‘Rasulullahın Zevceleri’ olarak etiketlenmiş yazılar

Âişe (r.anha) nın yaptırdığı mescdin bahçesinden bir başka açıdan görünüş

Hazret-i Aişe-i Sıddıka (Radiyallah-u anha) – 7

Resûlullah (s.a.v.), Hz. Ali ile Üsâmeyi (r.a.) çağırıp, “Bu işin sonu neye varacak?” dedi. Üsâme, (Yâ Resûlallah! Biz senin zevcenin yalnız iyi olduğunu biliriz) dedi. Hazret-i Ali de, (Yeryüzünde kadın çok. Allahü teâlâ sana yeryüzünü dar eylemedi. Aişe’yi, cariyesi olan Büreyde’den sor!) dedi. Ona soruldu. “Allaha yemin ederim ki, onda bir ayb görmedim. Arada bir uyurdu. Koyun gelince, un ile hamur yapıp yerdi. Çok zaman onun yanında bulundum. Onda hiçbir ayb görmedim. Ağızlarda dolaşanlar doğru olsaydı, Allahü teâlâ, onu sana bildirirdi” dedi. Resûlullah (s.a.v.) bir gün evinde üzüntülü oturuyordu. Ömer-ül-Fârûk hazretleri geldi. Resûlullah, onun ne düşündüğünü sordu. “Yâ Resûlallah! İyi biliyorum ki münafıklar yalan söylüyorlar. Allahü teâlâ, senin üzerine sinek kondurmuyor. Bir murdar yere konup da, sonra senin üstünü kirletmesin diye muhafaza ediyor. Seni az bir pislikden saklıyan Allah, pisliklerin en kötüsünden elbet saklar” dedi. Hazret-i Ömer’in bu sözü Resûlullahın hoşuna gitti. Mübârek yüzü güldü. Sonra, Hazret-i Osman’ı çağırdı. Ona da sordu. (Bu sözü münafıkların yaydığından ve yalan olduğundan şübhem yoktur. Hepsi iftiradır. Allahü teâlâ, senin gölgeni yere düşürmüyor. Mübârek gölgenin bile pis bir yere düşmesini, yâhud habîs bir kişinin, o gölgeye basmasını önlüyor. Mübârek evine pislik sokmasını hoş görür mü?” dedi. Bu sözden de, mübârek kalbi ferahladı. Sonra Hz. Ali’yi çağırıp sordu. O da, “Bu sözler yalandır, iftiradır. Münafıkların uydurmasıdır. Sizinle nemâz kılıyorduk. Siz nemâz içinde iken mübârek na’lınızı çıkardınız. Size uyarak biz de çıkardık. “Na’lınlarınızı niçin çıkardınız” dediniz. Size uymak için dedik. Siz de, “Cebrâil aleyhisselâm geldi. Na’lında necaset bulaşığı olduğunu bana haber verdi. Onun için çıkardım” buyurmuşdunuz. Namaz içinde bile vahy ederek seni pislikden koruyan Allahü teâlâ, mübârek zevcelerinize böyle pislik yapılmasına izin verir mi? Böyle birşey olsaydı, bunu da hemen haber verirdi. Mübârek kalbin üzülmesin. Allahü teâlâ, vahy edip, mübârek zevcenizin pak olduğunu elbette size bildirir” dedi. Bu söz de, Resûlullâhı sevindirdi. Hemen Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk’în evine teşrif buyurdu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allahu Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Hazret-i Aişe-i Sıdık radiyallah-u anha’nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin… Amin…

Fuad Yusufoğlu

Mescidi Nebevi (Eski resim) Medine-i Münevvere

Hazret-i Aişe-i Sıddıka (Radiyallah-u anha) – 8

Hz. Âişe (r.anha) diyor ki: O gün ben durmadan ağlıyordum. Ensârdan bir hanım gelmiş o da ağlıyordu. Annem ve babam yanımda oturuyorlardı. Ansızın Resûlullah gelip selâm verdi. Yanımda oturdu. O zamandan beri yanıma hiç gelmemişti. Bir ay geçmişti. Hiç vahy inmemişdi. Resûlullah oturunca, Allahü teâlâya hamd ü sena eyledi. Şehâdet kelimesini okudu. Bana dönüp, “Ey Âişe, senin için bana şöyle söylediler. Eğer sen, dedikleri gibi değil isen, Allahü teâlâ, yakında senin doğru olduğunu bildirir. Eğer bir günâh hâsıl oldu ise, tevbe istiğfâr eyle! Allahü teâlâ, günâhına tövbe edenlerin tevbesini kabul eder” buyurdu. Resûlullahın mübârek sesini işitince, ağlamakdan vazgeçdim. Babama dönüp, cevâb vermesini söyledim. “Vallahi bilmem ki, Resûlullah’a (s.a.v.) ne cevap vereyim. Bizim kavmimiz cahiliyet devrinde putperest idi. İnsan heykellerine tapınırlar, ibâdet etmesini bilmezlerdi. Hiç kimse bizim kadınlarımıza böyle birşey söyliyemezdi. Şimdi elhamdülillah kalblerimiz İslâm nuru ile parladı. Evimiz İslâm ışığı ile aydınlandı. Herkes bizim için böyle söylüyorlar. Ben, Resûlullaha ne diyeyim?” dedi. Sonra anneme döndüm. Sen cevâb ver, dedim. O da, “Ben şaşırdım kaldım. Ne söyliyeceğimi bilmiyorum. Sen söyle” dedi. Sonra, ben söze başladım. Dedim ki: “Allahü teâlâya yemîn ederim ki, mübârek kulağınıza gelmiş olan lâfların hepsi yalandır. Eğer onlara inanmış iseniz, temiz olduğumu ne kadar söylesem, bana inanmazsınız. Allahü teâlâ biliyor ki, benim birşeyden haberim yokdur. Yapmadığım birşeye evet dersem, kendime iftira etmiş olurum. Vallahi başka diyeceğim yokdur. Yalnız Yûsuf aleyhisselâmın dediğini derim ki, “Sabr etmek iyidir. Onların söyledikleri şey için, Allahü teâlâdan yardım beklerim.” Şaşkınlığımdan, Ya’kûb “aleyhisselâm” diyeceğim yerde, Yûsuf “aleyhisselâm” dedim. Sonra yüzümü çevirip dayandım. Rabbimin beni temize çıkaracağını, Allah hakkı için hep bekliyordum. Çünkü, kendimden emindim. Suçum yokdu. Fakat, Allahü teâlânın benim için âyet-i kerîme göndereceğini sanmıyordum. Kıyâmete kadar her yerde, benim için âyet-i kerîme okunacağını aklıma sığdıramıyordum. Allahü teâlânın büyüklüğünü ve kendi aşağılığımı bildiğim için, benim için, âyet-i kerîme göndereceğini hiç ümîd etmiyordum. Yalnız günahsız olduğumu, kalbimin temizliğini Peygamberine rü’yâda bildirir veya kalb-i şerîfine ilham eder diyordum. Allah hakkı için doğru söylüyorum ki, Resûlullah, oturduğu yerden daha kalkmamışdı ve kimse odadan dışarı çıkmamışdı. Mübârek yüzünde vahy alâmetleri göründü. Oturanların hepsi, vahy geldiğini anladı. Babam bu hâli görünce, deriden bir yastık vardı. Yastığı Resûlullahın mübârek başının altına koydu. Bir yemeni çarşaf ile üzerini örtdü. Vahy gelmesi bitince, mübârek yüzünden örtüyü kaldırdı. Gül ile kırmızı yüzünden, inci gibi parlıyan terleri, mübârek elleri ile sildi. Gülümsiyerek “Müjdeler olsun sana ey Âişe! Allahü teâlâ, seni temize çıkardı. Senin pak olduğuna şâhid oldu” buyurdu. Babam hemen “Kalk yâ kızım! Resûlullaha çabuk teşekkür et!” dedi. Ben de, ; “vallahi kalkmam, Allahü teâlâdan başkasına şükr etmem! Çünkü, Rabbim benim için âyet-i kerîme indirdi” dedim. Sonra Resûlullah, “sallallahü aleyhi ve sellem”, Nur sûresinin onbirinci âyetinden başlıyarak, on âyet-i kerîme okudu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allahu Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Hazret-i Aişe-i Sıdık radiyallah-u anha’nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin… Amin…

Fuad Yusufoğlu

 

 

Âişe-i Sıddık (Radiyallah-u anha) nın yaptırdığı mescid (Tenim)

Hazret-i Aişe-i Sıddıka (Radiyallah-u anha) – 9

Babam hemen kalkıp başımı öpdü.

 Âişe (r.anhâ) hakkında bu âyet-i kerîme gelmeden önce, Hz Ebû Eyyûb Hâlidin zevcesi, “Âişe için ağızlarda dolaşan sözlere ne dersin?” diyerek, Hz. Hâlidden sormuş. Hz. Hâlid de, “Allah için, bu sözler yalandır. Sen bana karşı böyle kötülük yapar mısın?” demiş. “Hâşâ yapmam” deyince, Hz. Hâlid de “Âişe, dîni bizden daha bütün iken, Resûlullaha karşı böyle şey yapmış olabilir mi? Biz böyle söylemedik. Bu sözler büyük iftiradır” demiş. Hak teâlâ da, Hz. Hâlidin tam bu sözü gibi âyet-i kerîme göndermişdir. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, hemen Eshâbını mescide topladı. Gelen âyet-i kerîmeleri okudu. Âyet-i kerîmenin bereketi ile, mü’minlerin kalblerindeki şübheler kalkdı. Mistah, Hz. Ebû Bekir’in akrabası idi. Fakir idi. Hz. Ebû Bekir, onun geçinmesine yardım ederdi. Mistâh, bu işte münafıklarla bir olunca, ona yardım etmemeğe yemîn etdi. Bunun üzerine, Allahü teâlâ, Nur sûresinin yirmiikinci âyetini gönderdi. Ebû Bekir Sıddîk, bu âyet-i kerîmeyi işitince, “Allahü teâlânın beni afv etmesini severim” dedi. Mistah’a eskisi gibi yardım etdi. Hz. Âişenin temiz olduğunu bildiren âyet-i kerîmeler gelince, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, bu sözleri söyliyenlere “Kazf” haddi vurulmasını emr buyurdu. Dört kişiye seksen değnek vurdular. Birisi kadın idi ve Resûlullahın baldızı idi. (Me’âric) kitabının yazısı temam oldu.

 Hz. Âişe için gelen onyedi âyet-i kerîmeden birincisinin tefsîrini (Mevâkib tefsîri) şöyle bildiriyor “Âişe “radıyallahü anhâ” ya iftira edenler, sizden birkaç kişidir. Siz bu iftirayı kendiniz için kötülük sanmayın! Bu sizin için hayırlıdır. (Bu iftira sebebi ile çok sevâb kazandınız. Onların yalanı meydâna çıkdığından, sizin şânınız, şerefiniz artdı. Âyet-i kerîme, sizin temiz olduğunuzu bildirdi “O iftira edenlerden her biri için kazandıkları günâh kadar cezalar vardır. Büyük iftirayı icâd edip, çok çirkin şeyi söyliyenlere dünyâda ve âhiretde büyük azâb vardır” Bunlara had vuruldukdan sonra, Abdullah bin Ebî Selûl hakîr, zelil oldu. Hassan, ölünceye kadar kör oldu. Mistah’ın eli çolak oldu. Onikinci âyet-i kerîmede, “Bu iftirayı işitince, mü’min erkek ve kadınlar, kendi ailelerine iyi gözle bakman. Bu, meydânda bir yalan ve iftiradır demelidirler”, ondokuzuncu âyet-i kerîmede, Mü’minlerin kötü olarak anılmasını sevenlere, dünyâda ve âhiretde acı azablar vardır ve yirmialtıncı âyet-i kerîmede “Habîs söz söylemek, habîs adamlara lâyıkdır. Habîs adamlara, habîs kelâm yakışır” buyuruldu. Resûlullah ve Hz. Âişe ve Safvân (r.anhüm) o alçakların söylediklerinden uzakdırlar. Onlar için afv, mağfiret ve Cennetde ni’metler vardır.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allahu Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Hazret-i Aişe-i Sıdık radiyallah-u anha’nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin… Amin…

Fuad Yusufoğlu

 

 

 

Âişe-i Sıddık (radiyallah-u anha) yaptırdığı mescid (Tenim)

Hazret-i Aişe-i Sıddıka (Radiyallah-u anha) – 10

Görülüyor ki, Hz. Âişe’ye iftira edenlere, Allahü teâlâ, alçak demekdedir. Onlara çok acı azablar vereceğim bildirmektedir. (Hasâis-ul-habîb) kitabında diyor ki, Resûlullahın mübârek zevcelerinden birini (Kazf) edenin, kötüKyenin kâfir olduğuna ve tevbesinin kabul olmıyacağına, Abdullah İbni Abbâs hazretleri fetva vermiştir. Hele, Hz. Âişe’ye kötü demek, Kur’ân-ı kerîmi inkâr etmek olur. Bunun küfr olduğu sözbirliği ile bildirümişdir. Eshâb-ı kirâmdan birinin annesine kötü diyenin cezası da, kazf cezasının iki katıdır.

Hz. Âişe buyurdu ki: Resûlullahın (s.a.v.) ilk hastalığı Hz. Meymûne’nin evinde oldu. O gün Resûlullahın Hz. Meymûne’ye uğradığı gündü. Burada Resûlullahın (s.a.v.) hastalığı arttı. Diğer ezvâc-ı tahirât gelerek Resûlullahın hizmetine koyuldular. Peygamberimiz de “Ey benim zevcelerim ma’zûr görün takatim yoktur ki evlerinizi dolaşayım. İzin verirseniz Âişe’nin evine gideyim, bana orda hizmet edersiniz.” buyurmuşlardı. Resûlullah (s.a.v.) Hz. Abbas ve Hz. Ali’nin omuzlarına dayanıp Hz. Âişe’nin odasına gitdi. Giderken mübârek ayakları yeri sürüyordu. Gelip döşeğe yattı. Bu odada 11 (m. 632) senesinde Rebi’ ûl evvel ayının onikinci Pazartesi günü Öğleden önce mübârek başı Hz. Âişe validemizin göğsünde olduğu halde vefât etti. Vefat ettiği yere; Hz. Âişe’nin odasına defn edildi.

 Resûlullahın (s.a.v.) vefâtından sonra da Eshâb-ı kirâmın “aleyhimürrıdvan” Hz. Âişe validemize Ümm-ül-Mü’minin; mü’minlerin annesi olarak hürmetleri, ikramları ve izzetleri çok fazla idi. Hatta bu hususta Hz. Ömer (r.a.) bunda o derece ileri gitti ki, Hz. Âişe: “Resûlullahın vefâtından sonra Hz. Ömer bana çok iyilik etti. Yâ Rabbi bundan böyle beni Onun ihsan ve iyilikleri için ayakta tutma” buyurdu. Hz. Âişe validemiz Resûlullahın; kabr-i şerîfi yanında kendisi için ayırmış olduğu yeri Hz. Ömer’e (r.a.) verdi. Hz Ömer buraya defn edildi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allahu Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Hazret-i Aişe-i Sıdık radiyallah-u anha’nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin… Amin…

Fuad Yusufoğlu

Mescid-i Nebevi – Eski resim - (Mekke müzesinden alınmıştır)

Hazret-i Aişe-i Sıddıka (Radiyallah-u anha) – 11

Hz. Âişe validemiz Hz. Osman zamanında da dîn-i İslâmı öğretmekle meşgul oldu. Osman (r.a.) hilafetinin son zamanlarında Kûfe ve Mısır’da isyancılar Medine’ye yürüdüler ve Hz. Osman’ı şehîd etdiler. Hz. Ali, halife olunca, katilleri arayıp kısas yapmak için gecikdirmeği uygun gördü. Eşkıya ise, bundan yüz buldu. Taşkınlığa devam etdiler. Hz. Osmanı söğüp, kendilerini haklı gösteren sözleri her tarafa yaymağa başladılar. Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden Talha, Zübeyr, Nu’mân bin Beşîr, Ka’b bin Acre ve başkaları bu hâle çok üzüldüler’, “İşin sonunun böyle olacağını bilseydik, Hz. Osmanı, eşkıyaya karşı korurduk” dediler. Katiller, bunu haber alınca, bu sahâbîleri de şehîd etmeğe karar verdiler. Bunlar da Mekke-i mükerremeye gitdiler. Hac etmek için Mekkeye gelmiş olan Hz. Âişeye anlatıp ona sığındılar. “Halîfe, fitneyi basdırıncaya kadar, eşkıyaya yüz veriyor. Onlar da şımararak düşmanlıklarını, işkencelerini artdırıyorlar. Kısas yapılmadıkça ve zâlimlerin cezası verilmedikçe, kan dökmemin önüne geçilemiyecekdir” dediler. Hz. Âişe de, “Bu şakiler Medînede kaldıkça ve Emîrü’l-mü’minînin etrâfını sardıkça, sizin Medîneye gitmeniz doğru olmaz. Şimdilik emin bir yere gidiniz işin sonunu bekleyiniz. Hz. Alî’yi bu eşkıyanın elinden kurtarmak için uzakdan yardım ediniz, ilk fırsatda, halîfeyi aranıza alıp eşkiyâ üzerine yürüyünüz. Katilleri yakalayıp kısas yapmak kolay olur. Böylece kıyâmete kadar, zâlimlere ders vermiş olursunuz! Bu iş şimdi kolay değildir. Acele etmeyiniz” buyurdu. Eshâb-ı kirâm, Hz. Âişe’nin sözlerini beğendiler, İslâm askerlerinin toplanma yerleri olan Irak ve Basra taraflarına gitmeği uygun gördüler. Hz. Âişeye “Fitne kalkıp, ortalık düzelinceye ve halifeye kavuşuncaya kadar bizi himaye et! Sen Müslümanların annesisin ve Resûlullahın muhterem zevcesisin. Ona herkesden daha yakın ve daha sevgilisin. Seni herkes saydığı için, eşkiyâ sana yaklaşamaz. Bizimle beraber bulun! Bize kuvvet ol!” diye yalvardılar.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allahu Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Hazret-i Aişe-i Sıddık radiyallah-u anha’nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin… Amin…

Fuad Yusufoğlu

Mescid-i Nebevi (Eski resim)

 

Hazret-i Aişe-i Sıddıka (Radiyallah-u anha) – 12

Hz. Âişe, müslimânların rahat etmesi için ve Resûlullahın Eshâbını korumak için, onlarla birlikde Basra’ya hareket etdi. Halîfenin etrafını sarmış olan ve birçok işlere karışmakda olan katiller, bu haberi Hz. Alîye başka türlü anlatdılar. Halîfeyi de Basra’ya gitmeğe zorladılar. İmâm-ı Hasen ve İmâm-ı Hüseyin ve Abdullah bin Ca’fer Tayyar ve Abdullah bin Abbâs gibi Sahâbîler, halîfeye acele etmemesini, münafıkların sözüne aldanmamasını söylediler ise de, eşkiyâ ağır basarak, Emir hazretlerini Basra’ya götürdüler. Önce Ka’ka’ adında birini gönderip, Hz. Âişe’nin yanında bulunanların düşüncelerini sordu. Sulh ve fitneyi önlemek istediklerini, bunun için de, önce katillerin yakalanması lâzım geldiğini söylediler. Halife, bu isteklerini uygun buldu. Her iki tarafdaki Müslümanlar sevindiler. Üç gün sonra birleşmek için anlaşdılar. Buluşma saati yaklaşınca, katiller haber aldı. Şaşkına döndüler. Başkanları olan Abdullah bin Sebe’ yahûdisinin etrâfında toplandılar. Bunun çâresini sordular. Son çaremiz bu gece halîfenin askerlerine hücum ediniz ve hemen halifeye gidip “Âişe’nin yanındakiler sözlerinde durmadı. Baskına uğradık” deyiniz. Bir süvari birliği ile de, karşı tarafa saldırdılar. Birkaç gün evvel gönderdikleri ajanlar da, karşı tarafdan imiş gibi “Halife sözünde durmadı. Baskına uğradık” diye bağırdılar. Böylece harb başladı. Deve vak’ası böyle patlak verdi.

 Deve vak’ası sonunda Hz. Ali Hz. Âişe’ye izzet ve ikramda bulunmuş ve kendisini Medine-i Münevvere’ye göndermiştir. Hz. Âişe’nin (r.anha) Deve vak’asına çıkması, harb etmek için olmayıp ıslâh etmek, fitneyi basdırmak içindi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allahu Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Hazret-i Aişe-i Sıddık radiyallah-u anha’nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı affeylesin… Amin…

Fuad Yusufoğlu

Mescid-ül Haram (Osmanlıların inşa ettikleri ve suudileri yıktıkları Ecyed kalesi)

Hazret-i Aişe-i Sıddıka (Radiyallah-u anha) – 13

Hz. Âişe mü’minlerin annesidir ve Resûlullahın zevcesidir. Hz. Ali’nin de annesi makamında olduğu, Kur’ân-ı kerîmde bildirilmektedir. İctihâdı Hz. Ali’nin ictihâdına uymadı. Hz. Âişe; Hz. Ali’yi çok severdi. Çünkü (Ali’yi sevmek imândandır) hadîs-i şerîfini, Hz. Âişe haber verdi. Böylece, onu sevdiğini ve herkesin de sevmesi lâzım geldiğini bildirdi. Hz. Ali şehîd edilince pek çok ağladı ve üzüldü.

 Seyyid Ahmed bin Ali Rıfâî buyuruyor ki “Eshâb-ı kirâm “aleyhimürrıdvân” arasında olan olaylar üzerine aşırı konuşmak fikir yürütmek, hiç caiz değildir. Her müslüman, Eshâb hakkında, dilini tutmalı, o büyüklerin hep iyiliklerini söyleyip, hepsini sevmeli övmelidir. Çünkü onlar birbirlerini severlerdi.”

 Hz. Âişe müctehid idi. Bütün İslâm ilimlerinde çok büyük derecesi vardı. Bilhassa; kadınlara mahsus hallere dair fıkhî hükümler kendisinden sorulurdu. Çünkü Hz. Âişe hem mü’minlerin annesi, hem de dinlerini öğrenecekleri bir müftî müctehid idi. Âyet-i kerîme ile medh ve sena olundu. Alim, edîb, çok akıllı ve üstâd idi. Çok fasih ve beliğ konuşurdu.

 Âişe-i Sıddîka hazretlerinin faziletleri, üstünlükleri, sayılamıyacak kadar çokdur. Eshâb-ı kirâma fetva verirdi. Âlimlerin çoğuna göre, nkh bilgilerinin dörtde birini Hz. Âişe haber vermiştir. Hadîs-i şerîfde (Dîninizin üçde birini Humeyrâdan öğreniniz!) buyuruldu. Resûhullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, Hz. Aişeyi çok sevdiği için, ona (Humeyrâ) derdi. Eshâb-ı kirâmdan ve Tabiînden çok kimse, Hz. Âişeden işitdikleri hadîs-i şerîfleri haber vermişlerdir. Urvetübni Zübeyr hazretleri buyuruyor ki “Kur’ân-ı kerîmin ma’nâlarını ve halâl ve harâmları ve Arab şiirlerini ve neseb ilmini Hz. Âişe’den daha çok bilen kimse görmedim.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allahu Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Hazret-i Aişe-i Sıddıka radiyallah-u anha’nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin… Amin…

Fuad Yusufoğlu

Mescid-ül Haram (eski resim)

Hazret-i Aişe-i Sıddıka (Radiyallah-u anha) – 14

Eshâb-ı kirâm, hediyyelerini, Resûlullaha, Âişe’nin evinde getirip, böylece sevgisini kazanmağa yarışırlardı. Zevceler, iki grup idi. Âişe tarafında Hafsa, Safiyye, Sevde vardı. İkincisi, Ümm-i Seleme ve ötekiler idi. Bunlar, Ümm-i Seleme’yi Resûlul ılaha gönderip (Eshâbına emr buyur. Hediyye getirmek isteyen, hangi zevce yanında iseniz, oraya getirsin!) dediklerinde, Resûlullah buyurdu ki, “Beni, Âişe hakkında incitmeyiniz! Cebrâil “aleyhisselâm” bana. yalnız Aişenin yanında iken geldi.” Ümm-i Seleme, dediğine pişman olup, tevbe ve afv diledi. Fakat zevceler, Hz. Fâtıma (r.anha) ile de haber gönderdiler. Cevabında “Ey kızım, benim sevdiğimi, sen sevmez misin?” buyurdu. Fâtıma “Elbet severim” dedi. Cevâbında “O hâlde, Âişe’yi sev!” buyurdu. Âişe (r.anhâ)`buyurdu ki, Resûlullahın zevceleri arasında, Hadîceye (r.anhâ) gayret etdiğim gibi başkasına gıbta etmedim. Hâlbuki, onu görmemişdim. Çünkü, ölmüş olduğu hâlde, onun adını çok söylüyordu. Ne vakt bir koyun kesip dağıtsa mutlaka bir parçasını da Hadîce’nin akrabasına yollardı. Bunu görünce, bir defa (Allahü teâlâ, sana, sanki Hadîce’den başka kadın vermedi mi, hep onu söylüyorsun) dedim. “Evet, başka kadınlarım oldu. Fakat, o şöyle idi, böyle idi ve ondan çocuklarım oldu” buyurdu.

 Tirmüzi’de Musa bin Talha diyor ki, Hz. Âişe’den daha fasih, düzgün konuşanı görmedim. Resûlullahı medh eden şu iki beyt Hz. Âişe’nindir:

  Ve lev semi’û ehl-ü Mısre evsâfe haddihî,

 Lemâ bezelû fî sevmi Yûsufe min nakdin.

 Levîmâ Zelîhâ lev re eyne cebînehû,

 Le âserne bilkat’il kulûbi alel eydi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allahu Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Hazret-i Aişe-i Sıddıka radiyallah-u anha’nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin… Amin…

Fuad Yusufoğlu

Cennet-ül Baki’ mezarlığı (çok eski resim)

Hazret-i Aişe-i Sıddıka (Radiyallah-u anha) – 15

Mısırdakiler, onun yanaklarının güzelliğini işitmiş olsalardı. Yûsuf aleyhisselâmın pazarlığında hiç para vermezlerdi. Ya’ni, bütün mallarını, onun yanaklarını görebilmek için saklarlardı. Zelihâ’yı kötüliyen kadınlar, onun parlak alnını görselerdi ellerinin yerine kalblerini keserlerdi (de acısını duymazlardı).

 Hz. Âişe’nin şân ve şereflerinden birisi de Resûlullahın sevgilisi olmasıdır. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, onu çok severdi. Resûlullaha en çok kimi seviyorsun denildikde, (Aişeyi) buyurdu. Erkeklerden kimi? dediler. “Âişenin babasını” buyurdu. Ya’ni en çok Hz. Ebû Bekir’i sevdiğini bildirdi. Hz. Âişe’ye sordular ki, Resûlullah en çok kimi severdi. Fâtıma’yı severdi dedi. Erkeklerden en çok kimi severdi dediler. Fâtıma’hın zevcini buyurdu. Bundan anlaşılıyor ki, zevceleri arasında, Hz. Aişe’yi, çocukları arasında Hz. Fâtıma’yı, Ehl-i beyti arasında, Hz. Ali’yi, Eshâbı arasında ise, Hz. Ebû Bekir’i en çok severdi. Hz. Âişe buyuruyor ki, (Birgün Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” mübârek nalınlarının kayışlarını çakıyordu. Ben de iplik iğriyordum. Mübârek yüzüne bakdım. Parlak alnından ter damlıyordu. Ter damlası, her tarafa nûr saçıyordu. Gözlerimi kamaşdırıyordu. Şaşa kaldım. Bana doğru bakdı. “Sana ne oldu ki, böyle dalgın duruyorsun” buyurdu. “Yâ Resûlallah! Mübârek yüzünüzdeki nurların parlaklığına ve mübârek alnınızdaki ter danelerinin saçdıkları ışıklara bakarak kendimden geçtim” dedim. Resûlullah kalkıp yanıma geldi. Gözlerimin arasını öpdü ve “Yâ Aişe! Allahü teâİâ sana iyilikler versin! Beni sevindirdiğin gibi, seni sevindiremedim” buyurdu. Ya’ni, senin beni sevindirmen, benim seni sevindirmemden çokdur, dedi. Hz. Âişe’nin mübârek gözlerinin arasını öpmesi, Resûlullahı severek onun cemâlini anlıyarak gördüğü için aferin ve takdir olmaktadır. Beyt:

 Ne iyi o gözler ki, güzele bakmakdadır.

 Ne tâli’li o kalb ki, onun için yanmaktadır!

Devam edecek…

İslâm âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Hazret-i Âişe-i Sıddıka radiyallahu anha’nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

 

Âişe-i Sıddıka (r.anha) nın inşa ettiği mescid (Çok eski resim) Ten’im

Hazret-i Aişe-i Sıddıka (Radiyallah-u anha) – 16

Tabiînin büyüklerinden olan imâm-ı Mesrûk, Hz. Âişe’den gelen bir haberi bildirirken (Resûlullahın sevgilisi ve Ebû Bekir Sıddîkın kerîmesi olan Hz. Sıddîka buyuruyor ki) diyerek söze başlardı. Bazan da (Allahü teâlânın ve göklerde olanların sevdiklerinin sevgilisi diyor ki) derdi. Âişe (r.anhâ) kendisinin, ezvâc-ı tâhiratın hepsinden daha üstün olduğunu söyliyerek, Allahü teâlânın ni’metlerini sayar, öğünürdü:

 Bunlardan da bazıları şunlardır.

 1- “Resûlullah beni istemeden önce, Cebrâil aleyhisselâm, benim resmimi getirip gösterdi. ve bu senin zevcendir dedi” derdi.

 2- “Resûlullah gece namazı kılıyordu. Ben yanında yatmış idim. Bu hâl yalnız bana mahsûsdu (diyerek öğünürdü). Secdede, mübârek elleri ayaklarıma değince, ayaklarımı çekerdim.”

 3- “Resûlullahın zevceleri içinde, benden başka koca görmeden Resûlullah ile evlenen olmamıştır.”

 4- “Ezvâc-ı Tâhirât içerisinde, yalnız benim yanımda iken vahiy geldi. Resûlullah (s.a.v.) bazı zevcelerine, “Âişe’yi üzerek, beni incitmeyiniz! Biliniz ki, onun yatağında iken bana vahy gelmekdedir” buyurmuşdu.

 5- “Resûlullahın (s.a.v.) zevceleri arasında benden başka hiçbirinin hem babası, hem de annesi hicret etmiş değildir.”

 6- “Allahü teâlâ benim hakkımda Berâat âyetini nazil eyledi”

 7- “Resûlullah vefât ederken mübârek başları benim göğsümde idi.”

 8- “Resûlullah benim evimde vefât buyurdu.”

 9- “Benim odam Resûlullahın türbesi olmuştur.”

Devam edecek…

İslâm âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Hazret-i Âişe-i Sıddıka radiyallahu anha’nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu