dediler.

Resulullah (s.a.v.) buyurdu:
Devam edecek….

Kalblerin Keşfi (İmam-i Gazali)

Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri UZUN EMEL’den sakındırsın. AMİN….

Fuad Yusufoğlu

dsc09719-fuadyusufoglu-veysike.JPG

Benim köyüm(veysike) Nusaybin

İbni Abbas (radiyallah-u anhu) dan rivayet edilir ki;

Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu:

-“Hiç bir ümet yoktur ki, bunların bazısı cennete bazısı cehennemde olmasın, ancak benim ümmetimin hepsi cennettedir.”

Matrak ibni Cedale adında bir köylü Resulüllah (a.s.v.) ın huzuruna geldi ve sordu:

-“Ya Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) Senin ümmetinin diğer ümmetlerden üstünlüğü nedir?”

Resulüllah (a.s.v.):

-“Benim ümmetimin diğer ümmetlere üstünlüğü, benim diğer nebilere üstünlüğüm gibidir.”

Köylü:

-“Nasıl Mesela?”

Resulüllah (a.s.v.):

-“Kiyamet günü Mahşer yerinde Peygamberler gelir. Kimine tek bir kimse uymuş, kimine iki veya üç kimse tabi olmuştur. On kişiden fazla ümmeti olan peygamberler pek azdır. Benim ümmetimin hesabını ise Allah-u Teala (c.c.) dan başka kimse bilemez.”

Köylü:

-“Kiyamet günü senin Ümmetin kaç bölük olur?”

Resulüllah (a.s.v.):

-“Dört bölük olup hepsi cennete olurlar. Bir bölüğü hesabsız ve azabsız cennete girer.”

Köylü:

-“Onlar hangileridir ? Ne amel işlemişlerdir?”

Resulüllah (a.s.v.):

-“Hak Teala (c.c.) nın birliğine ve benim hak Peygamberliğime şehadet ettikleri için.”

Köylü:

-“Bu şehadeti eden şehidlerden olur mu?”

Resulüllah (a.s.v.):

-“Olur.”

Köylü:

-“İkinci bölük kimlerdir ?”

Resullah (a.s.v.);

-“Hesabları kolay olur ve sonra cennete girerler.”

Devam edecek…..

Mearicün Nübüvve (Altiparmak)

Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri İslamiyetle şereflendirdiği için Yüce Rabbımıza Şükr edelim…ELHAMDULİLLAHI RABBİLALEMİN.

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri Efdalul Mahlukat olan Habibi Muhammed Mustafa (a.s.v.) ın Şefaatına nail eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc09764-fuadyusufoglu-cag-cag-baraji-mesire-yeri.JPG

Çağ-Çağ barajı mesire yeri (Nusaybin)

Köylü:

-“Üçüncüsü kimlerdir?”

Resulüllah (a.s.v.):

-“Küçük ve büyük günahlardan sual olunup sonra cennete girenlerdir.”

Köylü:

-“Bunlar niçin hesab olunurlar?”

Resulüllah (a.s.v.):

-“Bunların çok günahları vardır da onun için.”

Köylü:

-“Bunların günahlarını ne yaparlar?”

Resulüllah (a.s.v.):

-“Müşriklere yükletirler.”

Köylü:

-“Müşrikler başkasının günahını niçin yüklenirler?”

Resulüllah (a.s.v.):

-“Onlar ateş için yaratılmışlardır. Şirklerinden ve küfürlerinden dolayı cehenneme girerler. Mü’minlerin gunahı da bunlara yüklenir.”

Köylü:

-“Bunlar hakkında ayet nazil oldu mu?”

Resulüllah (a.s.v.):

-“Evet Allah-u Teala (c.c.) : (‘Elbette onlar kendi günahlarını ve mü’minlerin günahlarını yüklenirler.’)”

Köylü:

-“Bunlar ne bedbaht kimselerdir ki başkalarının günahlarını da yüklenirler.”

Köylü:

-“Ya Resulüllah (a.s.v.) dördüncü bölük kimlerdir?”

Resulüllah (Aleyhis selam):

-“Onlar cennete benim şefaatım ile girerler.”

Köylü:

-“Sübhanallah Senin şefaatın ile de cennete girilir mi?”

Resulüllah (Sallallahu aleyhi e sellem) tebessüm edip buyurdular ki;

-“Bilmez misin ki Cennetin anahtarları bendedir ve kiyamet günü cennetin muhafızı benim ?”

Köylü:

-“Ben niçin Cennetin muhafızı olup, anahtarları elinde olan kimse ile berabar olmayayım? Eğer iman edersem bana cennetin kapısını açar mısın ?”

Resulüllah(a.s.v.):

-“Evet açarım.”

Köylü:

-“Ehli beytime de açar mısın?”

Resulüllah (a.s.v.):

-“Eğer iman ederlerse onlara da açarım.”

Köylü; Şehadet getirip müslüman oldu.

Ve dedi ki:

-“Bana (siz nesiniz) diye sorarlarsa ne cevab vereyim ?”

Resulüllah (a.s.v.):

-“Müslimanız, de.”

Köylü:

-“Müslümanın manası nedir?”

Resulüllah (a.s.v.):

-“Cehennem ateşinden kurtulmuş insan demektir.”

Köylü:

-“Benim adım Matrah’tır.İsterim ki değiştiresin.”

Resulüllah (a.s.v.):

-“Müslim desinler.”

Köylü; Bu isimle daima övündü,

Dedi ki;

-“Ya Resulüllah (a.s.v.) Ümmetinin bundan başka ismi var mıdır?”

Resulüllah (a.s.v.):

-“Bir isimleri de Mü’mindir.”

Köylü:

-“Mü’min ne demektir?”

Resulüllah (a.s.v.):

-“Kiyametin dehşetinden emin olan demektir.”

Köylü:

-“Mü’min günah işler mi?”

Resulüllah (a.s.v.):

-“Eğer günah işlemeseler, Hak Teala (c.c.) günah işleyen başka bir taife getirir. Onları afv edip, Cennete sokar. Böylece kerem ve ihsanını geösterir.”

Köylü:

-“Elhamdulillah ki, beni senin ümmetinden eyledi.”

Resulüllah (a.s.v.):

-“Bundan büyük ni’met olur mu ki, Hak Teala (c.c.) seni cehennemden ve küfürden halas edip, İmana getirdi. Lat ve Uzza putlarına secde etmekten kurtarıp kendinin hizmetine kabul etti.”

Mearicün Nübüvve (Altiparmak)

Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri İslamiyetle şereflendirdiği için Yüce Rabbımıza Şükr edelim…ELHAMDULİLLAHI RABBİLALEMİN.

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri Efdal-ul Mahlukat olan Habibi Muhammed Mustafa (s.a.v.) ın Şefaatına nail eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc00370-fuadyusufoglu-girnavas.JPG

Girnavas Mevki-i (Nusaybin)

Kelime-i Tevhid

“Kelime-i tevhid” ifadesi kelime ve tevhid sözcüklerinden oluşan bir isim tamlamasıdır.

Kelime + Tevhid = Kelime-i Tevhid

“Kelime”, söz anlamına gelir. “Tevhid” ise Allah’ın bir ve tek olması demektir.

Kelime-i tevhid Türkçede “Tevhid cümlesi” olarak ifade edilebilir. Kelime-i tevhid söyleyen kişi şunlara inandığını açıklamış olur;

Allah dışında inanıp boyun eğilecek hiçbir varlık yoktur. O, ibadet edilmeye layık tek ve biricik ilâhtır. Hazreti Muhammed (a.s.v.) O’nun eliçisidir.

İnsanlar bu sözü inanarak söylerlerse “Mü’min “olurlar.

Diyanet vakfı yayınları.

Keime-i Şehadet;

“Kelime-i Şehadet” ifadesi de kelime-i tebhid gibi iki sözcükten oluşan bir isim tamlamasıdır.

Kelime + Şehadet= Kelime-i şehadet

“Şehadet “ sözcüğü, bir şey’in gerçekliğini doğrulama, tasdik etme anlamına gelir.

Kelime-i Şehadet ile Kelime-i Tevhid yakın anlamlara ve farklı söyleyiş biçimlerine sahip iki ifadedir.

Kelime-i şehadet;

-“Ben kabul ederim ki, Allah’tan başka İlah yoktur. Ve yine kabul ederim ki, Muhammed (a.s.v.), O’nun kulu ve elçisidir.” Anlamına gelir.

Diyanet vakfı yayınları.

Naklolunur ki:

Kıyamet günü mizan kurulur. Ameller tartılır. Bir kimsenin günahı ağır gelip Cehenneme emredilir. Melekler o kimseyi Cehenneme götürürler. Cehennem kapısını büyük bir taşın kapamış olduğunu görürler.

Taş dile gelir der ki;

-“Habib-i Ekrem (Sallallahu aleyhive sellem) ın mübarek başı için yemin ve kasem ederim ki, bir gün bu kimse beni göstererek (Şu taş şahidim olsun ki ; Allah-u Teâlâ birdir. Muhammed mustafa (aleyhisselatu ve sellam) Allah-ü Teâlâ (c.c.) nın hak peygamberidir.) dedi.

Bunun üzerine hitab-i İlahi geldi:

-“Bu kimseyi bu taşın şehadetine bağışladım.”

Hak Teala (c.c.) bir taşın şehadetiyle, cehenneme müstehak olan bir kulunu azad ederse, biz fakirleri de Habibi (a.s.v.) nın şefaatiyle cehenemden elbette azad eder.

Naklolunur ki:

Hazreti Emiril Mü’minin Ömer ibn-ül Hattab (Radiyallahu anhu) ı vefatından sonra ru’yada gördüler.

Ve:

-“Hak Teâlâ hazretleri (c.c.) sana ne muamele etti?”diye sordular.

Hazreti ömer (r.a.):

-“Beni bir serçeye bağışladı. Bir çocuk, onu bağlamış idi. Elinden kurtardım, salıverdim. Hak Teâlâ hazretleri (c.c.) beni afv etti.”

İmam-i Ali (radiyallahu anhu) vefatından sonra görüp halınden sual ettiklerinde:

-“Hak Teâlâ (c.c.) beni bir karınca için afv etti. Karınca suya düşmüş idi. Onu sudan alıp kuru yere koymuş idim” buyurdu.

İmam-i Azem Ebu Hanife (r.a.) halınden sordular.

Buyurdular ki:

-“Kaleme bir sinek konmuş idi. Kendisi uçuncaya kadar kovmadım. Onun için Allah (c.c.) beni afv etti.”

Mearicün Nübüvve (Altiparmak)

Hepiniz şahid olun ki;
Ben fuad yusufoğlu günahkar bir kul olarak; Şahadet ederim ki; Allah (c.c.) bir’dir. Muhammed (Aleyhis selatu ve sellam) onun Resulü ve habib’idir.

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Son nefesimizde Kelime-i tevhid üzere Ahirete intikal etmeği nasıb-u muyesser eylesin. AMİN….

Fuad Yusufoğlu